10 kitap, 10 film: Manşetlerin ötesindeki İran'ın sesini dinlemek
Her gün savaş, yaptırım, rejim ve kriz başlıklarıyla andığımız İran, aynı zamanda şiirin gündelik hayata karıştığı, şair mezarlarının ziyaret edildiği, sinemanın dünyaya başka bir dil önerdiği, kadınların baskıyla hayat arasındaki çizgide yeni alanlar açtığı bir ülke. İran'ı tarih, edebiyat, sinema ve müzik aracılığıyla okumak, manşetlerin gölgesinde kalan o karmaşık ama canlı dünyayı görünür kılıyor.

İran'ı dışarıdan izlerken önce devlet görünüyor. Rejim, yaptırımlar, nükleer kriz, ahlak polisi, sokak protestoları, bölgesel gerilimler... Ama bu ülkeyi yalnızca bunlarla tanımlamak, birkaç on yılı alıp birkaç bin yılın yerine koymak gibi... Üstelik İran denen ülke, daha adında bile uzun bir tarih taşıyor.
"İran" adı uluslararası kullanıma ancak 1935'te girdi: Rıza Şah Pehlevi, "Aryan" kimliğini sahiplenerek dünyadan bu adı kabul etmesini talep etti. Söz konusu hamlenin bir yan etkisi oldu: Nazi Almanyası ortak Aryan kökeni gerekçesiyle İran'a yaklaştı. 1930'ların sonunda iki ülke arasındaki ticaret zirveye ulaştı; Alman mühendisler ve danışmanlar İran'ın demiryollarında, fabrikalarında, havaalanlarında boy gösterdi. Hitler, Rıza Şah'a imzalı fotoğraf gönderdi.
Yazının devamı Aposto Premium'da.
Premium üyeler tüm yazıları okur. Üye değilseniz, Magazine'e kaydolup kapakları ve seçilmiş yazıları e-postanızda alabilirsiniz.