Adam Phillips'in milenyum insanı eleştirisi: Kendimiz için çok fazlayız
Aşırı zenginlikten aşırı yoksulluğa, açgözlülükten fanatizme, mükemmeliyetçilikten bitmek bilmeyen arzularımıza... Psikanalist ve yazar Adam Phillips, "Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet"te çağımızı kuşatan aşırılıkların izini sürüyor. Belki de mesele çok fazla istememiz değil: “Kendimiz için çok fazlayız; açlıklarımızda ve arzularımızda, kederlerimizde ve bağlılıklarımızda, sevgilerimizde ve nefretlerimizde fazlayız.”

Ünlü İngiliz psikanalist yazar Adam Phillips aşırılıkları üzerinden günümüz insanının hali pür melalini özetliyor: Kendimiz için çok fazlayız; açlıklarımızda ve arzularımızda, kederlerimizde ve bağlılıklarımızda, sevgilerimizde ve nefretlerimizde fazlayız çünkü kendimiz hakkında sahip olduğumuz resme hissettiklerimizin çoğunu dahil edemiyoruz.
"Erdem, aklın belirlediği orta noktayı seçme alışkanlığıdır."
Kimi yazarlar sizin zihninizde karmaşayla hüküm süren düşünceleri belirginleştirir, eksiğini gediğini hâline yoluna koyar. Yarım cümlenizi parlak, keskin ve anlamlı ifadelere yükseltir, algınızı ve anlayışınızı besler.
Adam Phillips tam böyle bir yazar işte. Psikoloji ve psikanaliz konusunda yetkinliği bir yana denemeleri ve o denemelerin modüler birlikteliğinden oluşan kitaplarıyla kolay anlaşılıyor, ilgi görüyor ve okunuyor. Sanırım her bir kitabında hayatın aslından, tatlısı; acısıyla günlük hayatımızın sıkıntılı cephesine dokunduğu için bu böyle. Yargılarını özgürce verir, fikirlerini sarahatle ifade ederken sorumluluk almaktan da çekinmiyor.
Adam Phillips, öncelikle kitaplarının adları ve hayatın içinden tartışmaya açtığı meselelerle ilgi çekici. Yasak olmayan hazlardan, öpüşme, gıdıklanma ve sıkılmadan söz ederken, ilgiden, flörtten, evlilik ve değişimden, vazgeçmek ya da iyileşmekten, kaçmak ve iyilikten söz ettiğinde de sorgulamalarımızın merkezinde hayatın kendisi oluyor; sıradanlık düzeyinde küçük bir eylemin onu harekete geçiren sayısız sinir ucu olduğunu fark ediyor ve şaşırıyoruz.
Hatta bazı kitaplarının sağaltıcı, iyileştirici etkisinden de söz etmeliyim. Ortalama bir okurun bilgi, dikkat ve algısı dikkate alınarak yazılmış olsalar da, ruha iyi geliyor. O iyi gelen şey, selki de sözü edilen sorunların sadece bize ait olmadığını, gezegende sayısız insanın benzer durumlarla boğuştuğunu öğrenmenin yalnızlığı, umutsuzluğu kıran bir tarafı var.

Türkçeye çevrilmiş 14 kitabı bulunan İngiliz psikanalistin yazarlığı, (denemeleri bağlamında söylüyorum ve her ne kadar asıl mesleğini ölçme imkanımız olmasa da) en az psikolog ve psikanalistliği kadar parlak. Hatta sadık okurları arasında bir anket yapılacak olsa, kıvrak üslubu, zor meseleleri kolayca anlatmadaki maharetiyle yazarlığı, bir adım öne geçecektir.
Merhamet yorgunluğu
Bir psikolog, psikanalist ya da psikiyatristten beklentimiz en azından şudur: İçimizde yanlış giden şeyleri anlamasını, onları en azından daha katlanılabilir, daha zararsız hâle getirmesini isteriz. Mümkünse bizi esenliğe kavuştursun, her derde deva bir iksir sunsun diye bekleriz. Bununla da yetinmeyip bir hayat öngörüsü ortaya koysun, bize bir gelecek ufku çizsin isteriz.
- Adam Phillips'in bu beklentiler bağlamında yarattığı etki, bence görece güncel sorun ve durumları işleyerek sorunları ele alması.
Bir de bir kavram bütünlüğü kazandırdığı bazı durumları ifade edişi de çok etkileyici. Adam Phillips "merhamet yorgunluğu"ndan söz ediyor. Mesela yakın uzak sevdiğimiz insanlar, katledilen sokak hayvanları, yoksul ve mazlum halklar, bizi merhamet yorgunu yapıyor olabilir mi? Ve tedavisi mümkün bir şey mi bu?
Üzerine başlı başına bir kitap yazabileceği merhamet duygumuzun bizi nasıl tükettiği konusu başka bir kitabın olduğu kadar, başka bir yazının da konusu.
Radyo saatlerinin meyvesi
Alman-Yahudi kökenli, Britanyalı Marksist tarihçi Eric Hobsbawm, Phillips'in de kitabında hatırlattığı üzere, büyük savaşlar, sosyal ve siyasi devrimler, keşif ve icatlarla geçen yirminci yüzyılı "Aşırılıklar Çağı" olarak nitelemiş; yazdığı enfes kitabının başlığında kullanmıştı.
Mümkünse her şeyi bilmek, görmek, gezmek, sınırsızca tüketmek, haz almak istiyoruz. Ve mümkünse bunları sıfır bedelle yapmak istiyoruz. Bir zulüm çarkının tüm oyuklarına çilingir anahtarı gibi uyum sağlayıp yine de iyi ve doğru tarafta kalmış olmak istiyoruz. Bence en kahreden aşırılık biçimi bu, eni konu kötü biriyken iyi biri olduğumuzu tescil etmelerini istiyoruz etrafımızdan.
- Aşırılık bizzat bizden başlıyor, bir DNA zinciri gibi en büyük insani kümelere kadar eklemleniyor.
Phillips'in kitabının özgün baskıda adı On Balance / Dengede. Türkçe baskıda ilk bölümün başlığı kapağa taşınarak "Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet" denmiş. Bu tabirin zengin çağrışım gücü kullanılmak istenmiş, bence iyi de olmuş. Bir başka yayıncılık güzelliği, yazarın Yan Etkiler ve Naif Ruhlar kitabını da Türkçeye kazandıran Aydın Çavdar'ın bu kitaba da el atmış olması, alıştığımız ustalığı ve tadı da sağlamış.
Altı ana başlıkta kurgulanmış 14 yazı, aslında Adam Phillips'in BBC için yaptığı konuşmaların dökümlerinden ibaret. Bu yüzden de 14 yazının bütününden psikoloji terim ve kavramlarına uzak okurların da rahatlıkla anlayabileceği bir kitap çıkmış.
Adam Phillips, bir sohbet programının meyvesi olan kitabında aşırılığın türlerinin yanı sıra aşırılığın türleri, kendimiz için çok fazla olmak, katlanılmaz olmak, inanmak, dindarlık, fanatizm, sorunların aşırı yükünden uykuya sığınmak, okul-eğitim ve mutluluk ilişkisi, hakiki olma meselesi, çaresizlikler ve mükemmeliyetçilik gibi konulara değiniyor.
Aşırılıklarla çevrelenmiş olmak
Elbette bir psikolog ya da psikanalistin altı çizilecek ifadeler kullanması, sözleriyle bizi etki altına alması doğal. Ancak Adam Phillips bunu çok doğal ve içten bir biçimde yapıyor. İşte size aforizma tadında birkaç örnek:
- AŞIRILIK: Aşırılık artık her yerde: Aşırı zenginlik ve yoksulluk, cinsellikte aşırılık ve açgözlülük, aşırı şiddet ve aşırı dinî inanç... İnsanlar uçlarda olduklarında, her şeyi sınırlarına kadar zorluyorlar; aşırı olduklarında, her şeyi sınırlarının ötesine kadar zorluyorlar.
- AŞIRININ DA AŞIRISI: Aşırılığın bu garip özelliği bulaşıcı olmasıdır. İnsanları aşırılıktan bahsetmekten daha fazla aşırı yapan hiçbir şey yoktur.
- NEYİN DIŞINA ÇIKIYORUZ: “Aşırılık”, orijinal kullanımında “kapsama girmenin” zıddıdır. Ve bence bu da aklımızda tutmamız gereken bir husus olabilir: Kapsama girmek, istemeniz hâlinde bir şeye dahil olma özgürlüğüdür; aşırılık ise kapsam dışına çıkma özgürlüğüdür. Ama aşırı olduğumuzda neyin dışına çıkıyoruz?
- AŞIRI OLDUĞUMUZDA... “Geleneklerden [veya] mantıktan saparız”, sınırları “çiğneriz”, “haklarımızın” ötesine geçeriz; sözlüğün “yasaların, terbiye kurallarının veya ahlakın ölçüsüz ihlali” dediği duruma düşeriz, “terbiye dışı davranış” suçunu işleriz. Aşırı olduğumuzda, ne şekilde olursa olsun, uygun davranış olarak kabul edilen şeyden ayrılırız.
- LACAN'IN DA BİR DİYECEĞİ VAR: Fransız psikanalist Jacques Lacan şöyle söylemiştir: “Bir insan hiçbir zaman, hiçbir şekilde, başka bir kişinin aşırılıkları tarafından sıkıntıya düşürülemez; insan yalnızca ve her zaman, onların aşırılıkları kendisininkilerle çakıştığı için sıkıntıya düşer.” Psikanalitik bir bakış açısından, diğer insanların aşırılıkları bizi rahatsız eder, bizi heyecanlandırır çünkü kendimiz, korkularımız ve özlemlerimiz hakkında bizim için önemli bir şeyi açığa çıkarırlar.
- BİR AŞIRILIK BİÇİMİ OLARAK AÇGÖZLÜLÜK: Açgözlülük, seçim yapmaktan kaçınmanın bir yoludur: Her şeye sahipsem istediğimi seçmek zorunda kalmam. Ve istediğimi seçmek, diğer zevkler uğruna bazı zevklerden vazgeçmek anlamına gelir. O halde açgözlüyüz çünkü ihtiyacımız olanı kaybetmekten korkuyoruz; bunun doğru şey olmadığından korkuyoruz.
- FANTEZİLER VE AŞIRILIKLAR: Fantezilerimiz o kadar tatmin edicidir ki bir inziva, gerçeklikten kaçtığımız bir sığınak hâline gelebilirler. Başka bir deyişle, fantezilerimiz aşırı cinsel olmadığımızı ancak diğer insanlardan aşırı derecede korktuğumuzu ortaya çıkarabilirler. Fantezilerimiz bir yandan arzularımızı formüle eder (genellikle kılık değiştirmiş bir biçimde), bir yandan da onları gerçekleştirmeyi büyük ihtimalle imkansız hâle getirirler.
- HÜSRANA UĞRADIĞIMIZ İÇİN İSTEMEYE DEVAM EDERİZ: Her zaman sahip olabileceğimizden fazlasını isteriz ancak arzularımızın ne kadar gerçekdışı olduğunu fark etmektense, bizi hayal kırıklığına uğrattığı için dünyayı suçlamaya daha meyilliyizdir. Ama arzumuz neden aşırı olsun ki? Bunun bir nedeni, hayal kırıklığımızın bizi ayakta tutması olabilir; asla gelmeyecek bir tatmin umarak arzulamaya devam ederiz veya asla gelmeyeceğine kendimizi inandırırız. Hüsrana uğradığımız için istemeye devam ederiz.
- DURUM: Aşk ve cinsellik arzumuz doyumsuzdur. Sorun bu değildir, durum budur (...) Kendimiz için çok fazlayız; açlıklarımızda ve arzularımızda, kederlerimizde ve bağlılıklarımızda, sevgilerimizde ve nefretlerimizde fazlayız çünkü kendimiz hakkında sahip olduğumuz resme hissettiklerimizin çoğunu dahil edemiyoruz.
Gözlerimizi kısıp bakarsak...
Aşırılıklardan söz edince aşırılıkları doğrudan bağlayan bazı fiiller geliyor aklıma. Aşırılıkla ilgili başlıca fiillerimizi istemek (sevmek, arzulamak, hükmetmek, üstün zekalı, esprili, ilgi çekici-sağlıklı-fit-güçlü olmak) tüketmek (yemek, gezmek, eğlenmek) ve ölümden, ölüm fikrinden uzak kalmak olarak özetleyebiliriz.
- Çocukluğumuzda “acımızı hafifleten” beslenme isteği büyüdükçe dallanır budaklanır. Sanırım bu piramidin zirvesine de “ölümsüz olma hevesi” çöreklenmiştir.
Sinema kültürümüzden dilimize yerleşen bir tabir var; arzular şelale! Sanırım bu deyiş insan arzularının hem aralıksız hem gürültülü bir biçimde akıp gittiğini, gözleri boyayıp, akılları baştan aldığını anlatan harika bir deyiş değil mi?
Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet / Adam Phillips / Ayrıntı Yayınları