Clayface: Kendini yontan bir süper kötü
DC’nin yeni filmi "Clayface", bir süper kötünün hikayesinden yola çıkarak beden, kimlik ve bilinç arasındaki sınırları sorguluyor. DC'nin daha karanlık sularda yüzdüğü "Joker" ve "The Batman" ile aynı damarda ilerleyen film, Matt Hagen isimli bir aktörün yüzü parçalandıktan sonra dönüştüğü "Kil Adam"ın izini sürüyor.

Film: Clayface
Yönetmen: James Watkins
Yapım yılı: 2026
Süre: 108 dakika
DC'nin yeni filmi Clayface, ilk olarak 1940'larda ortaya çıkan ve pek çok farklı versiyonu bulunan aynı adlı karakterin köken hikayesini konu alıyor. Senaryosunu günümüz korku sinemasının önemli isimlerinden Mike Flanagan ile Hossein Amini'nin yazdığı filmin yönetmen koltuğunda ise Speak No Evil'le tanıdığımız James Watkins oturuyor. Flanagan'ın DC'ye sunduğu proje, temelde Batman: The Animated Series’in iki bölümlük "Feat of Clay" hikayesinden esinlenmiş olsa da, aslında farklı Clayface karakterlerini biraraya getiren karanlık bir beden korkusu (body horror) filmi.
Matt Hagen isimli bir aktörün yüzü parçalandıktan sonra dönüştüğü "Kil Adam"ı konu alan film, DC'nin daha karanlık sularda yüzdüğü Joker ve The Batman ile aynı damarda ilerliyor. Hem anti-kahraman hem de bir vigilante olması nedeniyle Clayface'i Joker'le birlikte düşünmek mümkün. DC'nin açtığı bu kanal, daha önceki örneklerde yalnızca "Batman'in düşmanları" olarak görülen ve çoğunlukla karikatürize edilmiş, psikolojik derinlikten yoksun bir şekilde resmedilen bu anti-kahramanlara yeni bir gözle bakıyor.
Hem Joker hem de Clayface bu karakterlerin kötü, zalim ve intikamcı taraflarının kökenine inmeyi ve bunu yaparken basit ahlaki ikiliklerin ötesine geçmeyi amaçlıyor. Popüler kültüre mâl olmuş bu hikayeleri günümüzün siyasi ve kültürel atmosferi üzerinden ve çok daha gerçekçi bir estetikle yeniden yorumlayan bu filmler, bu figürlere sınıfsal -ve yer yer politik- bir perspektif kazandırmayı amaçlıyor. Bu "güncellemeyi" ne ölçüde yapabildikleri başka bir tartışma konusu olsa da, Clayface'in Joker'e kıyasla psikolojik derinlik ve karakter arkı açısından çok daha zengin olduğunu söylemek mümkün.
Bunun sebeplerinden biri, Clayface'in yıldız oyuncular yerine daha az tanınan aktörleri tercih etmesi, bu sebeple yıldız etrafında değil, karakter ve hikaye etrafında bir anlatı kurması. Bir diğer sebep ise Clayface'in Joker'e kıyasla popüler kültürde çok daha az yer bulan bir karakter olması ve geçmişten gelen bir temsil yükü taşımaması.

Filmin kahramanı Matt Hagen, yoksul bir aileden gelip yeteneği ve yakışıklılığı sayesinde yükselmiş bir oyuncudur. Matt, aldığı Oscar adaylığı sonrasında katıldığı bir partide şehrin en güçlü mafya patronunun (Szabo) sevgilisiyle beraber olur. Szabo ve adamları Matt'in yüzünü paramparça eder ve menajerinden avukatına kadar tüm sektör Hagen’e yüz çevirir. Watkins, Matt'in yokuş aşağı gittiği bu bölümü hızla geçer. Köken hikayelerinin klasik başlangıcıdır çünkü bu kısım: Herkes tarafından yüzüstü bırakılan ve hayatı tepetaklak olan bir süper kahraman/kötü ve onun yavaş yavaş alevlenen intikam ateşi. Hollywood'un ve Los Angeles'ın sahte güneşiyle aydınlanmış, palmiyeler altında başlayan bu bölüm, çok geçmeden yerini Gotham'ın puslu, kirli ve karanlık sokaklarına bırakır. Beş parasız kalan Matt, çareyi Dr. Caitlyn Corr'un deneme aşamasındaki ilacında bulur. Yapay zeka destekli bir nanoteknoloji ve hücresel yenileme sisteminden oluşan bu tedavi, nihayet bizi Clayface ile tanıştırır.
Süper kahramanları ve kötüleri "süper" hâle getiren teknolojiler, mutasyonlar, radyoaktif maddeler, zehirli fıçılar, ters giden deneyler... Tüm bunlar, kendi başlarına doğrudan kötülük üretmez; yalnızca ölümlülüğü, kusurluluğu ve kırılganlığıyla var olan insana bir dev aynası sunar. Süper kahramanlar çoğunlukla bu aynada gördükleri imgeyle daha iyi baş edebilen, "büyük gücün büyük sorumluluk gerektirdiğinin" farkında olan, toplum tarafından terk edilmemiş ve ötekinin şiddetiyle yüz yüze gelmemiş, sınıfsal olarak da ayrıcalıklı karakterlerdir. Toplumsal şiddeti en çıplak hâliyle yaşayan süper kötüler ise, bu aynadaki dev imgesine tutunur, onu yaşadıkları tüm travma ve şiddete yara bandı yapar.
Özel güçler, temelde insanın kendi karanlık tarafı ve bastırdığı arzu ve korkularıyla ilgili bir test gibidir. Clayface, Matt Hagen'i tam olarak böyle bir ikilemin içine sokar. Matt filmin başında bize kibar, masum ve "temiz yüzlü" bir karakter olarak tanıtılır. Hatta belki fazla masum, fazla iyi. Yüzüyle var olan, dolayısıyla yüzünü kaybettiğinde kaybolmaktan, ölmekten korkmayan birine dönüşür Matt; bu nedenle tehlikeli bir tedaviyi kabul eder, hatta aşırı doz alarak kendini Clayface'e dönüştürür.
Yapay zekayla çalışan hücreler, hikaye ilerledikçe Matt'i sadece bedenen değil, ruhen de onarmaya çalışır. Hiçbir parçasının, bir damla kanının bile onu bırakmadığı, tuhaf bir bedene sahip olur böylelikle Matt. Tıpkı bedeni gibi, ruhu da geride kalan parçalarını tek tek toplamaya başlar, intikam ateşi harlanır ve köken hikayesi tamamlanır.
Filmin üzerine düşündüğü önemli meselelerden biri ruhun parçaları. Beden kan ve deriyle korunuyorsa, ruhu koruyan, onu dağılmadan ayakta tutan nedir? Ruh bedeni, beden ruhu koruyabilir mi?

Bir sahnede Matt, yüzünü parçalayan Szabo'nun bir görüntüsünü görür; göz kapakları, gözlerini yeni deri parçaları üreterek kapatmaya çalışır ve yüzü deforme olur. Sakinleştiğinde ise eski hâline döner. İçindeki yeni "yapay" hücreler, yaratılış amaçlarına uygun hareket eder, yalnızca bedeni değil, ruhu da iyileştirmeye çalışır - özellikle ruhun acısı bedene tehdit hâline geldiğinde. Bir noktadan sonra Matt, intikam peşine düşerek ahlaki açıdan daha muğlak bir alana kayar. Hızla şekil değiştirmeye başlayan Matt, istediği herkesin yüzünü ve bedenini taklit edebilmeye başlar. Sorarız:
"Bu Matt mi? Yoksa içindeki hücreler mi? Yoksa yerini aldığı insanların bilinci mi?"
İçine aldığı ilaç (ya da zehir) Venom gibi kendi iradesine ve aklına sahip bir varlık mı? Yoksa yalnızca Matt'in bastırdığı arzularını ve korkularını ortaya çıkaran bir araç mı? Burada film ilginç bir karakter dönüşümü ortaya koyuyor. Daha önce yalnızca bilinçdışıyla hareket eden, rüyalarda ve kabuslarda beliren, yani Matt’in hiçbir şekilde denetleyemediği yapay hücreler, giderek onu kontrol etmeye başlıyor. Ancak sorular hâlâ cevapsız:
"Matt kontrol eden mi, yoksa kontrol edilen mi? Matt bilinçdışına teslim mi oluyor, yoksa onu tercih mi ediyor?" İyi ve masum, temiz yüzlü oyuncunun bastırdığı tüm zalimlik, bir bahane bularak özgürleşiyor mu? Matt için hücreler yalnızca bir kılıf mı?
Film bu soruların hiçbirine tam olarak cevap vermiyor. Filmin özellikle ikinci yarısında, en başta tanıştığımız karakteri tanıyamaz hâle geliyoruz ve tüm bu sorular art arda sıralanmaya başlıyor zihnimizde.
Süper kahraman/kötü hikayelerinin öncüllerinden biri olan Dr. Jekyll ve Bay Hyde, aslında kendi karanlık tarafıyla yüzleşemediği için ikinci bir ben yaratan Jekyll'ın ikiyüzlülüğünü yansıtır. Karanlık arzularını ve korkularını kendine yakıştıramayan Dr. Jekyll, tüm bu dürtülerini Hyde sayesinde hayata geçirir - böylece sorumluluk almaktan kurtulur. David Huckvale, bu mitik hikaye üzerinden yapay zekaya dair bir saptama yapar. Yapay zeka insan değildir, çünkü Bay Hyde'a ihtiyacı yoktur. Bilinçtir, bilinçdışı yoktur. Rasyoneldir, dürtüleri yoktur. Yapay zekayla dönüşen Clayface ise insan-yapay ayrımına dair sorumluluk, irade, kimlik ve bilinç kavramları üzerinden kafa karıştırıcı ve zengin bir vaka sunar bize.
Bedenini bir hamur gibi yoğuran, bir heykeltıraş gibi oyup yontan Clayface'in hakikatine ulaşmak, film ilerledikçe giderek zorlaşır. Matt'in kendi sözleriyle, tıpkı yapay hücreler gibi, o da artık "mükemmel bir oyuncu" olmuştur. O başkaları oldukça, onları oydukça, onları oynadıkça, zamanla bir hiç kimseye dönüşür, bilinç ve bilinçdışı aynıdır artık. Sonuçta hakiki olanın Jekyll mı Hyde mı olduğunu kim bilebilir ki?
Benzer işler:
Joker (2019, Todd Phillips)
The Fly (1986, David Cronenberg)