Duyuların yasını tutan modern bir manifesto: Han Kang'tan ‘Yunanca Dersleri’
Hiper hızlı girişimcilik, parlak zeka yanılsaması, piyasa ekonomisi, savaşlar… Han Kang son kitabı "Yunanca Dersleri"nde tüm bunlara karşı “beden” diyor. Narsisist bir benliğe karşı toz olsa bile fosfora dönüşüp toprağa karışabilecek kudrette olan bedeni hatırlatıyor bize. Eski Yunanca gibi, bedene duyulan saygının da çok eski zamanlarda kaldığını söylüyor.

Görülenin ve duyulanın ötesinde buluşabileceğimiz bir zemin var mı? Duyularımızdan birini yitirdiğimizde hangi yollarla iletişim kurabilir, ötekine nasıl ulaşabiliriz?
Han Kang, diğer romanlarında olduğu gibi Yunanca Dersleri’nde de koşulların zorlaştığı, yoksunluğun sert biçimde hissedildiği ve olmaz sanılanın başa geldiği bir anda karakterlerini bedene sığınmaya, bedene çekilmeye yönlendiriyor. İşte bu noktada, dünya ile ilişkimizi kestiğimizde neye dönüşüyoruz? Orada hâlâ duyumsanan, hissedilen bir yer var mı?
Yazının devamı Aposto Premium'da.
Premium üyeler tüm yazıları okur. Üye değilseniz, Magazine'e kaydolup kapakları ve seçilmiş yazıları e-postanızda alabilirsiniz.