Édouard Louis’den 'Monique Kaçıyor': Bir hayatı terk etmek için ne gerekir?
Édouard Louis’nin önümüzdeki ay Can Yayınları'ndan çıkacak "Monique Kaçıyor" romanı tek bir yerden okunabilecek bir kitap değil. İçinde bir kaçış hikayesi var ama o hikayeyi mümkün kılan koşullar da var. İçinde bir umut var ama o umudun ne kadar kırılgan olduğu da sürekli hissediliyor. Louis, hikayeyi bitirmek yerine onu açık bırakmayı tercih ediyor. Okuru rahatlatmak yerine biraz huzursuz bırakıyor. Bu huzursuzluk da metnin asıl gücü.

Édouard Louis’nin yazarlığını anlamak için en başa, o ilk kırılmaya dönmek gerekiyor. Eddy’nin Sonu bir çıkış kitabı olduğu kadar bir kopuşu temsil ediyor. Ama bu kopuş, geride bırakılan dünyayla bağları kesen temiz bir ayrılık değil, aksine o dünyayı yanında sürükleyen, onu sürekli yeniden yazan bir kopuş.
Bu aradalık hissi, onun metinlerini edebi oldukları kadar politik ve etik bir zemine de yerleştiriyor. Çünkü Louis’nin yaptığı şey bir hayatı anlatmakla sınırlı kalmıyor, o hayatı mümkün kılan koşulları görünür kılmaya çalışıyor. Şiddeti bireysel bir sapma olarak değil, bir düzenin sonucu olarak okuyor. Erkekliği, yoksulluğu, aşağılanmayı, suskunluğu birer karakter özelliğinden daha çok bir sistemin ürettiği davranışlar olarak ele alıyor. Bu bakış, metinlerine belirli bir sertlik veriyor. Ama aynı zamanda bir açıklık da sağlıyor. Okur, anlatılan şeyin yalnızca “birinin başına gelenler” olmadığını hissediyor.
Yazının devamı Aposto Premium'da.
Premium üyeler tüm yazıları okur. Üye değilseniz, Magazine'e kaydolup kapakları ve seçilmiş yazıları e-postanızda alabilirsiniz.