
Ömer Şentürk
Editör ve çevirmen. İstanbul'da doğdu, lisans eğitimini Galatasaray Üniversitesi Felsefe bölümünde birincilikle tamamladı. Jacques Derrida'nın konukseverlik seminerlerinde Platon etkisini araştırmak için bir yıl Paris 1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi'nde eğitim aldı. Farklı yayınevlerinde çevirmenlik ve çeviri editörlüğü yapmasının yanı sıra Eurosport Türkiye'de yol bisikleti, tenis ve snooker anlatıyor.
12 YAZI · TÜM YAZARLAR →
Norm: The Tale of Norm Macdonald: Şakanın sonunu beklerken
"Norm: The Tale of Norm Macdonald" bazen tanıdık görüntülerin rahatlığına fazla güveniyor, bazı güç soruların üzerinde daha uzun durabilecekken yeni bir şakaya geçiyor. Yine de Norm’la vakit geçirme duygusunu yakalıyor.

Baş karakterini unutan film: Unabomber
Kurucu şiddetin öğle vakti: Kan Meridyeni
Cormac McCarthy’nin 1985’te yayımlanan büyük romanı "Kan Meridyeni"ni okurken insanın aklına zaman zaman şu tuhaf düşünce geliyor: Belki "Dünya masumdu ve biz onu bozduk" anlatısı baştan beri fazla iyimserdi.

Giyotin üzerine düşünceler: Ölüm ve cezası, Camus'nün külliyatında nerede duruyor?
Albert Camus’nün en ünlü metni "Yabancı"nın François Ozon tarafından çekilen beyazperde uyarlamasında bir sahne var: Meursault’nun annesi, babasının Meursault küçükken bir idamı seyretmeye gidişini anlatıyor. Albert Camus’nün "Giyotin Üzerine Düşünceler" metni tam da bu anıyla açılıyor. Ölüm cezası, Camus’nün külliyatının geri kalanında da ikincil bir mesele olmanın çok ötesine geçiyor.

Édouard Louis’den 'Monique Kaçıyor': Bir hayatı terk etmek için ne gerekir?
Édouard Louis’nin önümüzdeki ay Can Yayınları'ndan çıkacak "Monique Kaçıyor" romanı tek bir yerden okunabilecek bir kitap değil. İçinde bir kaçış hikayesi var ama o hikayeyi mümkün kılan koşullar da var. İçinde bir umut var ama o umudun ne kadar kırılgan olduğu da sürekli hissediliyor. Louis, hikayeyi bitirmek yerine onu açık bırakmayı tercih ediyor. Okuru rahatlatmak yerine biraz huzursuz bırakıyor. Bu huzursuzluk da metnin asıl gücü.

Camus ile Ozon arasında: Postkolonyalizmin 'Yabancı’sı olur mu?
Ertesi zamanın içinde yaşamak: Béla Tarr'ın vedası
Macar yönetmen Béla Tarr, 6 Ocak 2026’dan beri aramızda değil ama filmlerinin zamanı hâlâ bizim zamanımız. Büyük anlatıların dağıldığı, hızın gözlerimizi kör ettiği, telafilerin ucuzladığı bu çağda Tarr’ın sineması hâlâ aynı şeyi fısıldıyor: Dur. Bak. Dinle. Bir şey olmasını bekleme. Olan şeyin içinde kal. Bu teklif, umut satmıyor ama dünyayı terk etmemeyi öneriyor.

Kıyametin içinde sanat: Nobel Edebiyat Ödülü'nün yeni sahibi László Krasznahorkai

Anne de Marcken'in 'Sonsuza Dek Sürüyor, Derken Bitiyor'u üzerine
Metis Yayınları'ndan çıkan Anne de Marcken imzalı "Sonsuza Dek Sürüyor, Derken Bitiyor"un ilk baskısı önemli bir satış rakamına ulaştı. 2024 Ursula K. Le Guin Kurgu Ödülü'nün de dahil olduğu pek çok ödül alan kitap, yazarın tercih ettiği motifler, bilmeceler ve sürreal olarak tanımlanabilecek anlatı tercihleriyle oldukça cesur bir deneme.
Dünyayı kamerada taşımak: Werner Herzog
Venedik Film Festivali, yıllar sonra Werner Herzog’a Yaşam Boyu Başarı Ödülü verdi. Peki bu bir ödül mü, yoksa sinemanın kendi vicdanıyla yüzleşmesi mi? Çünkü Herzog, yalnızca bir yönetmen değil, sinemanın işçisiydi. Onun taşıdığı kameranın yükü, yalnızca bataryası ya da lensi değildi. Yüklendiği anlamdı. İnattı. Direnişti. Acıydı. Geriye bakıldığında, Herzog’un tüm kariyeri boyunca yaptığı şey, sinemanın unuttuğu şeyleri hatırlatmaktı.

Kayıp bir yönetmenin peşinde: Diao Yinan
Çinli yönetmen Diao Yinan, çağdaş Çin sinemasında tür filmine biçimsel ve düşünsel ağırlık kazandıran en özgün isimlerden biri. Onun sineması, yavaşlığa, düşünceye, boşluklara ve sezgiye dayalıdır. Büyük anlatıların, net çözümlerin ve kolay karakter çözümlemelerinin dışında durur. Diao, karanlığın içinde yalnızca gölgeyi değil, o gölgenin taşıdığı anlamı da arar.

Yüzleşmeye çağıran bir fotoğraf sanatçısı: Sebastião Salgado
23 Mayıs'ta hayatını kaybeden fotoğraf sanatçısı Sebastião Salgado'nun eserleri, yalnızca geçmişin izini sürmez; izleyiciyi şimdiyle yüzleştirir, geleceği yeniden kurmaya çağırır. Ve bu çağrı, bir iz olarak kalmaz; zihne, belleğe ve vicdana yerleşir.
Zarif, sade ve seçkin
bir yaşam rehberi.
Aposto Magazine haftada 3 gün e-posta kutunda.