YEME İÇME

Renata Salecl'ten 'Kabalık Çağı': Nezaketsizlik bu çağın yeni normali mi?

Renata Salecl, birçok kitabında neden sonuç bağlamında gündeminde tuttuğu neoliberalizm değişmezini, yeni kitabı "Kabalık Çağı"nda da pergelin sabit ayağı olarak kullanıyor. Bireyselden toplumsala yeni liberal düzenin yarattığı sosyal erozyonu incelerken deyim yerindeyse çuvaldızı hem dayatılmış neoliberal düzene hem de onun heveslisi, faili, sürdürücüsü ve kurbanı durumundaki günümüzün şaşkın bireyine batırıyor.

SONER CAN
DUENDE · 14 EYLÜL 2026
3 DK OKUMA

Toplumsal hayatta en çok şikayet edilen konular hoyratlık, kabalık ve nezaketsizlik. Peki kim üretiyor onca kabalığı? Elbette zamanı ve yeri gelince her birimiz. Sloven filozof Renata Salecl, Kabalık Çağı adlı kitabında kabalığın en yaralayıcı biçimlerini sıralıyor: Alenen hor görme, aşağılama, kayıtsızlık, başkalarını küçümsemekten zevk alma, tanımazlıktan gelme. Belki bunlara ben de şunu ekleyebilirim: Bir lütuf biçimine bürünen nezaket...

  • Türk Dil Kurumu "kabalık" sözcüğünü, "nezaketsiz davranışlarda bulunma" diye tarif etmiş. Yani koca bir kurumun sözlüğü "kabalık" sözcüğünü kabaca tarif edivermiş. Tarifi kısa tutma kaygısıyla neredeyse hiç önemsememiş. Üstelik yaptığı tanımı da de başka tariflere muhtaç bırakarak... 

Bazen yetersizlik bile kabalık içerir. Yeterince ilgilenmemek (mesela dinler görünmek, yardımsevermiş gibi davranmak, iyi biriymiş gibi rol kesmek) kabalığın arsızlık boyutunu oluşturur. 

Sloven çağdaş filozof Renata Salecl, Seçme İkilemi, Kaygı Üzerine, Yerinde Saymak, Cehalet Tutkusu gibi kitaplarıyla yeni neoliberal düzenin yarattığı toplumsal mutasyona ayak uydurmaya çalışırken oradan oraya savrulan günümüzün umutsuz bireyleri için rasyonel bir çıkış noktası arıyor.

Renata Salecl, birçok kitabında neden sonuç bağlamında gündeminde tuttuğu neoliberalizm değişmezini, yeni kitabı Kabalık Çağı'nda da pergelin sabit ayağı olarak kullanıyor. En bireyselden toplumsala yeni liberal düzenin yarattığı sosyal erozyonu incelerken deyim yerindeyse çuvaldızı hem dayatılmış neoliberal düzene hem de onun heveslisi, faili, sürdürücüsü ve kurbanı durumundaki günümüzün gündoğumundan batımına değişen dünyasının şaşkın bireyine batırıyor.

Ancak şu önemli ayrıntının da her yazısında altını çizerek: Neoliberalizm sadece bireyleri ve toplumları daha "kaba", düşüncesiz, haris ve bencil varlıklar hâline getirmedi. Demokrasi kisvesiyle dünyanın dört bir yanında büyük birer derebeyliği gibi yönetilen kaba, hoyrat, despot iktidarlar türedi. Ben size Macaristan'ı, Brezilya'yı, Rusya'yı, Çin'i İran'ı sayayım gerisini siz getirirsiniz zaten.

Kabalık artık gözümüze sokuluyor

Yazının bağlamına dönersek... Günümüz bireyinin nezaketsizliğine ve bu kabalık biçimini "yeni normal" olarak yürekten benimsemesine sayısız örnek verilebilir. Sosyal medyada 180 bin lira cezayla sonlanan trafik kavgası videolarını gözünüzün önüne bir getirin. O videolarda şu içinde yaşadığımız hayatta şahit olduğumuz kabalık biçimlerine dair her şey var. Adeta her biri vahşet, gaddarlık, zalimlik ve zorbalık belgeseli gibi. Olmayan tek şey asgari düzeyde vicdan, nezaket ve saygı. 

Kabalığın en ileri sınırları zorlayan, mutasyona uğramış, tarifi mümkün olmayan tarafları da var. Mesela kabalığın nezaket örtüsüne büründüğü durumlar. Tezgah arkasındaki kimi satıcıların "Buyur ablamm!" deyişi ya da sosyal medyada olağan akışın içinde, pat diye gözünüze sokulan bir gönderide, hiç tanımadığınız birinin bir becerisini ya da satış yaptığı ürünü pazarlarken "Arkadaşlar" diye seslenmesi...

Salecl, kitabının Türkçe baskısı için yazdığı önsözde Türkiye üzerinden de örnekler verirken giderek dozunu artıran kabalığımızın nedenlerini sıralıyor:

"İnsanlar (modern kültürde) birbirleriyle rekabet etmeye, kendilerine güvendiklerini göstermeye, bağımsızlıklarını kanıtlamaya zorlanıp duruyor. Böyle bir dünyada nezaket; naiflik, hatta zayıflık gibi görünebilir. Ama belki de tam bu yüzden önemlidir. 'Kimseye hiçbir şey borçlu değiliz' şeklindeki hayal aleminden çıkma düşünceyi sekteye uğratır çünkü.

[...] Kabalığın yaşandığı farklı sahneler arasında dolanacağım: Gündelik karşılaşmalar, işyerleri, siyaset, tüketim kültürü, dijital iletişim, hatta kendimizle ilişkimiz. Kabalığı neyin bu kadar makbul kıldığını, bunun kabalıkla yaşamayı öğrenen toplumlar hakkında hangi gerçekleri ortaya çıkardığını sorgulayacağım. Neoliberal kapitalizm bu soruya verilecek tek yanıt değil ama bu ortamın normal görülmesinde payı var. Kendimizi geliştirilmesi gereken birer proje, reklamı yapılacak birer marka, sonsuz rekabet içindeki birer yarışmacı gibi görmeye itildik. Herkes başarısından da başarısızlığından da kendi sorumlu tutuluyor, başkalarının rakip, hatta engel gibi görülmesi işten bile değil. Neoliberalizm ikliminde nezaket ve sabır yetersizlik gibi görülmeye başladı, hatta bazen özür dilemek bile itibar kaybı olarak değerlendiriliyor."

Salecl'in eksiksiz panoramasına küçük bir ekleme de ben yapayım: Stratejik kabalık! Yani bir silah olarak kenarda bekletilen kabalık. Hani vardır ya, "Açtırma benim bayramlık ağzımı" dedikten sonra nezaketini yedeğe alıp içindeki bütün çirkinliği kusanlar... O durumda nezaket ile kabalık göz açıp kapayana kadar yer değiştirir, eliniz ayağınız birbirine dolanır.

Kabalığın sahiden de bir sınırı var mıdır bilmiyorum. Eğer varsa bu konunun zirvesi, nezaketin bir lütuf olarak sergilenmesi olsa gerek. Bu gizli kabalık, fena hâlde ikiyüzlülük, samimiyetsizlik, kibir ve duygu dolandırıcılığı içerir. Dolayısıyla pek can yakar.

Toplumu birarada tutan nedir?

Çağımızın en büyük alamet-i farikasının kabalık olduğunu söyleyen Renata Salecl, bu tamlamayı kitabına isim olarak koysa da umutsuz olmamamız gerektiğini de sık sık tekrarlıyor:

"... amacım umutsuzluğa kapılıp her şeyin kötüye gittiğini söylemek değil. Kabalığı incelemek aslında nasıl toplumları savunmak istediğimizi sormaktır. Öfkenin bazen gerekli olduğunu unutmamalıyız, silkinip apatiden (insanın çevresinde ve olaylara karşı derin kayıtsızlığı) sıyrılmamızı sağlar neticede... Toplumu bir arada tutan şey, çoğu zaman fark edilmeyen ama birbirimizin varlığını fark edip tanımamızı sağlayan ufak çaplı hareketlerdir, yani hiçbir piyasada kendi başına üretilemeyecek nezaket davranışları."

Salecl, bu umudun çerçevesini Gramsci'den yaptığı bir alıntıyla çiziyor:

"Bugün aklın karamsarlığına, iradenin iyimserliğine her zamankinden çok ihtiyacımız var. Ama o iradeyi nasıl koruyacağız, asıl soru bu."

Kabalık Çağı, "Neoliberalizmin Patolojisi", "Vahşi Kapitalizm", "Nezaketin Maskesi Düşünce", "Uyuşukluk" ve "Dünya Nereye Gidiyor?" başlıklarıyla beş ana bölüme ayrılmış; bölümlerde bir roman ritminde ve akıcılığında okunabilecek 24 yazı var. 

Bu yazıların en ilgi çekicileri ise şu başlıklarla sunulmuş: Mecburen Mutlu, Büyüklenmek, Mükemmeliyetçilik Tiranlığı, Dostluk Bankları, Zevklerin Evrenselleşmesi, Acımak Yok: Ne Kendimize Ne Başkalarına, Orijinal İmitasyon, Sömürüye Duyarsızlık, Doğal Görülendeki Şiddet, Uyuşukluk ve Otoriterizm, Dinginlik İsteği, Boş Yer Olarak İktidar ve Felaketbilimi.

Renata Salecl kimdir?

Sloven filozof Renata Salecl, öncelikle bir sosyolog ve hukuk kuramcısı. Ljubljana Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kriminoloji Enstitüsü'nde araştırmalar yapıyor ve aynı zamanda Londra Üniversitesi Birkbeck Koleji'nde profesörlük görevini yürütüyor. 

Kitapları 15 dile çevrilen ve 2017 yılında Sloven Bilimler Akademisi üyeliğine seçilen Salecl, 90'ların başlarında aktif siyasetle ilgilendi, Slovenya Sosyalist Gençlik İttifakı - Liberal Parti listesinden milletvekilliğine adaylığını koydu. Daha sonra parti siyasetini terk etti, akademik çalışmalara ağırlık verdi, kitaplar yazdı. Köşe yazılarıyla farklı ülkelerdeki medya mecralarında tanındı. 

Ünlü Sloven Marksist-Lacancı filozof Slavoj Žižek ile evliliği boşanmayla noktalandı. Çiftin bu evlilikten bir çocukları oldu.

Zarif, sade ve seçkin
bir yaşam rehberi.

Aposto Magazine haftada 3 gün e-posta kutunda.

Zevk, zanaat ve ritüel üzerine satırbaşları, keşifler ve incelemeler.