
Tuba Büdüş
1985 doğumlu Tuba Büdüş, lisans eğitimini 2005 yılında tamamlamıştır. 2015 yılından bu yana sinema üzerine yazılar kaleme almakta; eleştiri, inceleme ve kuramsal metinleriyle çeşitli çevrimiçi sinema platformlarında ve basılı yayın organlarında yer almaktadır. Yazıları Arka Pencere Mecmua, Sinema Se7en Mecmua gibi dergilerde, ayrıca çeşitli kitap ve akademik dergilerde yayımlanmıştır. Şu sıralar Fil’m Hafızası platformunda düzenli olarak yazmakta ve platformun Yazı İşleri Ekibi'nin liderliğini sürdürmektedir. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nde yüksek lisans eğitimini tamamlamış; bu süreçte özellikle uyarlama, feminizm ve veganizm temalarına odaklanmıştır. 2025 yılında Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) ve FIBRESCI üyesi olmuştur. Yazınsal üretimlerinin yanı sıra çeşitli film gösterimleri, söyleşiler ve panellerde moderatörlük yapmakta; podcast ve video serileri hazırlamakta, sinema okuryazarlığını artırmaya yönelik atölye ve workshop çalışmalarını da yürütmektedir.
7 YAZI · TÜM YAZARLAR →
Furious: Öfkenin kadından kadına aktarılan kanatları
Dying for Sex’te (2025) yaralı, öfkeli ve arzularıyla var olabilen bir kadın yaratan Elizabeth Meriwether, Furious’ta da kadın öfkesinin başka bir yüzüne bakıyor. Dizinin üç kadın karakterinin öfkeleri aynı yerden doğmuyor, aynı biçimde dışarı vurulmuyor ve onları aynı yola götürmüyor. Fakat üçü de kendilerinden önce başka kadınların taşıdığı öfkeden bir parça devralıyor. İlk sezon sona erdiğinde geriye tek bir kadının intikamından çok daha fazlası kalıyor: Kuşaktan kuşağa, bedenden bedene dolaşan ve kendisine başka başka yollar arayan bir kadın öfkesi.

İşe Yarar Bir Hayalet: Unutturuldu sanılan hafıza nasıl geri döner?
Ritmini direnişten alan bir müzikal: Sebastián Lelio'dan 'Dalga'
Cannes Film Festivali’nin ardından Türkiye prömiyerini 15. Uluslararası Suç ve Ceza Filmleri Festivali’nde yapan Sebastián Lelio'nun "Dalga"'sı (La ola) Şili'de 2018'de yaşanan üniversite işgallerinin politik atmosferini, 2019'da dünyanın dört bir yanına yayılan performatif feminist direnişin mirasıyla birlikte düşünüyor. Lelio, yaşanmış bir hareketin ritmini sinemanın anlatı diline taşıyarak müzikali, gündelik gerçekliğin dışında konumlanan bir tür olmaktan çıkarıp toplumsal deneyimin taşıyıcısı hâline getiriyor.

Erkekliğin mirası, kadınların hafızası: 'No Good Men'
Shahrbanoo Sadat'ın yönetmenliğini üstlendiği "No Good Men", Anwar Hashimi'nin yayımlanmamış otobiyografik günlüklerinden beslenen beş filmlik serinin üçüncü halkası. Hashimi'nin yaklaşık sekiz yüz sayfalık günlüklerini okuduktan sonra uzun soluklu bir sinema projesini hayata geçiren Sadat'ın projesi zamanla tek bir yaşam öyküsünün sınırlarını aşıyor ve Afganistan'ın yakın tarihini taşıyan ortak bir hafızaya dönüşüyor.

Kusursuzluğun inşası: 'Michael' bir biyografi mi, tarihin temize çekilmesi mi?
Yönetmen koltuğunda Antoine Fuqua’nın oturduğu "Michael", Michael Jackson'ın hayatını ilk kez uzun metraj kurmaca bir biyografi olarak ele alıyor. Ancak ortaya çıkan sonuç, tartışmalı bir figürü bütün çelişkileriyle ele almak yerine, onu mağduriyet üzerinden temize çeken, nihayetinde neredeyse mesihvari bir noktaya taşıyan bir anlatıya yaslanıyor.

'The Drama': Bir itirafın sahneye taşıdıkları
Apolitik iddianın çöküşü: Berlinale’de politik sorumluluk ve Türkiye'den filmler
Berlinale’de beklenti, festivalin önceki iki yılın gerilimlerinden ders çıkararak daha kapsayıcı bir politik zemin oluşturacağı yönündeydi. Ancak jüri başkanlığına Wim Wenders’in getirilmesi bu beklentiyi daha en baştan tersine çevirdi. Wenders'ın açıklamaları da bu seçimin planlı olduğu düşüncesini güçlendirdi. Oysa önceki yıllarda yaşananlar, Berlinale’nin zaten fiilen politik bir alan hâline geldiğini göstermişti.
Zarif, sade ve seçkin
bir yaşam rehberi.
Aposto Magazine haftada 3 gün e-posta kutunda.