aposto-logo
TR
TREN
LOJİSTİK
ETİK MODA
ÇEVRE KİRLİLİĞİ
Bugünkü Destekçimiz
ATIK ÜRETİMİ
EKOLOJİK ETKİ
400 PPM

💀 Renkler zehirleyebilir mi?: Sentetik boyaların kültürel ve ekolojik bedeli

Çevre Haftası kutlamaları arasında renk yapımı ve insanlık tarihinin kesiştiği noktalar, aşırıya kaçan uygulamalar üzerine.
9 Haziran - The Body Shop - Angst
The Body Shop ile birlikte

Fark yaratan güzellikle Türkiye’de 20’nci yıl: The Body Shop Türkiye'de 20'nci yıl 2003 yılında İstanbul ’da açtığı mağazasıyla ilk defa Türkiye’deki müşterileriyle buluşan The Body Shop ; çevreye ve topluluklara fayda yaratan kampanyaları, her birinin ayrı bir hikâyeye sahip olduğu zengin ürün çeşitliliği ve aktivist politikalarıyla Türkiye’deki 20’nci yılını kutluyor . Etik, duyarlı ve sürdürülebilir prensiplere sahip The Body Shop’ın hikâyesi feminist ve insan hakları aktivisti Dame Anita Roddick sayesinde 1976 ’da Brighton’da başladı. Doğal içerikli, çeşitli ve neredeyse tamamı vegan olan ürünleriyle müşterilerinin güzellik rutinlerinin vazgeçilmezi olan The Body Shop , 1976’dan bu yana daha adil ve daha güzel bir dünya için çalışıyor. Macerasını şimdi dünyanın pek çok farklı noktasına taşıyan ve kurulduğu günden bugüne sektördeki oyuncular arasında fark yaratan tutumlar sergileyen güzellik markası, gücünü dünyamız için olumlu değişimler ortaya koymak için kullanıyor. The Body Shop , tüm dünyada olduğu gibi Türkiye pazarında da ürünlerini yerel üreticilerden tedarik edip sosyal değişimlere katkı sağlayarak toplum için ; hayvanlar üzerinde deney yapmayarak, yeniden doldurulabilir ürünleri ve sürdürülebilir ambalaj tercih ederek dünya için fark yaratma hedefleriyle çalışmalarına devam ediyor. Dahası: Birleşmiş Milletler iş birliğiyle küreselde yürüttüğü sosyal sorumluluk kampanyasını Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) ve gençlerle el ele vererek Kendi Sesin Ol adıyla Türkiye’de hayata geçiren The Body Shop; Engelsiz Yaşam ve Eğitim Derneği , Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu ve Hayat Sende Derneği ’yle de değerli çalışmalara imza attı. Güzelliği iyilik için kullanılan bir güç hâline getiren The Body Shop ürünleriyle buradan buluşabilir, tüm ürünlerde geçerli %50’ye varan büyük yaz indiriminden yararlanarak çevreye duyarlı bir bakım rutinine sahip olabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Fotoğraf: In Pictures Ltd./Corbis, Getty Images

Tünaydın. Çevre Haftası etkinlikleri devam ederken bugünün gündeminde insanlık tarihinin renk yapımına olan ilgisinin türleri nasıl etkilediği sorusu var. Renkler zehirleyebilir mi? Renklerin doğal köklerinden uzaklaşmanın kültürel ve ekolojik bir bedeli de var mı?

Dünya Okyanus Günü: 8 Haziran günü, dünyada Okyanus Günü, Türkiye’de Marmara Denizi Günü olarak kutlanıyor. Anadolu Efes’in etki ölçümünü raporlaştırdığı, bizim de Angst ekibi olarak dâhil olduğumuz Entegre Rapor Lansmanı, dün bu bağlamda Sedef Adası’nda gerçekleşti. 

Çıktılar: Deniz Yaşamını Koruma Derneği’yle iş birliği içerisinde gerçekleştirilen Denize +1 Nefes projesi, mercan ekimi fazını önceki yıllarda gerçekleştirmişti. Lansmanla beraber ikinci faz haberi gelmiş oldu ve Tavşan Adası’nın altına ekilen mercanların artık canlı olarak izlenebileceği öğrenildi.

Alara Demirel’in kaleme aldığı Renkler zehirleyebilir mi?: Organik ve sentetik boyalar başlıklı yazıyı okumak ve Angst’ın derlediği haberleri takip etmek için bugünkü sayıyı inceleyebilirsiniz.

İyi okumalar,
Angst ekibi

Angst

Angst

Her cuma 12.00’de, çevre ve iklim gelişmelerine türler arası eşitlik ilkesini benimseyerek gelişmeleri aktarıyoruz.

LOJİSTİK

Formula 1'de biyoyakıt dönemi başlıyor

Biyoyakıtla çalışan kamyonlar, şampiyonanın Avrupa ayağını teslim edecek.

Formula 1, DHL iş birliğiyle sürdürülebilir lojistikle biyoyakıtla buluşuyor. Şampiyona malzemeleri, biyoyakıt kullanan 18 kamyonla Avrupa çapında yaklaşık 10,600 kilometre boyunca taşınacak.

  • Detaylar: Kamyonlar, "yarış arasındaki yarış" esnasındaki rotayı optimize etmek için dijital teknolojilerle donatıldı.

Kaynak: corp.f1.com


  • Neden önemli?: DHL'in biyoyakıtlı kamyon tanıtımı ve F1 iş birliği, çevre dostu bir lojistik ağı için önemli adımlardan biri. 2030 yılına kadar net sıfır emisyon hedefine ulaşmada hayati bir noktayı temsil ediyor.
  • Bir adım geriden: F1, 2019'da sürdürülebilirlik stratejisini açıklamıştı.
Hikâyeyi paylaşmak için:
ETİK MODA

Daha yeşil bir tekstil ve giyim endüstrisine doğru

Döngüsel ve sürdürülebilir bir tekstil stratejisi için hazırlanan rapor onaylandı.

Avrupa Parlamentosu, AB’nin sürdürülebilir ve döngüsel tekstil stratejisi için tavsiyelerini kabul etti.

  • Talep ne?: Metin, AB’de satılan tekstil ürünlerinin daha dayanıklı, yeniden kullanılabilir, tamir edilebilir ve geri dönüştürülebilir olmasını talep ediyor. 
    • Talep edilenler arasında "hızlı moda"yı bitirmek için ulusal önlemler alınması maddesi de geçiyor.
  • Nasıl?: Bu bağlamda üretimlerin tedarik zinciri boyunca insan haklarına, sosyal haklara ve işçi haklarına, çevreye ve hayvan haklarına saygı göstermesi gerekiyor.
  • Bir adım geriden: Komisyon, tekstil ürünlerinin yaşam döngüsünü kapsayıcı şekilde ele almak; tekstil üretim ve tüketim şeklimizi değiştirmek için eylemler önermek amacıyla 30 Mart 2022'de AB'nin Sürdürülebilir ve Döngüsel Tekstil Stratejisi'ni sunmuştu.
    • Strateji, Avrupa Yeşil Mutabakatı'nın, yeni döngüsel ekonomi eylem planının ve tekstil sektörü için endüstri stratejisinin taahhütlerini yerine getirmeyi hedefliyor.
Hikâyeyi paylaşmak için:
ÇEVRE KİRLİLİĞİ

Türkiye'yi çevreleyen denizlerde plastik kirliliği artıyor

Plastik, deniz ortamında tüm kirleticilerden farklı dağılım gösteriyor.

Doç. Dr. Ülgen Aytan, Türkiye'nin çevresindeki denizlerde mevcut olan plastik kirliliğine dikkat çekerek "Denizlerimiz mikroplastiklerle kontamine olmuş durumda, üç tarafımız artık denizlerle değil plastik denizlerle çevrili." cümlesini kurdu.

  • Plastik vurgusu: Plastik atıklar, deniz ekosistemi içinde diğer kirleticilere kıyasla daha karmaşık bir dağılım sergiliyor ve bu nedenle son derece kompleks bir kirletici şeklinde adlandırılıyor:
    • "Deniz suyuna göre yoğunlukları daha düşük olduğu için plastiklerin çok büyük bir kısmı yüzer sisteme girdiği andan itibaren akıntı ve rüzgarlarla kaynağından çok uzaklara taşınabiliyor. Herhangi bir karışımda deniz dibinden yüzeye çıkabiliyor."
  • Karadeniz'de durum: Karadeniz'deki bazı alanlarda kilometrekare başına 1 milyondan fazla mikroplastik parçacığı bulunuyor. Az tuzluluk sebebiyle plastiklerin daha hızlı battığı Karadeniz'de, deniz tabanındaki mikroplastik durumunu tam anlamıyla tespit etmek de zor.

Fotoğraf: Yasin Akgül/AFP, Getty Images


  • Marmara'da durum: Marmara Denizi'nin yaklaşık 25 milyonluk bir nüfusun atık sularının boşaltıldığı bir alan olması, yoğun endüstriyel ve kentsel baskıya maruz kalması nedeniyle plastik kirliliği açısından önemli ölçüde etkileniyor. İzmit Körfezi'nde yapılan tespitlerde, kilometrekare başına 8 milyonu aşkın mikroplastik parçacığı bulunuyor.
  • Ege'de durum: Ege Denizi, Marmara ve Karadeniz'le kıyaslandığında plastik kirliliği açısından daha iyi durumda. Ancak İzmir Körfezi'nde de kilometrekare başına 8 milyon parçacığı aşan mikroplastik yoğunluğu olduğunu kaydediliyor ve İzmir Körfezi'nin özel hidrografik yapısı, körfeze giren tüm kirleticilerin hapsedilmesine yol açıyor.
Hikâyeyi paylaşmak için:
Bugünkü Destekçimiz

Fark yaratan güzellikle Türkiye’de 20’nci yıl: The Body Shop

Türkiye'de 20'nci yıl

Türkiye'de 20'nci yıl

2003 yılında İstanbul’da açtığı mağazasıyla ilk defa Türkiye’deki müşterileriyle buluşan The Body Shop; çevreye ve topluluklara fayda yaratan kampanyaları, her birinin ayrı bir hikâyeye sahip olduğu zengin ürün çeşitliliği ve aktivist politikalarıyla Türkiye’deki 20’nci yılını kutluyor

Etik, duyarlı ve sürdürülebilir prensiplere sahip The Body Shop’ın hikâyesi feminist ve insan hakları aktivisti Dame Anita Roddick sayesinde 1976’da Brighton’da başladı. Doğal içerikli, çeşitli ve neredeyse tamamı vegan olan ürünleriyle müşterilerinin güzellik rutinlerinin vazgeçilmezi olan The Body Shop, 1976’dan bu yana daha adil ve daha güzel bir dünya için çalışıyor. Macerasını şimdi dünyanın pek çok farklı noktasına taşıyan ve kurulduğu günden bugüne sektördeki oyuncular arasında fark yaratan tutumlar sergileyen güzellik markası, gücünü dünyamız için olumlu değişimler ortaya koymak için kullanıyor. 

The Body Shop, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye pazarında da ürünlerini yerel üreticilerden tedarik edip sosyal değişimlere katkı sağlayarak toplum için; hayvanlar üzerinde deney yapmayarak, yeniden doldurulabilir ürünleri ve sürdürülebilir ambalaj tercih ederek dünya için fark yaratma hedefleriyle çalışmalarına devam ediyor.

Dahası: Birleşmiş Milletler iş birliğiyle küreselde yürüttüğü sosyal sorumluluk kampanyasını Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) ve gençlerle el ele vererek Kendi Sesin Ol adıyla Türkiye’de hayata geçiren The Body Shop; Engelsiz Yaşam ve Eğitim Derneği, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu ve Hayat Sende Derneği’yle de değerli çalışmalara imza attı.

Güzelliği iyilik için kullanılan bir güç hâline getiren The Body Shop ürünleriyle buradan buluşabilir, tüm ürünlerde geçerli %50’ye varan büyük yaz indiriminden yararlanarak çevreye duyarlı bir bakım rutinine sahip olabilirsiniz.

ATIK ÜRETİMİ

UEFA, biyo-bozunur çözümlere yöneliyor

Şampiyonlar Ligi finalleri, ambalaj atıkları için çevre dostu bir adım atacak.

Just Eat, yaklaşan Şampiyonlar Ligi finallerinde taraftarlara yeniden kullanılabilir ve biyo-bozunur ambalaj çözümleri sunmak için PepsiCo, Heineken, Vytal ve Notpla'yla birleşiyor.

  • İstatistikler: Kitlesel spor etkinlikleri, ortalama yedi ton kadar atık üretebiliyor.
    • Bu durumun ambalaj tarafıyla mücadele etmek amacıyla Just Eat, PepsiCo ve Heineken'le birlikte UEFA'nın bir girişiminde çalışıyor.
  • Nasıl işleyecek?: Taraftarlar, yemeklerini sipariş ederken yeniden kullanılabilir ambalajlarla karşılaşacaklar. Bu ambalajlar, maçın sonunda geri alınıp yıkanacak ve gelecek etkinlikler için yeniden kullanılacak.
  • Olası sonuç: Just Eat, bu deneme kapsamında toplamda 20,000'den fazla tek kullanımlık plastik ambalaj kullanımı durumunu dönüştürmeyi hedefliyor.
  • Bu arada: Aynı uygulama, pazar günü Atatürk Olimpiyat Stadı'nda Manchester City ve Inter Milan arasında oynanacak olan Şampiyonlar Ligi finalinde de gerçekleştirilecek.
Hikâyeyi paylaşmak için:
EKOLOJİK ETKİ

Renkler zehirleyebilir mi?: Organik ve sentetik boyalar

Renk yapımı ve insanlık tarihinin kesiştiği noktalar, aşırıya kaçan uygulamalar üzerine.

Renk pigmentleri aracılığıyla geçmiş hakkında başka hiçbir yolla öğrenemeyeceğimiz şeyleri öğrenme potansiyelimiz var.

— Melonie Ancheta (Renk araştırmacısı)

İnsanlık tarihi, Atmos’un ilham verici bir şekilde bahsettiği gibi, makro-tarihçiler tarafından anlatıldığı zaman oldukça kısıtlı konular etrafında dönüyor. Heyecanlı hayatta kalma dramaları, savaşlar, fetihler, vebalar ve imparatorlukların yükselişleri veya düşüşleriyle dolu hikâyelerden bahsediyoruz. Hâlbuki bunların arasında alternatif konular da var—mesela bazıları kılıçların çarpışmasını değil, renklerin insanlarla ilişkisini araştırıyor.

Renk yapımı ve insanlık tarihi: İlkel bir çorbadan karmaşık varlıklara geçişle beraber Homo Sapiens’ler, etrafa renk katmak için durmayan bir çabaya girmiş gibi. Buna Neandertal kuzenler de dâhil—mesela 60,000 yıl öncesine kadar, şu an İspanya olarak adlandırdığımız topraklardaki mağaralarını yer altından çıkarılan rustik bir pigment olan kırmızı taş boyasıyla biraz daha ev gibi yapıyorlardı. 250,000 yıl geriye gidince, kırmızı taş boyasını bir pigment olarak deneyimlediklerine dair ipuçları da bulunabiliyor.

Dolayısıyla renk yapımı, oldukça eski zamanlardan beri insanlarla beraber ilerliyor. Antik Mısır’ın parlak mavilerinden, Çin Han Hanedanı’nın morlarına kadar.

Kanatlı Scarab Amuleti, Antik Mısır, Geç Dönem (M.Ö. 664-332). Anonim
Fotoğraf: Heritage Art/Heritage Images, Getty Images


Renk ve insan ilişkisi: Kültürlerin doğayla bağı

Kuzeybatı Sahili'ndeki insanlar için renklerle olan ilişki, topraktan çıkarılan okrayla kırmızı; kömür veya yakılmış kemikle siyah; celadonit ve vivianit mineralleriyle yeşil ve maviyi oluşturmayı içeriyordu.

Dünyanın diğer bölgelerinde, farklı renkler ve bu renkleri oluşturacak malzemeler hüküm sürüyordu. Mesela Avustralya merkezli boya üreticisi David Coles'un Chromatopia adlı kitabına göre, Birleşik Krallık'takiler mavi yapmak için woad bitkisini kullanırken günümüz Lübnan'ındaki Fenikeliler, Tyrian morunu deniz salyangozundan çıkarıyorlardı. Çin'de giysiler ve yiyecekler safran kullanarak boyanırken İnka ve Aztek toplulukları, cochineal böceklerinin öğütülmesiyle elde edilen yoğun kırmızıyı değerli buluyordu.

Kullanılan malzemelerin ve yaratılan renklerin çeşitliliğine rağmen, dünya genelindeki insanlar, renk verici bir molusk veya kaya olsun, renkleri doğal dünyada somut ve tanınabilir unsurlar veya canlılardan elde etmekte ortaktı. Bu renklerin çeşitliliği, her kültürün eşsiz bir şekilde doğayla olan bağını ve onun değişikliklerini sanat ve hayatlarına nasıl entegre ettiğini gösteriyor.

Chromatopia: An Illustrated History of Color


Devrim heyecanı: Endüstrileşme süreciyle gelen tehlike

1800'lü yıllarla birlikte sentetik renk maddelerinin endüstrileşmesiyle bu durum değişmeye başlıyor. 1856'da, 18 yaşındaki kimyager William Perkin, kömür endüstrisinin bir yan ürünü olan kömür katranını kullanarak sıtmaya bir tedavi üretmeye çalışırken kömür katranı çamurunu bir mavi çivit boyasına dönüştürme yolunu buluyor. 

Sentetik boyada devrim: Perkin'in bu buluşu, sentetik boya üretiminde bir devrim başlatıyor ve dünyanın çoğunun renk üretme şeklini değiştiriyor. Kısa bir süre sonra diğer kimyagerler, kömür katranı ve diğer petrokimyasal ürünlerden gökkuşağının her rengini nasıl sentezleyeceklerini bulmaya başlıyorlar.

Doğal dünyaya karşı zafer: Perkin'in hayatına odaklanan ve gazeteci Simon Garfield tarafından yazılan Mauve adlı kitap, Perkin'in çağdaşlarının buluşunu doğal dünyaya karşı bir tür zafer olarak nasıl övdüğünü anlatıyor.

Sör William Perkin
Fotoğraf: SSPL, Getty Images


1858'de British Association'ın dernek başkanı Richard Owen, "Kimyanın, ihtiyaç duyulan şeylerin üretiminde, doğanın mevcut canlı enerjilerini ne ölçüde geçebileceğini tahmin etmek imkânsızdır," ifadesinde bile bulunuyor. 

Bu esnada Perkin'in kimya öğretmeni August Hofmann, Birleşik Krallık'ın dünyanın en büyük renk ihracatçısı olacağını ilan ediyor: 

[Birleşik Krallık], yakında kömür türevi mavi renklerini indigo yetiştiren Hindistan'a, katranla damıtılmış kırmızısını cochineal üreten Meksika'ya ve fosil ikamelerini quercitron ve saflor için Çin ve Japonya'ya gönderebilir.

Boya üreticiliği ve sonrası

Birleşik Krallık'ın boya üreticisi tahtını önce Almanya'ya daha sonra da Çin'e bırakmasına rağmen, Hofmann'ın bir konuda pek de yanılmadığı söylenebilir: Sentetik boyaların ortaya çıkışı, doğal boya ticaretini büyük ölçüde tahrip ediyor. 

Artık günlük yaşamda kullanılan nesneleri, bir kişinin yerel manzarasında gözüyle tanıyabileceği malzemelerle renklendirme günleri geride kalıyor. Kimya laboratuvarının renk üreticisi olduğu çağ başlıyor ve o zamandan beri sadece genişliyor.

Günümüzde durum: Birleşik Krallık merkezli Colour Connections Textile Consultancy'den Phil Patterson'a göre, bugün kullanılan tekstil boyalarının %99'dan fazlası sentetik.

Bu evrim, bireysel kimyanın ve endüstriyel üretimin gelişiminin etkileyici bir hikâyesi olarak görülebilir. Ancak bu hikâyenin paralelinde, renklerin doğal köklerinden uzaklaşmanın belki de kültürel ve ekolojik bir bedeli de var. Bu konu, insanlığın gelecekteki renk kullanımını, toplumlar ve çevre üzerindeki etkisini anlamamızı sağlayabilir.

Boya üreticileri, daha güvenli alternatiflerin mevcut olmaya başlamasıyla birlikte bazı boyalardaki kurşun pigmentlerini değiştirmeye başlıyor
Kaynak: American Coatings Association


Renkler zehirleyebilir mi?: Kültürel ve ekolojik bedel

Renkli atıklar, boyahanelerin yakınlarındaki su yollarına düzenli olarak sızarak yerel ekosistemleri zehirliyorlardı. Müşteriler, Perkin'in icadına yardımcı olduğu anilin boyaları giydikten sonra cilt iltihabı şikâyetlerinde bulunuyorlardı. Garfield'a göre, 1870'te bir kimyager, ticari magenta boyalarla boyanmış 14 giysi örneğinden dokuzunun %2 arsenik içerdiğini ve beşinin %4,3-6,5 arasında arsenik içerdiğini buluyor.

Boya yapımı fabrikasının yakınında yaşayan bir kadın arsenikle zehirlenerek öldü ve organlarında arsenik bulundu; aynı zehir, fabrikanın sınırları içindeki tüm kuyuları kirletiyordu. Garfield'ın kitabına göre, o dönemlerde çocukların duvar kağıdından zehirlenerek uyurken ölmesi pek de nadir olmayan bir durum.

21. yüzyılda: Bu skandallar, Perkin'in yüzyılından sonra da devam ediyor. Bunlardan biri 2007 yılında gerçekleşiyor. Mattel, üzerlerinde kullanılan boya içindeki güvenli olmayan kurşun seviyeleri nedeniyle 967,000 oyuncağı geri toplatıyor ve birkaç gün sonra, toksik boya kullanmakla suçlanan şirketin kurucusu intihar ediyor.

Toplatılan oyuncaklardan birkaçı
Kaynak: The New York Times


Çözüme doğru bir vaka çalışması: Melonie Ancheta

Bunlar, sanayileşme boyunca renklerin nasıl üretildiği ve kullanıldığı konusundaki görünürde masum sanatsal ve estetik seçimlerin, aslında bireyler ve topluluklar üzerinde derin ve bazen ölümcül etkileri olabileceğini açıkça ortaya koyuyor. Kimyasal renklendirme, her ne kadar renk yelpazemizi genişletse de, çevre ve sağlık üzerinde ciddi sorunlara yol açıyor. Bu nedenle, doğal boyaların yeniden canlandırılması ve sürdürülebilirlik yoluyla renklendirme tekniklerinin evrimi daha da önem kazanıyor.

Mesela renk araştırmacısı Melonie Ancheta, yaklaşık 30 yıl önce, özellikle Haida ve Tlingit gibi Kuzeybatı Sahili'nin yerli halklarının kullandığı renkleri incelemeye başlıyor. Akabinde çalışmalarını daha derin bir boyuta taşıyor. Geleneksel boyaları kendi eserlerinde kullanma arzusu, onu eğilmiş sedir kutulardan süslü giysilere kadar bir dizi boyalı iş yaratan bir sanatçı olmaktan renk yapma uygulamalarına yönelik bir araştırmacıya dönüştürüyor.

Ancheta'nın bilimsel çalışmaları, belirli bir manzarayla bağlantılı yaşayan halkların özel uygulamalarına odaklanmış olsa da, öğrendikleri geniş bir perspektif sunuyor. Bu, renklerin binlerce yıl boyunca her yerdeki insanlar tarafından nasıl toplandığını ve kullanıldığını aydınlatıyor: özünde, insanlar renkleri doğada kendiliğinden oluşan malzemelerden topluyorlardı. Bu bilgi, çevremizdeki dünyanın renklerini anlamamız ve onlara nasıl değer verdiğimiz konusunda yeni bir bakış açısı sunuyor. Böylece endüstrileşmekten kaynaklanan sorunlara çözümde bu perspektifi kullanmak mantıklı görünüyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:
400 PPM

Sorunlara karşı getirilen çözüm önerileri ve projeleştirilme süreçleri, Çevre Haftası döneminde iklim ve çevre haberleri özelinde umut verenler olarak var oluyor.

Bazen sevginin yetmediği durumlara, mesela renklere olan ilgimizin türler arası zararların yol açtıklarına karşı sorgulamalar yapmamız gerekse de paydaşlar arası mücadele öğrenmeye devam etmeyi, sıfır emisyon hedefine koşmaya teşvik etmeyi tetikleyebiliyor.

Editörün notu: Türkiye'de sağlıklı ve temiz denizler için yapılan projeleri incelediğimiz ve sosyal medya uygulamalarının iklim dezenformasyonu karnelerini irdelediğimiz Çevre Günü sayımızı kaçırdıysanız burayı ziyaret edebilirsiniz.

Her cuma 12.00'de buluşmak üzere,
Angst ekibi

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cuma 12.00’de, çevre ve iklim gelişmelerine türler arası eşitlik ilkesini benimseyerek gelişmeleri aktarıyoruz.

YAZARLAR

Angst

Her cuma 12.00’de, çevre ve iklim gelişmelerine türler arası eşitlik ilkesini benimseyerek gelişmeleri aktarıyoruz.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

biyoyakıt

Kamyon

kamyon

sıfır emisyon

Formula 1

Avrupa

Avrupa Parlamentosu

tekstil

+34 more

İLGİLİ OKUMALAR

0%

;