Geçen yıl düzenlenen LGS’de 500 tam puan alarak Türkiye birincisi olan 15 yaşındaki Ada Olpak, CMAS Dünya Serbest Dalış Şampiyonası'nda da altın madalyanın sahibi oldu. Olpak'ın ağzından bir saatlik antrenman için gününün beş saatini yolda geçirdiği, sabah altıda havuza yetiştiği, hafta sonları şehir değiştirdiği hazırlık sürecine dair...

ABD’nin artan ilgisiyle paralel şekilde Latin Amerika’da siyasetin ibresi son yıllarda açık bir şekilde sağdan, hatta aşırı sağdan yana kayıyor: Milei ve Bukele gibi isimlerle başlayan bu "sağ dalga"; Şili, Bolivya, Paraguay, Peru gibi pek çok ülkeyi etkisi altına aldı. Son olarak Pazar günü sandık başına giden Kolombiya'da da az bir farkla aşırı sağcı aday Abelardo De La Espriella, itirazlara rağmen zaferini ilan etti. Peki Latin Amerika'da sağ dalga neden yükseliyor?

"Sinemayı ortak düşünce ve üretim için bir zemin olarak gören bağımsız bir kültür inisiyatifi" olan Görültü'yü, kurucuları Nil Kural, Deniz Tortum, Murat Güneş ve Okay Karadayılar ile konuştuk.

Okurumuz "50’lerine gelmiş biri yeni bir maceraya atılmalı mı?" diye soruyor. Daha anlamlı olan ise belki de şunu anlamak: Şu anda yaşadığınız hayat size kendinizi yeterince canlı hissettiriyor mu? Benzer sorgulamalar içeren üç kitaplık bir reçete.

Pixar’ın en popüler animasyon serilerinden Oyuncak Hikayesi’nin beşinci filmi, bir kez daha serinin en sevilen “oyuncaklarını” biraraya getiriyor. Film, teknolojiyi çocuklar için bir tehdit olarak gören bir anlatı kuruyor. Ancak önceki filmlerde olduğu gibi, burada da hikaye büyümenin, değişmenin ve dönüşmenin kaçınılmaz olduğu fikriyle ilerliyor.

Ekonomik baskının giderek arttığı bir dünyada deneyimi simüle etmek, deneyimin kendisinin yerini alıyor. Güney Kore'de yayılan dopamin siteleri de bunun örneklerinden. Alışveriş yaptığımızda yükselen dopamini para harcamadan yükseltmek isteyenlerin de etkisiyle giderek de popülerleşiyorlar. Alışveriş deneyimini simüle eden bu siteler, insanların artık satın almak istedikleri ürünlerden çok, o ürünleri satın alabileceklerini hissetmeye ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.

Bira, Çek kültürünün ayrılmaz bir parçası. Dünyanın kişi başına en çok bira içilen şehri olan Prag, kişi başına düşen bar sayısında da dünya birincisi. Bira müzesinden deneyim merkezine ve tarihî barlara, kent sokaklarında serin bir tura çıkıyoruz.

Bir yapı yarım kaldığında onu tamamlamak mimarın vizyonunu sürdürmek anlamına mı gelir, yoksa bu yarım kalmışlık da mimarlık tarihinin bir parçası olarak korunmalı mıdır? Sagrada Familia örneği üzerinden yarım kalmış mimari eserlerin geleceğini, ODTÜ Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi Celal Abdi Güzer ve Atatürk Kültür Merkezi’nin mimarı, MURAT TABANLIOĞLU Studio kurucusu Murat Tabanlıoğlu’na sorduk.

Belki de bu Babalar Günü’nde babalara, erkekliğin duygusuz zırhını kuşanıp iktidar üretmedikleri; aksine evin görünmez yüküne, çocuğun kırılganlığına, yaşamın ortaklığına omuz verdikleri için teşekkür edebiliriz. Fakat asıl teşekkür, gelecekte buna ayrıca teşekkür etmeye gerek kalmamasını sağlamaktır.

Türkiye’de 90’larda çıkış yapan sanatçıların konserlerinde hâlâ binlerce kişiyi biraraya getirmesi, 90’lar gecelerinde mekanların dolup taşması ya da bu şarkıların daha ilk saniyelerinden insanların hep bir ağızdan eşlik etmeye başlaması tesadüf değil. Tanıdık sesler, tanıdık ritimler, tanıdık sözler bir süreklilik duygusu yaratıyor. Kendimizi hikayemizin içinden düşmüş gibi hissettiğimiz anlarda, geçmiş bizi yeniden kendimize ilikliyor.

Bugünün Gündemi
📮 Ültimatomlu zirve, Tugay'a yalanlamaİsviçre'deki ABD-İran görüşmeleri Trump'tan gelen tehdit sebebiyle gergin başladı. Özgür Özel, istifa eden Cemil Tugay'ın görüşmelerine dair kullandığı ifadeyi yalanladı.
Yazarlar



Her sabah, beş dakikalık gündem özeti eposta kutunda.
Kısa, yalın, öz.

İŞ DÜNYASI
TÜMÜNÜ OKU
SpaceX’in rekor halka arzı: Yüzde 10 başarı şansından 2,6 trilyon dolar piyasa değerine Bundan tam 24 yıl önce Mars’a insan gönderme hedefiyle yola çıkan SpaceX, CEO’su Elon Musk’ın “%10 başarı şansı” verdiği son derece riskli bir girişim olarak kurulmuştu. İlk yıllarında roket patlamaları, iflas riski ve mali sıkıntılarla mücadele eden şirket, tarihin en büyük halka arzına imza atarak piyasa değerini 2,6 trilyon dolara çıkardı. Hâlâ borsadaki varlığı pek çok analist tarafından riskli görülse de bu başarı, bir zamanlar kurucusunun %10’dan daha düşük bir hayatta kalma şansı verdiği bir şirket için hiç de fena değil.
TEKNOLOJİ
TÜMÜNÜ OKU
Sahte alışveriş, gerçek dopamin: Ürün satmayan alışveriş uygulamaları neden yükseliyor?Ekonomik baskının giderek arttığı bir dünyada deneyimi simüle etmek, deneyimin kendisinin yerini alıyor. Güney Kore'de yayılan dopamin siteleri de bunun örneklerinden. Alışveriş yaptığımızda yükselen dopamini para harcamadan yükseltmek isteyenlerin de etkisiyle giderek de popülerleşiyorlar. Alışveriş deneyimini simüle eden bu siteler, insanların artık satın almak istedikleri ürünlerden çok, o ürünleri satın alabileceklerini hissetmeye ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.
FİNANS
TÜMÜNÜ OKU
Haftalık takvim: Yurt içinde endeks, yurt dışında GSYHBu hafta yurt içi piyasalarda sektörel endeks ve beklentiler ön plandayken, yurt dışı piyasalarda ABD GSYH bekleniyor. Bu sırada ABD-İran görüşmeleri ve Hürmüz Boğazı’nın durumu da piyasalar açısından yakın takipte olacak.
SON BÜLTEN SAYILARI
SON HİKAYELER
ABD’nin artan ilgisiyle paralel şekilde Latin Amerika’da siyasetin ibresi son yıllarda açık bir şekilde sağdan, hatta aşırı sağdan yana kayıyor: Milei ve Bukele gibi isimlerle başlayan bu "sağ dalga"; Şili, Bolivya, Paraguay, Peru gibi pek çok ülkeyi etkisi altına aldı. Son olarak Pazar günü sandık başına giden Kolombiya'da da az bir farkla aşırı sağcı aday Abelardo De La Espriella, itirazlara rağmen zaferini ilan etti. Peki Latin Amerika'da sağ dalga neden yükseliyor?

"Sinemayı ortak düşünce ve üretim için bir zemin olarak gören bağımsız bir kültür inisiyatifi" olan Görültü'yü, kurucuları Nil Kural, Deniz Tortum, Murat Güneş ve Okay Karadayılar ile konuştuk.

Okurumuz "50’lerine gelmiş biri yeni bir maceraya atılmalı mı?" diye soruyor. Daha anlamlı olan ise belki de şunu anlamak: Şu anda yaşadığınız hayat size kendinizi yeterince canlı hissettiriyor mu? Benzer sorgulamalar içeren üç kitaplık bir reçete.

Pixar’ın en popüler animasyon serilerinden Oyuncak Hikayesi’nin beşinci filmi, bir kez daha serinin en sevilen “oyuncaklarını” biraraya getiriyor. Film, teknolojiyi çocuklar için bir tehdit olarak gören bir anlatı kuruyor. Ancak önceki filmlerde olduğu gibi, burada da hikaye büyümenin, değişmenin ve dönüşmenin kaçınılmaz olduğu fikriyle ilerliyor.

Ekonomik baskının giderek arttığı bir dünyada deneyimi simüle etmek, deneyimin kendisinin yerini alıyor. Güney Kore'de yayılan dopamin siteleri de bunun örneklerinden. Alışveriş yaptığımızda yükselen dopamini para harcamadan yükseltmek isteyenlerin de etkisiyle giderek de popülerleşiyorlar. Alışveriş deneyimini simüle eden bu siteler, insanların artık satın almak istedikleri ürünlerden çok, o ürünleri satın alabileceklerini hissetmeye ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.

Bu hafta yurt içi piyasalarda sektörel endeks ve beklentiler ön plandayken, yurt dışı piyasalarda ABD GSYH bekleniyor. Bu sırada ABD-İran görüşmeleri ve Hürmüz Boğazı’nın durumu da piyasalar açısından yakın takipte olacak.
22 Haz 2026

Bira, Çek kültürünün ayrılmaz bir parçası. Dünyanın kişi başına en çok bira içilen şehri olan Prag, kişi başına düşen bar sayısında da dünya birincisi. Bira müzesinden deneyim merkezine ve tarihî barlara, kent sokaklarında serin bir tura çıkıyoruz.

Bir yapı yarım kaldığında onu tamamlamak mimarın vizyonunu sürdürmek anlamına mı gelir, yoksa bu yarım kalmışlık da mimarlık tarihinin bir parçası olarak korunmalı mıdır? Sagrada Familia örneği üzerinden yarım kalmış mimari eserlerin geleceğini, ODTÜ Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi Celal Abdi Güzer ve Atatürk Kültür Merkezi’nin mimarı, MURAT TABANLIOĞLU Studio kurucusu Murat Tabanlıoğlu’na sorduk.

Belki de bu Babalar Günü’nde babalara, erkekliğin duygusuz zırhını kuşanıp iktidar üretmedikleri; aksine evin görünmez yüküne, çocuğun kırılganlığına, yaşamın ortaklığına omuz verdikleri için teşekkür edebiliriz. Fakat asıl teşekkür, gelecekte buna ayrıca teşekkür etmeye gerek kalmamasını sağlamaktır.

Türkiye’de 90’larda çıkış yapan sanatçıların konserlerinde hâlâ binlerce kişiyi biraraya getirmesi, 90’lar gecelerinde mekanların dolup taşması ya da bu şarkıların daha ilk saniyelerinden insanların hep bir ağızdan eşlik etmeye başlaması tesadüf değil. Tanıdık sesler, tanıdık ritimler, tanıdık sözler bir süreklilik duygusu yaratıyor. Kendimizi hikayemizin içinden düşmüş gibi hissettiğimiz anlarda, geçmiş bizi yeniden kendimize ilikliyor.

Babalar Günü'ne ilk burun kıvıranlar, onu "fazla yumuşak" bulan erkeklerdi. Aradan bir asır geçti; elimizdeki bütün o kitaplar ve filmler, baba denen figürün sertliğiyle değil, hep ertelediği şefkatiyle hatırlandığını gösteriyor. Kuşaktan kuşağa aktarılan travmaları, söylenmemiş sözleri ve yarım kalmış yakınlıkları anlatan yönetmen Joachim Trier bunu tek cümleye sığdırıyor: “Şefkat yeni punk’tır.”

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.
20 Haz 2026

Punch denince akla genellikle alkollü içecekler gelse de bu tarif, narenciye, çay ve baharat notalarının öne çıktığı alkolsüz bir yorum sunuyor. İsli karakteriyle öne çıkan Lapsang Souchong çayı, limon ve portakal kabuklarından hazırlanan oleo-saccharum ile birleşirken; tonik ve soda suyu karışıma ferahlatıcı bir canlılık kazandırıyor. Önceden hazırlanan soğuk demleme çay sayesinde derin aromalara sahip bu punch, kalabalık davetler için ideal.
20 Haz 2026

Yazın en olgun ve aromatik çileklerini öne çıkaran sade ama etkileyici bir tatlı. Çileklerin yalnızca küçük bir bölümü hızlıca pişirilerek reçelimsi bir kıvam elde ediliyor; geri kalan meyveler ise tazeliğini koruyor. Kıtır kurabiye tabanı ve üzerine eklenen hafif çırpılmış krema sayesinde çilekli shortcake'i hatırlatan ancak çok daha yoğun meyve karakterine sahip bir sonuç ortaya çıkıyor.
20 Haz 2026

Yazın en iyi ürünlerini öne çıkaran bu makarna tarifi, kabak ve mısırın taze dokusunu koruyacak kadar kısa sürede pişirilerek hazırlanır. Aynı metot karidesler için de geçerli; böylece hem sebzeler diri kalıyor hem de karidesler yumuşaklığını koruyor. Son aşamada eklenen nane ve fesleğen, makarnaya ferah bir aroma katarken, tereyağ ve zeytinyağıyla oluşan hafif sos tüm malzemeleri biraraya getiriyor. Mevsim sebzeleriyle kolayca uyarlanabilen bu tarif, özellikle açık havada servis edildiğinde en iyi sonucu veriyor.
20 Haz 2026

SON HABERLER
• Mango kurucusunun ölümü: Mango'nun kurucusu İspanyol iş insanı Isak Andic'in ölümüne ilişkin soruşturmaya, savcılığın talebiyle yeni tanıkların dinlenmesi ve olay yerinde keşif yapılması gibi adımlar eklendi. Soruşturmada, Andic’in ölüm koşullarını aydınlatmak için olay anında çevrede bulunan kişilerin ifadelerine başvurulmasına karar verildi. Mahkemenin, ölümün kaza mı yoksa başka bir nedene mi bağlı olduğunun netleştirilmesi amacıyla teknik incelemeleri ve adli tıp raporlarını dosyaya dahil ettiği aktarıldı. Savcılık, soruşturmanın genişletilmesi kapsamında polis ekiplerinden olay yeri keşfi sırasında çekilen fotoğraflar ve hazırlanan raporların tamamını talep etti.• Güney Fransa'da çocuk ölümleri: Güney Fransa'da 2 küçük çocuğun, etkili olan sıcak hava dalgası sırasında park halindeki bir otomobilin içinde bırakıldıktan sonra aşırı ısınma nedeniyle hayatını kaybettiği bildirildi. Olayda yaşamını yitiren çocukların, yüksek sıcaklıkların görüldüğü bölgede araç içinde uzun süre yalnız bırakıldığı ve sağlık ekiplerinin müdahalesine rağmen kurtarılamadığı aktarıldı. Ülkede etkili olan sıcak hava dalgasında hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerine çıktığı, yetkililerin özellikle çocukların ve hassas grupların kapalı ve havasız ortamlarda bırakılmaması uyarısı yaptığı belirtildi. Fransa genelinde sıcak hava dalgası nedeniyle daha önce de can kayıpları yaşandığı, bu tür vakaların önlenmesi için kamuoyuna yönelik bilgilendirme kampanyalarının sürdürüldüğü ifade edildi.Bir erkek nasıl babaya dönüşür? Belki de bu Babalar Günü’nde babalara, erkekliğin duygusuz zırhını kuşanıp iktidar üretmedikleri; aksine evin görünmez yüküne, çocuğun kırılganlığına, yaşamın ortaklığına omuz verdikleri için teşekkür edebiliriz. Fakat asıl teşekkür, gelecekte buna ayrıca teşekkür etmeye gerek kalmamasını sağlamaktır. Yazı: Metin V. Bayrak “Anne, annedir; baba, ertelenmiş erkekliktir.” Bu cümle ilk bakışta haksız, ikincisinde tanıdık, üçüncüsünde tehlikeli görünebilir. Çünkü modern aile anlatısının içinde anne doğa, baba kültür ile özdeşleştirilir. Anne biyolojiyi yani doğayı, baba ise mantığa içkin kararı yani otoriteyi temsil eder. Anne şefkat, baba sorumluluk. Anne içerisi, baba dışarısı. Anne bakım, baba kaynak. Anne zaten yapar, baba yaparsa alkışlanır. Bunlar, bütün ikilikler gibi içinde hakikat kırıntıları taşısa da sorunludur; çünkü hayat siyah-beyaz değildir. Mesela eşi gebe kalan kimi erkeklerin gebelik benzeri belirtiler yaşadığı Couvade sendromunu düşünelim: Mide bulantısı, kilo alma, uyku bozukluğu, kaygı, iştah değişimi, bedensel huzursuzluk… Bu olguyu aceleyle “Bakın, babalık da annelik kadar doğaldır” diye okuyamayız. Böyle bir okuma, bizi bu kez tersinden biyolojik özcülüğe götürür. Fakat Couvade sendromu yine de önemli bir çatlak açar: Babalık sandığımız kadar dışarıdan, mesafeli, yalnızca hukuki, sosyal ve kültürel bir statü değildir. Erkek bedeni sürece tümüyle kayıtsız kalmayabilir fakat bu kayıtsızlık hormonal bir otomatizmden ziyade, ilişkinin ve eşleşmenin yarattığı psikosomatik bir yankı olarak düşünülebilir. Dolayısıyla erkeğin babaya dönüşmesi salt hukuki ya da sosyal bir unvandan ibaret olmadığı gibi, kendiliğinden işleyen biyolojik bir program da değildir. Erkeğin babaya dönüşmesi; bedende, ilişkide, gündelik hayatta, kaygıda, sorumlulukta, zamana ve ölüme bakışta beliren sarsıntılı bir süreçtir. O hâlde baba kimdir? Günümüzde bu soruya birbirinden karikatür cevaplar verildiğini görüyoruz. Baba bazen Süleyman Demirel örneğinde olduğu gibi devletin başıdır: “Baba” diye anılan siyasetçi, çocuk sahibi olmasa bile milleti himayesine alan figüre dönüşebilir. Bazen mahallenin abisidir. Bazen romantik-otoriter bir sahne adıdır Manuş Baba gibi. Bazen de arabesk dünyanın acılı ikliminde sığınılacak bir tür melektir Müslüm Gürses gibi. Bazen parasıyla koruyup kollayan yaşlı çapkındır: "Sugar daddy". Bazen göbeğiyle barışmış, hobi raflarında kendine oyuncak arayan, Babalar Günü’nde matkap, mangal seti, kol saati, bahçe makası, gömlek ya da pantolonla ödüllendirilen adamdır. Bazen de çocuğuna hafta sonu kahvaltısı hazırladığı için sosyal medyada “Helal olsun böyle babaya, ne babalar var” diye dolaşıma sokulan “istisna”dır. Bu imgeleri hayat üretir . O nedenle saçma ya da anlamsız oldukları söylenemez. Tam tersine, her biri babalık kavramının hangi işlevlerle yüklendiğini, nasıl kavrandığını, nasıl yaşandığını gösterir: Korumak, kollamak, kaynak sağlamak, dış dünyayla ilişki kurmak, gerektiğinde sahip çıkmak, gerektiğindeyse kızmak, yaşama hazırlayacak olanaklar yaratmak, çocuğun otonomlaşmasını sağlamak. Ama bu paletin içinde bakım veren baba hâlâ soluk renktedir. Baba kaynak getirir, disiplin sağlar, soyadı verir, tehditlere karşı durur fakat baba bez değiştirince, saç tarayınca, gece uyanınca, yemek hazırlayınca, hastalık nöbeti tutunca hâlâ olağan değil, sevimli bir istisna gibi görünür. İşte sorun burada başlar. Çünkü konu “Babalar da annelere yardım etsin” meselesi değildir. Yardım etmek , evin asıl sorumlusunun kim sayıldığına içkindir. Bir baba çocuğuna baktığında annenin işini hafifletmiş olmaz; kendi ebeveynliğini üstlenmiş olur. Babalığın özgürleşmesi, babanın annenin asistanına dönüşmesi olarak sığlaştırılamaz. Babalığın özgürleşmesi, bilakis, bakımın insan ve baba olmanın kurucu ve de birlikte yaşamanın ayrılmaz bir pratiği olarak görülmesidir. YAZININ DEVAMIBir yara bandı olarak 90'ların müziği: Eski şarkılardan neden vazgeçemiyoruz? Türkiye’de 90’larda çıkış yapan sanatçıların konserlerinde hâlâ binlerce kişiyi biraraya getirmesi, 90’lar gecelerinde mekanların dolup taşması ya da bu şarkıların daha ilk saniyelerinden insanların hep bir ağızdan eşlik etmeye başlaması tesadüf değil. Tanıdık sesler, tanıdık ritimler, tanıdık sözler bir süreklilik duygusu yaratıyor. Kendimizi hikayemizin içinden düşmüş gibi hissettiğimiz anlarda, geçmiş bizi yeniden kendimize ilikliyor. Yazı: Tuğçe Isıyel 1986 doğumlu biri olarak 90’lar pop müziğine düşkünlüğüm sorgulanamaz. Her âşık olduğumda, her ayrılıkta, kalbim her kırıldığında, yaşadığım dönemle didişmeye başladığımda, anlaşılmadığımı hissettiğinde 90’ları açıp dinlemek çok iyi geliyor bana. Harun Kolçak’ın histerik şarkılarında kaybolmak; Levent Yüksel’in bence Türk pop tarihinin en müthiş albümlerinden biri olan Med Cezir ’ini açıp açıp dinlemek; Emel Müftüoğlu’nun, Nazan Öncel'in çılgın şarkıları; sonra Yaşar, İzel-Çelik-Ercan Saatçi üçlüsü, Hakan Peker, Burak Kut, canımız Barış Manço, Sezen Aksu, Nilüfer, Tarkan ve daha sayamadığım onlarca sanatçı… "Beni bırakın, beni bırakın Beni bırakın bu caddelerde Beni bırakın, beni bırakın Yıkılan eski meyhanelerde" Bu müzikleri dinleyince epey regrese olduğumu da söylemeliyim. Bu sözcük “gerileme” anlamına gelse de son zamanlarda “regresyon” kelimesine başka gözle bakmaya başladım. Geçenlerde Margit Schreiner’ın Anneler. Babalar. Erkekler. Sınıf Savaşları kitabını okurken bu kelimenin psikolojiden önce jeolojiye ait bir anlam taşıdığını öğrendim: Denizin geri çekilmesi ve altında kalan anakaranın yeniden görünür hâle gelmesi. Psikolojide ise regresyon, gelişimsel ya da zihinsel olarak daha önceki bir evreye dönüş anlamına geliyor. Genellikle savunma mekanizması olarak ele alınıyor aslında. Ama jeolojik anlamı bana daha ilginç geliyor. Çünkü orada geri çekilme bir kayıp değil, görünmez olmuş bir yüzeyin yeniden ortaya çıkması. Birçoğumuzun 90’lar müziğiyle kurduğu ilişki de böyle. Türkiye’de 90’larda çıkış yapan sanatçıların konserlerinde hâlâ binlerce kişiyi biraraya getirmesi , 90’lar gecelerinde mekanların dolup taşması ya da bu şarkıların daha ilk saniyelerinden insanların hep bir ağızdan eşlik etmeye başlaması tesadüf değil. "Deliyim gözü kara deliyim Yakarım Romayı da yakarım ben Bulurum seni yine bulurum Olurum yine senin olurum" Peki bunların nedeni ne? Aklımıza hemen "nostalji" cevabı gelebilir. Gerçi nostaljiyi de biraz yanlış anlıyor olabiliriz. Nostalji benim için geçmişe kaçmak değil de bugünle baş edebilmek için geçmişten duygusal malzeme ödünç almak anlamına geliyor daha çok. İnsanların belirsizlik, yalnızlık ya da anlam kaybı yaşadığı dönemlerde tanıdık duyusal deneyimlere yönelmesi çok anlaşılır. Tanıdık sesler, tanıdık ritimler, tanıdık sözler bir süreklilik duygusu yaratıyor. Kendimizi hikayemizin içinden düşmüş gibi hissettiğimiz anlarda, geçmiş bizi yeniden kendimize ilikliyor. YAZININ DEVAMIBabaların gölgesi yetmesin: Şefkat yeni punk’tır Babalar Günü'ne ilk burun kıvıranlar, onu "fazla yumuşak" bulan erkeklerdi. Aradan bir asır geçti; elimizdeki bütün o kitaplar ve filmler, baba denen figürün sertliğiyle değil, hep ertelediği şefkatiyle hatırlandığını gösteriyor. Kuşaktan kuşağa aktarılan travmaları, söylenmemiş sözleri ve yarım kalmış yakınlıkları anlatan yönetmen Joachim Trier bunu tek cümleye sığdırıyor: “Şefkat yeni punk’tır.” Yazı: Yasemin Kaya ve Utku Özer Babalar Günü , babası tarafından beş kardeşiyle birlikte büyük fedakarlıklarla büyütülen Sonora Smart Dodd’un, “Madem annelere bir gün ayrılıyor, babalara da ayrılsın” demesiyle ilk kez 1910’da, yaşadığı Spokane’de kutlanmaya başlanıyor. Anneler Günü’nün ilk kutlamalarından iki yıl sonra... İşin tuhaf yanı, kendileri için gün ayrılan babaların bu fikre başta pek ısınamamış olması . Bir kısmı kutlamayı fazla yumuşak bulmuş, bir kısmı da hediyenin faturasını yine kendilerinin ödeyeceği ticari bir numara saymış. Gazeteler alaycı yazılar yayımlamış. Bir ara iki günü birleştirip tek bir “Ebeveynler Günü” yapma fikri bile gündeme gelmiş. Anneler Günü hızla benimsenip resmîleşirken Babalar Günü’nün aynı statüye ulaşması onlarca yıl sürmüş. Onuruna gün ayrılan erkeklerin, o günü fazla duygusal bularak burun kıvırması, aslında bu yazının meselesini de açık ediyor. Demek ki en baştan beri ortada korunması, kanıtlanması, çiçekten-böcekten ve duygusallıktan sakınılması gereken bir şey var: Babalık. Babalar Günü kamusal kültürde babayı çoğu zaman böyle bir kalıpla sunar: Sarsılmaz bir koruyucu, sessizce fedakar, mesafeli ama otoriter bir varlık . Bu imge, babanın ne olduğunu değil, nasıl olması gerektiğini söyler bize. Sosyoloji ve edebiyat ise bu imgenin altına bakar. Babalık yalnızca biyolojik bir bağ ya da aile içi bir rol değil; toplumsal cinsiyetin, sınıfın ve kuşaklar arası hesaplaşmaların içinden geçen bir iktidar ve duygu alanıdır. Eleştirel erkeklik çalışmalarının uzun zamandır gösterdiği gibi erkeklik ve onunla iç içe geçen babalık, sabit bir öz değil; toplumsal güç ilişkileri içinde sürekli yeniden kurulan bir deneyimdir . Ekmek, otorite ve az biraz da şefkat Babalık uzun süre bakım vermekten çok geçim sağlamakla özdeşleşti. Sanayileşmeyle keskinleşen bu bölünmede erkek kamusal alanın, kadın ev içinin temsilcisi oldu; baba da evin reisi: Ekmek getiren, karar veren, cezalandıran ama sevgisini göstermeyen figür. Bu model ne Türkiye’ye ne de tek bir döneme özgüydü; dünyanın büyük bölümünde norm sayıldı. Bugün bu modelin karşısında başka bir baba figürü daha görünür oldu: Çocuğunun altını değiştiren, okul toplantılarına giden, duygularını konuşan, bakım emeğini paylaşmaya çalışan baba. Ne var ki eski model ortadan kalkmış değil. Hâlâ evin yükünü sırtında taşıması beklenen ama aynı anda daha duyarlı, daha ilgili, daha eşitlikçi olması istenen erkekler var. Erkeklik ve babalık tartışmaları da büyük ölçüde bu sıkışma etrafında dönüyor. Sosyolojinin bu role eğilmesi yeni değil. Mirra Komarovsky’nin Büyük Buhran yıllarına bakan öncü çalışması, işsizliğin erkeğin hem sağlayıcı hem de aile içindeki otorite konumunu nasıl sarstığını göstermişti. Sonraki kuşak, kadın hareketinin ve değişen beklentilerin erkeklerde açtığı rol çatışmalarına baktı. Joseph Pleck, baba katılımını yalnızca geçim sağlamakla değil; sıcaklık, duyarlılık, destek, bakım sorumluluğu ve gündelik temasla birlikte düşündü. Karla Elliott ise şefkatli erkeklikleri, tahakkümü reddeden; duyguyu, bakım vermeyi ve ilişkiselliği içeren bir erkeklik biçimi olarak ele aldı. YAZININ DEVAMI• Yaşam süresini %20 uzatan gen terapisi: Barselona Özerk Üniversitesi’nde (UAB) görev alan bilim insanları tarafından geliştirilen bir gen terapisi, yaşlı farelere uygulandığında tek doz enjeksiyonla yaşam süresini %20,54 uzattı. Ayrıntılar: Çalışmada FGF21 adlı metabolik hormonu üretmek üzere tasarlanmış bir gen terapisi kullanıldı. Tek bir kas içi enjeksiyonun ardından kas hücreleri sürekli olarak FGF21 üretmeye başladı. 27 ay süren deney sonunda yaşlı farelerde hem yaşam süresi %20’den fazla uzadı hem de yaşlanmaya bağlı organ bozulmaları önemli ölçüde yavaşladı.• Aynı evde yaşayanlar mikrobiyomlarını paylaşıyor: İtalya Trento Üniversitesi tarafından yürütülen yeni bir araştırma, aynı evde yaşayan bireylerin yalnızca yaşam alanlarını değil, ağız ve bağırsak mikrobiyomlarındaki mikroorganizmaların önemli bir kısmını da paylaştıklarını ortaya koydu. Ayrıntılar: Bulgular, bireyler arasındaki ilişkinin yakınlık derecesinden bağımsız olarak ev arkadaşları dahil olmak üzere aynı evi paylaşan kişilerin bağırsak mikrobiyomlarındaki mikrobiyal suşların yüzde 19’unu, ağız mikrobiyomlarındakilerin ise yüzde 26’sını paylaştığını gösterdi.• Zona aşısı demans riskini azaltıyor olabilir: ABD’de huzurevine giriş veya çıkıştan sonraki 1 yıl içinde zona hastalığını (herpes zoster – HZ) önleyen rekombinant zona aşısını (RZV) yaptıran yaşlıların, aşıdan sonraki 4 yıla kadar demans tanısı alma riskinin azaldığı tespit edildi. Ayrıntılar: ABD’de 2017-2022 arasında huzurevine kabul edilen 66 yaş üstü 509.926 kişinin sağlık kayıtlarının incelenmesi sonucunda aşı yaptıranlarda, 4 yıl içinde demans tanısı alma olasılığı aşı olmayanlara kıyasla 5,8 puan daha düşük ve göreli risk yaklaşık %24 daha düşük çıktı.• Z kuşağının geliri Y kuşağını 12'ye katlıyor: Resolution Foundation'ın Birleşik Krallık genelindeki ücret verileri üzerinden yaptığı yeni bir araştırma, 1990'ların sonlarında doğan Z kuşağı üyelerinin 24 yaşındaki reel haftalık kazançlarının 1980'lerin sonlarında doğan Y kuşağı üyelerinin aynı yaştaki gelirlerinden %12 daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Bununla birlikte: Araştırma, 2000'lerin başında doğanların 24 yaşında elde ettiği gelirlerin 1950'lerde doğanlardan bu yana ölçülen tüm kuşakların önüne geçtiğini gösterdi. Diğer yandan Y kuşağı, önceki kuşaklara göre daha yüksek harcanabilir gelire ulaşamayan ilk nesil oldu. Analistler, bunun başlıca nedeninin Y kuşağının çalışma hayatına 2008 ekonomik krizinin gölgesinde başlaması ve sonrasında yaşanan uzun süreli ücret durgunluğu olduğunu vurguladı.• Change. org ’a erişim engeli: Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), imza kampanyaları düzenlemek için kullanılan ABD merkezli Change.org platformuna Kula Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla erişim engeli getirildiğini açıkladı.YAYINLARI KEŞFET
Klasik piccata tekniğinden ilham alan bu tarifte yaz sebzelerinin tazeliği daha hafif ve mevsimsel bir karakter kazanıyor. Tereyağı, arpacık soğanı, domates, kapari ve kırmızı şarap sirkesiyle hazırlanan pratik sos, tavuğa hem zenginlik hem de canlı bir asidite katıyor. Son anda eklenen fesleğen yaprakları ise sosun sıcaklığıyla hafifçe yumuşayarak aromalarını ortaya çıkarıyor. Bol soslu yapısı sayesinde ekmek ya da pilav eşliğinde servis edilmeye çok uygun.
20 Haz 2026

Meksika mutfağında salpicón; balık, deniz ürünü veya etin ince doğranmış sebzeler ve aromatik bir sosla harmanlandığı ferahlatıcı bir hazırlama tekniği. Yucatán bölgesinde bu karışımlar genellikle ekşi portakal suyu ve habanero biberiyle tatlandırılıyor. Bu tarifte fırınlanmış balık, limon ve portakal suyuyla marine edilerek tropikal aromalar kazanırken avokado ve balığın doğal yağlı yapısı biberin keskinliğini dengeliyor.
20 Haz 2026

Yazın en güzel ürünlerini biraraya getiren bu salata, olgun domateslerin ve sulu şeftalilerin tazeliğini, limon kabuğu rendesi ve krema ile hafifletilmiş keçi peynirinin yoğun dokusuyla buluşturuyor. Renkli, ferahlatıcı ve hazırlanması son derece kolay olan tarif, başlangıç, garnitür ya da ızgara ekmek üzerinde hafif bir akşam yemeği olarak servis edilebilir.
20 Haz 2026

36. NATO Zirvesi, 7-8 Temmuz 2026’da Ankara’da, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılacak. NATO’da stratejik hedeflere ulaşmaktaki kural "alabildiğinizi almak, ancak hep masada kalmak" olarak tanımlanıyor. Zira bugün istediğinizin %3’nü, yarın ise %97’ini alabilmeniz çok mümkün. Peki Türkiye için riskler ve fırsatlar neler?


































