
Gökçer Tahincioğlu
Gazeteci ve yazar. 1997-2018 yılları arasında Milliyet Gazetesi’nde muhabir, haber müdürü ve köşe yazarı olarak çalışan Tahincioğlu, 2019’dan beri T24 internet sitesinde Ankara Temsilcisi ve yazarlık görevlerini üstleniyor.
Aile başlığı hükümetin gündeminde uzun yıllardır ön sıralarda. Öte yandan "Aile Yılı" ilan edilen 2025'te yoğunlaşan kampanyalara rağmen boşanma rakamları artıyor. 2025’te mahkemelere 452 bin 627 boşanma davası geldi. Bu sayı da 2016’dan bu yana en yüksek ikinci sayı olarak kayda geçti. Meselenin mutlu bir ülkeden, mutlu insanlardan, zoraki değil gönüllü birlikteliklerden geçtiğine kuşku yok. Gerisi sadece sureti düzeltmekten ibaret…

MHP ve DEM Parti kulislerinde uzun süredir ortak bir konu başlığı konuşuluyor: Henüz çıkartılmayan yasalar… İki ayrı kutupta yer alan partilerin kulislerinde bu ortak başlığın konuşulmasının nedeni ise Mart ayının yine kulislerdeki yorumlara göre “boş” geçirilmesi. Peki bu gecikmenin olası nedenleri neler olabilir?

İktidar, uzun süredir tabandan gelen taleplerin de etkisiyle boşanma davalarında yeni bir düzenleme çıkarmaya çalışıyor. Adalet Bakanlığı’nın üzerinde çalıştığı 12. Yargı Paketi’nde bu konuda kapsamlı değişikliklerin yapılması bekleniyor. Süresiz nafakadan hızlı boşanmaya, özellikle kadınların hayatında önemli etkilere sahip olacak bu düzenlemeler hakkında bildiklerimiz...

Dört yanımızda savaşın patlak verdiği bu günlerde, Türkiye’nin bir endişesi de İran içindeki muhalif Kürt unsurların rejime karşı harekete geçmesi. Sadece Ankara değil, Suriye, Irak ve Türkiye’deki Kürtler ve siyasetçiler de gelişmeleri yakından takip ediyor. Şu anda ihtimaller "İran’da rejim yıkılır mı ayakta kalır mı" sorusunda kilitleniyor. Öte yandan bir toplumsal mutabakat ortamı yaratmak için atılabilecek basit adımlar da var.

TBMM’nin komisyon raporunu açıklamasının ardından çözüm süreciyle ilgili DEM Parti ve İmralı’yı memnun edecek bazı adımların artık atılmaya başlanacağı düşünülüyor. Bu adımların mesafesini, büyük ya da küçük adımlar olup olmayacağını ise önce Suriye, sonra Irak’taki gelişmeler belirleyecek. Elbette İran’da farklı gelişmeler olmazsa...

6 Şubat Kahramanmaraş Depremleri'nin üzerinden 3 yıl geçti. Daha 3 yıl önce resmî rakamlara göre 53 bin kişinin yaşamını yitirdiği, 11 kentte 14 milyon insanın yaşamını değiştiren depremden sonra açılan davalar ise "cezasızlık" kaderiyle baş başa.

Suriye hâlâ kritik önemde. Belki anayasa tartışmalarının da ötesinde bir öneme sahip. Sürecin olumlu bir sonuçla tamamlanmasının anahtarı ülkenin kuzeyinde yaşanacak olanlar. Görünen o ki diğer bütün başlıkları, bu başlığın arkasına koymak gerekiyor.

Bölge, hiç olmadığı kadar gergin. İran’dan Suriye’ye, Gazze’den Irak’ın kuzeyine kadar olan bölgede hareketlilik hiç olmadığı kadar yoğun. Bu gelişmeler sürerken bir yandan da çözüm süreci kazasız yürütülmeye çalışılıyor. Ancak bölgesel gelişmelerin sürecin kaderini de etkileyeceğine kuşku yok.

2010’lardan itibaren ABD’nin dikkatini Ortadoğu’dan çekerek Çin’in ekonomik yayılmacı yeni dönem politikalarına karşılık vermek için etkin olduğu bölgelere odaklanacağı yorumları yapılmaya başlandı. Venezuela'da yaşananlar bu iddiaları doğrular nitelikte. Peki ABD'nin Ortadoğu'dan çekildiği bir senaryo, Suriye ve Türkiye için ne anlama geliyor?

TBMM’de kurulan süreç komisyonu, son olarak İmralı’da Abdullah Öcalan’ın da AKP, MHP, DEM Partili üç isim tarafından dinlenmesiyle birlikte, dinlemeleri bitirdi. Artık komisyon rapor aşamasına geldi. Ankara, adım adım, acele etmeden süreci sürdürme niyetinde. Ama bir yandan süreç uzadıkça enfekte olabileceği endişesi de taşınıyor. Yürütülmesi güç bir denge söz konusu.


