Berrak zihinler için yalın, zengin, bağımsız bir Türkçe dijital medya üyeliği.
Ücretsiz Kaydol →Savaşın gölgesinde barışmak mümkün mü?

Dört yanımızda savaşın patlak verdiği bu günlerde, Türkiye’nin bir endişesi de İran içindeki muhalif Kürt unsurların rejime karşı harekete geçmesi. Sadece Ankara değil, Suriye, Irak ve Türkiye’deki Kürtler ve siyasetçiler de gelişmeleri yakından takip ediyor. Şu anda ihtimaller "İran’da rejim yıkılır mı ayakta kalır mı" sorusunda kilitleniyor. Öte yandan bir toplumsal mutabakat ortamı yaratmak için atılabilecek basit adımlar da var.
Yazı: Gökçer Tahincioğlu
Uzun süredir sesler birbirine karışıyor. Klavyenin başında ölümlerden ölüm beğenmek kadar bir savaşı yorumlamak.
Haber bültenlerinin belki de en kötü yanı, bir zaman dilimi içerisine bin bir olayı sıkıştırma zorunluluğudur. İnsanın bir hayatı olduğu, bir istatistikten, bir cenaze görüntüsünden ibaret olmadığı, güldüğü, ağladığı, bir şeyleri çok sevdiği, baharı beklediği, kışın çok üşüdüğü, o gece uyuyamadığı, geçen sene bu zamanlar çok daha rahat uyuduğu, hepsi, tamamı birden yok olur, görünmez olur bültenlerde.
- Belki daha geniş zamanlarda, daha az insanın öldüğü, her şeyin ama her şeyin daha az olduğu günlerde biraz daha yer ayırmaya vakit kalır. O zaman belki biraz daha anımsanır bir istatistik hâline gelirsiniz.
Seslerin birbirine karışmasının en büyük kötülüğü, kimsenin ses duymaya tahammülü kalmaması gibi bir sonuç üretmesidir. Bir isyanı, bir yardım çığlığını, sessiz bir ağlamayı, sessiz bir terk edişi, sesli bir kavuşmayı hiçbirini duymak istemez hâle gelir kalabalık. Göç etmek zorunda kalanı, kalmak zorunda kalanı, ölmek zorunda kalanı…
Giderek sertleşir bütün yorumlar, giderek tahammülsüzleşir, giderek karşıyı umursamaz hâle gelir. Dünyanın kendinden ibaret olmasını ister herkes. Aksini düşünen yok olmalıdır.
Türkiye, uzun bir süredir “barışmaktan” söz ediyor. Her ne kadar “barış” sözcüğü hâlâ sakıncalı bulunsa da yerine “münfesih”, “kardeşlik”, “terörsüzlük” gibi kavramlar konulsa da işin özü aslında değişmiyor. Dünyada bunun nasıl yapıldığının, yapılacağının örnekleri var.
Bu nedenle, ülkenin en milliyetçi partisinin, MHP’nin lideri Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla başlatılan bu sürecin başından bu yana neden başlatıldığı, nereye evrileceği tartışma konusu.
Suriye’de Esad rejiminin devrilmesinin ardından bu tartışma yeniden alevlenmişti. Şam yönetimi ile SDG arasındaki çatışmalar sırasında ise tartışma alevlenmekle kalmadı, ipler neredeyse kopma noktasına geldi.
Suriye’de tansiyon şu anda düştü. Tarafların yeniden çatışma noktasına gelip gelmeyeceklerinin garantisi yok ama en azından Türkiye’deki sürecin sürdürülmesinin önünde Suriye şu aşamada engel olarak durmuyor.
Buna paralel olarak da TBMM’de oluşturulan komisyonun raporu doğrultusunda ilk yasal adımların atılacağı söyleniyor. Adalet Bakanı Akın Gürlek ile DEM Parti heyeti arasında yapılan görüşmelerden sonra, bayram sonrasında komisyonun gündemine ilk yasal düzenlemenin gelebileceği yorumları yapıldı.
İlk yasal düzenlemelerin de “eve dönüş” ve “cezaevleri” konusunda olması bekleniyor. Bu yasal düzenlemelerin çıkması kadar, düzenlemelerin içine konulacak basamaklar da önemli. Zira TBMM Komisyonu’nun hazırladığı raporda, tüm bu adımlar, örgütün gerçekten silah bırakması şartına bağlanmıştı. Özellikle eve dönüş konusunda kapının açılması ancak özellikle örgüt yöneticileri konusunda farklı bir teyit mekanizmasının izlenmesi bekleniyor.
Cezaevlerinde ise özellikle hasta ve yaşlı hükümlülere yönelik koşulların ele alınması öncelikli başlık. Bu kişilerin tahliyelerinin ya da ev hapsine alınmalarının kolaylaştırılması söz konusu olacak.
Elbette bu aşamada, İmralı’daki Abdullah Öcalan’ın durumu da tartışılacak. Özellikle ev hapsi konusunda atılacak her adımda İmralı’nın durumu ve MHP tarafından da sürekli gündeme getirilen statüsü konuşulacak.
Ancak aslında adım atılması için herhangi bir düzenlemeye ihtiyaç bulunmayan AİHM ve AYM kararlarının uygulanması konusunda bir gelişme yok.
Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala konusundaki AİHM kararları yıllardır uygulanmayı bekliyor. Ancak bu kararlar uygulanmadığı gibi Danıştay 5. Daire, “Barış Akademisyenleri” konusunda Anayasa Mahkemesi kararının kendisi için bağlayıcı olmadığını ilan edebiliyor.
Gökçer Tahincioğlu ile Beyaz Toros ve Türkiye'nin faili meçhul karnesi

İlk baskısı 12 yıl önce yapılan Beyaz Toros’un yeni vakalar eklenmiş ve genişletilmiş ikinci baskısı çıktı. Gökçer Tahincioğlu’yla bu süre zarfında popüler kültür imgesi hâline gelen Beyaz Toros’u ve Türkiye’nin 2000’ler sonrası faili meçhul karnesini konuştuk.
Söyleşi: Ayça Örer
Tahincioğlu, cezasızlık politikalarının yalnızca siyasi cinayetleri değil, kadınlara, çocuklara yönelik cinayetleri de kapsamaya başladığını hatırlatıp ekliyor: “Bu zeminin bu kadar genişletilmesi memleket için bir felaket. Bunun sonuçlarını çok üzülerek hep birlikte yaşarız.”
Kitap ilk çıktığında, yani 12 yıl önce “Beyaz Toros” yüzleşilmesi gereken bir meseleyken şimdi popüler kültür imgesi oldu. Tişörtleri yapılıyor, stadyumlarda adına pankartlar açılıyor. İki baskı arasında yaşanan toplumsal değişimi nasıl yorumlarsınız?
Aslında bu soru tam da kitabı yeniden yayına hazırlama nedenimize denk düşüyor. “Bir kez daha anlatmak zorundayız” duygusunun oluşmasının sebebi değişen iklim, dil, hak, hukuk ve adalet algısı. Kitabı sosyal medyada duyurduğumda, birisi şöyle yazdı:
“Mağduriyetleri bir türlü bitmeyen kesimleri bir daha mı mağdur yapacaksınız? Umarım bu kitabı kimse okumaz, siz mağdur olursunuz.”
Mağdur olarak Kürtleri kastediyor, kitabın cezasızlık sistematiğine vurgu yaptığını bilmiyor. Bu mesajı özellikle andım, çünkü bu kesimlerin kitaba erişmesini ve okumasını istiyorum. 12 Eylül’den bu yana hak alanında verilen mücadeledeki kazanımların büyük bir bölümü 2013-2026 arasında kaybedildi. Sadece uygulamalarla değil. Söylenmesi ayıp sayılan, nefret suçuna varan düşünce ve söylemlerin normalleştiği, insanların ölümünden rahatça söz edilen, sistemin de bunu normal, olağan bir tepki olarak gördüğü bir dönemden söz ediyoruz.
Dil değiştiğinde kitleler bu dili alır ve kullanır. Burada tek başına halka kızmanın anlamı yok. Bugün dünya müthiş bir zulüm ikliminden geçerken, katliamlar normalleştirilirken burada da bir benzerini yaşamamız sürpriz değil bizim hakikati anlatma zorunluluğumuz değişmiyor.
Sabahattin Ali’den Kadir Manga’ya, Abdi İpekçi’den Ethem Sarısülük’e uzanan cinayetlere bakarsak bir yazar, bir öğrenci, bir gazeteci, bir işçi görüyoruz. Cezasızlık politikaları ve adalet arayışı çok farklı kesimleri etkiliyor. Bu isimleri faili meçhul paydasında ortaklaştıran ne?
Bu tam da vurgulamak istediğim sistematiğin bir tezahürü. Kimi kesimler çok daha yoğun uğramış olabilir, kimi kesimlerin payına daha azı düşer ama zulüm değişmez. Sisteme karşı sözü olan ya da sistemin bir biçimde düşmanlaştırdığı kesimler payını alıyor. Belki düşünce olarak asla yan yana gelemeyeceğimiz ama sistemin bir kısmına bir nedenle karşı çıkan insanlar da zulme uğruyor.
1950’lerden beri uygulanan—Sabahattin Ali cinayetini de kısmen bunun içine alabiliriz—gladyo pratiği iktidarlara göre yöntem değiştirse de varlığını sürdürüyor. Bir önceki dönemin günahları affediliyor, yeni yöntemler icat ediliyor ve devam ediyor. Bunu ortadan kaldırabilmenin yolu belli toplum kesimlerinin daha önce kısıtlanan belli haklara kavuşması, belli özgürlük alanlarının oluşması değil. Gerçek anlamda sivilleşmek. Anayasasından iktidarına kadar hesap verilebilir mekanizmaların yaratılması ve suçları işleyenlerin gerçek anlamda hesap verdiği bir sistemin kurulması.
Oysa biz aksini görüyoruz. Bir dönem cenazesine bile gidilemeyen Abdullah Çatlı’nın bugün filmleri çıkıyor ve Çatlı kahraman mitiyle bize sunuluyor. Çatlıgillere de böyle yapılacak.
Cezasızlığın yaygınlaştırılması memleketin felaketi
Mehmet Eymür’le yaptığınız röportaj Abdullah Çatlı’nın, Yeşil’in devlet içinde makbul sayılmadığını, “tetikçi ve dengesiz” olarak nitelendiklerini ortaya koyuyordu. Kriminal sayılan insanlar ne değişti de kahraman oldu?
Siz topluma Yeşil’in borçlu olduğu esnafın parasını geri istemesi üzerine o esnafın liseye giden çocuğunu öldürdüğü gerçeğini değil de “Abdullah Öcalan’ı öldürecekti engellediler” yalanını anlatırsanız yeni kuşak Yeşil’i kahraman zanneder. Abdullah Çatlı’nın devletin içindeki bir klik tarafından sahte kimlikle kumarhane yeri bakmaya gönderilmişken öldüğünü gizleyip kahramanlık peşinde ölmüş gibi gösterirseniz bu sonuç ortaya çıkar.
Yüce gönüllülük değil hukuki sorumluluk

Yakın zamanda Avustralya ilk iklim göçmenlerini kabul etti. Batma tehlikesi altındaki Tuvalu ile iki yıl önce yapılan bir vize anlaşması çerçevesinde ilk kafile Avustralya’ya geldi. Peki bu "yüce gönüllülük" ya da "fedakarlık" mı, yoksa özellikle Küresel Kuzey'in iklim krizindeki tarihsel sorumluluğundan doğan hukuki bir yükümlülük mü?
Yazı: Serkan Köybaşı
Dünya pek çok krizle aynı anda uğraşıyor. Zenginle yoksul arasındaki gelir uçurumu artıyor, gençlerin geleceğe dair umutları azalıyor, uluslararası hukuk liderler tarafından hiçe sayılıyor, Avrupa'da silahlanma yarışı hızlanıyor ve mevcut savaşlar durdurulamadığı gibi, yenileri de ufukta görünüyor. Ve tüm bunlar iklim krizi gibi devasa ve karmaşık bir krizin gölgesinde yaşanıyor.
Aşağıdaki grafik NASA tarafından hazırlandı. Dünya’ya ulaşan ve Dünya’dan yansıyan Güneş ışınları arasındaki farkı gösteriyor. Dünya’nın Güneş’ten gelen ısının bir kısmını soğurması elbette normal. Toprak, bitkiler, canlılar ve atmosfer tarafından tutulan bu ısı sayesinde gezegenimizde hayat var. Ancak bir sorun var: Grafik, soğurulan ısının sadece 20 yılda 3 katına çıktığını gösteriyor.

Dünya üzerindeki bitki ve canlı nüfusu 3 katına çıkmadığına göre, bu ısı atmosferde tutulmuş demektir. Artık bilindiği üzere bunun sebebi petrol, doğalgaz ve kömürün yakılmasıyla havaya karışan sera etkili gazlar. Küresel ısınmanın artmasıyla birlikte Dünya’nın her yerinde iklim dengesizleşiyor. Daha geçen günlerde Akdeniz ve Ege şehirlerimizi vuran aşırı yağışlar bunun bir örneği.
Eskiden de kuraklık veya aşırı yağışlar olmuyor muydu? Elbette oluyordu. Aynı şekilde sıcak hava dalgaları, don, fırtına ve diğer aşırı hava olayları da oluyordu. Ancak şimdi bunların sıklığı ve gücü artıyor ve öngörülemez hâle geliyor. Bu durum da dünyanın dört bir yanında tarımsal üretimi ve yaşam koşullarını olumsuz etkiliyor.
İnsanlar şimdiden kitlesel olarak daha yaşanabilir yerlere doğru hareket etmeye başladı. Buna iklim göçü adı veriliyor.
İklim göçlerinin tarihsel arka planı
Öncelikle belirtmek gerekir ki bugün karşı karşıya kaldığımız iklim değişikliğinin ve dolayısıyla artan iklim göçlerinin sorumlusu erken sanayileşmiş zengin ülkeler. Bugün bunlara "Küresel Kuzey" deniyor. Tam listesi: Batı Avrupa ülkeleri, ABD, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Japonya ve Güney Kore.
ABD’den Küba’ya tekneli saldırı

Küba, son dönemde hem denizden gelen silahlı saldırılar hem de Venezuela ve Meksika’dan kesilen petrol akışıyla tarihinin en zorlu enerji krizlerinden birini yaşıyor. Trump yönetiminin baskıları artarken Havana ve Washington hattında kapalı kapılar ardında yürütülen diplomasi iddiaları, Küba için ne ifade ediyor?
Yazı: Kavel Alpaslan
Yarım asrı aşkın bir süredir ABD ambargosu altında yaşayan Küba, Washington’ından gelen yoğun saldırılarla karşı karşıya. Adaya üçüncü ülkelerden yapılan petrol ithalatı ABD’nin baskısıyla durdu. Eğitimden sağlığa, ulaşımdan turizme tüm sektörler felce uğradı. ABD Başkanı Donald Trump’ın "bu yıl içinde devrileceğini" ileri sürdüğü Küba, son olarak denizden gelen fiilî bir saldırıyla sarsıldı.
Cezasız kalan saldırıların bir yenisi
Küba karasularını ihlal eden ABD’ye kayıtlı bir sürat teknesi, 25 Şubat sabahı Küba Sınır Muhafızları Birliği’nin ‘dur’ ihtarına ateşle karşılık verince çatılma çıktı. Havana yönetimi, Florida’dan gelen teknede bulunanlardan 4 kişi ölürken 6’sının yaralı ele geçirildiğini belirtti. Olayda Kübalı muhafızların komutanı da yaralandı.
Küba İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada teknede 10 silahlı kişinin bulunduğunun tespit edildiği kaydedildi. Ele geçirilen malzemeler arasında saldırı tüfekleri, tabancalar, molotof kokteylleri, kurşun geçirmez yelekler, teleskopik dürbünler ve kamuflaj üniformaları yer aldı.
Miami’den gelen bu teknenin saldırısı Küba için yeni bir gelişme değil. Küba Dışişleri Bakanı Yardımcısı Carlos Fernández de Cossío, ülkesinin "60 yılı aşkın süredir saldırıların ve sayısız terör eyleminin kurbanı olduğunu" söyledi, "gerçekleştirilmek istenen eylemlerin çoğunun ABD topraklarında organize edilmiş ve finanse edilmiş olduğunu" vurguladı.
Granma’da yer alan habere göre Küba, ABD’de yaşayan ve ülkelerine yönelik saldırı hazırlığında olan kişilerin isimlerini uzun bir süredir Washingon’a iletiyor. Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası hukuk anlaşmaları kapsamında bu gibi eylemlerse cezasızlıkla sonuçlanıyor. Örneğin geçen hafta yakalanan faillerden ikisi 2023 ve 2025 yılları için ABD ile paylaşılan bu listede yer alıyor.
Washington’ın kabarık sicili
Büyük bir Küba diasporasına ev sahipliği yapan ABD, Küba Devrimi’nin yaşandığı 1959 tarihinden bu yana Karayip ülkesindeki sosyalist yönetimi devirmek için karşı-devrimci grupları destekliyor.
En bilineni 1961 yılında yaşanan Playa Girón (Domuzlar Körfezi) Çıkartması. ABD sponsorluğunda örgütlenen edilen müdahalede savaş uçakları Küba’daki hava üslerine saldırılar düzenlenir, tank gibi ağır silahlarla karaya çıkartma yapılır. Ancak saldırı Havana’nın zaferiyle sonuçlanır.
Paramiliter Kübalı sağcı muhaliflerden oluşan bir grup 1996 yılında Miami’den kalkan CIA destekli iki küçük uçakla Küba hava sahasını ihlal eder. Küba ordusunun ülkeye gelen bu iki uçağı düşürmesiyle birlikte ABD, ambargoları sertleştirmek için ihtiyaç duyduğu bahaneyi yaratır: Çıkartılan Helms-Burton Yasası’yla birlikte Washington, Küba’ya yönelik ablukaya üçüncü ülkeleri de dahil eder.
Herkes kendi evini koruyor

Macron’un Île Longue’daki konuşmasını yalnızca görev süresinin sonuna yaklaşan bir cumhurbaşkanının siyasi mirasını şekillendirmeye dönük kişisel bir stratejisi olarak okumak yetersiz kalacaktır. Aksine bu çıkış, giderek çatırdayan transatlantik ittifakın artık eskisi kadar güvenilir bir kalkan sunamadığı bir dönemde, Fransa devletinin bu boşluğu kısmen doldurmaya talip olduğuna işaret etmektedir.
Yazı: Merve Özdemirkıran Embel
Mayıs 2027’de cumhurbaşkanlığı görevi sona erecek olan ve mevcut Fransa anayasasının çizdiği sınırlar çerçevesinde bu göreve tekrar seçilme olanağı bulunmayan Emmanuel Macron, 2024 yılında aldığı riskli erken seçim kararından bu yana iç politikada uğraştığı krizlere rağmen dış politikada görece tutarlı ve dikkat çeken bir strateji izliyor.
Avrupa üzerindeki Rus tehdidinin artması karşısında başlattığı Gönüllüler Koalisyonu girişiminden Filistin’in bir devlet olarak tanınması için yürüttüğü diplomatik çabalara, Avrupa’nın güvenliğine yaptığı vurgulardan Davos ve Münih Güvenlik Konferansı'ndaki çıkışlarına Macron, dağılmakta olan mevcut uluslararası düzenin yeni koşullarında Avrupa güvenliğini merkeze alan ve Fransa’nın bu konudaki konumunu güçlendirmeye çalışan bir strateji izliyor.
Fransa Cumhurbaşkanı bu kez de İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasıyla başlayan Ortadoğu’daki çatışma karşısında kendi deyimiyle ülkesinin egemenliğinin “adeta bir katedrali olan” ve Fransa’nın nükleer caydırıcılığa 65 yılı aşkın süredir verdiği kesintisiz bağlılığın sembolünü teşkil eden nükleer balistik füze denizaltılarının üssünün bulunduğu Île Longue’da yaptığı konuşmayla dünyaya bir mesaj gönderdi. Yaptığı oldukça heyecanlı ve çarpıcı konuşmayla Macron, başta Trump’ın sergilediği tutum nedeniyle müttefik olarak güvenilirliği giderek azalan ABD olmak üzere kıtanın korunması hususunda ortaklığın önemini hatırlatmak amacıyla Avrupalı ülkelere ve elbette Batı müttefikleri dışındaki tüm nükleer güçlere açıkça Fransa’nın bir nükleer güç olduğunu hatırlattı.
Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte hızla çözülen uluslararası düzen ve bu düzenin yerine konulacak norm ve kuralların belirsizliği, İran’a düzenlenen saldırıyla birlikte bir “üçüncü dünya savaşı” riskine ilişkin endişeleri tekrar canlandırdı. Macron 2 Mart’taki bu çok katmanlı konuşmasıyla aynı zamanda Charles-de-Gaulle uçak gemisinin Doğu Akdeniz’e sevk edildiğini duyurarak Fransa’yı çatışmaya dahil etti.
Öte yandan bu kararla Fransa cumhurbaşkanı Ortadoğu’da bölgesel bir tırmanma ihtimalini güçlendiren bir senaryoyu da teyit etmiş oldu. Fransa’nın bu adımını, sosyal demokrat bir şansölye tarafından yönetilmesine rağmen son dönemde İsrail ve ABD’nin yanında neredeyse sorgusuz sualsiz yer alan ve bu tavrıyla da eleştirilen Almanya’nın ve İran’a saldırılmasını onaylamayan bu tavrı sebebiyle de Trump’ın şimşeklerini üzerine çeken İngiltere’nin de benzer tutumları izledi.
- Almanya Federal Şansölyesi Merz ile Birleşik Krallık Başbakanı Starmer, Tahran’ın ABD-İsrail saldırısına misilleme olarak gerçekleştirdiği füze saldırıları karşısında "derin kaygı" duyduklarını dile getirirken ‘savunma nitelikli adımlar’ atmaya hazır olduklarını duyurdular. Böylece Avrupa, isteksiz de olsa Orta Doğu’daki çatışmanın içine çekildi.
Meseleyi Avrupa’nın bütünün güvenliği, AB’nin savunma politikaları ve transatlantik ittifakın giderek zayıflaması çerçevesinde değerlendirecek olursak Macron’un 2 Mart’taki konuşmasını bir siyasi liderin gösterişli ve hamasi bir çıkışı olarak dinleyip geçemeyiz. Ülkesinde bir siyasetçinin ulaşabileceği en üst makamdaki son yılını tamamlamakta olan Macron’un sözlerini bireysel siyasi çıkar ve geleceğe yönelik beklentilerden bağımsız incelemek yerinde olacaktır.
Gölgesi olmayan siyasetçi

28 Şubat 2026’nın akşam saatlerinde evindeki ofisinde İsrail-ABD ortak saldırısında öldürülen Ayetullah Ali Hamaney, arkasında tartışmalı bir miras bıraktı. 1989’da militanlıktan mürşitliğe terfi eden dinî lider, İslam Devrimi’nin başlangıç aşamalarındaki teorik ideallerini bir kenara atarak kendini mutlak şekilde devlete adadı; en yakınındaki dostları ve müttefiklerini dahi acımasızca saf dışı bıraktı.
Yazı: Faik Bulut
Ali Hüseyni Hamaney (d.19 Nisan 1939, Meşhed-ö.28 Şubat 2026, Tahran), Necef doğumlu bir âlim ve müçtehit olan Seyyid Cevad Hamaney ile (Haşim Mirdamadi’nin kızı) Hatice’nin oğludur. İranlı din adamı, siyasetçi, Şii merci-i taklid; 1989’dan 2026’daki suikastına kadar İran’ın ikinci ulu önderidir.
Meşhed’de dünyaya gelen Hamaney, sekiz çocuktan ikincisidir. İki erkek kardeşi din adamıdır. Küçük kardeşi Hadi ise gazete editörü ve molladır. Ablası Fatıma Hüseyni’dir. Babası Hamaneli bir Türk, annesi ise Yezdli bir Fars’tır.
Hamaney’in eğitimi dört yaşında, medresede Kur’an öğrenerek başlamıştır. İleri düzeydeki ilahiyat eğitimini Meşhed’deki Havza-i İlmiye medresesinde Şeyh Haşim Kazvini ve Milani gibi hocaların yanında geçirdi. 1957’de Necef’e gitti. Babası izin vermeyince kısa süre sonra Meşhed’e döndü.
1958’de İran’ın kutsal şehri sayılan Kum’a yerleşti. Burada Seyyid Hüseyin Burujerdi ve Ruhullah Humeyni’nin derslerine katıldı. O dönemde siyasi olarak aktif olan diğer pek çok din adamı gibi Hamaney de dinî ilimlerden çok siyasetle ilgileniyordu.
28 Şubat 2026’nın akşam saatlerinde evindeki ofisinde İsrail-ABD ortak saldırısında öldürüldü.
Garip bir öldürme vakası
Olayın ayrıntıları adeta bir kurgu bilim romanını andırıyor. Görünen o ki modern savaş doktrini, İran operasyonuyla birlikte dijital dönüm noktasına ulaştı.
- Wall Street Journal (WSJ) gazetesi tarafından yayımlanan özel raporda, ABD ordusunun (CENTCOM-Merkezi Komutanlık) operasyon sırasındaki istihbarat değerlendirmeleri, hedef tanımlama ve muharebe senaryoları simülasyonu için Claude adlı yapay zeka modelini aktif olarak kullandığı ifşa edildi.
ABD Başkanı Donald Trump, saldırıdan sadece saatler önce Anthropic şirketini “sol eğilimli” ve “ulusal güvenlik riski” olarak niteleyerek federal kurumlarda kullanımını yasaklamıştı. Ancak Pentagon ve CENTCOM’un, halihazırda sistemlerine entegre olan bu yapay zeka modelinden, saldırı anındaki kritik veri analizi süreçlerinde vazgeçemediği görüldü. Claude’un, özellikle İran liderlik kademesinin konum tespiti ve hava savunma sistemlerinin bypass edilmesinde kilit rol oynadığı belirtiliyor.
İstihbarat dünyasındaki “gazoz etkisi” isimli bir meşhur kavrama göre esas hedefiniz herhangi bir suikasta karşı gerekli önlemleri almışsa bizzat onu değil ama çevresindekileri izleyerek esas hedefe ulaşılabilir. Mesela, yanında cep telefonu taşımayan Hamaney’in yeri ve günlük davranışları hakkındaki bilgi edinmek için onun etrafındaki güvenlik ve danışman ekibinin telefonlarını dinleyerek ve bir yerden diğer yere gidişlerini izleyerek Hamaney hakkında bilgi sahibi olunabilir.
Hamaney’in ölmüş hâlini görüntüleyen Mossad, bu fotoğrafı Başbakan Binyamin Netanyahu’ya anında ulaştırmıştı. Ölüm haberini ilk duyuran ise ABD Başkanı Donald Trump oldu. Ertesi günü İran devlet televizyonunun resmî açıklaması geldi. İran’da Hamaney anısına 40 günlük yas ilan edildi.
- Doğum yeri olan ve Şiilerce kutsal sayılan Meşhed kenti başta olmak üzere ülkedeki taraftarları göğüslerine ve dizlerine vurarak ağıtlar yaktılar. İçeride ve dışarıdaki muhalif İranlıların çoğu ise sevinç çığlıkları atarak suikastı kutladılar. Lübnan ve Suriye’nin farklı şehirlerinde Sünni kesimler sokaklara dökülüp şenlikler düzenlediler.
Kimi uzmanlarla politikacılar Hamaney’in katledilmesiyle birlikte 47 yıldır demir yumrukla yönetilen ülkede bir dönemin kapandığı yorumunu yapıyor. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Başkanı Kaja Kallas da bunlardan biri; Kallas, olayı “İran tarihinin dönüm noktası” olarak niteledi.
Kutsanmış ve efsaneleştirilmiş bir kişilik
Siyaset sosyolojisinin temel kuralıdır: Dünyadaki büyük devrimler halk tarafından destansı ve efsanevi bir vaka olarak algılanır. Devrim baş aktörleri ise kutsal ve mitolojik bir hale ile bezenerek yüceltilir. Hamaney de bunun istisnası değildi.
Libya’nın Kleopatra’sı

Kaddafi’nin ikinci büyük oğlu Seyfülislam’ın 3 Şubat 2026'da suikasta uğramasının ardından kız kardeşi Ayşe Kaddafi'nin fotoğrafları ve görüntülerine basında çok daha sık rastlamaya başladık. Peki Muammer Kaddafi'nin sağlığında sık sık uluslararası toplantılara yanında götürdüğü kızı, Libya'nın yeni lideri olabilir mi?
Yazı: Faik Bulut
Kaddafi’nin ikinci büyük oğlu Seyfülislam’ın 3 Şubat 2026'da suikasta uğramasının ardından kız kardeşi Ayşe Kaddafi'nin fotoğrafları ve görüntülerine basında çok daha sık rastlamaya başladık. Kaddafi ailesinin biricik kızını daha önce de önemli uluslararası toplantılarda babasının yanında dünya liderleriyle görüşürken görürdük. Bunun nedeni şimdiye dek açıklık kazanmamıştı.
- Şimdi ise geriye dönük olarak şu soruları soruyoruz: Acaba Kaddafi kızını halefi olarak gördüğü ve bu yüzden siyasi-diplomatik tecrübe kazanmasını istediği için refakatinde götürüyor olabilir miydi? Yoksa onu Libyalı kadınların rol modeli olarak dünyaya takdim etmek mi istemişti?
Gerçek pek anlaşılmasa da “Libya’nın Kleopatrası” lakabıyla nam salan Ayşe Kaddafi, dirayeti ve otoriterliğiyle abisinin yerine ileride ülkenin başkanlık koltuğuna aday olacakmış gibi gözüküyor. Kendisi 15 yıl öncesinden bugüne dek uzanan iç çatışmalar nedeniyle bir türlü huzur ve istikrar yüzü görmemiş ülkesinde aşireti, memleketi ve Kaddafi yanlıları dahil halk tarafından bir “kurtuluş umudu/ kurtarıcı” gibi algılanıyor olmalı ki, Arap medyası son zamanlarda Ayşe Kaddafi profilini yeniden gündeme taşıyor.
Kaddafi ailesinde ölenler ve kalanlar
Kaddafi, 1969’da henüz 27 yaşında genç bir teğmen iken Kral İdris’i kansız bir askerî darbeyle devirerek yönetimi ele geçirmişti. Libya’yı 42 yıl boyunca demir yumrukla yöneten Kaddafi yerine ikinci büyük oğlu Seyfülislam’ı bırakmak istiyordu. Ancak 2011 yılında “Arap Baharı” başkaldırısı başladı ve istenilen olmadı.
Muammer Kaddafi, 20 Ekim 2011’de memleketi Sirte kentinde muhalif silahlı gruplar tarafından öldürülmüştü. Ölümünün 11. yılında Libya’da herhangi hiçbir etkinlik yapılmadı. Kaddafi aile efradının çoğu Arap Baharı olaylarıyla birlikte Libya’dan ayrılmıştı. Aile üyeleri bugün Libya, Umman, Türkiye ve Lübnan olmak üzere dört ülkeye dağılmış durumda.
Anthropic, Claude’a geçişi kolaylaştırıyor
OpenAI ve xAI’ın ABD Savunma Bakanlığı ile yaptığı anlaşmalara gelen tepkiler nedeniyle Claude’a yönelik kullanıcı ilgisinin artmasının ardından Anthropic, geçişi kolaylaştırmak için yapay zeka destekli sohbet robotuna yeni bir içe aktarma aracı ekledi.
- Ayrıntılar: Araç, rakip bir sohbet robotuna kayıtlı tüm hafıza ve bağlamı Claude’u eğitecek bir metin komutuna dönüştürüyor. Kullanıcılar, bu komutu kopyalayıp Claude’a vererek sohbet robotu deneyimine kaldıkları yerden devam edebiliyor. Anthropic, Claude’un tüm bağlamı özümsemesinin yaklaşık 24 saat aldığını söylüyor. Ayrıca kullanıcılar, bellekteki değişiklikleri inceleyebiliyor ve düzenleyebiliyor.
Meta, AI destekli alışveriş asistanını test etmeye başladı

Meta’nın, ABD’deki bazı kullanıcılarla yapay zeka destekli deneysel bir alışveriş asistanını test ettiği bildirildi.
- Ayrıntılar: Bloomberg’ün haberine göre Meta AI’ın web sürümünü ziyaret eden bazı kullanıcılar, metin komutu kutusunda “Alışveriş araştırması” başlıklı bir buton görmeye başladı. Meta AI, bu butona tıklayarak aradığı ürünü tarif eden kullanıcılara ürün önerilerinden oluşan kaydırılabilir gönderiler sunuyor. Bu gönderiler, ürün görselleri, ürün bilgisi, fiyat ve marka bilgisi gibi ayrıntılar içeriyor. Kullanıcılar, ürünün neden önerildiğine dair bir açıklama ve satın alma bağlantısına da erişebiliyor.
- Önemli ayrıntı: Araç, cinsiyet ve konum gibi kullanıcı bilgilerine erişimi varsa yanıtlarını bu bilgilere göre şekillendiriyor.
OpenAI, GPT-5.3 Instant ve GPT-5.4’ü duyurdu
OpenAI, yapay zeka destekli sohbet robotu ChatGPT’ye ton, alaka düzeyi ve akış gibi unsurları kapsayacak şekilde kullanıcı deneyiminde önemli iyileştirmeler sunan GPT-5.3 Instant modelini ekledi.
- Ayrıntılar: ChatGPT’nin yalnızca bilgi arayan bir kullanıcının paniklediğini veya stresli olduğunu varsayarak yanıtına rahatlatıcı ya da öğüt niteliğindeki ifadelerle başlamasından rahatsız olan kullanıcıların geri bildirimlerini dikkate alan OpenAI, GPT-5.3 Instant modelini geliştirdi. Modelin, kullanıcı tarafından “cringe (utanç verici)” olarak algılanabilecek ve öğüt niteliğindeki uyarıları azaltarak doğrudan bilgi aktarmaya odaklandığı belirtildi.
- Ek olarak: Şirket, ChatGPT’ye güç verecek en yeni modeli GPT-5.4’ü de tanıttı. Standart sürümün yanı sıra muhakeme odaklı “Thinking” ve yüksek performans gerektiren görevler için optimize edilmiş “Pro” versiyonu da bulunan modelin, benzer görevleri hem seleflerine hem rakiplerine göre çok daha düşük maliyet ve çok daha yüksek hızla yapabildiği belirtildi. Uzun çıktılar oluşturmada oldukça başarılı olduğu belirtilen modelin, GPT-5.2’ye göre iddia bazında %33, genel yanıt bazında ise %18 daha az hata yaptığı ifade edildi.
OpenAI, Pentagon anlaşmasını güncelliyor
OpenAI CEO’su Sam Altman, ABD Savunma Bakanlığı ile yapay zeka modellerinin Pentagon ağında kullanılması konusunda anlaşmaya varmalarının ardından gelen tepkiler üzerine anlaşmayı teknolojisinin Amerikalılara karşı kitlesel gözetim amacıyla kullanılmasını açıkça yasaklayacak şekilde değiştireceklerini açıkladı.
- Ayrıntılar: Altman’ın açıklamasına göre OpenAI, anlaşmaya ABD Anayasası’nın 4. Ek Maddesi, 1947 Ulusal Güvenlik Yasası ve 1978 Yabancı İstihbarat Gözetim Yasası dahil tüm ilgili yasalar uyarınca yapay zeka sistemlerinin ABD vatandaşlarının takip edilmesi, izlenmesi veya gözetlenmesi için kasıtlı olarak kullanılmasını yasakladığı ve bakanlığın bu yasağı anladığını taahhüt ettiği bir madde ekledi. Ayrıca bakanlık, OpenAI sistemlerinin Ulusal Güvenlik Dairesi (NSA) de dahil hiçbir istihbarat teşkilatı tarafından kullanılmayacağını taahhüt etti.
Pentagon’da yapay zeka tartışmaları

Hükümetler ve yapay zeka şirketleri arasındaki ilişki, uzun yıllardır ticari gerilimlerin ana konusu olsa da son dönemlerde bu ilişkinin en sert sınavlarından biri, savunma alanında veriliyor. Pentagon ile Silikon Vadisi arasındaki müzakereler, yapay zekanın geleceğinin hangi değerler üzerine inşa edileceğini belirleyen bir dönüm noktasının kapılarını aralıyor.
Hükümetler ve yapay zeka şirketleri arasındaki ilişki, uzun yıllardır ticari gerilimlerin ana konusu olsa da son dönemlerde bu ilişkiye dair en sert sınavlardan biri, savunma alanında veriliyor. ABD Savunma Bakanlığı’nın öncü yapay zeka şirketlerinin modellerini kendi sistemlerine entegre etme yönündeki çabaları, yakın zamanda teknoloji dünyasında yeni bir gerilim hattı oluşturdu.
Apple, MacBook Neo’yu tanıttı

Apple, yeni giriş seviye MacBook modeli MacBook Neo’yu tanıttı.
- Ayrıntılar: Gümüş gri, pembe, sarı ve antrasit renk seçenekleriyle piyasaya sürülen MacBook Neo, 13 inçlik bir ekranla geliyor. 256 GB ve 512 GB dahili depolama alanı seçeneği bulunan dizüstü bilgisayar, iPhone 16 Pro’ya güç veren A18 Pro çiple donatılıyor. 5 çekirdekli bir ekran kartı ve 16 çekirdekli bir nöral işlemciyle gelen bilgisayar, Intel Core Ultra 5 işlemcili bir rakip bilgisayara kıyasla web tarama gibi gündelik görevlerde %50, cihaz içi yapay zeka işlemlerinde ise 3 kata kadar daha yüksek hız sunuyor.
- Ek olarak: 1080 piksel çözünürlük sunan bir FaceTime kamerasıyla donatılan MacBook Neo, çift mikrofon ve uzamsal ses desteğiyle geliyor. Tek şarjla 16 saate varan pil ömrü sunan cihaz, USB-C bağlantı noktası üzerinden şarj oluyor. Ürünün kasasında 3,5 milimetrelik jak girişi de bulunuyor.
Apple, M5 Pro ve M5 Max çiplerini tanıttı
Apple, MacBook Pro dizüstü bilgisayarlarına güç verecek en yeni çipleri M5 Pro ve M5 Max’i tanıttı.
- Ayrıntılar: Fusion mimarisi üzerine inşa edilen çipler, 18 çekirdekli bir işlemci ve 40 çekirdekli bir ekran kartıyla donatılıyor. İşlemci performansında %30’a kadar artış vadeden çipler, grafik performansını da %20 hızlandırıyor. Her bir ekran kartı çekirdeğinde nöral işlemci bulunan M5 Pro ve M5 Max, yapay zeka performansında da 4 katın üzerinde artış sağlıyor. M5 Pro, 64 GB’a kadar bellek desteklerken M5 Max’te bu kapasite 128 GB’a çıkıyor.
Claude Code’a ses modu geldi
Anthropic, yapay zeka destekli kodlama aracı Claude Code’a ses modu ekledi.
- Ayrıntılar: Yeni mod, Claude Code ile sesli komutlar aracılığıyla etkileşim kurmaya olanak tanıyacak. Kullanıcılar, metin komutu kutusuna “/voice” yazarak ses modunu aktif hâle getirebilecek ve Claude Code’a kodlama taleplerini sözlü olarak anlatabilecek.
OpenAI, Codex’in Windows uygulamasını yayımladı

OpenAI, yapay zeka destekli kodlama aracı Codex’in Windows uygulamasını yayımladı.
- Ayrıntılar: Uygulama, tıpkı Şubat ayında yayımlanan macOS sürümünde olduğu gibi Windows arayüzünde birden fazla yapay zeka ajanını paralel olarak çalıştırmaya olanak tanıyor. Kullanıcılar ayrıca, yazılım otomasyonlarını arka planda çalışacak şekilde ayarlayabiliyor ve sıraya alınan çıktıları incelemek üzere uygulamaya dönebiliyor. Oturum geçmişi OpenAI hesabına kaydedildiği için geliştiriciler, web ve macOS sürümünde başladıkları bir projeye Windows’da kaldıkları yerden devam edebiliyor.
Anthropic CEO’sundan “güvenlik tiyatrosu” benzetmesi
Geçen hafta ABD Savunma Bakanlığı’nın Claude'u "tüm yasal amaçlar" için kullanma talebini reddeden Anthropic CEO’su Dario Amodei, çalışanlarına gönderdiği bir notta Pentagon ile anlaşmaya varan OpenAI’ın açıklamalarını “güvenlik tiyatrosu” olarak nitelendirdi.
- Ayrıntılar: “OpenAI’ın Savunma Bakanlığı’nın anlaşmasını kabul etmesinin, fakat bizim etmememizin asıl nedeni, onların çalışanları memnun etmeyi önemsemesi, bizim ise suistimalleri önlemeyi önemsememizdi” diyen Amodei, OpenAI’ın Anthropic ile aynı kırmızı çizgileri savunduğuna yönelik açıklaması için “Tamamen yalan” ifadelerini kullandı. Amodei ayrıca, OpenAI CEO’su Sam Altman’ın kendisini sahte bir biçimde “barışçı ve uzlaşmacı” biri olarak gösterdiğini vurguladı.
- Öte yandan: Amodei’nin, şirketin Pentagon tarafından “tedarik zinciri riski” olarak etiketlenmesini önleyebilecek yeni bir anlaşmaya varmak üzere yeniden Savunma Bakanlığı ile görüşmeler yürüttüğü iddia edildi.
OpenAI, GitHub’a rakip geliştiriyor
OpenAI’ın, GitHub’a rakip olacak yeni bir kod depolama platformu üzerinde çalıştığı bildirildi.
- Ayrıntılar: The Information’ın haberine göre OpenAI mühendisleri, son aylarda GitHub’ın kullanılamaz hâle gelmesine neden olan hizmet kesintilerinde ciddi bir artışla karşı karşıya kaldı. Bu durum, ekibi rakip bir hizmet geliştirmeye yöneltti. Henüz erken aşamalardaki projeden çıkacak nihai ürünün, OpenAI’ın müşteri tabanına da sunulacağı öğrenildi.
X bağımsız bir X Chat uygulaması test ediyor
X, “X Chat” adında bağımsız bir mesajlaşma uygulamasını test etmeye başladı.
- Ayrıntılar: Apple’ın TestFlight platformu üzerinden 1000 kullanıcıyla test edilen uygulama, mesajları X’teki direkt mesajlardan (DM) farklı olarak uçtan uca şifreliyor. Yaş sınırlaması X ile aynı olması beklenen platform, X’teki DM’leri senkronize edebiliyor.
Mutlaka göz atın
🗞 Pareto: Paramount'un Warner Bros. anlaşması: Gerçekten Netflix’ten daha 'makul' bir alıcı mı? | Doğa Yurduneri
🗞 Aposto Gündem: Savaşın TikTok hâli: 'Vibe-check kültürü' savaşları nasıl derinleştiriyor? | Ümit Alan
🗞 Exante: Piyasa ilk işlem gününde nasıl tepki verdi? | Emircan Yaman
Bir önceki sayı:
🪖 Pentagon gerilimi, iPhone 17e
📱 Son olarak: Aposto'nun LinkedIn ve YouTube hesabını takip etmeyi unutmayın!
OKUMAYA DEVAM EDİN
8 Mart bize yalnız olmadığımızı, umutsuzluğa kapıldığımızda gücü ilk önce hemcinslerimizin gözlerinde bulabileceğimizi anımsattığı ve elbette taleplerimizi yüksek sesle haykırma alanı açtığı için takvimin özel günü… Tiyatro sahnelerinde de çok çeşitli kadın öyküsü, ne güzel ki, anlatılıyor. Bu hikayelere daha çok kulak kabartmak isteyenler için 8 Mart'a özel, 8 kadın oyunu...

Jessie Buckley’nin başrolünde yer aldığı, Maggie Gyllenhaal imzalı “The Bride!“, Mary Shelley’nin mirasını yaşatmayı da “The Bride of Frankenstein” filminin haksızlığa uğramış gelinini onurlandırmayı da başarıyor.

Macron’un Île Longue’daki konuşmasını yalnızca görev süresinin sonuna yaklaşan bir cumhurbaşkanının siyasi mirasını şekillendirmeye dönük kişisel bir stratejisi olarak okumak yetersiz kalacaktır. Aksine bu çıkış, giderek çatırdayan transatlantik ittifakın artık eskisi kadar güvenilir bir kalkan sunamadığı bir dönemde, Fransa devletinin bu boşluğu kısmen doldurmaya talip olduğuna işaret etmektedir.

28 Şubat 2026’nın akşam saatlerinde evindeki ofisinde İsrail-ABD ortak saldırısında öldürülen Ayetullah Ali Hamaney, arkasında tartışmalı bir miras bıraktı. 1989’da militanlıktan mürşitliğe terfi eden dinî lider, İslam Devrimi’nin başlangıç aşamalarındaki teorik ideallerini bir kenara atarak kendini mutlak şekilde devlete adadı; en yakınındaki dostları ve müttefiklerini dahi acımasızca saf dışı bıraktı.


