Berrak zihinler için yalın, zengin, bağımsız bir Türkçe dijital medya üyeliği.
Ücretsiz Kaydol →Amazon’dan sağlık ajanı
Amazon’un bulut bilişim birimi Amazon Web Services (AWS), sağlık sektörüne odaklanan yapay zeka ajanı Amazon Connect Health’i duyurdu.
- Ayrıntılar: Randevu planlama, dokümantasyon ve hasta doğrulama gibi tekrarlayan idari görevleri kurum adına otonom bir biçimde yapabilen ajanın, ABD’nin sağlık hizmetlerine ilişkin düzenlemelerin temelini oluşturan HIPAA yasasıyla uyumlu olduğu ve mevcut klinik yazılımlara entegre edilebildiği belirtildi.
- Ayrıca: Şu anda yalnızca hasta doğrulama ve dokümantasyon görevlerini üstlenebilen ajanın, ilerleyen dönemlerde randevu planlama, hasta bilgisi önizleme ve tıbbi kodlama gibi görevleri de devralacağı ifade edildi.
Gençlerin %80’i sosyal medyasını ailesinden gizliyor
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) Türkiye genelinde 26 ilde 15-21 yaş arasındaki 7 bin 500 gençle yaptığı yeni bir araştırma, gençlerin %90’ının bir sosyal medya hesabı olduğunu, fakat %82’sinin ailesinin bilmediği ikinci bir hesap kullandığını ortaya koydu.
- Bununla birlikte: Araştırma, gençlerin %90’ının sosyal medyayı en az bir kez kullandığını ve %60’ının dijital platformlarda aboneliği bulunduğunu gösterdi. Ayrıca gençlerin günlük sosyal medya kullanım süresi, yaklaşık 3,5 saat olarak ölçüldü. Çalışmaya katılan gençlerin %88’i, “Sosyal medyada yaş sınırı olmalı mı?” sorusuna “Evet” yanıtını verdi. Katılımcıların büyük bir bölümü ideal yaş sınırının 16 olduğuna işaret etti.
Türkiye rüzgar kapasitesi artışında Avrupa ikincisi

WindEurope’un Yıllık İstatistik Raporu’na göre Avrupa, 2025’te 19,1 gigavat (GW) yeni rüzgar enerjisi kapasitesi inşa ederken Türkiye 2,1 GW ile Almanya’nın ardından ikinci sırada yer aldı.
- Ayrıntılar: Rapora göre Avrupa’nın toplam rüzgar kapasitesi 304 GW’a çıktı; yeni kapasitenin %90’ı karasal rüzgar projelerinden geldi.
İklim Ağı’ndan COP31 çağrısı
İklim Ağı’ndan COP31 çağrısı: İklim alanında çalışan 16 sivil toplum kuruluşundan oluşan İklim Ağı, bu yıl Antalya'da yapılacak COP31 öncesinde Türkiye’nin fosil yakıtlardan çıkış konusunda net siyasi irade göstermesi, sivil toplumun karar süreçlerine katılımını sağlaması ve adil enerji geçişiyle kömürden çıkış için yol haritası oluşturması çağrısında bulundu.
Yüce gönüllülük değil hukuki sorumluluk

Yakın zamanda Avustralya ilk iklim göçmenlerini kabul etti. Batma tehlikesi altındaki Tuvalu ile iki yıl önce yapılan bir vize anlaşması çerçevesinde ilk kafile Avustralya’ya geldi. Peki bu "yüce gönüllülük" ya da "fedakarlık" mı, yoksa özellikle Küresel Kuzey'in iklim krizindeki tarihsel sorumluluğundan doğan hukuki bir yükümlülük mü?
Yazı: Serkan Köybaşı
Dünya pek çok krizle aynı anda uğraşıyor. Zenginle yoksul arasındaki gelir uçurumu artıyor, gençlerin geleceğe dair umutları azalıyor, uluslararası hukuk liderler tarafından hiçe sayılıyor, Avrupa'da silahlanma yarışı hızlanıyor ve mevcut savaşlar durdurulamadığı gibi, yenileri de ufukta görünüyor. Ve tüm bunlar iklim krizi gibi devasa ve karmaşık bir krizin gölgesinde yaşanıyor.
Aşağıdaki grafik NASA tarafından hazırlandı. Dünya’ya ulaşan ve Dünya’dan yansıyan Güneş ışınları arasındaki farkı gösteriyor. Dünya’nın Güneş’ten gelen ısının bir kısmını soğurması elbette normal. Toprak, bitkiler, canlılar ve atmosfer tarafından tutulan bu ısı sayesinde gezegenimizde hayat var. Ancak bir sorun var: Grafik, soğurulan ısının sadece 20 yılda 3 katına çıktığını gösteriyor.

Dünya üzerindeki bitki ve canlı nüfusu 3 katına çıkmadığına göre, bu ısı atmosferde tutulmuş demektir. Artık bilindiği üzere bunun sebebi petrol, doğalgaz ve kömürün yakılmasıyla havaya karışan sera etkili gazlar. Küresel ısınmanın artmasıyla birlikte Dünya’nın her yerinde iklim dengesizleşiyor. Daha geçen günlerde Akdeniz ve Ege şehirlerimizi vuran aşırı yağışlar bunun bir örneği.
Eskiden de kuraklık veya aşırı yağışlar olmuyor muydu? Elbette oluyordu. Aynı şekilde sıcak hava dalgaları, don, fırtına ve diğer aşırı hava olayları da oluyordu. Ancak şimdi bunların sıklığı ve gücü artıyor ve öngörülemez hâle geliyor. Bu durum da dünyanın dört bir yanında tarımsal üretimi ve yaşam koşullarını olumsuz etkiliyor.
AB'den Portekiz'e 10 milyon avro ceza

AB Adalet Divanı, Portekiz’i biyolojik çeşitliliği korumadığı gerekçesiyle 10 milyon avro para cezasına çarptırdı ve 2019’da alınan mahkeme kararına uyana kadar günlük 41.250 avro ceza ödemesine hükmetti.
- Ayrıntılar: Peneda-Gerês Ulusal Parkı, Litoral Norte ve Valongo gibi 55 alanın Özel Koruma Alanı (SAC) olarak belirlenmemesi nedeniyle uygulanan ceza, uyum sağlanan her alan için günlük 750 avro azalacak.
- Ne olmuştu? 2019’da mahkeme, Portekiz’in Atlantik ve Akdeniz biyocoğrafik sınıflandırması kapsamındaki 61 alanı koruma altına alma yükümlülüğünü yerine getirmediğini tespit etmiş; Avrupa Komisyonu, Portekiz’i defalarca bu alanları koruma ve türleri güvence altına alma konusunda uyarmıştı.
Çocuklarda obezite
World Obesity Atlas 2026 raporuna göre, dünyada 2025'te 177 milyon olan obeziteden muzdarip çocuk sayısının 2040’ta 228 milyona yükselmesi ve 2027'de obez çocuk sayısının sağlıklı kilodaki çocuk sayısını aşması bekleniyor.
- Ayrıntılar: 180’den fazla ülkede çocuklarda fazla kilo ve obezite artarken, en hızlı yükseliş düşük ve orta gelirli ülkelerde görülüyor; en yaygın bölgelerin Amerika kıtası, Doğu Akdeniz ve Batı Pasifik olmaya devam etmesi bekleniyor.
- Ayrıca: Rapora göre anne sağlığı, yetersiz emzirme, sağlıksız okul beslenmesi ve düşük fiziksel aktivite gibi etkenler çocukluk çağı obezitesini artırıyor; 2040’a kadar en az 120 milyon okul çağındaki çocukta yüksek Beden Kitle İndeksi (BMI) nedeniyle kronik hastalıkların erken belirtilerinin görülmesi bekleniyor.
İkizköy için 96 dava
Muğla’nın Milas ilçesi İkizköy Akbelen’de, köylülerin mülkiyet hakkı ve yaşam alanlarını korumak amacıyla, 10 Ocak 2026 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararıyla ilan edilen acele kamulaştırmaya karşı yaklaşık 200 parsel için 96 ayrı iptal davası Danıştay’a sunuldu.
- Ayrıntılar: Köylülerin gönüllü avukatları Arif Ali Cangı, İpek Sarıca ve İsmail Hakkı Atal, kamulaştırmanın yalnızca zeytinlik ve tarım arazilerini değil, yerleşim alanlarını da kapsadığını ve bunun Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet, yaşam ve yerleşme haklarına ağır müdahale oluşturduğunu, acele el koyma ve değer tespiti davalarının, Danıştay’daki iptal kararına bağlı olarak yürütülmesi gerektiğini belirtti.
Nükleer santrale yakınlık kanser kaynaklı ölüm riskini artırıyor
Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu tarafından yürütülen bir çalışma, ABD’de faaliyette olan nükleer santrallere yakın konumdaki ilçelerde kanser kaynaklı ölüm oranlarının daha yüksek olduğunu ortaya koydu.
- Ayrıntılar: Çalışma, nükleer santrallere yakın yaşamanın ölçülebilir bir kanser riski oluşturduğunu ve bu riskin mesafe arttıkça azaldığını gösterdi. İstatistikler, 2000-2018 yılları arasında 115 bine yakın kanser kaynaklı ölümün aktif nükleer santrallere yakın olmakla ilişkilendirilebileceğine işaret etti. ABD’deki tüm ilçeleri ve 18 yıllık dönemde faaliyette olan tüm nükleer santralleri kapsayan çalışma, 21’inci yüzyılın nükleer santral-kanser bağlantısı üzerine yapılan ilk ulusal analizi olarak kabul edildi.
Maymunlar evcilik oynuyor
Johns Hopkins Üniversitesi araştırmacıları, maymunların da insanlar gibi rol yapma ve hayal kurma yeteneğine sahip olduğunu ortaya koydu; yavru şempanzelerin de sopalarla veya annelerinin taklitlerini yaparak oyun oynadığı gözlemlendi.
- Ayrıntılar: Deneylerde 43 yaşındaki bonobo Kanzi, hayalî meyve suyu dolu fincanlarla çay partisi benzeri oyunlar oynadı ve oyuna dahil edilen nesneleri doğru şekilde tanıyabildi; bu, maymunların zihinsel yaşamının “burada ve şimdi” ile sınırlı olmadığını gösteriyor.
Genç erkeklerin kadın algısı

Ipsos ile King’s College London’daki Global Institute for Women’s Leadership tarafından 29 ülkede 23 bin kişiyle yapılan araştırmaya göre, Z kuşağı erkeklerin %33’ü evlilikte önemli kararlarda son sözün erkeğe ait olması gerektiğini, yaklaşık üçte biri ise evli bir kadının kocasına itaat etmesi gerektiğini düşünüyor.
- Ayrıntılar: Aynı görüşe katılanların oranı baby boomer erkeklerde %13’te kalırken, Z kuşağı erkeklerin %24’ü kadınların “fazla bağımsız görünmemesi gerektiğini”, %21’i ise “kadının cinsel ilişkiyi başlatmaması gerektiğini” ifade ediyor.
Çöpler altın madeni Cengiz Holding'e geçiyor
ABD merkezli SSR Mining, Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çöpler altın madeninin %80 hissesini Cengiz Holding’e 1,5 milyar dolar karşılığında satmak için anlaştığını açıkladı.
- Ayrıntılar: 50 milyon dolarlık karşılıklı fesih maddesi içeren tamamı nakit anlaşma Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün onayının ardından tamamlanacak.
- Bir adım geriden: Maden, 13 yıldır SSR Mining ve Çalık Holding ortaklığında işletiliyordu; 2024'te yaşanan faciayla anılan maden işletmesine geçmişte siyanür sızıntısı nedeniyle 16,4 milyon lira ceza kesilmiş ve çalışmalar durdurulmuştu. Anagold, gerekli iyileştirmeleri yaptığını belirterek faaliyetlerine yeniden başlamıştı.
Spor salonu takviyelerinin uykuya etkisi

Toronto Üniversitesi araştırmacılarının yaklaşık 900 kişiyle yaptığı, Sleep Epidemiology dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, antrenman öncesi takviye kullanan ergen ve genç yetişkinlerin gecede beş saat veya daha az uyuma olasılığı kullanmayanlardan en az iki kat fazla.
- Ayrıntılar: Bu takviyeler genellikle 90-350 mg kafein içeriyor; bu miktar bir kutu koladaki yaklaşık 35 mg ve bir fincan kahvedeki yaklaşık 100 mg kafeinin oldukça üzerinde.
- Açıklama: Araştırmacılar, yüksek kafein ve uyarıcı bileşenlerin uyku düzenini bozabileceğini, sağlıklı gelişim, ruh sağlığı ve akademik performansı etkileyebileceğini belirterek doktorların genç hastaları takviye kullanımı hakkında düzenli olarak bilgilendirme yapmasını öneriyor.
Kirleticiler ruh sağlığını tehdit ediyor
Avrupa Çevre Ajansı'nın yeni raporunda hava kirliliği, çevresel gürültü ve toksik kimyasallara maruziyetin depresyon, şizofreni ve anksiyete riskini artırdığı, özellikle prenatal ve çocukluk döneminin belirleyici olduğu vurgulandı.
- Ayrıntılar: Rapora göre hamilelik, çocukluk ve ergenlik döneminde kirli havaya maruz kalmak, beyin yapısında ve işlevinde değişikliklere yol açabiliyor; uzun süreli PM2.5 ve NO2 maruziyeti ile depresyon arasında güçlü bir ilişki bulunuyor.
- Ayrıca: Trafik, demiryolu ve uçak gürültüsü stres tepkisini artırarak enflamasyon ve oksidatif stresi yükseltirken kurşun ve endokrin bozucu kimyasallar (BPA, PFAS), pasif sigara dumanı ve pestisitler depresyon, şizofreni ve anksiyete ile ilişkilendiriliyor.
- Editörün notu: Seri katiller üzerine provokatif bir tez: Kurşun zehirlenmesi bir nesli suça mı itti? | Angst, Deniz Aytekin
Kongo'da madende heyelan
Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin (KDC) doğusundaki Rubaya bölgesinde, şiddetli yağışlar sonrası meydana gelen heyelanda 100’den fazla kişi hayatını kaybetti.
- Ayrıntılar: Hayatını kaybedenlerin çoğunlukla koltan madenciliği yapan işçiler olduğu, ölenler arasında gıda satıcıları ve tüccarlar da bulunduğu açıklandı.
- Bir adım geriden: KDC’nin doğusundaki Masisi bölgesinde 30 Ocak’ta yaşanan başka bir koltan madeni göçüğünde 226 işçi hayatını kaybetmişti.
'Anonim' bir kadındı

İnsan dediğimizde zihnimizde beliren figür çoğu zaman erkektir. Bu tesadüf değil; erkeği “ölçü”, kadını ise o ölçünün istisnası sayan yerleşik bir bakışın sonucu. 8 Mart vesilesiyle bu görünmez varsayılanları konuşuyoruz: Veride, dilde, teknolojide ve edebiyatta “normal” dediğimiz, gerçekten kimin normu?
Yazı: Yasemin Kaya ve Utku Özer
Aristoteles’in kadını “eksik erkek” olarak konumlandırıp erkeği ideal insan formu saymasının üzerinden yüzyıllar geçti. Tıp dünyasının 18. yüzyıla kadar kadın bedenini erkek bedeninin “tamamlanmamış” bir versiyonu olarak görüp “tek cinsiyetli model” üzerinden düşünmesi de öyle. Ama bu bakışın izleri, modern dünyanın dilinde, verisinde ve kurumlarında hâlâ yaşıyor.
- Bu bakışın adı androsentrizm; erkeğin deneyimini “insanlığın normu” sayan kültürel bir düzen.
Androsentrizm terimi, ilk kez 1911’de Charlotte Perkins Gilman tarafından Erkek Yapımı Dünya: Bizim Androsentrik Kültürümüz (The Man-Made World or Our Androcentric Culture) adlı eserde kavramsallaştırıldı. Gilman’a göre insanlık kültürü “insani” olmaktan çok “eril”di: Erkeklerin bakışı ve ilgi alanları merkeze yerleşiyor, dişillik ise kenara itiliyordu. Erkeklik norm ve standart olarak kabul edilirken kadınlık bu normun dışında kalan—hatta zaman zaman “sapma” muamelesi gören-—bir kategoriye indirgeniyordu.
Gilman’ın analizi, tarihin kaydedilme biçiminden toplumsal rollerin dağılımına kadar erkek önceliğinin nasıl içselleştirildiğini gösterir. Çoğu toplumda olayları erkekler yaşamış, erkekler kaydetmiş, bu kayıtlar da “insanlık tarihi” adıyla evrenselleştirilmiştir.
Böyle bir düzende kadınlar ancak “maskülen” sayılan nitelikleri sergilediklerinde ödüllendirilirken erkekler “feminen” kabul edilen özellikler gösterdiklerinde cezalandırılır: Asimetrik bir ödül-ceza mekanizması işler. Gilman’ın ünlü kısa öyküsü "Sarı Duvar Kağıdı" (The Yellow Wallpaper) ise bu androsentrik düzenin aile hayatı ve tıp kurumu içindeki boğucu etkisini, bir kadının ruhsal çöküşü üzerinden dramatik biçimde görünür kılar.
Sosyolojik olarak androsentrizm, toplumsal anlamın—değerlerin, sembollerin, dilin—erkek deneyimini ölçü alarak kurulmasıdır. Ölçü erkek olunca, kadınların deneyimi kolayca “eksik”, “tali” ya da “normal dışı” sayılır.
Okyanus ısınmasının balıklara etkisi
Yeni bir araştırma, Kuzey Yarımküre'de okyanus tabanının 10 yılda yalnızca 0,1 derece ısınmasının bile balık popülasyonlarında ortalama %7,2’lik bir düşüşe yol açtığını ortaya koydu.
- Ayrıntılar: 1993-2021 yılları arasında incelenen 33 bin popülasyonda kronik ısınmanın bir yılda %19,8’e kadar biyokütle kaybına neden olabildiği tespit edildi; araştırmacılar, aşırı avlanma, okyanus ısınması ve oksijensizleşmenin birleşiminin balık biyokütlesini daha da azaltacağını vurguladı.
Hazır yemeklerde toksik tehlike
Greenpeace International’ın 24 bilimsel çalışmayı inceleyerek hazırladığı yeni rapora göre, plastik ambalajlı hazır yemeklerin mikrodalga veya fırında ısıtılması yüz binlerce mikro ve nanoplastik parçacığın ve çeşitli toksik kimyasalların doğrudan gıdaya geçmesine yol açabiliyor.
- Ayrıntılar: Raporda, polipropilen ve polistiren gibi yaygın kullanılan plastiklerin ısıtıldığında plastikleştiriciler ve antioksidanlar dahil kimyasal katkı maddelerini gıdaya saldığı; plastiklerde kullanıldığı veya bulunduğu bilinen 4.200’den fazla tehlikeli kimyasalın çoğunun gıda ambalajlarında denetlenmediği ve insan vücudunda gıda temaslı en az 1.396 plastik kaynaklı kimyasal tespit edildiği aktarıldı.
- Bilgi notu: Raporda, küresel hazır yemek pazarının yaklaşık 190 milyar dolar büyüklüğe ulaştığı, 2024’te üretimin 71 milyon ton (kişi başı ortalama 12,6 kg) olduğu ve plastik ambalajların toplam plastik kullanımının %36’sını oluşturduğu; küresel plastik üretiminin 2050’ye kadar iki katından fazla artmasının beklendiği kaydedildi.
Dev kaplumbağaların dönüşü

Ekvador’a bağlı Galapagos Takımadaları’ndaki Floreana Adası’na 1800’lerin ortasında yok olan dev kaplumbağaların soyundan gelen 158 adet korumaaltında yetiştirilmiş genç kaplumbağa bırakıldı.
- Ne olmuştu? 2008’de Isabela Adası’nda, soyu tükenen Floreana alt türüyle yüksek genetik benzerlik taşıyan bireyler tespit edilmiş; 23 kaplumbağayla başlatılan üretim programı kapsamında 2025’e kadar 600’den fazla yavru üretilmişti. Projeyle yok olmuş 12 türün geri getirilmesi planlanıyor.
Aynamız, günlüğümüz, rakibimiz, idolümüz

Kadınlar arasındaki ilişkiler sabit değildir; tıpkı kadınların hayatları gibi hareket hâlindedir. Yakınlaşır, uzaklaşır, yeniden kurulur. Hayatımızda olan, hayatımızdan geçen ve içimizde iz bırakan tüm kadınlar, bir şekilde kim olduğumuzu şekillendirir. 8 Mart, hayatımıza emek vermiş kadınları hatırlamak, onlarla kurduğumuz bağların bizi nasıl dönüştürdüğünü düşünmek için de bir fırsattır.
Yazı: Tuğçe Isıyel
İnsan canlısının hayatında ilk tanıştığı insan annesi. Bu basit görünen gerçek, ruhsal dünyamızın derin ve karmaşık yapısını kuran temel bağlarından birine işaret ediyor. Bir çocuğun kadınlıkla, bakım verenle, yakınlıkla ve hatta rekabetle kurduğu ilk ilişki, annesiyle kurduğu bağdan geçebiliyor. Bu nedenle yetişkinlikte kadınlarla kurulan ilişkilerin, özellikle de kadın arkadaşlıklarının, bu ilk deneyimden izler taşıması hiç de şaşırtıcı değil.
- Anne ile kurulan ilişki yalnızca sevgi ve bakımı değil, aynı zamanda bağımlılığı, ayrışmayı ve kimlik inşasını da içeriyor. Çocuk, hayata annesinin bakımına muhtaç olarak başlar fakat büyüme süreci aynı zamanda anneden psikolojik olarak ayrışabilme sürecidir.
Bu ayrışma sağlıklı bir şekilde yaşandığında kişi hem yakınlık kurabilen hem de bireyselliğini koruyabilen ilişkiler geliştirebilir. Ancak anneyle kurulan ilişkide yaşanan kırılmalar, çocuğun ihtiyaçlarının karşılanmaması ya da yetersiz karşılanması, tutarsızlıklar veya yoğun duygusal çalkantılar olduğunda bu duyguların izleri başka kadınlarla kurulan ilişkilerde yeniden sahnelenebilir.
Psikanalist Elda Abrevaya, Kadınlığın Uzun ve Dolambaçlı Yolu isimli harikulade kitabında, aynı bedene ve aynı cinsiyete sahip anne ile kız arasında sahnelenen ilk ve temel aşk ilişkisinden bahseder. Anneyle paylaştığı “aynılığın” sonucu olarak, kızın yaşamı boyunca anneye bağlılığının ve sadakatinin çok güçlü kaldığına vurgu yapar.
Hatta uç durumlarda bir kadın bütün yaşamını annesine adayarak, ona duyduğu aşkı bir erkeğe duyabileceği arzunun üstünde tutabilir. Daha doğrusu, anneyle ilişkisi dışında başka birine yer kalmaz. Haneke’nin The Piano Teacher isimli filminde tam bunu görürüz. Abrevaya, baba-oğul ilişkisinden farklı olarak, kızın annenin rahminden doğduğuna, yani kadınların birbirinin içinden çıktığına vurgu yapar.
- Oysa oğullar babadan doğmazlar, yine bir kadının bedeninden çıkarlar. Bu iç içelik hâli kadın arkadaşlığını kimi zaman sınırların kolayca kaybolabileceği bir noktaya iterken bazı riskleri de beraberinde getirebilir.
Kadın arkadaşlıklarının bazen çok güçlü bir “kız kardeşlik” hissi yaratması da, kimi zaman beklenmedik yoğunlukta rekabet, dışlanmışlık, kıskançlık ya da başka zorlayıcı duygular barındırması da bu yüzden oldukça anlamlı. Zira erken dönem ilişkisel deneyimlerin daha sonraki ilişkilerde tekrar edilmesi ya da yeniden düzenlenmesi kaderin değil bilinçdışının bir cilvesi olarak karşımıza çıkıyor.
OKUMAYA DEVAM EDİN
İnsan dediğimizde zihnimizde beliren figür çoğu zaman erkektir. Bu tesadüf değil; erkeği “ölçü”, kadını ise o ölçünün istisnası sayan yerleşik bir bakışın sonucu. 8 Mart vesilesiyle bu görünmez varsayılanları konuşuyoruz: Veride, dilde, teknolojide ve edebiyatta “normal” dediğimiz, gerçekten kimin normu?

Kadınlar arasındaki ilişkiler sabit değildir; tıpkı kadınların hayatları gibi hareket hâlindedir. Yakınlaşır, uzaklaşır, yeniden kurulur. Hayatımızda olan, hayatımızdan geçen ve içimizde iz bırakan tüm kadınlar, bir şekilde kim olduğumuzu şekillendirir. 8 Mart, hayatımıza emek vermiş kadınları hatırlamak, onlarla kurduğumuz bağların bizi nasıl dönüştürdüğünü düşünmek için de bir fırsattır.

Apple, geçen ayın sonlarında duyurduğu lansman etkinliği serisini Çarşamba günü itibarıyla tamamladı. Üç gün süren seride ABD merkezli teknoloji devi, iPhone 17e, M4 çipli iPad Air, M5 serisi çiplerle donatılan MacBook Air ve MacBook Pro, yeni MacBook Neo ve Studio Display monitörlerini tanıttı.

Neco Çelik, hem Almanya'da hem de Türkiye'de sinema alanının güçlü seslerinden... Bu yıl 30. Nürnberg Türkiye Almanya Film Festivali’nin jüri üyeleri arasında yer alan Çelik'le Berlinale'deki politik tartışmalar ve İlker Çatak'ın festivalden Altın Ayı ile dönen filmi "Sarı Zarflar" üzerine konuştuk.



