Sanayisiz büyüme ne kadar sürdürülebilir?

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Geçtiğimiz hafta başında 2026 yılı 1. çeyrek gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) rakamını öğrenirken, haftanın son gününde ise Mayıs ayı enflasyon rakamını gördük.
GSYH rakamları geç gelen verilerdir. Bizde diğer ülkelerden farklı olarak ilk okuma, ikinci okuma ve üçüncü okuma gibi ara okumalar olmuyor. Aslında teknolojinin bu kadar ilerlediği, veri alım hızının bu kadar arttığı bir dönemde, GSYH verisinin üç aylık bir ara sonrası tek seferde açıklanması üzerinde Türkiye İstatistik Kurumu’nun yeniden oturup düşünmesi lazım bence.
Bu küçük eleştirimizi yaptıktan sonra artık verilerin detaylarına inebiliriz.
GSYH verileri aslında çeyrekten çeyreğe bakılan veriler. Yani 2026 yılının 1. çeyrek verisini, bir önceki yıl olan 2025 yılının 1. çeyreğine göre yorumluyoruz. Buna göre Türkiye ekonomisi, birinci çeyrekte yıllık %2,5 ile piyasa beklentilerinin altında büyüdü. Piyasa beklentilerinin %2,8 ile %3,1 arasında değiştiğini belirtmekte fayda var.
Fakat bir önceki çeyreğe göre baktığımızda, 2026 yılının 1. çeyreğinde Türkiye ekonomisi, bir önceki çeyrek olan 2025 yılının 4. çeyreğine kıyasla %0,1 büyümüş görünüyor. Neredeyse yerinde sayan bir büyüme bu. Hele hele kıyasladığımız 2025 yılının 4. çeyreğinde, bir önceki çeyrek olan 2025 yılının 3. çeyreğine göre %0,4 büyüdüğümüzü dikkate aldığımızda, aslında daralan bir Türkiye ekonomisiyle karşı karşıyayız.
Bu hiç de şaşırtıcı değil. Sanayiden gelen yakınmaları sanırım duymayan bir tek sağır sultan kalmıştı.
Nitekim 2026 yılının 1. çeyreğinde manşet büyüme %2,5 iken, sanayi sektörü %0,8 daralmış. Sanayinin GSYH içindeki payı 2024 yılında %19,7 iken, 2025 yılında %18,1 olmuştu. Sanayinin payının azalması hiç de hayra alamet bir durum değil. Hele hele imalat sanayisine baktığımızda durum daha vahim. İmalat sanayisinin toplam GSYH içindeki payı 2024 yılında %16,8 iken, 2025 yılında %15,4’e düşmüştü. Türkiye hızla “erken sanayisizleşme”ye doğru gidiyor. Maalesef önlem almak için çok geç kalınmış. Sanayicinin serzenişi pek de ciddiye alınmadı. Açık konuşmak gerekirse, onlar da konuyu salt değerli Türk lirasına indirgedikleri için bence mevzi kaybettiler. Oysa konu artık değerli TL’nin çok daha ötesine geçip, belirli sanayi kollarının kaybedilmesi sürecine evrildi.
Birinci çeyrek verileri değerlendirildiğinde, yıllık büyüme dinamiklerinin önceki çeyreğe göre iç talepte kamu tüketimi ve stok kaynaklı sınırlı bir artışla geldiği, dış talepteki zayıflamanın ise daha belirgin hâle geldiği görüldü. Dış talepteki daralma, büyümeyi ciddi şekilde aşağı çekmiş gibi görünüyor. Yine iç talep büyümeye katkı sağladı. İhracattaki daralma bence çok dikkat çekici. İhracatçının yüksek üretim maliyetleri nedeniyle pazar kaybına uğraması artık bir söylemden çıkıp gerçeğe dönüşmüş durumda.
Önceki çeyrekte büyümeyi devletin nihai tüketim harcamaları azaltmıştı. Bu kez aynı harcama grubu, büyümeyi artırıcı yönde etki etmiş gözüküyor. Özel tüketim harcamalarının büyümeye katkısı ise bir önceki çeyreğe göre daha sınırlı olmuş. Orada ılımlı bir düşüş söz konusu, ancak yine de Merkez Bankası’nın beklediği ölçüde olmadığı net. Yatırım harcamalarının katkısı ise belirgin şekilde azalmış durumda.
Gelen veri ve sonrasında açıklanan öncü göstergeler, 2026 büyümesinin yıl başındaki beklentilere göre daha zayıf olacağını gösteriyor. Nitekim uluslararası kuruluşlar da 2026 yılına ilişkin Türkiye büyümesini hemen revize edip aşağıya doğru güncellediler.
2026 yılının diğer çeyreklerinde jeopolitik gelişmeler öncülüğünde özellikle dış talepteki yavaşlama eğilimi, eğer iç talepte de beklenti ötesi durgunluğa sebebiyet verirse, Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadele sürecine olumlu katkı sağlayabilir. Ancak büyüme mi yoksa %30 civarında bir enflasyonla mı yola devam edilsin sorusunu hükümet kendi kendine sorarsa, cevap hiç şüphesiz büyümeden yana olacaktır.
İktidarın 24 yıllık serüveninde ne pahasına olursa olsun büyüme hep ön planda tutuldu. Bu kez tam da bir seçim öncesinde sert bir durgunluğa neden olabilecek bir ekonomi politikasına tahammül edileceğini hiç ama hiç düşünmüyorum. Burada tek soru, mevcut enflasyonla mücadele programından ne zaman vazgeçileceği sorusu bence.
Önümüzdeki dönemde dış talep tarafında ihracat ve turizm gelirlerinin seyri büyük önem taşıyor. Satın alma yöneticileri endeksi (PMI) Nisan ve Mayıs aylarında kısmi bir toparlanmaya işaret etse de savaşın sonlanması ve tedarik zincirine ilişkin endişelerin yavaş yavaş ortadan kalkmasıyla birlikte, bazı sektörlerdeki geçici iyileşmenin tersine dönme ihtimali kuvvetli görünüyor. Benzer bir gelişmeyi pandemi dönemi sonrasında da görmüştük.
Özetle, büyüme verilerinden gözüktüğü üzere sanayimiz ağır yaralı. Sanayideki kan kaybının 3 temel nedeni ise şöyle gözüküyor:
Maliyet Artışları: Enerji ve işçilik maliyetlerinin üreticinin rekabet gücünü kırması,
Kur Etkisi: Döviz kurunun enflasyonun altında kalmasıyla ithalatın daha cazip hâle gelmesi; üreticinin içeride üretmek yerine dışarıdan almaya yönelmesi,
Dış Pazar Kaybı: İhracat pazarlarındaki daralma ve yüksek maliyetler nedeniyle “fiyat tutturamama” sorunu.
Sanayi üretimi zayıfladığında sadece fabrikalar kapanmaz; insanların yaptığı işlerin niteliği de değişir.
Bunu artık dikkate alma zamanı geldi de geçiyor bile.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Prof. Dr. Burak Arzova
Akademisyen. 1994 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden mezun olmasının ardından araştırma görevlisi olarak göreve başladı. 1996 yılında yüksek lisans, 2000 yılında doktorasını tamamlayan Arzova, 2004 yılında doçent, 2009 yılında da profesör oldu. Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi, Muhasebe-Finansman Ana Bilim Dalı’nda öğretim görevlisi.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İş Bankası’nın ana destekçiliğinde 2017'den bu yana süren Workup Girişimcilik Programı’nın 14. dönemi, çevrimiçi düzenlenen Demo Day etkinliğiyle tamamlandı. Yapay Zekâ Fabrikası’nın yürüttüğü bu dönemde 10 teknoloji girişimi mezun oldu. Dönemi öne çıkaran iki gelişme var: Mezunların 10'da 8'i işini doğrudan yapay zeka üzerine kuruyor ve seçim süreci bu kez bilinçli olarak İstanbul, Ankara ve İzmir’in dışına açıldı. Yeni mezunlarla birlikte programın toplam mezun sayısı 198'e ulaştı.
05 Kas 2026

Türk Devletleri Teşkilatı'nın (TDT) 13. Zirvesi 29-30 Ekim'de Ankara'da yapıldı. Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan TDT'nin üyesi; Türkmenistan, Macaristan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ise gözlemcisi. Zirvenin sonunda üye devletler 163 maddelik Ankara Bildirisi'ni kabul etti. Bildiri ortak alfabeden küp uyduya, savunma sanayisi kolejinden ulaşım koridorlarına kadar pek çok konuyu kapsıyor.

ABD’de 2026 ara seçimlerinin Demokratların hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’da çoğunluğu elde etmesiyle sonuçlanması, Amerikan ekonomisi ve küresel finansal piyasalar açısından yeni bir siyasi denge oluşturdu. Ancak seçim sonuçlarının ekonomi politikalarında radikal bir yön değişikliğinden ziyade, yürütme ve yasama organları arasındaki anlaşmazlıkları artırması bekleniyor.

ABD'de 2026 ara seçimleri, Trump'ın ikinci döneminin kalan son iki yılının çerçevesini belirlemiş durumda. Resmi olmayan sonuçlara göre demokratlar hem temsilciler meclisinde hem de senatoda çoğunluğu ele geçirdi. Temsilciler meclisini demokratların kazanması beklenen bir sonuçtu. Sürpriz, cumhuriyetçilerin yıllardır elinde tuttuğu eyaletlerde de koltuklarını yitirerek senato tarafını da kaybetmesi oldu. Bu sonuç Washington'da Trump'ın gücünün yeniden dengelenmesi sürecini başlatırken, önümüzdeki iki yılın maliye, ticaret ve dış politika gündemini doğrudan etkileyecek

İstanbul Sanayi Odası’nda (İSO) 13 yıldır devam eden Erdal Bahçıvan dönemi sona erdi. 4 Kasım'da yapılan seçimlerde Adnan Dalgakıran, Bahçıvan'ın desteklediği Ender Yılmaz'ı 67'ye karşı 86 oyla geride bırakarak İSO'nun 2026-2030 dönemi Yönetim Kurulu Başkanı seçildi. Peki yeni İSO Başkanının programında hangi başlıklar var?




