Berrak zihinler için yalın, zengin, bağımsız bir Türkçe dijital medya üyeliği.
Ücretsiz Kaydol →
Prof. Dr. Burak Arzova
Akademisyen. 1994 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden mezun olmasının ardından araştırma görevlisi olarak göreve başladı. 1996 yılında yüksek lisans, 2000 yılında doktorasını tamamlayan Arzova, 2004 yılında doçent, 2009 yılında da profesör oldu. Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi, Muhasebe-Finansman Ana Bilim Dalı’nda öğretim görevlisi.
Küresel piyasalar geçtiğimiz haftayı kapatmaya hazırlanırken ve gözler tam da Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimlere çevrilmişken, ABD Yüksek Mahkemesi piyasaların fay hattını yerinden oynatan bir karara imza attı. Hafta sonu beklentisi Amerika’nın olası İran müdahalesi iken, Türkiye’de borsa kapanış saatlerine denk gelen bu zamanlama, piyasalarda deyim yerindeyse "olumlu bir çalkantı" yarattı.

Geride bıraktığımız haftada Türkiye İhracat Pazarları İklim Endeksi ve sanayi üretim endeksi gibi sanayinin nabzını tutan, son derece kritik veriler açıklandı. Peki buu veriler bizlere ne anlatıyor, Türk sanayisi ne durumda?

Geçtiğimiz haftalarda yurt dışından posta veya kargo yoluyla yapılan alışverişlerde uygulanan 30 avro gümrük muafiyet limitinin kaldırılması ve bu alışverişlerin gümrük işlemlerine tabi tutulması kararı alındı. Bu saçma korumacı ve yasakçı akım Türkiye’yi geçmiş dönemlerin Doğu Bloku ülkelerine döndürüyor. Geçmişin Polonya’sı, Bulgaristan’ı oluyoruz. Kimin umurunda acaba?

Dolar dünyanın hiç şüphesiz en önemli para birimi. Bu önem birkaç sebebin bir araya gelmesinden ortaya çıkıyor. Ancak şimdi bu para biriminin arkasında duran dünyanın en büyük merkez bankası olan Fed tehdit altında. Ancak kurumların hala çalışıyor olması, garip başkanlık kararlarına ve siyaseten yargıyı kullanma girişimlerine karşı büyük çoğunluğun Başkan Powell’ın yanında yer alması Amerika ekonomisi için en büyük güvence.

TÜRK-İŞ’in verilerine göre “mutfak enflasyonu” Kasım 2025 itibarıyla katlanılması zor bir duruma dönüşmüş durumda. İstanbul'un yaşam maliyetine baktığımızda durum çok daha vahim. Açıklanan rakamlar çok yüksek, resmi istatistik yayınlayan kurumlar ise inandırıcılıktan uzak.

Uzunca bir süredir Beşiktaş Futbol Takımının en gözde oyuncusu Rafa Silva’nın teknik direktör Sergen Yalçın ile olan sorunlarını, Rafa Silva’nın takımdan ayrılmak istediğini, tarafların her birinin kendini haklı çıkarmaya çalışan açıklamalarını, karşılıklı suçlamalarını takip ediyoruz. Bu noktada aslında ülkede farklı kesimlerin özellikle gençlerin yaşanan süreçler nedeniyle kendini mutsuz hissetmesi ve sonunda ülkeyi terk etmeye kadar giden süreci Rafa Silva Sendromu olarak da adlandırabiliriz.

Beyin göçü ülkenin geleceği için en büyük tehlike haline geldi. "Bırakın gitsinler" demek yerine gitmelerine neden olan unsurları ortadan kaldırmak önceki nesillerin sorumluluğu değil mi?

Uzun süredir devam eden savaşlar, Trump tarifelerinin küresel büyümeye yönelik tehdidi, ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşının gelecekte nasıl şekilleneceğini bilememek gibi çoklu belirsizlik ortamı, merkez bankalarının altın alımları, altına olan talebi zaten artırmıştı. Dünya’da altın çılgınlığı yaşanıyor derken, Pazartesi günü haber sitelerine düşen bir haber, asıl çılgınlığın gümüşte olduğunu gözlerimizin önüne serdi.

Günümüzde yer yer fahiş fiyat adı altında zorlayıcı yöntemlerle enflasyon düşürme çabalarına şahit oluyoruz. Ancak fiyatın neye ve kime göre fahiş olduğu sübjektif bir kavram. Acaba değer ve eder kavramı birbirine karıştırılıyor olabilir mi?

UNCTAD’ın yayımladığı Küresel Ticaret Güncellemesi raporunun Eylül ayı sayınının başlığı "Politika Görüşleri: Ticaret Politikası Belirsizliği Küresel Piyasaları Etkiliyor" oldu. Raporun çıktılarına göre dünyayı kasıp kavuran bu belirsizlik ortamı, en çok gelişmekte olan ülkelere zarar veriyor.

