PMI neden önemli: Nisan ayı verisi bize ne söylüyor?

Makroekonomik verileri okurken kullandığımız en hassas araçlardan biri PMI (Satınalma yöneticileri endeksi) verisidir. PMI verileri aslında bir öncü göstergedir. Buradan hareketle sanayi üretim verisini ve oradan da hareketle GSYH’yi tahmin edebilmek mümkün. Bu gösterge ile sektörlerin nabzını ay bazında ölçebiliyoruz. Böylece merkez bankaları tarafından uygulanan para politikasının etkilerini, maliye politikasının şirket performanslarına etkilerini görebilmek mümkün. Özellikle merkez bankaları, imalat ve hizmet sektörlerinin sağlığını ölçmek için PMI verilerini yakından takip ederler.
Enflasyonu erken tespit etmek açısından da PMI verileri yüksek bir öneme sahiptir. Yöneticilerin hammadde maliyetlerinde artış bildirmesi, tüketici fiyatlarına yansıma etkisini taşır. Yani maliyet enflasyonunu daha yakından görebilmemize imkân tanır. Keza işletmeler açısından, sektörel verilere göre kendi işletmelerini konumlandırma ve nerede olduklarını doğru tespit etme imkânı verir. Örneğin; PMI verileri içerisinde yer alan “Tedarikçi Teslimatları” endeksi yükseliyorsa, tedarik zincirlerinin tıkanmaya başladığını gösterir. Bu, işletmeleri güvenlik stoklarını artırmaları veya gecikmeler beklemeleri konusunda uyarır. Firmalar, üretimi artırıp artırmayacaklarına veya stokları tasfiye edip etmeyeceklerine karar vermek için “Yeni Siparişler” ile “Stok” arasındaki ilişkiye bakarlar. Siparişler düşerken stok artıyorsa, üretimde yavaşlama olasılığı yüksektir.
Hoş geldin! Aposto Premium üyelerine özel bu içeriği okumak için Premium üye olabilir ya da Premium hesabına giriş yapabilirsin.
Aposto Premium
Ayda
- Aposto'nun tüm arşivine ve güncel yayınlara sınırsız erişim.
- Yükselen endüstrilerden gelişme ve içgörüleri aktaran, entelektüel dünyanı besleyecek Premium üyelere özel makale ve bültenler.
- Gündemdeki gelişmeleri küresel bir perspektifle aktaran analizler.
- Aposto Radyo için hazırladığımız podcast ve sesli belgesellere websitemiz ve mobil uygulamamızdan erişim imkanı.

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
YAZARLAR

Prof. Dr. Burak Arzova
Akademisyen. 1994 yılında Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden mezun olmasının ardından araştırma görevlisi olarak göreve başladı. 1996 yılında yüksek lisans, 2000 yılında doktorasını tamamlayan Arzova, 2004 yılında doçent, 2009 yılında da profesör oldu. Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi, Muhasebe-Finansman Ana Bilim Dalı’nda öğretim görevlisi.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
OKUMAYA DEVAM EDİN
Yapay zekanın üretkenliği artırarak maliyetleri düşürmesi beklenirken veri merkezleri, gelişmiş çipler, elektrik ve altyapı yatırımları yeni bir maliyet baskısı yaratıyor. Fed yöneticileri, bu yatırımların talebi ve maliyetleri artırarak fiyat artışlarını ekonominin geneline yayabileceği uyarısı yapıyor. Tartışmanın merkezinde ise şu soru var: Yapay zekanın uzun vadeli ucuzluk vaadi, kısa vadeli maliyet dalgasını ne zaman dengeleyebilecek?

Bu hafta yurt içinde Eylül ayı işgücü ve dış ticaret istatistikleri ile üçüncü çeyrek turizm gelirleri öne çıkarken, yurt dışında Fed, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Japonya Merkez Bankası'nın (BoJ) faiz kararları ön planda.
26 Eki 2026

Küresel endeks sağlayıcılarının Türkiye'ye bakışı sertleşmeye devam ediyor. Haziran ayında MSCI'ın uyarısıyla başlayan süreç, temmuzda S&P DJI'ın Türkiye'yi izleme listesine almasıyla devam etti. Ağustosta FTSE Russell Türk hisselerine yönelik endeks güncellemelerini erteledi. Üç kurumun da aksiyonu fiili dolaşım oranlarının güvenilirliği, hissedar şeffaflığı ve bazı küçük ölçekli şirketlerle ilişkili fonlar üzerinden yapıldığı düşünülen koordineli işlemlere dayanıyor.

Küresel piyasalarda enflasyon dinamikleri, tahvil getirileri ve hisse senedi performansı arasındaki ilişki son dönemde dikkat çekici bir ayrışma sergiliyor. ABD'de enflasyonun beklentilerin üzerinde gelmesine ve Hazine tahvili getirilerinin yüksek seviyelerde seyretmesine rağmen, hisse senedi piyasalarının hala dirençli kalması öne çıkıyor.

AB’nin yeni “Made in Europe” kuralları, AB’den ayrılan İngiltere’yi içeride tutarken otuz yıllık Gümrük Birliği ortağı Türkiye’yi dışarıda bırakıyor. Bu tercihin ardında bir aidiyet ve rekabet kaygısı var. Türkiye’nin yanıtı rica değil, mütekabiliyet olmalı.




