Berrak zihinler için yalın, zengin, bağımsız bir Türkçe dijital medya üyeliği.
Ücretsiz Kaydol →
Pelin Cengiz
Gazeteci. Gazete ve televizyonlarda muhabir, editör, ekonomi müdürü, yazar ve programcı görevlerini üstlenen Cengiz, makroekonomi ve iş dünyası alanlarında haberler üretiyor. İkinci bir uzmanlık alanı olarak ekoloji alanında enerjinin finansmanı, iklim krizi, çevre mücadeleleri ve tarım ekonomisi üzerine çalışıyor.
Enerji ve hammadde fiyatlarında şok artışlara neden olan İran savaşının Türkiye ekonomisindeki etkileri, her geçen gün daha derinden hissediliyor. Peki etkiler gerçekten kısa vadeli mi? Önümüzdeki aylarda Türkiye'yi nasıl bir ekonomik tablo bekliyor? Enerji fiyatlarındaki artış, maliyetleri yükselterek enflasyonu artırırken ve bütçe açığını büyütürken enflasyon, bütçe açığı ve cari açık tarafında neler beklemeliyiz? Siyasal iktisatçı İnan Mutlu, iktisatçı Prof. Dr. Murat Birdal ve ekonomist Ömer Rıfat Gencal'a sorduk.

Savaşın kazananı olmaz belki ama ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı saldırılarda birinci ay geride kalırken, Washington’ın küresel arz sıkıntısını hafifletmek için kuralları gevşetmesi Rusya’ya beklemediği bir kazanç sağladı. Rusya, petrol gelirlerini artırırken Tahran ile doğrudan diplomasi yürüten Çin de kendi gemilerini Hürmüz Boğazı’nda geçirip 11 milyon varilden fazla İran ham petrolünü kıyılarına çekmeyi sürdürüyor.

Hürmüz Boğazı’nda devam eden savaş nedeniyle durma noktasına gelen deniz trafiği, küresel gübre sevkiyatının üçte birini vururken gıda fiyatları da artışını sürdürüyor. Dünya gıda üretiminin yüzde 50'si azotlu gübrelere bağlıyken, azotlu gübre üretimi doğalgaza dayanıyor. Savaş kısa süre sonra bitse bile tarım ve gıda fiyatlarındaki tırmanışın dalga dalga aylarca sürmesi bekleniyor.

ABD ve İsrail’in İran’ın Natanz nükleer tesisine yönelik yeni saldırısı nükleer tehlike endişelerini bir kez daha gündeme taşırken, İran’ın sahip olduğu nükleer kapasitenin boyutları ve daha da önemlisi İran’ın nükleer programının barışçıl olup olmadığına dair güvencenin olmaması, nükleer diplomasisinin ne kadar kritik olduğunu gösteriyor.

Bu yıl Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenecek COP31 iklim zirvesinin odağı Bakan Murat Kurum tarafınan “sıfır atık” olarak belirlenirken Prof. Dr. Sedat Gündoğdu, “Türkiye’ye bir hikaye gerekiyordu, tek kullanımlık plastiklerin yasaklanmasını öne çektiler. Ancak plastik atık ithalatı devam ederken sıfır atık ülkesi olmanız imkansız” diyor.

ABD'nin Paris İklim Anlaşması’ndan çekilme kararı, 27 Ocak'ta resmen yürürlüğe girdi. İklim aktivistleri dünyanın geleceği için mücadele çağrılarına devam ediyor. Öte yandan jeopolitik risklerin yükseldiği bu dönemde artan askerî harcamaların iklime etkisinin boyutları hâlâ pek tartışılmayan bir konu olarak önümüzde duruyor.

Gümrük tarifelerini silah gibi kullanmaya çalışan ABD Başkanı Donald Trump, Avrupa dahil dünyanın geri kalanını kendi aralarında yeni ittifaklar kurmaya iterken ABD'yi giderek yalnızlaştırıyor. Öte yandan ekonomistler, düzensiz gümrük vergisi politikasının küresel tedarik zincirlerinde aksamalara neden olurken asıl hedefi olan Amerikan üretimini canlandırmak konusunda pek bir şey yapmadığına işaret ediyor.

Merkez Bankası verileri, İran bankacılık sistemindeki en büyük 20 borçlu kuruluşun en az 15’inin devlet kuruluşları veya İslam Devrim Muhafızları ile bağlantılı şirketler olduğunu gösteriyor. Ve böylesi kilit bir güç, merkezî kanunların üstünde kaldığı ve şeffaf olmayan faaliyetlerden kâr elde etmeye devam ettiği sürece krizin çözümü ufukta görünmüyor.

Dünyanın en büyük petrol üreticilerinden biri olan Venezuela'nın enerji sektörü, özellikle "enerji emperyalizmi" olarak adlandırılabilecek bağlamda, Washington için sürekli ilgi odağı oldu. Bazı uzmanlar, Trump'ın Venezuela petrolü üzerindeki hak iddialarının daha geniş kapsamlı bir "kaynak emperyalizmi"nin parçası olduğunu söylüyor. Peki böyle bir dünyada herhangi bir devlet güvende olabilir mi?

Petrol, altın ve nadir toprak elementleri… Venezuela’nın muazzam enerji ve mineral kaynakları, ne ülkenin ekonomisine ne de yurttaşlarının refahına hizmet ediyor; aksine jeopolitik anlaşmazlıkların ve Venezuela'nın kurumsal çöküşünün merkezinde yer alan kilit bir faktör olarak öne çıkıyor.



