Fuat Ercan: Kanal İstanbul, iktidarın ayakta kalma çabası

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlayan olaylar, Türkiye’de yeni bir siyasi milada denk düşüyor. Eylemlerde polisin orantısız şiddeti, kitlesel gözaltı ve tutuklama süreçleri, siyasette yaşananların 50 milyar dolarlık ekonomik bedeli, boykot tartışmaları, üniversitelerden liselere sıçrayan protesto gösterileri derken Türkiye siyasi tarihine pek çok yeni not düşüldü.
Öte yandan 19 Mart sonrası siyasi, ekonomik ve toplumsal boyutlarıyla tartışılan gelişmeler arasında hepimize öteden beri tanıdık bir başlık daha var: Kanal İstanbul.
Erdoğan'ın özellikle seçim dönemlerinde gündeme getirdiği ve seçim vaadi olarak yurttaşa sunduğu ancak bilim insanlarının karşı çıktığı, neden yapılmaması gerektiği üzerine onlarca raporun yazıldığı Kanal İstanbul, 19 Mart sonrası tekrar başrolde.
Bir adım geriden: 2019 seçimlerinde İBB Başkanlığı koltuğuna oturduğu günden sonra her platformda projeye karşı olduğunu söyleyen İmamoğlu ile Erdoğan arasında Kanal İstanbul, pek çok kez gerginlik konusu oldu.
- Ocak 2025’te İBB, bilim insanlarının katılımıyla “Kanal İstanbul Bilgilendirme Toplantısı” raporunu yayımladı. İmamoğlu da Kanal İstanbul’un İstanbul ve Türkiye için stratejik bir beka meselesi olduğunu belirterek 135 milyon metrekarelik alanın tarım ve orman alanlarını içeren kısmının tahrip edileceğini söyledi ve “İstanbul’un korunması ve iyileştirilmesi, yalnızca yerel bir sorumluluk değil, ulusal bir görev olarak görülmelidir” dedi.
Raporda, Kanal İstanbul için harcanması öngörülen 65 milyar doların daha acil ve öncelikli ihtiyaçlara kaynak sağlamak için kullanılabileceği kaydedilmişti.
İmamoğlu’nun ikinci kez İBB Başkanı seçildiği son yerel seçimlerde Cumhur İttifakı’nın İBB başkan adayı Murat Kurum, Kanal İstanbul projesiyle ilgili bir soruya, “İstanbul’un gündeminde olmayan hiçbir iş bizim de gündemimizde olmayacak” demişti. Ancak, seçimi kaybeden Murat Kurum kısa bir süre yeniden Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na getirildi. Kurum, bir süre sonra Kanal İstanbul projesinin imar planlarını da tekrar askıya çıkardı.
Kanal İstanbul’da iş makineleri tekrar çalışmaya başladı
Aralık 2024’te rezerv alan sınırı ve çevre düzeni planına yönelik verilen iptal kararının ardından, Sazlıdere Barajı çevresindeki projeleri resmileştirmek amacıyla 10 Şubat 2025 tarihinde yeni 1/100 bin ölçekli Çevre Düzeni Planı ile birlikte imar planları askıya çıkarıldı. Ancak 2019 tarihli ana planın iptali doğrultusunda, bu plan da usul gerekçesiyle askıdan geri çekildi.
- Bu planlama süreciyle eşzamanlı olarak TOKİ, 16 Aralık 2024 - 31 Ocak 2025 tarihleri arasında 24 bin 150 konut ve 1121 dükkandan oluşan projeler için 28 ayrı ihale düzenledi. Ayrıca 13 Mart 2025’te yatırım bedeli 65 milyar 371 milyon TL’yi aşan ve altı farklı bölgede uygulanacak olan başka bir proje için “ÇED Gerekli Değildir” kararı alındı.
5 Nisan 2025 itibarıyla göl havzası sınırındaki tarım alanlarında iş makinelerinin çalışmaya başladığı tespit edildi.
İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından daha önce Körfez ülkelerine pazarlanan Kanal İstanbul reklam videolarının tekrar bu ülkelerde dolaşıma girmiş olması da dikkat çekici.
Fakat iktidar, Kanal İstanbul için ne Avrupa bankalarından ne de Körfez bölgesinden fon bulabiliyor. Bu zamana kadar Arap ülkelerinden gayrimenkul alımı yapıldığını görüyoruz. Arka arkaya yargı kararları hiçe sayılarak yapılan inşaatlar ve devam eden inşaat ihaleleri de bir kez daha Kanal İstanbul’un aslında bir gayrimenkul projesi olduğunu doğruluyor.
Fuat Ercan: 19 Mart'ı anlamak için öncesine bakmak gerek
Hem 19 Mart sonrası yaşananların ekopolitiği hem de Kanal İstanbul projesiyle iktidarın nasıl bir planı uygulamaya koyduğuyla ilgili fikrini sorduğumuz iktisatçı Prof. Dr. Fuat Ercan “19 Mart ve sonrasını değerlendirebilmek için 19 Mart öncesi sürece bakmak gerekiyor" diyor:
“Merkezî iktidar, İstanbul’un sahip olduğu potansiyeli yeniden ele geçirmek istedi. Yerel seçimlerde İstanbul’u kaybetmek, Kanal İstanbul gibi projelerin merkezi olan, ülkede yaratılan katma değerin önemli bir kısmının bulunduğu İstanbul’daki mega projeleri de kaybetmeye neden oldu. Gördüklerimiz bunu yeniden ele geçirme kaygısı ve kavgası.
Saraçhane eylemlerinin yanı sıra Türkiye’de hayal bile edemeyeceğimiz şekilde Rize’de, Konya’da, Trabzon’da da insanların 'yeter artık' diyerek ekonomik kriz ortamında işsizliğe, geleceksizliğe karşı çıktıklarını gördük. 19 Mart ve sonrasındaki Türkiye’de, açığa çıkan çoklu kriz ortamının çok değişkenli dünyasını görüyoruz.”
Türkiye’de seçime dayalı otoriter sistemde yaşadığımızı ifade eden Ercan, bu durumu siyaset bilimci Albert Hirschman’ın 1970’te kaleme aldığı Exit, Voice, and Loyalty (Terk, İtiraz ve Sadakat) kitabına atıfta bulunarak değerlendiriyor:
“Toplumsal yapı kendi kendini üretemediğinde üç değişkene yol açar:
Biri exit, yani çıkış… Toplumun geniş kesimleri, bu durumdan çıkmak istiyor; yeni bir şey talep ediyor. Protesto eden kalabalıkların 'biz bu ortamdan çıkmak istiyoruz' talebi önemli.
İkincisi voice, ses… Siyaset alanı her geçen gün daha da daralırken müdahale edilen her alandan insanlar olumsuzlukla karşılaştığında birer siyasal özneye dönüşebiliyor. Toplumun geniş kesimlerinde insanların sesini yükseltme dönemi başlıyor. Siyasette yeni özneler devreye giriyor.
Üçüncüsü ise loyalty, sadakat… AKP’nin eskisi gibi kitlesel tabanı yok ama yaratılan zenginlikte egemen olan, bütün sistemden nemalanan, bu zamana kadar hukuk dışı işlerin içinde olanlar ve bu insanlar arasındaki bağlılık ilişkileri var.”
Sermayeyi dolaylı şekilde hareket ettirme arzusu
Sadece yatırımların büyüklüğü açısından değil, sermayenin geldiği noktayı göstermesi açısından da Kanal İstanbul’un çok önemli olduğunu belirten Ercan’ın projeyle ilgili görüşleri şöyle:
“Kanal İstanbul dediğimiz yatırım alanı, sadece topraktan elde edilen kâra ve ranta işaret etmiyor; banka sermayesini, endüstri sermayesini, inşaat sektörünü, istihdamı desteklediği için siyasi iktidara yeni bir varlık alanı açmasının yanı sıra birçok alanı da aktive ediyor. Bankacılığı, 260’a yakın girdiyi barındıran inşaat sektörünü aktive ediyor; topraklar yeniden değerleme alanına giriyor. O yüzden İstanbul’un ülke genelindeki zenginlik yaratma potansiyeli de düşünüldüğünde siyasi iktidarın Kanal İstanbul gibi yatırımlardan vazgeçmesi mümkün değil. Çünkü kaynak bulmanın en iyi yollarından biri.
65 milyar dolarlık bir yatırımdan bahsediliyor, buradan elde edilecek gelirlerin çarpan etkisi var, yatırımların kümülatif etkisi var, istihdam yaratma potansiyeli var.
Dolayısıyla bu, siyasi iktidarın kaynak arayışının bir uzantısı, siyasi olarak ayakta kalma çabasının bir ürünü.
İstanbul, büyük bir yatırım alanı; yerel yönetim açısından da merkezî bir alan. İktidarın üretimi, ticareti ve parayı harekete geçirecek finansmana ihtiyacı var. Onu bulamadığı için de köşeye sıkışmış durumda.
Üretim sürecinde olması gereken katma değerler yaratılamadığı zaman, üretim sürecini dolaylı bir şekilde etkileyen yatırım alanlarına geçtiler. Yerin altını üstüne getirerek, kentleri yeniden dönüştürerek…
Amaç, sadece Kanal İstanbul’da arazinin değerlenmesi değil, belirli bir yerde toprağın yeniden işlev kazanması değil; talep ettiklerinde gelmeyen sermayeyi mega projeyle çekebilmek. Kanal İstanbul’da bundan sonra tetiklenecek yatırım mekanizmasına bakmak lazım, hangi sermaye geliyor, hangi bankalar giriyor… Uluslararası sisteme entegre olamadıkları için sermayeyi dolaylı şekilde hareket ettirme arzusu var ve İstanbul da bu açıdan bir merkez durumunda. Siyasal iktidar, sermayenin harekete geçmediği bir alanda katalizör görevi görerek onları devreye sokuyor. O yüzden İstanbul çok önemli.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Pelin Cengiz
Gazeteci. Gazete ve televizyonlarda muhabir, editör, ekonomi müdürü, yazar ve programcı görevlerini üstlenen Cengiz, makroekonomi ve iş dünyası alanlarında haberler üretiyor. İkinci bir uzmanlık alanı olarak ekoloji alanında enerjinin finansmanı, iklim krizi, çevre mücadeleleri ve tarım ekonomisi üzerine çalışıyor.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




