İran-İsrail çatışmasında bir nükleer felakete ne kadar yakınız?

İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırıları Ortadoğu’da insanlık tarihinin deneyimlediği en acı nükleer felaketler Çernobil ve Fukushima’yı tekrar hatırlattı. İsrail saldırılarının hedefi olan Natanz’daki uranyum zenginleştirme tesisindeki kimyasal kirlenme riskinin büyüklüğü henüz bilinmezken esas tehlikenin Baara Körfezi’ndeki Buşehr Nükleer Enerji Santrali'nin vurulması olacağı belirtiliyor.
İran-İsrail çatışmasında bir nükleer felakete ne kadar yakınız?

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Dünya, 21. yüzyıla damgasını vuracak gibi görünen savaşlardan birine daha tanıklık ederken İsrail ile İran arasında süren karşılıklı saldırılarda iki taraf da henüz geri adım atmış değil. İsrail, 13 Haziran günü İran’a yönelik olarak ülkenin nükleer tesislerini de hedef alan saldırılar düzenlemeye başladı. Öte yandan İsrail, İran’ın nükleer programına kayda değer bir hasar verebilmek için ABD’nin desteğine ihtiyaç duyuyor. ABD’nin savaşa doğrudan müdahil olup olmayacağı ise hâlâ belirsizliğini koruyor. Zira ABD Başkanı Donald Trump’ın konuyla ilgili bir günü diğerini tutmayan açıklamaları küresel kamuoyunun aklını karıştırmayı sürdürüyor.

  • İsrail’in saldırılarının temel dayanağını oluşturan ancak İran’ın da kesin dille reddettiği “Tahran rejiminin atom bombası geliştirmeyi hedefleme” suçlamasının altında yatan gerçeklik nedir, esas soru bu.

İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine düzenlediği saldırılar, Ortadoğu’daki tansiyonu giderek yükseltirken tüm bölgeyi ilgilendiren nükleer güvenlik risklerini de gündeme getirmiş oldu. Bu risklerin, süregiden çatışmalarla birlikte dünyayı Çernobil ya da Fukushima'yı andıran küresel bir nükleer felaketin eşiğine getirip getirmediğini de sorgulamalıyız.

“Biz bu filmi daha önce görmüştük” diyebileceğimiz bir durumla karşı karşıyayız. Maalesef, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın başladığı dönemde bunu yaşadık. Rusya tarafından hedef alınan Avrupa’nın en büyük nükleer santralı Zaporijya Nükleer Santrali savaşın ortasında kaldı. Aynı şekilde 2024 yılında Rusya’nın Ukrayna sınırına en yakın nükleer santrali Kursk Nükleer Güç Santrali de Ukrayna birliklerinin Rusya’ya yönelik saldırılarında tehdit altındaydı. 

Dolayısıyla bu örneklerden de gördüğümüz üzere, nükleer savunucularının “Ülkeler savaşlarda nükleer santralleri hedef alıp vurmaz” tezi de aslında böylelikle çökmüş oldu. 

Böyle bir riskin ortaya çıkması sadece İran’ı değil, bütün Körfez ülkelerini ve Ortadoğu’yu, hatta İsrail’i bile yeni bir nükleer felaketin eşiğine getirebilir. Çernobil ve Fukushima’daki acı tecrübeler, olası bir tehlike durumunda rüzgarların radyasyonu nereye taşıyacağının önceden kestirilemeyeceğini gösteriyor. Tehlikenin boyutu elbette tesislerdeki uranyum miktarıyla, tesislerin ne şekilde vurulacağıyla, İran’ın güvenlik sistemlerinin ne derece güçlü olduğuyla orantılı olacak gibi görünüyor. 

İran’ın nükleer tesisleri nerede?

Bunları anlayabilmek için önce İran’daki mevcut nükleer tesislerin durumuna bakmak gerekiyor. İran’da Tahran, Bunab ve Fordo’da nükleer araştırma tesisleri, Buşehr’de nükleer güç santrali, Sagand ve Bender Abbas’ta uranyum madeni, İsfahan ve Arak’ta uranyum değişim tesisi ve Natanz’da uranyum zenginleştirme tesisi olmak üzere toplam 9 nükleer tesis bulunuyor. 

  • Yani İran’da sadece uranyum zenginleştirme tesisleri yok, aynı zamanda çalışır vaziyette olan bir nükleer santral de var; dolayısıyla buranın hedef alınması işleri çok değiştirebilir.

İran'ın tek nükleer enerji santrali Buşehr Nükleer Enerji Santrali, Basra Körfezi kıyısında yer alıyor. 2011’den bu yana faaliyette olan tesis, Rusya tarafından tedarik edilen uranyumu kullanıyor. Ülkenin en önemli nükleer tesislerinden biri olmasına rağmen burada 200’den fazla Rus teknisyenin çalışması, İsrail saldırılarının buraya yoğunlaşmasına engel oluyor.

  • Buşehr, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından denetlenmesine rağmen, hem güvenlik standartları hem de deprem riski taşıyan bölgelere yakın olması nedeniyle endişe kaynağı.

Başta İran medyası olmak üzere uluslararası yayınlarda yer alan haberlere göre, İran’ın en büyük uranyum zenginleştirme tesisi Natanz ve uranyum değişim tesisi Arak, bu saldırıların hedefleri arasında yer aldı. Tahran’ın 250 kilometre güneyinde yer alan Natanz, Yakıt Zenginleştirme Pilot Tesisi (PFEP) ve hava saldırılarına dayanacak şekilde yer altında inşa edilen Ana Yakıt Zenginleştirme Tesisi (FEP) olmak üzere iki ana bölümden oluşuyor.

Ticari ölçekte uranyum zenginleştirme için inşa edilen ana Natanz tesisi yaklaşık 50 bin santrifüj kapasitesine sahip. Kurulu durumda olan 14 bin santrifüjün 11 bininin çalışır hâlde olduğu ve uranyumu yüzde 5 saflığa kadar zenginleştirebildiği belirtiliyor.

  • Bilgi notu: Santrifüjler, uranyumu zenginleştiren makineler olarak biliniyor. Uranyum, nükleer santrallerde yakıt olarak kullanılabildiği gibi nükleer silahlarda da kullanılabiliyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) Başkanı Rafael Mariano Grossi, İsrail’in düzenlediği saldırıların ardından İran’ın ana uranyum zenginleştirme tesisi Natanz’da hem radyolojik hem de kimyasal kirlenme riski bulunduğunu belirtti. Grossi, tesisin dışındaki radyasyon seviyelerinin şu an için normal olduğunu belirtse de, yer üstü ekipmanların hasar gördüğünü ve yer altındaki santrifüjlerin ne tür bir risk oluşturduğunun henüz netleşmediğini açıkladı.

İsrail'in saldırıları sonucu meydana gelen elektrik kesintilerinin tesislerde daha fazla hasara yol açmış olabileceği belirtiliyor. Hasar gören tesislerde "tehlikeli radyasyon sızıntısının" meydana gelmiş olması muhtemel. Ancak ne Tahran'dan ne de başka kurumlardan bu konuda henüz resmî bir açıklama gördük.

Diğer yandan, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın açıklamalarından Natanz’daki santrifüjlerin iç kısımlarında toksik ve radyoaktif kirlilik oluştuğunu anlıyoruz. Bu durum, hem tesis çalışanları hem de bölge halkı için risk oluştururken su, hava ve toprakta kimyasal kirliliğe yol açması hâlinde ciddi çevresel sorunlara da neden olabilir.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun Mayıs 2025’te paylaştığı değerlendirmelere göre İran, uranyum zenginleştirmesinde Natanz'da yüzde 60 oranına kadar ulaştı. Yani, İran yüzde 60 saflıkta yaklaşık 409 kilogram uranyuma sahip. Öte yandan, IAEA’nın yayımladığı son üç aylık raporundan bu yana miktarın yaklaşık yüzde 49 arttığı belirtiliyor. 

  • Uzmanlara göre, İran’ın elindeki miktarın yaklaşık 10’da birine denk gelen 42 kilogram uranyumun yüzde 90'a kadar zenginleştirilmesi durumunda bu bir nükleer silah için yeterli olabilir. 
  • Oysa sivil amaçlı bir nükleer santralin çalışması için yüzde 3-5 arasında bir zenginleştirme yeterli. Bir atom bombası geliştirmek için uranyumun yaklaşık yüzde 90 oranında zenginleştirilmesi gerekiyor.

Yani, bu tesis nükleer silah yapmak için gereken yüzde 90 zenginleştirme seviyesinden teknik olarak sadece bir adım uzakta diyebiliriz. 

İran'ın hedefteki gizli nükleer tesisi: Fordo

Natanz'a ek olarak İran’ın, uranyum zenginleştirmeye yönelik ikinci önemli nükleer tesisi Fordo kompleksi, Tahran'ın yaklaşık 100 kilometre güneyinde yer alıyor. Kum kenti yakınlarındaki eski bir askerî arazide yer alan bu tesis, 2000'li yılların başında gizlice inşa edildi. İsrail, buraya da saldırılar düzenlerken şimdiye kadar kayda değer bir hasara dair rapor bulunmuyor.

Dağın altına, yerin derinliklerine inşa edilen Fordo kompleksinin bu nedenle hava saldırılarından büyük ölçüde etkilenmediği belirtiliyor. Fordo tesisinin IAEA denetimlerinden, olası saldırılardan veya sabotaj gibi riskli durumlardan korunmak amacıyla, dağlık bir bölgede 90 metre derinlikte bir tünel sistemiyle inşa edildiği biliniyor.

İngiltere ile Fransa'yı birbirine bağlayan Manş Tüneli'nden daha derinde olduğu düşünülen Fordo nükleer tesisi, İsrail'in silahları için ulaşılmaz durumda. Bu tesisi yok edebilecek kadar güçlü bir bombanın yalnızca ABD'nin envanterinde bulunduğu düşünülüyor. Çünkü bu tesiste “kayda değer” bir hasar yaratmak için yüzeyin çok altına nüfuz edebilecek özel bir “sığınak delici” mühimmat gerekiyor. Hâliyle böyle bir saldırı, Ortadoğu'daki savaşı çok daha tehlikeli bir noktaya taşıyabilir.

2012 yılında IAEA, İranlı bilim insanlarının Fordo'da "tıbbi amaçlarla" yüzde 20'ye kadar uranyum zenginleştirmeye başladıklarını açıkladı. O tarihten bu yana yer altındaki tesiste yaklaşık 3 bin santrifüjün kurulduğu söyleniyor. Bu hâliyle tesis, Natanz kompleksinden daha küçük görünüyor. Ancak burada daha yüksek saflıkta uranyum zenginleştirilmesinin mümkün olması, tesisi askerî amaçlar açısından daha önemli hâle getiriyor.

Trump’ın 2018 kararı İran’ı nükleere daha da yaklaştırdı mı?

2000'li yılların başında, İran'ın Natanz tesisinde yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum izlerinin tespit edilmesinin ardından İran; zenginleştirmeyi geçici olarak durdurdu ancak 2006'da Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ile yaptığı anlaşma uyarınca böyle bir hakkı bulunduğu konusunda ısrar ederek zenginleştirmeye devam etme kararı aldı. 

  • Bu, İran dahil neredeyse tüm ülkelerin imzaladığı Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması'na (NPT) aykırı bir durum. NPT, ülkelerin nükleer teknolojiyi tıp, tarım ve enerji gibi askerî olmayan amaçlarla kullanmasına izin veriyor ancak nükleer silah geliştirilmesine izin vermiyor.

Yıllar süren müzakerelerin ardından İran, 2015’te P5+1 olarak bilinen BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi ABD, Çin, Rusya, İngiltere, Fransa ve Almanya arasında bir JCPOA (The Joint Comprehensive Plan of Action) anlaşması yaptı.

Anlaşma, IAEA'nın İran'ın tüm nükleer tesislerine erişmesine ve şüpheli sahalarda denetimler yapmasına izin veriyordu. Karşılığında, ülkeler yaptırımları kaldırmayı kabul etti. JCPOA'nın 15 yıla kadar geçerli olması planlanıyordu ve ardından kısıtlamalar sona erecekti. Anlaşma, İran’ın uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 20'den yüzde 3,67’ye düşürmesi, uranyum stoklarını önemli ölçüde azaltması ve santrifüjlerini aşamalı olarak kaldırması gibi önlemler almasını gerektiriyordu.

  • Ancak ABD Başkanı Donald Trump, Mayıs 2018’de ilk ABD Başkanlığı döneminde İran nükleer anlaşmasından çekilerek ülkenin ekonomisini çökertmek için yeni yaptırımlar başlatma kararı aldı. 

Bu karar, İran'a karşı yıllarca süren uluslararası yaptırımlara yol açtı. Bir diğer bakış açısıyla aslında Trump’ın anlaşmadan çekilme kararının İran’ı nükleer faaliyetlerini artırarak daha büyük bir gizlilikle yürütmesine, denetimlerden uzaklaşmasına, yeni tesisler inşa etmesine ittiği söylemek yanlış olmaz.

Ancak nükleer faaliyetleri gerekçesiyle İran'a uygulanan ekonomik yaptırımlar nedeniyle İran'ın petrol ihracatı büyük yara aldı; İran riyali değer kaybetti; enflasyon artışıyla birlikte ülke ekonomisi çok zorlu bir sürece girdi. 

Tahran yönetimi, Trump döneminde General Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından 5 Ocak 2020'de nükleer anlaşmadaki tüm taahhütlerini askıya aldığını açıkladı. Bu tarihten sonra nükleer faaliyetlerini kademeli olarak artırmaya başlayan İran, özellikle Kasım 2020'de İranlı nükleer bilim insanı Muhsin Fahrizade suikastının hemen ardından Meclis’te nükleer faaliyetlerin hızlandırılmasını öngören bir yasa geçirdi.

Mart 2025'te IAEA, İran'ın yüzde 60 saflıkta zenginleştirdiği yaklaşık 275 kilogram uranyuma sahip olduğunu açıkladı. ABD yetkilileri, İran'ın bu uranyumu bir haftada bir bomba için yeterli malzemeye dönüştürebileceğini söylerken İran'ın nükleer silah üretmesinin bir yıl ila 18 ay arasında süreceğini belirtti. 

Tahran yönetimi, yüksek düzeyde uranyum zenginleştirme işlemlerinin sivil amaçlı olduğunu savunuyor. Buna karşılık UAEA, sivil amaçlar için yüzde 60 saflıkta uranyum zenginleştirilmesine ihtiyaç olmadığını ifade ediyor. İran'ın askerî nükleer programa sahip olmamasına rağmen yüksek düzeyde uranyum zenginleştirme faaliyetinde bulunan tek ülke olduğu kaydediliyor. 

Gelişmeler dünya kamuoyunun dikkatini çekmeyi sürdürürken, Ortadoğu’da kalıcı bir barış için yalnızca silahların değil, potansiyel silah üretme kapasitesine sahip nükleer reaktörlerin de devre dışına çıkarılması şart. Bunun hemen yarın hayata geçirilmesi elbette mümkün değil ancak Ortadoğu’nun nükleer silahlardan arındırılması, hem kalıcı barışın önünü açacak hem de bölgeyi Çernobil ve Fukushima’dakine benzer nükleer felaket risklerinden koruyacaktır.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

YAZARLAR

Pelin Cengiz

Gazeteci. Gazete ve televizyonlarda muhabir, editör, ekonomi müdürü, yazar ve programcı görevlerini üstlenen Cengiz, makroekonomi ve iş dünyası alanlarında haberler üretiyor. İkinci bir uzmanlık alanı olarak ekoloji alanında enerjinin finansmanı, iklim krizi, çevre mücadeleleri ve tarım ekonomisi üzerine çalışıyor.

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst
∙

HİKAYE

COP31’e doğru iklim finansmanı: 1,3 trilyon dolar nereden gelecek, nereye gidecek?

COP31'e doğru 2035 için belirlenen yıllık 1,3 trilyon dolarlık iklim finansmanı hedefi tartışılırken kaynakların hangi kanallardan sağlanacağı, ülkelerin katkısının nasıl paylaşılacağı ve finansmanın ne kadarının hibe olarak aktarılacağı belirsizliğini koruyor. Bakü–Belém Yol Haritası bu hedefe ulaşmak için bir çerçeve sunarken asıl sınav, finansmanın ihtiyaç sahiplerine hangi koşullarda ulaşacağı olacak.

Pelin Cengiz

·

02 Kas 2026

COP31’e doğru iklim finansmanı: 1,3 trilyon dolar nereden gelecek, nereye gidecek?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Pandemi günlerini özlemek bizi kötü biri mi yapar?

Pandemi günlerinde bir adım geri atıp, yaşadığımız keşmekeşi çıplak gözlerle görünce, en çok da bizden nelerin esirgendiğini fark ettik. Ertelenen kitaplar okundu, filmler, diziler izlendi. Kimimiz sahiden de mutfakta becerikli olduğunu keşfetti, hemen herkes evde kendi ekmeğini pişirmeye başladı, bir kısmımız hızını alamayıp karnabaharı bile deterjanla yıkamaya soyundu. Ama ortak duygu şuydu: Çalışırken de kendimize vakit ayırabilirmişiz. Peki böyle bir hayat için illa küresel bir felaket mi yaşamamız gerekiyordu?

Vartan Estukyan

·

29 Eki 2026

Pandemi günlerini özlemek bizi kötü biri mi yapar?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Jennifer Morgan: COP31, Türkiye için kömürden uzaklaşmak açısından büyük fırsat

Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenleneceği için bu yıl özel bir önem atfedilen COP31’in ana gündem maddelerini, işleyiş ve iklim finansmanına ilişkin kritik konuları uluslararası iklim politikası, çevre hareketi ve iklim diplomasisi alanlarında 30 yılı aşkın deneyime sahip bir isim olan Jennifer Morgan ile birlikte değerlendirdik.

Pelin Cengiz

·

28 Eki 2026

Jennifer Morgan: COP31, Türkiye için kömürden uzaklaşmak açısından büyük fırsat
AngstAngst
∙

HİKAYE

Birlikte yaşamanın arkeolojisi #2 | Kovuk, çember, eşik: Birlikte yaşamanın sınırları nasıl çiziliyor?

İnsanın toplulukla birlikte özneleşmesi, topluluğun içinde erimesini gerektirmez. Tersine, kendi sesini koruyabildiği, başkalarının sesini duyabildiği, ortak hayatı dönüştürmeye katılabildiği ölçüde, ben ile biz arasındaki ilişki yeni olanaklarla zenginleşerek güçlenir. Öyleyse birlikte yaşamanın sorusu, birarada kalırken birbirimizin özgürlüğünü nasıl koruyacağımızı yönelik olabilir. "Birlikte yaşamanın arkeolojisi" serisinin ikinci yazısında "kovuk, çember, eşik" kavramlarından hareketle birlikte yaşamanın sınırlarının nasıl çizildiğine odaklanıyoruz.

Metin V. Bayrak

·

25 Eki 2026

Birlikte yaşamanın arkeolojisi #2 | Kovuk, çember, eşik: Birlikte yaşamanın sınırları nasıl çiziliyor?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Geleceğe hazırlıklı liderlik modeli: Değişimi anlatmaktan değişimin parçası olmaya uzanan yol haritası

Ekonomik baskılar ve belirsizlik, liderliği giderek operasyonel hedeflere ve bütçe takibine indirgiyor. Oysa teknolojik dönüşümden iklim krizine uzanan çok katmanlı bir dünyada stratejik öngörüden zihniyet değişimine, insan odaklı yaklaşımlardan değişim öncülüğüne uzanan yeni liderlik anlayışı, bugünü yönetmenin ötesinde geleceği okuyabilmeyi gerektiriyor. Peki liderler bu dönüşüme nasıl hazırlanabilir?

Sinem Çelik

·

22 Eki 2026

Geleceğe hazırlıklı liderlik modeli: Değişimi anlatmaktan değişimin parçası olmaya uzanan yol haritası