Türkiye siyasi ikliminde yer bulamamış kavramlar: Küçülme, az tüketme, doğaya saygılı yaşam

Gün geçtikçe varlığını Türkiye'de daha şiddetli bir şekilde hissettiren kör bir ekonomik gelişme hırsı ve onun ürünü olan tüketim kültürü, bazı sorunlarımıza “kısa vadeli çözümler” getirse de “çözüm üreten” mantığın getirisi olan başka sorunların yarın kapımızı çalma ihtimali ciddiyetle önümüzde duruyor.
Türkiye siyasi ikliminde yer bulamamış kavramlar: Küçülme, az tüketme, doğaya saygılı yaşam

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun önce diplomasının iptal edilmesi ve hemen ardından görevden uzaklaştırılarak tutuklanmasıyla başlayan gösteri, protesto ve boykotlar öğrencilerin çağrısıyla başka bir aşamaya evrildi ve ülke genelinde bir gün boyunca alışveriş yapmayarak ekonomik boykot yapılması çağrılarını getirdi. 

  • Genel tüketim boykotu, protestoların arttığı günlerde CHP lideri Özgür Özel'in başlattığı ve daha sonra kapsamını genişlettiği boykot hareketinden daha kapsamlı bir eylemlilik ifade ediyor.

Bu gelişme, Türkiye’de neredeyse hiç tartışılmayan ve dolayısıyla da uygulanamayan “tüketimden gelen gücün” ekonomik bir baskı aracı olarak kullanılması, kitlesel ve kolektif bir tüketmeme bilincinin oluşturulması gibi olguları da tartışmaya açtı. 

Türkiye’nin de içinde olduğu pek çok ülke, kapitalist ve kalkınma odaklı ekonomilerin kırılganlıklarıyla mücadele etmekte güçlük yaşıyor. Yönetimsel krizler, gıda, sağlık, eğitim, ulaşım gibi temel alanlardaki yetersizlikler, doğayla uyumlu olmayan üretim ve tüketim araçlarıyla siyasi yapıların yarattığı olumsuzluklar, milyonların hatta milyarca insanın eşit, adil ve sağlıklı bir dünyada yaşamasına engel oluyor.

Üstelik bu ülkelerin büyük çoğunluğu yaşanan bu krizlere karşı kalıcı, toplumsal adaleti ve doğanın haklarını gözeten politikalar oluşturmak yerine hamasete devam ediyor. İşsizliğin, yoksulluğun, haksızlığın, hukuksuzluğun, adaletsizliğin ve eşitsizliğin bu kadar yükseldiği bir dünyada barınma, temiz su ve gıdaya erişim, sağlıklı ve ulaşılabilir yaşam alanları, evrensel temel gelir gibi yurttaşlık hakları sağlanamaz hâle geliyor. 

Çünkü geçen yüzyılda otoriter rejimlere karşı bireyi savunmak, toplumu yaşatmanın temel koşullarından biriydi. Oysa bugün küresel sermayeyi korumaya ve işgal politikalarına ön açmaya öncelik veriliyor. Hak temelli siyaseti, sosyal adaleti ve sosyal devleti savunmanın modası geçmiş gibi gösterilmek isteniyor. 

Öte yandan bugüne dek yaşadığımız “normal” giderek daha fazla sorgulanır hâle gelirken daha çok insan, "başka bir dünya” talebini dile getirmeye başladı.
Büyüme, kalkınma ve tüketim odaklı ekonomik sistemle paradan para kazanmaya kilitlenmiş finansal piyasalar ve gözü dönmüş kapitalizm; birbirinin ardı sıra içinden geçilen finansal krizlerle, toplumun geniş kitlelerini etkileyen ekonomik krizlerle birlikte daha çok sorgulanır oldu. Ancak köklü bir değişimin, reformun ve elbette en önemlisi sürdürülebilir olarak çevreyi, doğayı ve yeşil ekonomileri merkeze alan yeni bir model inşa etmenin henüz çok uzağındayız.

  • Çünkü kimse köhnemiş eski sistemin getirilerini kaybetmek istemiyor. Tüketim talebinin azalmasıyla daha çok konut ve otomobil satabilme ihtimalinden, ranta dayalı işlerden, paradan para kazanmanın konforundan bir nebze olsa vazgeçmeyi göze alamıyor. 

Yine de dünyadaki çarkın nasıl daha farklı döndürülebileceğine kafa yoranlar da var...

Büyümeye elvada

Dünyada küçülme olmadan yaşanan ekonomik ve finansal krizlerin önüne geçilemeyeceğini savunan bir akım var. Bu alanda aykırı fikirleriyle hayli tanınmış bir Fransız ekonomi profesörü olan Serge Latouche, "küçülme" olarak Türkçeleştirilen decroissance (İng. degrowth) kavramıyla bu akımın en önemli savunucularından biri. Latouche, Farewell to Growth (Büyümeye Elveda) adlı kitabında neden küçülme fikrinin önemli olduğunu anlatıyor. 

  • Özetle ifade edecek olursak “Sınırları olan bir dünyada, sınırsız tüketime inananlar ya çılgındır ya da ekonomisttir” diyor. 

Latouche, Le Monde Diplomatique için 21 yıl önce küçülme ekonomisini anlatmak için yazdığı makalesinde şu görüşlerini paylaşıyor:

“Aslında küçülme somut bir proje değil, bir anahtar kelimedir. Toplum, ilerici büyüme ekonomisinin egemen olduğu düşünceye kilitlenmiştir; bunların tiranlığı, kalıpların dışında yaratıcı düşünmeyi imkansız hâle getirmiştir. Daralmaya dayalı bir toplum fikri, alternatifler hakkında düşünmeyi kışkırtmanın bir yoludur. Savunucularını, mevcut sistem içinde ekonomilerin daralmasını istemekle suçlamak ve bu sisteme bir alternatif önermek yerine, onları (bazı küreselleşme karşıtı ekonomistlerin yaptığı gibi) az gelişmiş dünyanın sorunlarını çözmesini engellemek istemekle suçlamak, en iyi ihtimalle cehaleti, en kötü ihtimalle de kötü niyeti yansıtır.”

Bu ideolojinin altını biraz doldurmak gerekirse şu tanımı yapmak yanlış olmayacaktır: Üretimin neden olduğu çevresel ve sosyal etkileri en aza indirgemek için sürdürülebilir şekilde maddi üretimin azaltılmasını savunan ekonomik ve dolayısıyla politik ideoloji. 

  • Küçülme savunucuları, ekonomik büyümenin ve onu destekleyen ana omurga olan tüketimin uzun vadede sürdürülebilir olmayacağını ve bu sürecin esasen hem toplumun gelişimine hem de hayat standartlarına katkı sağlamadığını söylüyor. 

Bu hâliyle 21. yüzyılda benimsenmiş tüm ekonomik ve finansal ideolojilerin, plansız ve aşırı tüketimin, paradan para kazanma hırsının, bugün dünyaya dalga dalga yayılmış krizin temellerindeki kırılgan modellerin neredeyse tamamına karşı gelen bu düşünce, epey ezber bozucu.

Bu düşünce sisteminin en önemsediğim noktalarından biri, ekolojik kriz ve yenilenebilir olmayan enerji kaynaklarının tüketilmesi konularında son derece sert tutum almış olması. 

İşin en ilginç yanlarından biri de, dünyanın bir türlü girdabından kendini kurtaramadığı ekonomik ve finansal krizlerin tamamının, Latouche’un karşı durduğu büyüme hevesinden veya büyümenin doğru yönetilememesinden kaynaklandığına şahitlik etmemiz. Aşırı tüketim hırsını engellemeyi başarabilenlere ve bunu bir yaşam biçimi hâline getirmek isteyenlere de Latouche’un bazı önerileri var. 

  • Mesela, bir şey satın alırken gerçekten ihtiyacınız olup olmadığını düşünün, gereksiz tüketimi bırakın, ikinci el ürünler satın alın, geri dönüşüme ağırlık verin, doğaya dost işler geliştirin, önce ülke kaynaklarına yönelin, daha az çalışın, mevcut işleri paylaşın, sanayi ve nükleer gibi kirli enerjilerden çok yüksek vergi alın…

Bunlar temel önerilerden sadece birkaçı. Ekonomik büyüme ve onun bir getirisi olan tüketim kültürü yerine, ihtiyaç kavramımıza dair bir sorgulama yapıp muhtaç olduğumuz şeylerin türlerini ve miktarlarını bilinçli olarak azaltmak Latouche'a göre bireysel olarak eyleme geçmek isteyenlerin ilk adımlarından olabilir.

Bu açıdan bakarak kapitalist büyüme kavramının refah üretme anlamında aldatıcı olduğunu ifade eden Fransız düşünür, bu büyümenin özü itibarıyla kapitalist ruhun tetiklediği ve aynı anda da varlığını borçlu olduğu doymak bilmez bir ihtiyaç duyma hissinin tatmini için girişilen sonuçsuz bir çabadan ibaret olduğunu savunuyor.

Gün geçtikçe varlığını Türkiye'de daha şiddetli bir şekilde hissettiren kör bir ekonomik gelişme hırsı ve onun ürünü olan tüketim kültürü, bazı sorunlarımıza “kısa vadeli çözümler” getirse de “çözüm üreten” mantığın getirisi olan başka sorunların yarın kapımızı çalma ihtimali ciddiyetle önümüzde duruyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

👫 Tüketmeme bilinci, penguen vergisi

Ekonomik boykot ile birlikte gündeme gelen az tüketme bilincini ve küçülme kavramını inceledik. Trump "Kurtuluş Günü" kararları kapsamında yalnızca penguenlerin yaşadığı adalara vergi uygulaması getirdi.

05 Nis 2025

YAZARLAR

Pelin Cengiz

Gazeteci. Gazete ve televizyonlarda muhabir, editör, ekonomi müdürü, yazar ve programcı görevlerini üstlenen Cengiz, makroekonomi ve iş dünyası alanlarında haberler üretiyor. İkinci bir uzmanlık alanı olarak ekoloji alanında enerjinin finansmanı, iklim krizi, çevre mücadeleleri ve tarım ekonomisi üzerine çalışıyor.

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Türkiye’nin gıdası kimin kontrolünde: Çiftçinin mi, devletin mi, birkaç büyük marketin mi?

Greenpeace Türkiye’nin 5 büyük market zincirinden aldığı 20 ürünün 3’ünde mevzuata aykırı pestisit kullanımı, 7’sinde ise 3’ten fazla pestisit tespit edildi; birinde 15 yıl önce yasaklanan etken madde bulundu. Daha 2021’de pazarın yüzde 60'ını yönettiği belirlenen zincir marketler, tarladaki üretim standartlarını da belirleme gücüne sahip. Market zincirlerinin elindeki bu gücün yanında ilgili kanunlar gıda kodeksine aykırı ürün satmama sorumluluğu da yüklüyor. Pazarı kontrol edenler, pestisit kullanımın da kontrol edebilir.

Pelin Cengiz

·

04 Eyl 2026

Türkiye’nin gıdası kimin kontrolünde: Çiftçinin mi, devletin mi, birkaç büyük marketin mi?
AngstAngst

HİKAYE

Kısa video, haramileri ve Subway Takes: Algoritmanın yanında editöre yer var mı?

Kareem Rahma’nın metroda karşısına aldığı konuklardan bir iddia ortaya atmalarını istediği ve ardından bu fikri birkaç dakikalık bir tartışmaya dönüştürdüğü Subway Takes formatı, kısa videonun da güçlü bir editoryal dünyaya sahip olabileceğini gösteren nadir örneklerden. Kısa videoyu platformun değil, editoryal aklın merceğinden görmenin zamanı gelmiş olabilir mi?

Elif Bayram

·

03 Eyl 2026

Kısa video, haramileri ve Subway Takes: Algoritmanın yanında editöre yer var mı?
AngstAngst

HİKAYE

Barajlar yıkılıyor: Avrupa’da 25 bin kilometrelik nehir birleştirme seferberliği

Doğal yapıyı parçalayan ve bozan Avrupa nehirleri üzerindeki 1,2 milyondan fazla baraj, bent ve menfez kaldırılıyor. Bariyerlerin kaldırılmasıyla yeniden birbirine bağlanan 3 bin 740 kilometrelik Avrupa nehirleri, AB’nin “2030’a kadar 25 bin kilometrelik nehri doğal hâline döndürme” hedefine bir adım daha yaklaştırıyor. Şu ana kadar 603 bariyer kaldırılırken Tuna ve Ren gibi büyük nehirlerdeki su seviyelerinin azalması Avrupa ekonomilerini zorluyor.

Pelin Cengiz

·

01 Eyl 2026

Barajlar yıkılıyor: Avrupa’da 25 bin kilometrelik nehir birleştirme seferberliği
AngstAngst

HİKAYE

Hakikatimsilik pandemisi: Güvenmeden yaşayabilir miyiz?

Hakikat ölmedi, insan var oldukça da öl(e)mez. Sorun, hatta sorunsal, daha tekinsiz: Hakikate benzeyen şeyler hızla çoğalıp yayılıyor; hakiki olanla olmayan arasındaki sınır giderek bulanıklaşıyor. Peki kurumlara güvenin her geçen gün aşındığı bir dünyada hakikatimsilik salgınının çözümünü tek tek insanların omzuna yüklemek ne kadar gerçekçi?

Metin V. Bayrak

·

29 Ağu 2026

Hakikatimsilik pandemisi: Güvenmeden yaşayabilir miyiz?
AngstAngst

HİKAYE

Zincirleme afetler çağı: Nepal'deki felaket bize ne anlatıyor?

Nepal'de 26 Ağustos sabahı yaşanan felaket, ilk bakışta şiddetli yağış kaynaklı bir sel gibi göründü. Bilimsel bulgular ise buz, kaya, su ve iklim sistemlerinin birbirini tetiklediği zincirleme bir afete işaret ediyor. Nepal ve Tibet tarafında 600'ü aşkın kişi hayatını kaybetti, binlerce kişiden haber alınamıyor. Üstelik bu yalnızca Himalayalar'a özgü istisnai bir durum da olmayabilir.

Pelin Cengiz

·

29 Ağu 2026

Zincirleme afetler çağı: Nepal'deki felaket bize ne anlatıyor?