Süheyla Doğan: 'Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim'

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Bu yıl 18. kez verilen Uluslararası Hrant Dink Ödülü'nün sahipleri Türkiye'den yaşam ve doğa savunucusu Süheyla Doğan ile uluslararası alandan Filistinli hukukçu ve insan hakları savunucusu Raji Sourani oldu.
Süheyla Doğan'a ödül, Kazdağları'nı ve bütün doğal ve kültürel varlıklarıyla bölgesini cesaretle savunmaktan vazgeçmediği, kadının insan hakları için mücadele ettiği, devlet destekli ekokırım projelerine karşı ısrarla ses çıkarmaya, doğayla birlikte yaşam hakkını savunmaya devam ettiği için verildi.
Raji Sourani ise Filistin’den Gazze'de insan hakları ihlallerini belgelemenin fiilen imkansızlaştığı koşullarda dahi çalışmalarını sürdürdüğü; tehditlere, tecritlere boyun eğmeden iktidara karşı doğruları savunduğu; hukukun üstünlüğünü, adaleti ve savaştan etkilenen herkesin onurunu mesleki yaşamının ve ahlaki tutumunun kılavuz ilkeleri olarak kabul ettiği ve cezasızlığa karşı hukukun hâlâ geçerli bir yol olabileceğini gösterdiği için ödüllendirildi.
Biz Süheyla Doğan’ı Alamos Gold direnişinden, çadırları yerle bir edilen "Su ve Vicdan Nöbeti"nden, maden şirketlerinin önüne dikilişinden, Akçay Sulak Alanı'na dikilecek villalara itirazından, Ekofest etkinliğinin yasaklanmasını protestosundan, Çanakkale'deki Su Zirvesi’nde altın madeni şirketlerinin sponsorluğunun kabul edilemez olduğunu anlatmaya çalışırken ağzı kapatılarak sahneden indirilişinden, kadın hareketinden ve köylü kadınların yanında duruşundan tanıyorduk.
- Ödülün Süheyla Doğan’a verilmesi, Türkiye’de yürütülen ekoloji mücadelesinin hem daha görünür olması hem de takdir edilmesi açısından önemli oldu.
Kimdir? Tokat Erbaa’da doğan Süheyla Doğan, ilkokul ve ortaokul yıllarını Erbaa’da geçirdikten sonra liseyi Robert Kolej’de okudu, ODTÜ İnşaat Mühendisliği’nden mezun olduktan sonra liman mühendisi olarak çalıştı. 1987’de Antalya’ya yerleşti. ODTÜ Mezunları Derneği, Antalya Kadın Meclisi, Antalya Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi ve Antalya Çağdaş Eğitim ve Kültür Vakfı'nın kuruluşunda ve yönetiminde görev aldı. 2002'de emekli olunca Kazdağları eteklerindeki Nusratlı Köyü’ne yerleşti. Nusratlı Köyü Kültür Turizm ve Dayanışma Derneği'nin kuruluşuna öncülük etti, kadınlarla kırsal kalkınma çalışmaları yürüttü. 2007'de Bahçedere Köyü’nde başlatılan altın madeni arama sondajlarına karşı mücadeleyi örgütledi, proje iptal edildi. Aynı yıl kurulan Kazdağı Koruma Girişimi Grubu'nda, ardından 2012'de kurulan Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği'nde doğa koruma mücadelesine öncülük etti. 2017'de kurulan Ekoloji Birliği'nde eşsözcülük yaptı.
Alamos Gold'un yerli iştiraki Doğu Biga Madencilik'e karşı 2019'da başlatılan "Su ve Vicdan Nöbeti"nde, ardından çadırlı direnişte aktif rol aldı. Mücadele kamuoyunun dikkatini topladı, doğaya verilen zararlar belgelendi, 10 binlerce kişi mitinglere katıldı. Ruhsatı yenilenmeyen şirket bölgeyi terk etti. 2021'de Glasgow'daki COP26 Halkların İklim Zirvesi'ne katıldı, dönüşünde İklim Adaleti Koalisyonu'nun kurulmasında görev aldı. COP31 Ötesinde Halkların İklim Zirvesi'nin örgütlenmesinde yer alıyor.
Başkanı olduğu dernek, yerel halkla birlikte yürüttüğü mücadeleyle yüzü aşkın dava açarak, çevreye zararlı birçok enerji ve maden projesinin, çeşitli yasa ve yönetmeliklerin iptal edilmesini sağladı. Mücadelesi onu ve derneğini iktidar ve sermaye odaklarının hedefi hâline getirdi. Akçay Sulak Alanı'na 200 villa yapılmasını öngören projeyi engelledikleri gerekçesiyle hakkında şirket tarafından suç duyurusunda bulunuldu. Ajanlık suçlamasıyla itibarsızlaştırma kampanyasına maruz kaldı. Yine Akçay Sulak Alanı'na yapılması planlanan OSB'ye karşı mücadelesi nedeniyle dernek kamu kurumlarının hedefi oldu. Ayvacık depreminde çocuklara bot yardımı yaparak tüzüğe aykırı davrandığı gerekçesiyle para cezasına çarptırıldı. Ancak açılan davalar sonucunda bazı cezalar indirildi, bazıları da iptal edildi.
- 2023'te Bayramiç'te Ekofest etkinliğinin yasaklanmasını protesto ettiği için hakkında soruşturma açıldı. Üç yıllık yargılama sonunda beraat etti. 2025'te Çanakkale'deki Su Zirvesi'nde altın madeni şirketlerinin sponsorluğunu protesto etti, "Suları yok eden, kirleten madenciler Su Zirvesi'ne sponsor olamaz" dedi. Dizinden ameliyat olmasının üzerinden henüz yirmi gün geçmişken, bastonuyla kollarından tutularak ve ağzı kapatılarak zirvedeki konuşmaların yapıldığı sahneden indirildi, salondan çıkarıldı.
Doğan ayrıca Kadın Kurultayı'nın kurucularından ve teknik kolaylaştırıcıları arasında yer alıyor. Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması ile Edremit Körfezi'ndeki kadın cinayetlerine ve şiddete karşı mücadele ediyor. EŞİTİZ'in parçası olarak pandemi döneminde çevrimiçi tematik buluşmalar örgütledi. 2020'de kurulan Eşitlik İçin Kadın Platformu EŞİK'in koordinasyonunda yer aldı, halen gönüllü olarak faaliyetlerini sürdürüyor.

Sondan başa doğru ilerleyelim. 2026 Hrant Dink Ödülü sahibi oldunuz, neler hissediyorsunuz?
Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği olarak iklim afetleriyle ilgili Hrant Dink Vakfı ile bir proje kapsamında çalışmaya başlamıştık. Ama tabii bunun ödülle sonuçlanacağı hiç aklımda yoktu. Rakel Dink’ten bir telefon aldım, bu yılki Türkiye ödülünün bana verildiğini ve bunu bizzat kendisinin söylemek istediğini belirtti. Çok etkilendim, çok sevindim, gözlerim doldu, kendi hayatım açısından çok onur verici. Hrant Dink gibi önemli bir kişi adına verilen bir ödüle layık görülmem çok gururlandırdı.
Ekolojik mücadele alanına katılma, doğanın haklarını savunma konusunda harekete geçme fikri tam olarak ne zaman oluştu?
Çocukluğumdan beri doğaya olan sevgim, doğanın içinde kendimi çok iyi hissetmem, annemin ve akrabalarımın sahip olduğu koşullar, hayvancılık geleneği sayesinde oldu. Okul yıllarında ilk işim tatillerde yaylalara kaçmak olurdu. O benim için bambaşka bir dünyaydı, kar kalkmayan yaylalarda, buzul göllerinde, yemyeşil, binbir çeşit çiçeğin arasında sülalenin koyunları otlardı. Her yıl Tokat Erbaa’dan kalkar 1-1,5 ay boyunca göçer, Şebinkarahisar’dan Giresun’daki Karagöl Dağları’na gelinirdi, annem de o yaylalarda büyümüştü. Dağlarda olmak çok iyi gelirdi, bulutların üzerinde doğayla iç içe büyüdüm. Kasabada da evde bahçecilikle, hayvancılıkla büyüdüm.
Kaz Dağları’ndan önceki ilk mücadelemiz Antalya’da Toros Dağları’nda oldu. Antalya’da yaşadığım yıllarda ODTÜ Mezunlar Derneği’ndeyken Köprülü Kanyon üzerinde bir HES projesi olduğunu öğrendik. O zamanlar ÇED duyuru sistemi yoktu, binaya ilan yapıştırılıyordu. ÇED raporunu aldık, ekip oluşturduk, dosyayı inceledik ve hemen kamuoyuna çağrıda bulunduk, “Bu kabul edilemez bir proje, buna karşı mücadele edelim” dedik. O dönemki güçlü sivil toplum örgütlerinin hepsini ziyaret ettik ve Köprülü Kanyon’da bir miting örgütledik. Bin kişinin katıldığı bir eylem yaptık. Bu 90’lı yılların başında Türkiye’deki ilk HES karşıtı eylemlerden biridir. Bu mitingle o projeyi engelledik, o koşullarda başarılı bir eylem oldu.
Çanakkale’ye taşınıp Kazdağları’na geldikten sonra yaşadığım Nusratlı Köyü yakınında Küçükkuyu’nun Bahçedere Köyü’nde bir altın madenciliği sondajı başlayınca ona karşı mücadeleye başladık, bölge halkıyla beraber Kaz Dağı Koruma Girişim Grubu adıyla direniş grubu oluşturduk,. 2007’den 2009’a kadar önemli bir mücadele sürdürdük, tüm meslek odalarını harekete geçirdik ve sonunda proje geçmedi. Arkasından yeni yeni projeler çıkmaya başlayınca ekoloji mücadelemiz de böylece başladı. Kazdağı Doğal ve Kültürel Yaşamı Koruma Derneği’ni 2012’de kurduk.

Türkiye’de geçmiş yıllarda da altın madenciliğine karşı mücadele yürütüldü ancak Kirazlı’da Alamos Gold’a karşı direniş büyük ses getirdi. Bu mücadeleden bahseder misiniz?
Metalik madencilikle mücadelede nasıl mücadele edilir, hangi yöntemler kullanılır konusunda Bergama bize çok önemli bir öncülük etti. Türkiye ekoloji hareketi buradan önemli deneyim sahibi oldu. Bizim bölgede sondajlar yapıldığı ortaya çıkınca hemen Bergama’dan deneyim transfer ettik, oradaki uzmanları bölgeye davet ettik. Bergama mücadelesinden süzülen bilgiyi deneyimledik, bize çok şey kattı.
Metalik madencilik kazanımları açısından Kirazlı çok önemli bir süreçti. Türkiye’deki ekoloji mücadelesi açısından da kitlesel anlamda nöbetli direniş orada başladı diyebiliriz. Bir yerde nöbet tutma oradaki mücadeleyi çok iyi örüyor, birarada olmayı çok güzel sağlıyor, ortak mücadelenin ne kadar kıymetli olduğunu görüyorsunuz, ortak mutfaktan yemek yiyorsunuz, ne yapacağınıza ortak forumlarla karar veriyorsunuz, hiyerarşik olmayan bir yapıyla direnişi sürdürüyorsunuz.
Tüm Türkiye’den destek alıyor olması çok önemliydi. Hem ekoloji hareketinden destek aldı hem de sanatçılardan, yazarlardan, şairlerden, müzisyenlerden destek aldı. O dönem yükselen mücadele sayesinde şirketin ruhsatı uzatılmadı. Ekim 2019’da ruhsat süresi bitiyordu, iktidar bu mücadeleye sessiz kalamadı ve şirketin ruhsatını uzatmadı. Bir dönem daha şirket orayı terk edene kadar mücadeleyi devam ettirdik. Sonunda bir gece baskınıyla direniş sonlandırıldı pandemi koşullarına gelmiştik, şirket de izinleri yenilenmediği için terk etmek zorunda kalmıştı.
Bu çok onurlu ve destansı bir direnişti. Ancak biz yine tetikteydik, burası maden alanı ilan edilmiş bir alan. Maden alanı olmaktan çıkarılmadığı sürece her an satışa hazır bir alan. Nitekim öyle de oldu Alamos Gold, Türkiye devletine 1 milyar dolarlık tahkim davası açtı, iktidar tazminat ödemekten kaçınmak için Alamos Gold’a buradaki hakkını satış izni verdi. Alamos Gold da tüm haklarını TÜMAD Madencilik’e devretti.
2013’te alınmış ÇED raporu, çalışma raporu, işletme ruhsatı geçerli kılındı, birer yazıyla tüm izinler yenilendi. Bu kadar mücadele ettiğimiz bir projenin yeniden başlıyor olması bizler için büyük üzüntü kaynağı oldu. Hemen sürece müdahale etmeye başladık. Şirketin usulsüz çalıştığına dair dava açtık. Davada yürütmeyi durdurma kararı çıktı, şimdi o davayı müdahil olarak büyütmeye çalışıyoruz.
Kazdağları’nda başlayıp Ekoloji Birliği Eşsözcülüğü ile tüm Türkiye’ye yayılan bir ekoloji mücadelesi geçmişiniz var. Tüm bu tecrübelere dayanarak mücadelenin en zorlu alanlarını neler olarak sayabilirsiniz?
Yerel mücadeleler çok güçlendi, birbirlerini örnek aldılar. Kazdağları direnişini tüm Türkiye’ye ve dünyaya örnek oldu, herkes yaşam alanlarına sahip çıkmaya başladı. Özellikle Kirazlı direnişi önemli bir sinerji yarattı. Ancak, iktidar da şirketler de boş durmuyor. Bizim göremediğimiz yerleri görüyorlar, halkın hassasiyetlerini kendi lehlerine nasıl dönüştürürler onları arıyorlar, proje alanlarına girip özel iletişim yöntemleri kullanıyorlar. Halka ilişkiler müdürlerini köylere gönderip önce bizleri itibarsızlaştırıyorlar, “Sizi işinizden, aşınızdan edecekler” diyorlar.
Şirketler bu süreçte sosyal rüşvet politikalarını çok iyi öğrendi. Tabii kolluk da öğrendi, iktidar da öğrendi mücadeleleri nasıl bastıracaklarını; şiddet uygulamayı, şiddetin dozunu artırmayı. Eskiden köylülerin jandarmaya sevgisi, güveni vardı, ancak jandarmanın köylüleri yerlerde sürüklediğini gördükçe devletin gerçek yüzünü de görmeye başladılar. Önce "Bu şirketin işi" diyen köylüler, şirketle devletin elele olduğunu anlamaya başladı. Ülkedeki tüm demokratik koşullar bizim mücadelemizde de etkisini gösterdi. Kriminalize etme, baskı, gözaltı, tehditler insanları ister istemez geri durmaya itti. Bazı yerlerde halkın direnişini de güçlendirdi, bazı yerlerde geri çekilmeyi beraberinde getirdi.
Balıkesir İvrindi'deki altın madenine karşı Gökçeyazılı Köyü’ndeki köylülerle örnek bir mücadele geçmişimiz oldu. Yakın temasımız onların mücadeleye girmesini sağladı. 1 Mayıslara katılmaya başladılar, sloganlar buldular, pankartlar yazdılar, ülkenin başka yerlerindeki mücadelelere katıldılar, daha sonra dernekleştiler. Köylüler, köylerinde örgütlendiler, bu örgütlenme başka alanlardaki mücadelelerini de güçlendirdi. Civar köylerdeki tehditleri takip etmeye başladılar, bizlerle birlikte ortak davacı oldular. Bu süreçlerin böyle güzel yanları da var.

Mücadeleden vazgeçmeden, direnişi sürekli devam ettirme motivasyonunu nasıl koruyorsunuz?
Yaşamı çok seviyorum, doğayı çok seviyorum. Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim. Baskıların da bir sonu olacak, bu böyle gitmez diye düşünüyorum. Geleceğe dair umutlarımı da kaybetmiyorum. Her zaman umudumu korumaya çalışıyorum, en dibe vurduğum anlarda bile kısa sürede o durumdan çıkmayı başarıyorum. Etrafıma da mücadele edersek varız, yoksa yok oluruz fikrini aşılamaya çalışıyorum. Mücadele etmek dışında başka şansımız yok. Bu süreçlerde en kötü şey yalnızlaştırılmak. Mücadeleyi engellemeye çalışanlar oluyor ama bunlar da bu sürecin bir parçası deyip umudu kaybetmeden yola devam ediyoruz.
Türkiye’deki ekoloji mücadelesinde sönümlenme yok, ama baskı var. İnsanlar sesini daha az duyurabiliyor. Sosyal medya dışında sesimizi duyurabileceğimiz bir yer yok. Daha önce ekoloji örgütlerini sesi daha çok çıkıyorken, şimdi yerel halk daha çok işin içinde.
Ekoloji mücadelesinin yanı sıra kadın hareketinin de içinde yer aldınız. Buradaki faaliyetlerinizden de bahseder misiniz?
Ulusal anlamda kadın kurultayları ile kadın hareketine dahil oldum. Antalya kadın hareketi içinde yer aldım, Mor Çatı’nın başlattığı faaliyetlere katıldım. Kadınlara sahip çıkacak danışma merkezi gibi mekanizmaları kurduk ve bunlar yaşıyor. Türkiye çapında kadın kurultayları kolaylaştırıcılığı yaptım. Bu sayede Türkiye’nin her yerindeki hareketleri takip edebilme şansım oldu. Antalya’da Çanakkale’ye taşındığımda da oradaki kadın cinayeti ve şiddet davalarını takip etmeye başladık. Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması’nı kurduk. Kadın hareketinin yaptığı tüm kampanyaların içinde yer aldım.
Daha sonra EŞİK’i kurduk, başından itibaren koordinasyonda yer aldım, şimdi gönüllü olarak devam ediyorum. Benim için hayatımdaki en önemli okullardan biri ODTÜ Mezunlar Derneği, diğeri ise EŞİK oldu. Ayrıca, Ekoloji Birliği Kadın Meclisi’ni kurduk. Dernek içinde Kazdağları Kadın olarak çekirdek bir örgütlenmemiz de var.
Türkiye’de iklim adaleti için çok temel bir talepte bulunmak isteseniz ne isterdiniz?
İklim afetlerinin yol açtığı eşitsizlikler karşısında bunları güçlendirecek politikaların oluşturulmasını isterim. Çocuklar, kadınlar, engelliler, LGBTİ+’lar için adaletsizliği daha da artıran durumlara karşı politikaların geliştirilmesi önemli. İklim afetleri konusunda çok hazırlıksızız, zaten çok büyük adaletsizlikler varken, iklim afetleriyle bu krizler daha da artıyor. Ne tür önlemlerin alınması gerektiği konusunda çok somut politikalar geliştirilmiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Pelin Cengiz
Gazeteci. Gazete ve televizyonlarda muhabir, editör, ekonomi müdürü, yazar ve programcı görevlerini üstlenen Cengiz, makroekonomi ve iş dünyası alanlarında haberler üretiyor. İkinci bir uzmanlık alanı olarak ekoloji alanında enerjinin finansmanı, iklim krizi, çevre mücadeleleri ve tarım ekonomisi üzerine çalışıyor.

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Sabah dolabın karşısında “Bugün bunu mu giysem?” diye düşündüğümüzde aslında yalnızca kıyafet seçmiyoruz; kendimizi nasıl hissetmek, nasıl algılanmak ve hatta kim olmak istediğimize dair de bir karar alıyoruz. Moda bireysel görünür ama kolektif olarak öğrenilir: Kendimizi göstermek isteriz ama bazen başkalarının bakışından saklanmak da, değişmek isteriz ama aynı zamanda ait olmak da. Moda, bütün bu çelişkileri aynı anda taşıyabilen nadir alanlardan...

Y kuşağından önceki kuşakların takip ettiği "eğitim, iş, terfi, evlilik, çocuk, ev, emeklilik" senaryosu çökeli çok oluyor; yerine yeni bir senaryo da konmadı. Milenyaller, yetişkinliğin her şeyi çözmek ve garanti bir hayat kurmak olmadığını deneyimleyerek öğrenen, aynı anda sonsuz seçenekli bir dünyaya uyum sağlamaya çalışan ilk kuşak oluyor. Peki çok seçenek gerçekten özgürlük mü? Yaşanan ne kararsızlık ne de kimlik krizi; bildiğiniz seçenek krizi.

Dünyada her ay 2 milyardan fazla kadın regl oluyor. Bu durum kadın fizyolojisinin doğal bir parçası olsa da tıp literatüründe en az araştırılan konulardan biri. Bu görmezden gelme hâli, milyonlarca kadının güvenli hijyen koşullarına, hijyenik ürünlere ve doğru bilgiye erişemediği daha geniş bir tablonun parçası. "Ölümcül körlük" yazı dizisinin ikinci bölümünde regl tabusunun hastalıkların teşhisini geciktirmekten okulda ve işyerinde ayrımcılığa uzanan görünmez sonuçlarını kadınların tanıklıklarıyla ele alıyoruz.

Müfredatı, sınav sistemini, okul yapılarını ve öğretim araçlarını sürekli reformlardan geçiriyoruz. Fakat eğitimde karşılaştığımız hemen her güçlüğü yine okulun içinden, okulun dili ve araçlarıyla çözmeye çalışıyoruz. Oysa reformdan önce okula hangi gözle baktığımızı, öğrenmeyi neden okulla özdeşleştirdiğimizi ve çocuğu bir özne olarak görüp görmediğimizi sorgulamak gerekiyor.

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün son raporuna göre El Niño fenomeni, gelecek aylarda yağış ve sıcaklık düzenlerinde büyük etkiler yaratacak; sel, kuraklık ve aşırı sıcaklık riskleri artarak ortaya çıkacak. “Son 40 yılın en güçlü El Niño’su” olabileceği belirtilen bu durum için dünya genelinde olağanüstü hazırlık çağrıları yapılıyor.




