Türkiye New York’ta ABD'li yatırımcıya hangi planları sundu?

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın New York ziyareti kapsamında 21-23 Eylül’de düzenlenen Türkiye Yatırım Konferansı’nda ekonomi yönetimi, Amerikan şirketlerini Türkiye’de enerji ve yüksek teknoloji yatırımları yapmaya çağırdı.
Toplantıda yatırımcılara sunum yapan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, 2040’a kadar 300 milyar doları aşan enerji ve maden yatırımı planlarını anlatırken, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, elektrikli araç, batarya, çip, veri merkezi ve yapay zeka yatırımları için açılan beş çağrıda 17,6 milyar dolarlık destek planından bahsetti. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan da ekonomi programını ve dezenflasyon programının gidişatını yatırımcılarla paylaştı.
Enerji tarafında hangi yatırımlar planlanıyor?
Yatırımcılara sunulan en kapsamlı plan enerji tarafındaydı. Bakan Bayraktar’ın New York’ta tanıttığı, hazırlıkları süren Vizyon 2040 programının ana eksenlerinden biri ise ulaşım, ısınma ve sanayide petrol ve doğalgazın payını azaltarak enerji tüketimini daha fazla elektriğe kaydırmak. Programda elektrikleşme, Türkiye’nin yüksek enerji ithalatını aşağı çekmenin ve enerji tüketimini daha fazla yerli üretimle karşılamanın başlıca araçlarından biri olarak ele alınıyor. Bayraktar da bu tercihi, elektrik üretiminde yerlilik oranının %65’e ulaşmış olmasıyla ilişkilendirerek, “Türkiye’nin enerji alanında en güçlü olduğu alanlardan bir tanesi elektrik. Elektrikte %65 yerliliğe ulaşmış durumdayız. Biz elektrikleşmeyi başa koyuyoruz” ifadelerini kullanıyor.
Bakan Bayraktar ayrıca 2040’a kadar trafiğe çıkacak 16-17 milyon yeni aracın 13 milyonunun tamamen elektrikli, 3-4 milyonunun ise hibrit olmasını beklediklerini söyledi. Ulaşımın yanı sıra sanayi ve konutlarda elektrik kullanımının artması, elbette önümüzdeki yıllarda elektrik talebini bugünkünün oldukça üzerine çıkaracak. Bu yüzden Vizyon 2040 programında elektriği ülke içinde taşıyacak ve son kullanıcıya ulaştıracak şebekenin geliştirilmesi önemli bir yer tutuyor. Bayraktar, 2035’e kadar iletim hatlarına en az 30 milyar dolar, dağıtım şebekesine de en az 50 milyar dolar yatırım yapılması gerektiğini belirtirken, Amerikan şirketlerini bu kapsamda Türkiye’de batarya depolama ve akıllı şebeke yatırımlarına çağırdı.
Elektrik talebindeki bu artışın diğer tarafında ise enerjiyi daha verimli kullanma hedefi bulunuyor. Bakanlık, 2024-2030 enerji verimliliği planı kapsamında 20,2 milyar dolarlık yatırımla 7 yıl içinde birincil enerji tüketimini %16 azaltmayı planlıyor. Fabrikalarda üretim süreçlerinin, binalarda ise ısıtma, soğutma ve diğer enerji tüketiminin daha verimli hale getirilmesiyle aynı üretim ve hizmet düzeyinin daha az enerjiyle karşılanması hedefleniyor.
Elektrikleşmeyle birlikte büyüyecek talebin karşılanması için şebekenin yanı sıra üretim kapasitesinin de genişletilmesi planın bir parçası. Hükümetin bu alanda üzerinde durduğu seçeneklerden biri küçük modüler nükleer reaktörler. Türkiye, 2050’ye kadar toplam 5 bin megavatlık küçük modüler reaktör kapasitesine ulaşmayı planlarken, Bayraktar, ilk reaktörün 2030’ların ilk yarısında çalışmaya başlamasını beklediklerini söyledi.
ABD ile yürütülen son temaslar da bu hazırlıkların bir parçası. Türkiye Nükleer Enerji AŞ ile USTDA, 22 Eylül’de teknoloji ve yatırım seçeneklerinin incelenmesi için 2 milyon dolara yakın bir hibe anlaşması imzaladı. En az bir yıl sürecek incelemede dört Amerikan şirketinin küçük modüler reaktörleri ile beş farklı dördüncü nesil reaktör tasarımı karşılaştırılacak. Böylece Türkiye yatırım kararından önce farklı teknoloji, maliyet ve finansman seçeneklerini değerlendirme fırsatı bulurken, ABD de kendi reaktör üreticilerini Türkiye’de kurulması planlanan yeni pazara sokmak için erken aşamada pozisyon alıyor.
Bayraktar’ın New York’taki temaslarının bir diğer başlığı stratejik madenler ve kamu şirketlerinin yeni yatırımlarıydı. Bakanlık bu kapsamda ise Elektrik Üretim AŞ’nin (EÜAŞ) yenilenebilir enerji varlıklarıyla ilgili düzenlemeler yapmayı, Eti Maden’in ise stratejik madenler alanındaki faaliyetlerini büyütme planlarını yatırımcılara sundu. Nadir toprak elementlerinde ise çıkarılan cevheri sanayinin kullanabileceği saflığa kadar işleyebilecek teknolojiye ve tesislere sahip olma hedefi mevcut. Türkiye bu nedenle Amerikan şirketlerinden sermaye ve işleme teknolojisi sağlamak için görüşmeler yürütürken, benzer ortaklıkları Afrika, Orta Asya ve Ortadoğu’daki maden projelerine de taşımak istiyor.
Türkiye’nin bu alandaki en büyük sahası, 2022’de Eskişehir’de keşfedilen 694 milyon tonluk nadir toprak cevheri. Ancak bu rezervin ekonomik değer kazanması için saflaştırılması ve sanayinin kullanabileceği ürünlere dönüştürülmesi gerekiyor. Türkiye bu teknoloji için önce Çin’le bir mutabakat zaptı imzalamış olsa da daha sonra ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinin de yer aldığı Minerals Security Partnership’e katıldı. Türkiye şimdi bir yandan Çin’le görüşmelerini sürdürürken, diğer yandan Amerikan şirketleriyle de bu alanda ortaklık fırsatları arıyor. Bayraktar’ın New York’taki temaslarında nadir toprak elementlerinin öne çıkmasının bir nedeni de bu.
Hürmüz Boğazı’na alternatif planı
Vizyon 2040’la petrol ve doğalgazın enerji tüketimindeki payını azaltmayı planlayan Türkiye, kullanılmaya devam edecek petrol ve gazın daha büyük bölümünü de Türkiye’nin kendi üretiminden karşılamak istiyor. Bakan Bayraktar’ın açıkladığı verilere göre TPAO, Türkiye’deki ve yurt dışındaki sahalarda günde toplam 300 bin varil petrol eşdeğeri üretim yapıyor. Bakanlığın hedefi bu miktarı 2028’de 550 bin, 2035’te ise 1 milyon varile çıkarmak. Böylece TPAO’nun dokuz yıl içinde bugünkü üretimini neredeyse üç katına çıkarması planlanıyor.
Söz konusu artışın Türkiye’deki en önemli bölümü Sakarya Gaz Sahası’ndan sağlanacak. Sahanın üçüncü aşamasında kullanılacak yüzer üretim platformunun 2027 sonunda Türkiye’ye gelmesi ve 2028’de üretime başlaması planlanıyor. Bakanlık aynı dönemde TPAO’nun yurt dışındaki üretimini de yeni saha ortaklıklarıyla büyütmek istiyor. Dolayısıyla 2035 için açıklanan 1 milyon varillik hedef, Karadeniz’deki üretim artışıyla TPAO’nun başka ülkelerde üstleneceği yeni projelerin birlikte ilerlemesine bağlı.
TPAO’nun üretimini artırma hedefleriyle birlikte Bakan Bayraktar’ın New York’ta Amerikan şirketlerine anlattığı bir diğer konu, Körfez petrolünü Ceyhan üzerinden Akdeniz’e taşıyacak yeni bir güzergah. Körfez ülkeleri Hürmüz’e bağımlılıklarını azaltmak için halihazırda alternatif hatlar kullanıyor ancak bu hatlar Hürmüz’den geçen petrol akışını tam olarak ikame edemiyor. Ek olarak bu hatlara yönelik bazı riskler de var. Örneğin Suudi Arabistan’ın petrolü Kızıldeniz’e taşıyan Doğu-Batı Boru Hattı, yakın zamanda Irak’tan gelen insansız hava araçlarının saldırısına uğradı. BAE ise Hürmüz’e girmeden Füceyra’ya üzerinden petrol ihraç edebiliyor ancak bu hattın günlük kapasitesi 1,8 milyon varil civarında. Yine benzer şekilde bu hat da zaman zaman İran tarafından hedef alındı. Körfez ülkelerinin ellerindeki alternatifler bu ölçüde sınırlı olduğu için petrol ihracatının büyük bölümü hala Hürmüz Boğazı’na bağımlı.
Türkiye ise bu tablo içinde Körfez petrolüne Akdeniz üzerinden üçüncü bir çıkış sunmaya çalışıyor. Plan, Basra ve Kuveyt petrolünü Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı üzerinden Ceyhan’a taşımak. Hat için 1973’te imzalanan anlaşmanın 27 Temmuz’da sona ermesinin ardından BOTAŞ, Irak’ın Petrol Pazarlama Şirketi SOMO ile Kuzey Petrol Şirketi NOC’ye bir yıllığına günlük 750 bin varillik kapasite ayırdı. Bakan Bayraktar’ın açıkladığı plana göre Irak’ın Basra bölgesi de yeni boru hatlarıyla mevcut hatta bağlanacak, Kuveyt petrolü de sisteme alınacak ve günlük taşıma kapasitesi 2-2,5 milyon varile çıkarılacak. Böylece Körfez’den çıkan petrolün bir bölümü Hürmüz ve Kızıldeniz güzergahlarına girmeden direkt boru hatları üzerinden Ceyhan’a ulaşabilecek, Türkiye de artan transit hacminden taşıma geliri elde edecek.
Ceyhan planında yatırımcıların önüne çıkan temel soru, yeni bağlantıların ne kadar petrol taşıyacağı. Irak, Ağustos ayında mevcut hat üzerinden toplam 4 milyon 720 bin varil petrol ihraç etti. Bu, aşağı yukarı günlük 152 bin varile denk geliyor. Yani hattın 1,5 milyon varillik toplam kapasitesinin %10,2’si, Irak için ayrılan 750 bin varillik bölümün ise %20,3’ü kullanıldı. Basra ve Kuveyt bağlantıları için yapılacak yatırımın geri dönüşü taşınacak petrol miktarına bağlı olduğu için şirketler, projeye para yatırmadan önce Irak ve Körfez ülkelerinden uzun vadeli sevkiyat taahhüdü isteyecektir.
Bayraktar’ın New York’ta anlattığı bölgesel enerji koridoru planında doğalgaz için de yeni hat planları mevcut. Bakanlık, bu kapsamda Katar gazını Türkiye’ye ulaştırmak için biri Irak üzerinden, diğeri Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye üzerinden geçecek iki güzergah planı sundu. Türkmenistan gazında düşünülen yol ise Hazar’ın altından Azerbaycan’a uzanacak yeni bir bağlantı. Bu gazın Türkiye’ye ve buradan Avrupa’ya taşınabilmesi için mevcut kapasitenin de artırılması planlanıyor. Türkiye böylece güneyden Katar gazını, doğudan ise Azerbaycan ve ileride Türkmen gazını kendi şebekesine bağlayarak hem iç piyasaya hem Avrupa’ya daha fazla gaz taşıyabileceği bir sistem kurmak istiyor.
Bakan Bayraktar'ın New York sunumundan
Kaynak: DEİK
Yüksek teknoloji yatırımlarına 17,6 milyar dolarlık teşvik
New York’taki yatırım toplantılarında sanayi tarafını ise Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır anlattı. Kacır, Amerikan şirketlerine Türkiye’ye yüksek teknoloji yatırımı çekmek için hazırlanan HIT-30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı’nı sundu. Programda elektrikli araç, batarya, çip, veri merkezi ve yapay zeka yatırımları için toplam 17,6 milyar dolarlık destek bütçesi ayrıldı.
Bu bütçenin 5 milyar doları elektrikli araçlara, 4,5 milyar doları batarya yatırımlarına, 5 milyar doları çip üretimine, 1,5 milyar doları veri merkezlerine ve 1,6 milyar doları yapay zeka projelerine ayrılmış durumda. Yerli ve yabancı şirketlerin başvurabildiği çağrılarda destek tutarı kadar yatırımın niteliği de önemli. Bakanlık her alan için üretim ölçeği, teknoloji seviyesi, yerlilik ve Ar-Ge kapasitesine ilişkin ayrı koşullar belirledi. Şirketlerin teşvikten yararlanabilmesi için yatırım projelerini bu koşullara göre hazırlaması gerekiyor.
Elektrikli araç çağrısı bu yapının nasıl işlediğini gösteren en açık örneklerden biri. Bakanlık, program kapsamında yıllık 1 milyon araçlık üretim kapasitesi kurulmasını hedefliyor. Bu çağrıya başvuracak bir şirketten yılda en az 150 bin araç üretebilecek bir fabrika kurması, yatırımın yanında bir Ar-Ge merkezi oluşturması ve üretimde yüksek yerli katkı sağlaması isteniyor.
Elektrikli araç üretiminde yerli katkıyı yükseltmek için batarya ve çip tarafında da ayrı çağrılar açıldı. Bu çağrı üzerine alınacak yatırımlar yoluyla elektrikli otomobil ve elektronik sanayisinin bugün ithal ettiği temel parçaların Türkiye’de üretilmesi hedefleniyor. Batarya çağrısında hücre ve aktif malzeme yatırımlarına destek verilirken, hücre tesisi kuracak şirketler için yıllık en az 5 gigavatsaat kapasite şartı var. Çip yatırımlarında ise 65 nanometre veya daha ileri üretim teknolojisi isteniyor.
Programın dijital altyapı tarafında veri merkezleri ve yapay zeka yatırımları var. Bakanlık, Türkiye’nin veri merkezi kapasitesini 2030’a kadar en az 1 gigavata çıkarmayı ve veri merkezi, bulut ve yapay zeka altyapısına özel sektör ağırlıklı en az 10 milyar dolar yatırım çekmeyi planlıyor. HIT-Veri Merkezi çağrısında şirketlere %50’ye varan vergi teşviki ve yatırım tutarının %10’una kadar enerji desteği sunuluyor.
Veri merkezleri için açıklanan vergi ve enerji desteği, belirli bir ölçeğin üzerindeki ve elektriği verimli kullanan tesislere verilecek. Bakanlık, bilgi işlem kapasitesinin en az 30 megavata ulaşmasını ve bu kapasitenin en az yarısının yapay zeka donanımlarını çalıştırabilecek biçimde kurulmasını şart koşuyor. Elektrik tüketiminde de ayrı bir sınır var. Tesisin toplam tüketimi, sunucu ve diğer bilgi işlem donanımlarının kullandığı elektriğin 1,4 katını aşamayacak.
Hükümet, yapay zeka ve bulut yatırımlarını hızlandırmak için finansman desteğinin yanı sıra hazır altyapı ve kamu alımı gibi teşvikler de sunuyor. En az 100 milyon dolarlık projelere yatırım tutarının %40’ına kadar hibe ve %70’ine kadar uygun koşullu finansman verilebiliyor. Yatırımın bir diğer tarafında ise talep var. Toplam kamu yatırım büçtesinden yapay zeka projelerine en az %2 pay ayırması ve bu yolla yatırımlar için kamu talebi oluşturulması planlanıyor.
Kamunun ilk müşteri olması, yerli yapay zeka şirketlerinin geliştirdikleri ürün için daha başlangıç aşamasında bir pazar bulmasını sağlayacak. Ancak kamu alımlarına verilen bu destek yerli sistemler için geçerli. Bu nedenle Amerikan şirketlerinin de bu imkandan yararlanabilmesi için Türkiye’de geliştirdikleri ürün veya hizmetlerin yerlilik koşullarını karşılaması şart. Bu nedenle Türk şirketleriyle kurulacak ortaklıklar da önem kazanıyor.
Bu tür bir işbirliğinin güncel örneklerinden biri Google ile Turkcell arasında kuruldu. İki şirket Kasım 2025’te Türkiye’de bir Google Cloud bölgesi kurulması için anlaşmaya vardı. Google, on yıllık yatırım planı kapsamında Türkiye’ye 2 milyar dolar yatırım yapacağını duyurdu. Turkcell de ortaklık kapsamında 2032 sonuna kadar 1 milyar dolar yatırım yapmayı planlıyor. Kurulacak altyapıyla Google’ın bulut hizmetleri Türkiye’den sunulabilecek, Turkcell ise kendi veri merkezi yatırımlarını küresel bir teknoloji şirketinin bulut altyapısıyla birleştirmiş olacak.
Planların takvimleri birbirini tutuyor mu?
New York’ta Amerikan şirketlerine ayrı başlıklar halinde sunulan yatırımlar uygulama aşamasında birbirine bağlanacak şekilde tasarlanmış. Elektrikli araç fabrikaları üretime başladığında batarya tesislerinin ve yerli tedarikçilerin de üretim yapması, araç sayısı arttıkça şarj altyapısının aynı hızla büyümesi lazım. Eti Maden’in üzerinde çalıştığı nadir toprak elementleri de elektrikli motorlarda ve rüzgâr türbinlerinde kullanılan mıknatısların hammaddeleri arasında. Veri merkezleri ise bütün bu sanayi yatırımlarından farklı olarak çok büyük miktarda elektriği yıl boyunca kesintisiz kullanacak. Dolayısıyla planların işlemesi için tüm yatırımların aynı takvimde ilerlemesi gerekiyor.
Bu planın ne kadarının hayata geçeceğini ise açıklanan yatırım tutarlarından çok uygulama takvimi kısmı belirleyecek. Veri merkezlerinin elektriği, elektrikli araç fabrikalarının bataryası, yeni sanayi tesislerinin şebeke bağlantıları ve maden yatırımlarının işleme teknolojisi aynı dönemde hazır olmazsa projeler birbirini beklemeye başlayacak. New York’ta yatırımcılara sunulan planın bundan sonraki aşaması, hangi projenin ne zaman başlayacağını ve finansmanın nasıl sağlanacağını yatırımcıya daha somut biçimde göstermek olacak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Bu hafta veri akışının yanı sıra merkez bankalarının toplantı tutanakları da yakından izlenecek. Yurt içinde Eylül ayı enflasyonu, Hazine nakit dengesi ve sanayi üretimi öne çıkarken, yurt dışında ABD ISM hizmet PMI, Fed ve ECB toplantı tutanakları, Almanya sanayi üretimi ve Michigan tüketici güven endeksi ön planda.
05 Eki 2026

İçeride sermaye piyasalarında yaşanan kayıpların servet etkisi ve iç talep üzerindeki olası sonuçları tartışılırken, dışarıda tahvil faizlerindeki yükseliş finansal sistem açısından daha geniş bir risk alanı yaratıyor. Altın, konut ve faiz getirileriyle son yıllarda büyüyen hanehalkı serveti, fon kaynaklı kayıpların makroekonomik etkisini kısmen sınırlayabilir. Küresel tarafta ise yüksek kamu borcu, güçlü talep ve uzun vadeli faizler yılın son çeyreğinde piyasaların yönünü belirleyecek temel başlıklar olmaya devam edecek.

Fon piyasasında yaşanan son gelişmeler, finansal denetimin yanında kurumların niteliği ve karar alma süreçleri üzerine de yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Liyakat, şeffaflık ve kurumsal kapasite zayıfladığında sorunlar zaman içinde birikiyor ve sistemin hata üretme ihtimali artıyor. Son yaşananlar da örgütlü vasatlık kavramının ekonomi ve kurumlar açısından ne ifade ettiğini tartışmak için önemli bir örnek sunuyor.

Çok boyutlu bir sarsıntıya borsa manipülasyonu sermaye piyasası araçları, TEFAS fonları ve manipülatif hisse hareketleriyle yapıldı. Skandalın merkezindeki portföy yönetim şirketleri halka açıklık oranı ve işlem hacmi sığ hisselerde karşılıklı işlemlerle yapay fiyat oluşturdu. SPK’nın 28 Ağustos kararları sonrası likidite sıkışıklığı yaşandı, yatırımcılar parasını çekmek isteyince fonlar temerrüde düştü. Krizin borsa boyutunu uzmanlara sorduk.

Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında fonların tasfiyesine ilişkin yapılan toplantıda, tasfiyesine karar verilen yatırım fonları için bir Fon Koordinasyon Kurulu oluşturulması kararı alındı. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) da fonların malvarlığı ve likidite durumuna göre hak sahipliği mutabakatı tamamlanan yatırımcılara ödeme yapılmasına ilişkin yol haritasını sundu. Peki bu tasfiye süreci için ne tür senaryolar ön plana çıkıyor?




