
Eren Kuru
Sipay Hazine Müdürü ve yatırım danışmanı. Daha önce Borsa İstanbul’da İş Geliştirme Departmanı’nda, Vakıf Yatırım'da Yatırım Danışmanlığı ve Algoritmik Trading Departmanı'nda, Ziraat ve Allbatross Portföy tarafında da Fon Yönetimi'nde çalıştı.
Küresel ekonomi son yıllarda enflasyonla mücadele ederken, artık çok daha farklı bir dönemin içine girdiğimizi kabul etmek gerekiyor. Bir zamanlar merkez bankalarının faiz politikalarıyla yön verebildiği enflasyon dinamikleri, bugün giderek daha karmaşık ve kontrol edilmesi zor bir yapıya dönüşmüş durumda.

ABD’nin uzay keşif programlarına kronolojik olarak bakıldığında, NASA’nın en iddialı hamlelerinin çoğu zaman ekonomik sıkışma, bütçe baskısı ve siyasi belirsizlik dönemlerine denk geldiği dikkat çeker.

2026 yılına girerken AT1 piyasası oldukça sancılı bir döneme girdi. Yılbaşından bu yana hem dolar hem euro bazında fazla getiriler negatife döndü. Geçtiğimiz yıl yatırımcılara devlet tahvillerine kıyasla cazip bir ek getiri sunan bu enstrümanlar, şimdi birden fazla cepheden gelen baskıyla karşı karşıya. Peki, ne değişti?

Bugün petrol piyasalarına bakıldığında fiyatların yalnızca arz ve talep dengesiyle değil, jeopolitik risklerle de şekillendiği açıkça görülüyor. Son günlerde yaşanan gelişmeler, yatırımcıların yıllardır alıştığı bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Enerji piyasaları çoğu zaman ekonomik değil, stratejik olaylara tepki veriyor.

Son birkaç yıldır finans piyasalarını izlerken dikkatimi çeken şey şu: yapay zeka aslında teknoloji sektörünü değil, borç kavramını değiştiriyor. Bu ilk bakışta çok iddialı bir cümle gibi duruyor ama ekonomi tarihine bakınca büyük dönüşümlerin hep finans üzerinden gerçekleştiğini görürüz.

ABD ile İran arasında artan gerilim, küresel piyasalarda her zaman güçlü bir dalga etkisi yaratır. Ancak bu tür krizlerin finansal sonuçları çoğu zaman yüzeyde göründüğünden daha karmaşık ve çok katmanlıdır.

Bugün gelinen noktada küresel tahvil piyasaları iskambil kağıdından bir evi andırıyor. Ayakta duruyor ama en ufak rüzgara karşı bile savunmasız. Bu, tahvillerin tamamen gözden çıkarılması gerektiği anlamına gelmiyor. Ancak artık “otomatik güvenli liman” kabulünün sona erdiğini net biçimde gösteriyor.

Küresel hisse senedi piyasaları 2026’ya girerken dışarıdan bakınca rahat görünüyor. Endeksler rekor seviyelere yakın, 2025’in tarifelerle ilgili sert başlıkları bile piyasayı deviremedi. Ama bu rahatlık biraz yanıltıcı. Çünkü piyasa bir yandan güçlü dururken, diğer yandan kolay para dediğimiz dönem çoktan geride kalmış durumda. 2026’da getiriyi endeksin genel yönünden çok, hangi bölgeyi ve hangi temayı seçtiğin belirleyecek.

Gelişen ülkelerin yerel para cinsinden devlet tahvilleri, son iki yılda yatırımcılar için güçlü bir performans sundu. Bugün yatırımcıların önünde duran tablo ise, yüksek kuponların hala cazip olduğu, fakat fiyat kazancı alanının daraldığı ve risklerin daha görünür hale geldiği bir tablo.

2025 yılı itibarıyla yapay zeka (YZ) ekosistemi, yalnızca teknoloji sektörünü değil, küresel finansal mimariyi de dönüştüren çok katmanlı bir sermaye döngüsü oluşturmaya başladı. Peki bu döngünün arkasında ne var?


