Fed'in yapay zeka karşısındaki tereddüdü: Bekle gör stratejisi

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Küresel ekonominin hızlı dönüşümünde yapay zeka, şüphesiz en büyük katalizörlerden biri haline geldi. Şirketlerin iş süreçlerini yeniden şekillendirdiği, yatırımcıların onu yeni bir fırsat alanı olarak gördüğü ve toplumun onun iş gücü üzerindeki olası etkilerine endişeyle yaklaştığı bir ortamda, dünyanın en güçlü merkez bankalarından biri olan Fed, bu büyük dönüşümün henüz kenarında bekliyor. Fed’in bu bekle-gör yaklaşımı ilk bakışta temkinli ve gerçekçi gibi görünse de giderek daha hızlı büyüyen yapay zeka dalgasının hâlihazırdaki ekonomik dengeleri sarsmaya başladığı düşünülürse, bu tutumun çok da uzun süre devam edemeyeceği açıkça ortaya çıkıyor.
Son basın toplantılarından birinde Fed Başkanı Jerome Powell’a yapay zekanın istihdam üzerindeki etkisi sorulduğunda, Powell bu konuda çok dikkatli olduklarını ve şirketlerin işe alımı durdurmasının ya da azaltmasının önemli bir sinyal olduğunu söyledi. Ancak bu konuya dair somut bir para politikası hamlesinden bahsetmekten kaçındı. Bunun yerine Fed, piyasayı izlemeyi ve veri toplamayı seçti. Bu yaklaşım, geçmişte finansal krizler karşısında hızlı tepki vermeye alışmış bir kurum için ciddi bir stratejik değişimdir.
Bu tereddütü anlamak için yapay zekanın makroekonomik etkilerini incelemek gerekir. Bugün dev teknoloji şirketleri (örneğin Nvidia, Amazon) yapay zeka yatırımlarını rekor seviyelere taşırken, bu yatırımların ekonomide talep ve üretim üzerindeki etkileri dikkat çekici şekilde artıyor. Bir yandan yapay zekâ tabanlı yazılım ve donanım yatırımları ekonomiyi canlı tutuyor; diğer yandan bu dönüşümün doğrudan etkilediği iş gücü piyasasında ciddi bir belirsizlik söz konusu. Şirketler, yapay zeka ile otomasyona geçmenin maliyetlerini tartıp yeni işe alımlardan kaçınıyor. Bu da istihdamda yavaşlama anlamına geliyor.
Normalde Fed için “talebin artması = faiz artışı” ve “istihdamın zayıflaması = faiz indirimi” gibi bir çerçeve işler. Ancak bu kez tablo daha karmaşık: Hem talep hem de iş gücü farklı yönlerde hareket ediyor. Bu durum, Fed’in politika aracını eski alışkanlıklarla hareket ederek kullanmasını engelliyor.
Diğer bir sorun da yapay zekanın uzun vadeli yapısal etkilerine yönelik belirsizliklerdir. Diyelim ki yapay zeka verimliliği olağanüstü bir seviyeye çıkararak üretim maliyetlerini ciddi şekilde düşürdü. Bu durumda enflasyon üzerinde aşağı yönlü bir baskı oluşabilir. Ancak verimlilik artışı aynı zamanda uzun vadeli faiz oranlarının doğal seviyesini (r-star) artırabilir. Bu çelişki, Fed’in para politikasını yönlendirirken birden fazla şokla baş etmek zorunda kalmasına yol açabilir.
Fed’in karşı karşıya olduğu riskler yalnızca ekonomik değildir; aynı zamanda sosyo-politik açıdan da ciddi sonuçları olabilir. Yapay zekanın iş gücünü kutuplaştırma potansiyeli vardır. Özellikle düşük vasıflı işlerde çalışanların otomasyonla hızlı bir şekilde işsiz kalması, gelir eşitsizliğini derinleştirebilir. Buna karşın, yapay zeka sistemlerini geliştiren ya da yöneten yüksek nitelikli iş gücü talep görecek ve bu kesim daha yüksek gelir elde edecektir. Fed’in en önemli görevlerinden biri istihdamı korumak olduğuna göre, bu eşitsizlik onun alanına doğrudan temas eder.
Bir diğer tehdit ise yapay zekanın piyasalarda oluşturabileceği tekel riskidir. Büyük teknoloji şirketleri, yapay zekanın ölçek ekonomilerinden yararlanarak küçük rakipleri piyasanın dışına itebilir. Bu da rekabetin azalması, fiyat belirleme gücünün birkaç şirketin elinde toplanması ve enflasyonun belli alanlarda artması anlamına gelebilir. Fed, enflasyon karşısında politika faizini artırarak müdahale edebilir; fakat tekelleşme kaynaklı enflasyon yapısaldır ve bunu çözmek merkez bankacılığının ötesinde bir meseledir.
Bu nedenle yapay zeka döneminde Fed’in görevi sadece faizleri yönetmekten ibaret olmayacaktır. Ekonomi politikalarının daha geniş bir çerçeveyle ele alınması gerekmektedir. Eğitim sistemlerinin yeniden tasarlanması, iş gücü için yeniden beceri kazandırma programları, rekabeti koruyacak düzenlemeler ve teknolojik inovasyonun teşvik edilmesi gibi alanlarda politika uyumu şarttır. Aksi takdirde yapay zeka yalnızca ekonomik dengeleri değil, sosyal huzuru da tehdit edebilir.
Sonuç olarak, Fed’in yapay zeka karşısındaki bekle-gör tutumu kısa vadede anlaşılabilir bir strateji gibi görünse de orta ve uzun vadede sürdürülebilir değildir. Yapay zeka dünya ekonomisinin merkezine yerleşirken, para politikası da bu dönüşümü hesaba katmak zorundadır. Fed’in yalnızca piyasa dinamiklerini değil, aynı zamanda yapay zekanın toplumsal etkilerini de öngören yeni bir strateji geliştirmesi şarttır. Aksi hâlde, bu teknolojik devrim yalnızca şirket bilançolarını değil, merkez bankalarının politika çerçevesini de altüst edebilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Eren Kuru
Sipay Hazine Müdürü ve yatırım danışmanı. Daha önce Borsa İstanbul’da İş Geliştirme Departmanı’nda, Vakıf Yatırım'da Yatırım Danışmanlığı ve Algoritmik Trading Departmanı'nda, Ziraat ve Allbatross Portföy tarafında da Fon Yönetimi'nde çalıştı.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İş Bankası’nın ana destekçiliğinde 2017'den bu yana süren Workup Girişimcilik Programı’nın 14. dönemi, çevrimiçi düzenlenen Demo Day etkinliğiyle tamamlandı. Yapay Zekâ Fabrikası’nın yürüttüğü bu dönemde 10 teknoloji girişimi mezun oldu. Dönemi öne çıkaran iki gelişme var: Mezunların 10'da 8'i işini doğrudan yapay zeka üzerine kuruyor ve seçim süreci bu kez bilinçli olarak İstanbul, Ankara ve İzmir’in dışına açıldı. Yeni mezunlarla birlikte programın toplam mezun sayısı 198'e ulaştı.
05 Kas 2026

Türk Devletleri Teşkilatı'nın (TDT) 13. Zirvesi 29-30 Ekim'de Ankara'da yapıldı. Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan TDT'nin üyesi; Türkmenistan, Macaristan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ise gözlemcisi. Zirvenin sonunda üye devletler 163 maddelik Ankara Bildirisi'ni kabul etti. Bildiri ortak alfabeden küp uyduya, savunma sanayisi kolejinden ulaşım koridorlarına kadar pek çok konuyu kapsıyor.

ABD’de 2026 ara seçimlerinin Demokratların hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’da çoğunluğu elde etmesiyle sonuçlanması, Amerikan ekonomisi ve küresel finansal piyasalar açısından yeni bir siyasi denge oluşturdu. Ancak seçim sonuçlarının ekonomi politikalarında radikal bir yön değişikliğinden ziyade, yürütme ve yasama organları arasındaki anlaşmazlıkları artırması bekleniyor.

ABD'de 2026 ara seçimleri, Trump'ın ikinci döneminin kalan son iki yılının çerçevesini belirlemiş durumda. Resmi olmayan sonuçlara göre demokratlar hem temsilciler meclisinde hem de senatoda çoğunluğu ele geçirdi. Temsilciler meclisini demokratların kazanması beklenen bir sonuçtu. Sürpriz, cumhuriyetçilerin yıllardır elinde tuttuğu eyaletlerde de koltuklarını yitirerek senato tarafını da kaybetmesi oldu. Bu sonuç Washington'da Trump'ın gücünün yeniden dengelenmesi sürecini başlatırken, önümüzdeki iki yılın maliye, ticaret ve dış politika gündemini doğrudan etkileyecek

İstanbul Sanayi Odası’nda (İSO) 13 yıldır devam eden Erdal Bahçıvan dönemi sona erdi. 4 Kasım'da yapılan seçimlerde Adnan Dalgakıran, Bahçıvan'ın desteklediği Ender Yılmaz'ı 67'ye karşı 86 oyla geride bırakarak İSO'nun 2026-2030 dönemi Yönetim Kurulu Başkanı seçildi. Peki yeni İSO Başkanının programında hangi başlıklar var?




