ABD ve İran mutabakatı: İki tarafın da "kazandım" dediği anlaşma

Cenevre'de imzalanacak İran-ABD mutabakatı kalıcı bir barıştan çok, iki tarafın da kendi halkına zafer diye sattığı bulanık bir ateşkese benziyor. Asıl pazarlık önümüzdeki altmış günde yapılacak.
ABD ve İran mutabakatı: İki tarafın da "kazandım" dediği anlaşma

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ABD ve İran’ın bir barış anlaşmasına vardığını, varılan anlaşma çerçevesinde Lübnan dahil bütün cephelerde savaşın durdurulacağını ve tarafların 19 Haziran Cuma günü Cenevre’de anlaşmayı imzalayacağını duyurdu. ABD Başkanı Donald Trump, “İran İslam Cumhuriyeti ile anlaşma artık tamamlandı” mesajını paylaşarak anlaşmayı doğrularken, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi de anlaşmanın 14 Haziran akşamı nihai hale getirildiğini ve yakın zamanda imzalanacağını ilan etti. 

Anlaşma metni ve ilgili maddeler henüz yayımlanmamış olsa da, tarafların yaptığı açıklamalardan hareketle anlaşma maddelerinin İran’ın sahip olduğu nükleer materyalden ziyade Hürmüz Boğazı etrafında şekillendiğini anlıyoruz. 

İki taraftan kaynakların basına verdikleri demeçlere göre anlaşma ile Hürmüz Boğazı mayın temizleme faaliyetlerinin ardından tekrar açılırken, ABD boğazda kurduğu ablukayı 30 gün içinde kaldıracak. Bu süre zarfında ABD İran’a yeni yaptırım uygulamayacak ve petrol yaptırımlarına muafiyet tanıyacak, ayrıca İran’a ait dondurulmuş varlıkların 24 milyar dolarlık kısmı da aşamalı şekilde serbest bırakılacak. İran ise buna karşılık Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması kapsamında nükleer silah üretmeyeceğine dair verdiği taahhüdü yineleyecek. Nükleer materyallere ne yapılacağı konusu ise 60 gün boyunca sürecek müzakereler ile belli olacak. 

  • ABD’nin Mart ayında Pakistan aracılığıyla sunduğu 15 maddelik planda mevcut nükleer kapasitenin tasfiyesi, İran toprağında zenginleştirmenin tümüyle yasaklanması, zenginleştirilmiş uranyum stokunun IAEA'ya teslimi, Natanz, İsfahan ve Fordo tesislerinin sökülmesi, vekil güçlerin terk edilmesi ve balistik füze programının sınırlandırılması gibi oldukça sert maddelerin yer aldığını hatırlayacak olursak, aradan geçen dönemde iki taraf için de şartların değiştiğini ve aciliyetin arttığını söyleyebiliriz. 

Tarafların anlaşamadıkları konular neler?

Taraflar bir anlaşma imzalama üzerine mutabakata varmış olsa da, iki tarafın açıklamaları bazı keskin noktalarda birbiriyle ciddi manada çelişiyor. 

Tarafların anlaşamadığı ilk konu İran’ın nükleer materyaline ne olacağı konusu. İran tarafı zenginleştirilmiş uranyum ile ilgili hiçbir taviz vermediklerini ve bu konunun gelecek 60 gün boyunca müzakere edileceğini ifade ederken, ABD tarafı dondurulmuş varlıkların yalnızca İran zenginleştirilmiş uranyumu seyreltmeyi kabul ederse serbest bırakılacağını söylüyor. 

  • İran’ın elinde halihazırda %60 oranında zenginleştirilmiş 440 kiloluk uranyum stoku mevcut ve bu stokun zenginleştirme oranı %90’a çıkarılırsa ülke 10 adet nükleer silah üretebilmek için yeterli materyale sahip olmuş olacak. Savaş sırasında İran’a ait Natanz ve İsfahan nükleer tesisleri büyük oranda zarar görürken, yerin 80 metre altında yer alan Fordo Nükleer Tesisi ise muhtemelen hala zenginleştirme yapabilecek durumda.

  • Trump, Barack Obama döneminde İran’la imzalanan Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) anlaşmasının İran’ın nükleer silaha giden yolunu açtığını ancak kendi yapacağı anlaşmanın bunu tamamen engelleyeceğini söyleyerek, “Artık nükleer silah istemiyorlar ve satın alma, geliştirme veya başka herhangi bir şekilde temin yoluyla da nükleer silaha sahip olmayacaklar” ifadelerini kullanmıştı. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise uluslararası denetçilerin kontrolünde, İran toprakları üzerinde bir seyreltme yapabileceklerini ancak bunu müzakere edeceklerini söylüyor.

  • The Economist ve YouGov tarafından düzenlenen anketin sonuçlarına göre ABD kamuoyunun %58’i İran savaşına karşıyken, %68’i İran’la savaşı bitirmek için bir anlaşma yapılması gerektiğini düşünüyor. Aynı ankette “İran zenginleştirilmiş uranyumundan vazgeçmese bile ABD savaşı bitirmek için anlaşma yapmalı mı?” sorusuna "evet" yanıtı verenlerin oranı ise %35’e düşüyor.

İkinci bir anlaşmazlık noktası ise Hürmüz Boğazı. Hürmüz Boğazı’nın açılması gerektiği konusunda iki taraf da hemfikir. Ancak ABD tarafı boğazın eskisi gibi serbest geçişe tabi olması gerektiğini söylerken, İran tarafı boğazın kıyıdaş ülkeler olan İran ve Umman’ın kontrolü altında olması gerektiğini savunuyor. 

  • Mart ayında Hürmüz Boğazı üzerinde bir kontrol mekanizması kurulması üzerine meclisten bir yasa geçiren ve dünyanın en kritik enerji transit noktasını 3 ay boyunca İran Devrim Muhafızları Ordusu aracılığıyla kontrol altında tutan İran yönetimi, böyle büyük bir jeopolitik kaldıracı ve potansiyel gelir kapısını kolay kolay bırakmak istemiyor. Diğer yandan Körfez ülkeleri ve enerji ihtiyaçlarını Hürmüz üzerinden sağlayan Asya ülkeleri boğazın İran’ın insafına bırakılamayacağını söylerken, ABD de İran’ın boğazda savaş öncesinde sahip olmadığı kontrolü sağlayıp bir “zafer” ilan etmesini istemiyor. 

İki ülke İran’ın yeniden imarı için nasıl bir program uygulanacağı konusunda da farklı görüşlere sahip. İran basınına konuşan rejim yetkilileri, ABD ve müttefiklerinin İran’a 300 milyar dolarlık bir yeniden imar planı sunması gerektiğini vurgularken, ABD tarafı sözleşmede böyle bir maddenin yer almadığını ve böyle bir paketin mümkün olmadığını söylüyor.

  • ABD tarafına göre 24 milyar dolarlık varlığın serbest bırakılması dahi İran’ın şartları yerine getirmesine bağlıyken, 300 milyar dolarlık astronomik bir paket açıklanması kesinlikle mümkün değil. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise mutabakatta savaş hasarını gidermeye yönelik bir yeniden imar planının yer aldığını, ancak bunun İran'ın ekonomisinin yeniden inşası için bir kalkınma planı olarak düşünülmesi gerektiğini söylüyor.

  • Ayrıca İran tarafı bu paketi bir savaş tazminatı olarak görüyor. Savaş tazminatını ödeyen taraf ise genellikle kaybeden ve haksızlığını kabul eden taraf olur. İran tarafı bu savaş tazminatını alarak ABD'nin ve İsrail'in haksız bir savaş açtığını ve bunun bedelini ödediğini sembolik olarak kabul etmesini istiyor. İran’dan siyaseten güçlü çıkmak için bir zafere ihtiyacı olan Trump yönetimi ise bunu şiddetle reddediyor.

  • Ancak Reuters'a konuşan ve taslağa vakıf bir kaynağa göre anlaşmada 300 milyar dolarlık bir "yatırım fonu" maddesi yer alıyor ve bu tutarın yarısından fazlası çoktan taahhüt edildi. Kaynağa göre bu madde bir hibe olarak değil, ABD, Körfez, Asya, Güney Amerika ve Afrika'daki şirketlerin enerji, lojistik ve üretim yatırımları yapacağı özel bir yatırım aracı olarak görülüyor. Financial Times, New York Times ve Axios'a konuşan kaynaklar da taslakta böyle bir maddenin yer aldığını söylüyor. 

Tarafların anlaşamadığı bir de Lübnan dosyası var. Anlaşmanın “Lübnan dahil tüm cephelerde çatışmayı durduracak mutabakat” şeklinde lanse edilmesine rağmen, halihazırda Güney Lübnan’ın büyük kısmını ele geçirmiş olan İsrail, bu anlaşmanın dışında olduğunu ve anlaşmanın getirdiği şartlara uymayacağını ifade ediyor. Nitekim taraflar anlaşmak üzereyken Lübnan’ın başkenti Beyrut’a yapılan hava saldırısı da bu düşüncenin bir yansıması olarak değerlendirilyor. 

  • ABD Başkanı Trump saldırının ardından, “Bu sabah Beyrut’a yapılan saldırı, özellikle barış anlaşmasına bu kadar yaklaşmış olduğumuz bu özel günde, asla gerçekleşmemeliydi” açıklamasında bulundu. Trump daha önce, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun İran ile yapılacak olumlu bir anlaşmaya onay vermesi gerektiğini ve kararları kendisinin verdiğini söylemiş olsa da, ABD’nin orta ve uzun vadede İsrail’i durdurmak için büyük bir hamlede bulunması beklenmiyor. 

  • ABD’nin İran’la aktif bir savaşa girmesini İran rejimini çökertmek ve Ortadoğu’daki Şii “direniş eksenini" ortadan kaldırmak için bir fırsat olarak gören İsrail, bu anlaşmadan özellikle rahatsız. İran rejimi hala ayakta ve bilinen anlaşma taslağına göre İran ne balistik füze programını durdurmayı ne de vekil güçlerine para aktarımını kesmeyi taahhüt etmiyor. İsrail bu şartlar altında anlaşma yapmanın kendi çıkarlarına aykırı olduğunu düşünüyor. 

Sonuç olarak

Tarafların yaptığı açıklamalardan ve anlaşamadıkları kritik noktalardan anladığımıza kadarıyla, 19 Haziran günü Cenevre’de imzalanacak belge, kalıcı bir barış anlaşmasından ziyade bir ateşkes mutabakatına daha çok benziyor. 

İran tarafı kendi halkına kırk yedi yıl sonra ilk kez egemenliğine saygı duyulduğunu, düşmanın tazminat ödemeyi kabul ettiğini, Hürmüz'ün kontrolünü eline aldığını ve nükleer egemenliğinden taviz vermediğini anlatırken, ABD tarafı ise dünyaya savaşı bizzat bitirdiğini, Hürmüz Boğazı’nı açtığını, İran'ın nükleer programını yok ettiğini ve karşılıksız hiçbir taviz vermediğini söylüyor.  Bu iki anlatı da birbiriyle ciddi ölçüde çelişiyor. Anlaşma metninin bu kadar kısa, bu kadar bulanık ve bu kadar tartışmalı olması da zaten bundan kaynaklanıyor. İki ülke de kendi tarafına zafer şeklinde satabileceği bir belgeye imza atmak istiyor.

Şunu da hatırlamakta fayda var, bir anlaşmanın maddeleri henüz daha imza masasına oturulmadan bu kadar çok tartışılıyorsa, bu genellikle tarafların aslında daha tam olarak anlaşmaya varmamış olduğu anlamına gelir.  Bu yüzden Cenevre’de imzalanacak anlaşma bir başlangıç olarak okunabilir. Asıl pazarlık, gelecek altmış gün boyunca sürecek müzakere safhasında yapılacak. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

YAZARLAR

Emircan Yaman

Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

EXANTEEXANTE

HİKAYE

Faiz indirimi başka bahara kalabilir

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), piyasa beklentilerine paralel olarak politika faizinde, faiz koridorunun alt ve üzerinde herhangi bir değişikliğe gitmedi. Karar metni incelendiğinde ise enflasyon görünümüne ilişkin iki önemli unsur dikkat çekiyor. Bu iki unsur, Merkez Bankası'nın önümüzdeki dönemde karar alırken oldukça hassas bir denge gözetmek zorunda kalacağını gösteriyor.

Erhan Aslanoğlu

·

23 Tem 2026

Faiz indirimi başka bahara kalabilir
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Cumhuriyet'in ikinci yüzyılı ve elektro-sınai atılım

Cumhuriyet'in 1930'lardaki sanayi atılımı bir milli güvenlik, kalkınma ve aydınlanma hareketiydi. 2030'ların Cumhuriyeti de aynı şiarlar ile elektro-devlet yolunda programlı biçimde ilerlemelidir.

Yaman Alp Ungan

·

23 Tem 2026

Cumhuriyet'in ikinci yüzyılı ve elektro-sınai atılım
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Ejderhaya karşı Fil: Hindistan’ın küresel ticaret arenasındaki konumu

Küresel ticaret denklemi yeniden yazılırken, uzun yıllar Çin'in gölgesinde kalan Hindistan artık küresel üretim, yatırım ve ticaret zincirlerinde başlı başına bir güç merkezi olarak öne çıkıyor. Peki yükselen bu fil, küresel ticaretin ejderhası Çin'e gerçek bir alternatif olabilir mi? Bu sorunun yanıtı yalnızca Asya'nın değil, Türkiye'nin de ekonomik ve jeopolitik geleceği açısından da giderek daha kritik hale geliyor.

Ejderhaya karşı Fil: Hindistan’ın küresel ticaret arenasındaki konumu
EXANTEEXANTE

HİKAYE

İhracat rekor kırarken, ihracatçı neden alarm veriyor?

Türkiye ekonomisinde son dönemde birbiriyle çelişiyor gibi görünen iki tablo aynı anda oluştu. İhracat her yıl yeni bir rekor kırarken sanayicilerin finansman, maliyet ve rekabet gücü konusunda verdiği uyarılar giderek sertleşiyor. İlk bakışta aynı anda doğru olamayacakmış gibi görünen bu iki tablo, aslında Türkiye’nin üretim yapısında yaşanan değişimin farklı sonuçlarını yansıtıyor.

Emircan Yaman

·

22 Tem 2026

İhracat rekor kırarken, ihracatçı neden alarm veriyor?
EXANTEEXANTE

HİKAYE

Haftalık takvim: Kritik TCMB kararı

Bu hafta takvim yurt içinde kalabalıklaşırken, yurt dışında bir miktar sakinliyor. Yurt içi piyasalarda TCMB kararı ve Moody’s Türkiye değerlendirmesi ön plana çıkarken, yurt dışında gözler ECB kararında olacak.

20 Tem 2026

Haftalık takvim: Kritik TCMB kararı