Tüketicinin sepeti küçülürken, fişi nasıl büyüyor?

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Kıyma fiyatı Ağustos ayında tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı.
Benzinde ise şimdiye kadarki en pahalı Ağustos ayı yaşandı. Ortalama benzin fiyatı yılbaşından bu yana yaklaşık %40 arttı.
Bu fiyat artışlarının tek bir nedeni yok. ABD/İsrail-İran Savaşı’nın yarattığı enerji arz şokunun, küresel iklim değişikliğinin etkileriyle yaşanan aşırı hava olaylarının ve hayvancılık ile tarımdaki arz yapısının payı yadsınamaz elbette.
Nedeni ne olursa olsun, bunun sonucunda tüketicinin bütçesi üzerindeki baskı artıyor.
Enerji ve gıda fiyatlarındaki artışlarla bütçesi giderek zorlanan tüketiciler de market sepetindeki ürünleri daha karşılanabilir alternatiflerle değiştirmeye başlıyor. Sadece ne aldıkları değil, nereden aldıkları da değişiyor.
Yeni tercih, market markalı ürünler.
Çünkü fiyatlar arttığında çözüm her zaman tüketimden vazgeçmek olmuyor, özellikle zorunlu harcamalarda. Bazen marka değişiyor, bazen ürün, bazen de market. Tüketici, aynı bütçeyle daha fazlasını alabildiği ve ödediği paranın karşılığını daha iyi aldığını düşündüğü ürünlere yöneliyor.
NielsenIQ verisine göre, Aldi ve Lidl’ın öncülük ettiği market markalı gıda satışları son 1 yılda %4,2 artarken ulusal markaların satışlarındaki artış sadece %1,1 oldu. Dolayısıyla fiyat-değer dengesi açısından market markalı ürünlerin tüketici nezdinde giderek güçlü bir alternatif haline geldiği söylenebilir.
Bahsettiğim ülke, Amerika Birleşik Devletleri (ABD).
Ücret artışı fiyat artışına yetişemeyince tüketici ne yapar?
ABD’de Ağustos ayında tüketici fiyat endeksi (Consumer Price Index - CPI) bir önceki aya göre %0,4 ve bir önceki yılın aynı ayına göre %3,4 arttı. Çalışanların ortalama saatlik kazançları ise aynı dönemde %3,1 yükseldi. Yani ücret artışı, manşet enflasyonun gerisinde kaldı.
Üstelik tüketicinin beklentileri de bozuluyor. Michigan Üniversitesi tarafından yapılan tüketici anketleri kapsamında Eylül ayı öncü verisine göre tüketici güveni (Index of Consumer Sentiment), beklentilerin altında kalarak 51,7’den 47,8’e indi. Bu endeksin bileşenleri, bozulmanın ağırlıklı olarak geleceğe ilişkin beklentilerden kaynaklandığını gösteriyor. Mevcut Ekonomik Koşullar Endeksi %1,9 düşerek 50,9’a inerken, Tüketici Beklentileri Endeksi %11,1 düşüşle 45,8’e geriledi. Yani tüketicinin bugüne dair değerlendirmesi bir önceki aya göre sınırlı düzeyde bozulurken, asıl kaygı yarına ilişkin. Nitekim hanelerin gelecek 12 aya ilişkin enflasyon beklentisi ise 0,6 puan artarak %4,6’ya çıktı. Tüketiciler, önümüzdeki dönemde hane bütçeleri üzerindeki baskının artacağını düşünüyor.
Artan fiyatlar ve belirsizlik, tüketiciyi daha temkinli ve seçici harcama yapmaya yöneltiyor. Üstelik bu davranış sadece düşük gelir grubunda değil, tüm gelir gruplarında görülebiliyor. Yani, tüketici ödediği paranın karşılığını daha iyi aldığını düşündüğü marketlere, markalara ve ürünlere yöneliyor. Ancak bu davranışın farklı gelir gruplarındaki anlamı aynı değil. Çünkü bu davranış, yüksek gelir grubunda bir tercih iken düşük gelir grubunda ise bir zorunluluk. Yükselen fiyat kaygısı her kesimde görülüyor ancak en varlıklı tüketicilerde görece daha hafif. Toplam harcamanın aslan payını onlar yapıyor.
Diyebilirsiniz ki ABD’de tüketim harcamaları hala artıyor. Doğru. Reel kişisel tüketim harcamaları artışını sürdürüyor. Ama bu veri, kimin harcadığını söylemiyor. Toplam harcamanın artmaya devam etmesi, tüm tüketicilerin refahının arttığı anlamına gelmiyor.
Harcama sürüyor. Değişen, nasıl sürdüğü.
Peki Türkiye’de durum nedir?
Dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan aşırı hava olayları, tedarik zincirindeki bozulmalar ve savaşlar sadece ABD’de değil, dünyanın hemen her yerinde fiyatlara farklı ölçülerde yansıyor. Bu tür şokların fiyatlara ne ölçüde yansıdığı ise ülkelerin iktisadi ve üretim yapısına, ithalata bağımlılık düzeyine ve alınan tedbirlere bağlı olarak değişebiliyor. Ancak tüketicinin karşı karşıya kaldığı mesele çoğu zaman benzer: artan fiyatlara rağmen aynı bütçeyle ihtiyaçlarını karşılamaya devam edebilmek.
Bir hanenin artan fiyatlar karşısında hareket alanını görebilmek için önce harcamalarının dağılımına bakmak faydalı olabilir. Çünkü harcamalar içinde zorunlu harcamaların payı yüksekse tüketicinin tasarruf edebileceği ya da erteleyebileceği alan daralıyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan “Hanehalkı Tüketim Harcaması,2025” başlıklı haber bülteninde gıda ve alkolsüz içecekler ile konut ve kira harcama gruplarının toplam tüketim harcaması içindeki payı %46,6. Yani 100 liralık tüketimin 46,6 lirası bu iki harcama grubuna gidiyor. Buna ulaştırma harcaması da eklenince 67,1 lira oluyor.
Gelire göre sıralı %20’lik gruplar itibarıyla tüketim harcamasının bileşimine bakıldığında fark daha da belirginleşiyor. En düşük gelir grubunda sadece gıda ve alkolsüz içecekler ile konut ve kira harcamalarının payı %67,9’a çıkarken en yüksek gelir grubunda bu oran %38,1.
İki grup da harcıyor. Ama birinin tercih alanı çok daha dar.
Sepet neden küçülüyor, fiş neden büyüyor?
Bütçesi baskı altında olan tüketici, fiyat-değer açısından en uygun ürünleri arıyor.
İpsos Hanehalkı Tüketim Paneli’ne göre Hızlı Tüketim Ürünleri (HTÜ) harcamaları 2026 yılının ilk yedi ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yaklaşık %31 arttı. Ocak-Temmuz 2026 döneminde haneler ortalama 150 kez alışveriş yaparak geçen yılın aynı dönemine göre satın alma sıklığını artırdı. Her alışverişte ortalama 333 TL harcayan haneler, bir önceki yıla kıyasla %24 daha fazla ödeme yaptı. HTÜ harcamalarının %81’ini gıda ve içecekler oluşturdu, en fazla tercih edilen kanal yine indirim marketleri oldu, market markalı ürünler %22’lik payını korudu.
Yıllar itibarıyla satın alma sıklığı artan haneler artık daha sık alışverişe gidiyor, her seferinde daha az ürün alıyor. Neredeyse her dört sepetten üçünde 1-3 ürün bulunuyor. Yani sepet küçülürken fişteki tutar büyüyor. Ödeme yönteminde ise kredi kartı öne çıkıyor.
Yani mesele tüketimden vazgeçmek değil, tüketimi yönetmek. Bütçeyi haftaya hatta güne bölmek. Kampanya takip etmek, market gezmek, fiyat karşılaştırmak. Arayışın izi arama verisinde de görülüyor. Google Trends verisine göre “indirim” kelimesine yönelik arama ilgisi geçen yıla göre artmış ve “En ucuz nerede” ifadesi de yükselen aramalar arasında yer almış. Yani tüketici alışverişe çıkmadan önce fiyat araştırmasıyla başlıyor.
Üstelik fiyat baskısı, manşet enflasyonun gösterdiğinden daha ağır. Ağustos 2026’da yıllık fiyat artışı gıda ve alkolsüz içeceklerde %33,79 ve konutta %39,77 iken manşet enflasyon %31,51. Harcamasının üçte ikisini gıdaya ve barınmaya ayıran hanenin karşılaştığı enflasyon, manşet enflasyonun üzerinde.
İç talep canlıysa kim harcıyor?
TÜİK tarafından yayımlanan perakende satış hacmi endeksi (2021=100), artış hızı yavaşlamakla birlikte Temmuz ayında yıllık %10,4 arttı. Perakende satış hacmi endeksi, hanehalkı talebinin göstergesi olarak kabul ediliyor. Söz konusu endeks, hacim olarak üretildiğinden fiyat etkilerinden arındırılmış. Dolayısıyla bu veri, hanehalkı tüketim talebinin görece canlı olduğunu gösteriyor.
TÜİK’in “Dönemsel Gayrisafi Yurt İçi Hasıla, I.Çeyrek: Ocak-Mart 2026” başlıklı haber bülteninde yerleşik hanehalklarının nihai tüketim harcamalarının 2026 yılının birinci çeyreğinden bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %4,8 arttığı görülüyor. Harcama yöntemiyle Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) bileşenlerinin büyüme hızlarına bakıldığında büyümeyi yukarı çeken unsurun yerleşik hanehalklarının tüketimi olduğu görülüyor. ABD/İsrail-İran Savaşı’nın etkilerinin hissedildiği 2026 yılının ikinci çeyreğinde de nihai tüketim harcamaları artmaya devam etti. TÜİK’in “Dönemsel Gayrisafi Yurt İçi Hasıla, II.Çeyrek: Nisan-Haziran” başlıklı bültenine göre hanehalkı nihai tüketim harcamaları bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla %3,5 arttı.
Bu harcamayı kim yapıyor?
2026 yılı net asgari ücret 28.075,50 TL. Yılbaşında asgari ücrete yapılan artış %27,01 oldu, 2025 yıllık enflasyonu %30,89’du. Ocak - Ağustos 2026 döneminde birikimli enflasyon %22,07’ye ulaştı. Dolayısıyla asgari ücretin satın alma gücünün yılbaşından bu yana yaşanan fiyat artışlarıyla aşındığını söyleyebiliriz.
Nominal ücretlerin enflasyon karşısındaki seyri kadar gelirin ve servetin dağılımı da kimin harcayabileceğini gösteriyor.
Gelire göre sıralı %10’luk gruplar itibarıyla yıllık hanehalkı kullanılabilir gelirin dağılımı incelendiğinde gelirden en fazla pay alan %10’un elde ettiği gelir, en az pay alan %10’un elde ettiği gelirin yaklaşık 13,7 katı. Aynı hesap %5’lik gruplar için yapıldığında oran 23,2 kata çıkıyor. Gelir dağılımını göstermeye yarayan bu oranlarda değerin yükselmesi, gelirin üst gelir grubunda daha fazla yoğunlaştığını işaret ediyor.
UBS Global Wealth Report 2026’ya göre 2025 yılında Türkiye’de dolar milyoneri sayısı %6,4 artarak 93 bine ulaştı. Türkiye bu artış oranıyla Litvanya’nın ardından ikinci sırada yer aldı. UBS Global Wealth Report 2025’e göre Gini katsayısıyla ölçülen servet eşitsizliği Türkiye’de 0,73. Gini katsayısı 0 ile 1 arasında değer alıyor ve değerin yükselmesi eşitsizliğin arttığını gösteriyor. Rapor ayrıca Türkiye’de ortalama servet ile medyan servet arasındaki farka ve servet artışının dağılımın üst kesiminde yoğunlaştığına dikkat çekiyor.
Ücret artışının fiyat artışının gerisinde kaldığı bir dönemde harcamanın sürmesi gelir ve servet etkisi dışında borçlanmayla da mümkün olabiliyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından yayımlanan 22 Mayıs 2026 tarihli Finansal İstikrar Raporu incelendiğinde 6 trilyon 639 milyar TL’lik hanehalkı finansal yükümlülüklerinin %38’ini ihtiyaç kredisi borçlarının ve %47,8’ini bireysel kredi kartları borçlarının oluşturduğu görülüyor. Yıllık büyüme bireysel kredi kartında %53,6 ve ihtiyaç kredisinde %53,7. Enflasyondan arındırıldığında hem bireysel kredi kartları borçlarının hem de ihtiyaç kredisi borçlarının reel olarak büyüdüğü anlaşılıyor.
Asıl dikkat çeken ise taksitli bireysel kredi kartı borç bakiyesindeki büyüme. Yıllık %69. Ayrıca bireysel kredi kartları ortalama vadeleri de taksitli harcamaların etkisiyle artış eğilimine girdiği ve tarihsel ortalamanın üzerinde olduğu belirtiliyor.
Aynı raporda, ödemesi geciken toplam bireysel kredi kartı borcunun oranı yapılandırma imkanlarının etkisiyle %26 seviyesine gerilemiş olsa da tarihsel ortalamanın üzerinde kalmaya devam ettiği ifade ediliyor.
Yani sepet küçülürken ödeme aylara bölünerek zamana yayılıyor. Vadesi gelen borçların bir kısmı ise zamanında ödenemiyor.
Harcama sürüyorsa refah da sürüyor mu?
TÜİK tarafından yapılan Yaşam Memnuniyeti Araştırması bulgularına göre ülkemizin en önemli sorunu “hayat pahalılığı”.
Hayat pahalılığının sonuçlarından biri, hayatın içinde sürekli bir “sonra” yaratması.
Enflasyon tek haneye düşsün, reel gelirimiz artsın, faizler makul seviyeye gelsin.
Sonra tatile çıkarız, sonra otomobil alırız, sonra ev alırız.
Bunlar sürekli ertelendiklerinde sadece tüketim harcamaları değil, hayatın kendisi de değişmeye başlıyor.
Kira ödemek de tüketim. Market alışverişi yapmak da. İşe gitmek için ulaşım harcaması yapmak da. Zorunlu harcamaların sürmesi tüketimin devam ettiğini gösteriyor. Ama harcamanın sürmesi refahın da sürdüğü anlamına gelmeyebilir.
Sepet küçülürken büyüyen tek şey fişteki tutar değil, bir de “sonra”ya bırakılanlar.
Piyasalar her yeni enflasyon verisini, büyüme oranını ve diğer göstergeleri heyecanla bekliyor. Bir veri açıklanıyor, gözler hemen bir sonrakine çevriliyor.
Tüketici de bekliyor. Ama onun beklediği yalnızca bir sonraki veri değil.
Markete girdiğinde sürekli hesap yapmak zorunda kalmadığı, temel ihtiyaçlarının yanı sıra isteğe bağlı harcamalarını da yapabildiği günleri bekliyor.
Önceki ayın borcunu bu ay nasıl ödeyeceğini, bu ayın harcamasını gelecek aya nasıl taşıyacağını düşünürken bugünü yaşamayı erteliyor.
Ve “sonra”yı beklerken, geçmiş ile gelecek arasında bugünü yitiriyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Hakan Bektaş
Akademisyen. Sosyal bilimlerde nicel araştırma yöntemleri ve toplumsal eşitsizliklerin ölçülmesi üzerine çalışıyor. Yaşam kalitesi, girişimcilik ve sosyal politika başlıca uygulama alanları arasında. Sayıların arkasındaki hikayeyi yazıyor.

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İstanbul Sanayi Odası’nda (İSO) 13 yıldır devam eden Erdal Bahçıvan dönemi sona erdi. 4 Kasım'da yapılan seçimlerde Adnan Dalgakıran, Bahçıvan'ın desteklediği Ender Yılmaz'ı 67'ye karşı 86 oyla geride bırakarak İSO'nun 2026-2030 dönemi Yönetim Kurulu Başkanı seçildi. Peki yeni İSO Başkanının programında hangi başlıklar var?

BIST 100’ün Ağustos ayında 14 bin 600 puanın üzerine çıktığı, ancak Eylül ayında yatırım fonlarında yaşanan likidite krizinin etkisiyle sert biçimde gerilediği üçüncü çeyrekte, Borsa İstanbul’un yatırımcı kompozisyonunda da belirgin bir ayrışma yaşandı. TÜYİD-Yatırımcı İlişkileri Derneği tarafından Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) verilerinden yola çıkılarak hazırlanan Borsa Trendleri Raporu’nun 2026 üçüncü çeyrek sayısında, yerli yatırımcıların portföy değerindeki kayıpların yabancı yatırımcılara kıyasla çok daha yüksek olduğu, yabancıların ise özellikle sanayi ve ticaret şirketlerindeki ağırlıklarını artırdığı görüldü.

Bu hafta yurt içinde Ekim ayı enflasyonu, imalat sanayisi PMI verileri ve öncü dış ticaret istatistikleri öne çıkarken, yurt dışında ABD'de Ekim ayı istihdam verileri, İngiltere Merkez Bankası'nın (BoE) faiz kararı ve Avro Bölgesi öncü enflasyonu ön planda.
01 Kas 2026

Dünyanın en büyük kripto para borsası Binance'e yönelik tarihin en büyük saldırılarından birinde 6,3 milyar dolarlık varlık etkilendi. Saldırganlar farklı blokzincir ağlarında varlıkları transfer edip ETH ve Bitcoin'e dönüştürmeye yönelirken, Tether, Circle ve diğer kripto kuruluşlarının müdahaleleriyle yaklaşık 2,7 milyar dolarlık varlık donduruldu. Saldırı, dijital finans sisteminin güvenliğini ve kripto piyasasında merkezî müdahale gücünü yeniden tartışmaya açtı.

ABD Merkez Bankası (Fed), güçlü ekonomik büyüme ve yüksek enflasyon karşısında politika faizini sabit tutarken, Aralık ayında yeni faiz artırımlarına gitme ihtimali güçleniyor.




