Aposto

Pazartesi, 5 Aralık 2022
Pazartesi, Aralık 5, 2022
Premium'a Yüksel
İsimsiz Kahramanın Sonsuz Yolculuğu

Sahi, kimdim ben? “Turşubozan”?

Nilsu Yiğitoğlu

Herkese Merhaba!

Ben Nilsu Yiğitoğlu. Ben bir sosyolog ve yazılı içerik üreticisiyim. Yaklaşık bir yıl kadar önce sevgili Rayka Kumru aracılığıyla Konuşmamız Gerek ile tanıştım.


Rayka Kumru, Kamusal Alanda Tabusal Konular’ın,  İlayda ve Bahar’ı birlikte ağırladığı “Kanamanın Adaleti” isimli bölümünü, “regl seferberliği” olarak tanımlamıştı. Bu isim benim çok dikkatimi çekmişti. Bölümü büyük bir dikkat ve hayranlıkla izledikten sonra derneği takibe aldım ve burada verilen mücadelenin regl tabusuyla savaşmak olduğunu gördüm. Bu müthiş çaba beni çok heyecanlandırdı ve aynı zamanda cesaretlendirdi de. Kendimi sorguladım, gerçekten regl hakkında özgürce konuşabiliyor muydum? Konuşmayı geçtim, regl hakkında ne kadar düşünmüştüm? Örneğin “regl yoksulluğu” üzerinde hiç durmadığım bir konuydu ama artık Konuşmamız Gerek sayesinde bu konu ve daha fazlası benim için görünür durumda ve bugün ben de onlardan aldığım cesaretle regl hakkında konuşmaktan, deneyimlerimi yakın çevremle, özellikle de regli ilk kez deneyimleyecek olan gençlerle paylaşmaktan çekinmiyorum.


Bugün de burada yazdığım için çok heyecanlıyım! Umarım bu yazı sizi biraz keyiflendirir, biraz da ilham verir. Burada yazmak konusunda çok heyecanlıydım, bu heyecanı benimle paylaşan, Instagram aracılığıyla kendisine ulaştığımda aynı heyecan ve yakınlık ile bana geri dönüş yapan sevgili Bahar başta olmak üzere tüm Konuşmamız Gerek ekibine/destekçilerine teşekkürler!

İsimsiz Kahramanın Sonsuz Yolculuğu

Son zamanlarda mitolojiye merak salmış olan ben, şu sıralar Joseph Campbell’in “Kahramanın Sonsuz Yolculuğu” ismiyle dilimize çevrilen ünlü “The Hero With A Thousand Faces” romanını okuyorum. Mitolojiyi psikanaliz ile birleştiren kitap, birbirine uzak ve yakın coğrafyaların tüm mitlerinin aslında tek bir ortak zeminde benzer hatta neredeyse aynı çizgide hareket ettiğini gözler önüne seriyor. Bu fikre göre her hikayenin olay örgüsü aşağı yukarı şu şekildedir: Kahraman –muhtemelen kendinde olan özel bir yetisinden ötürü “kader” tarafından- seçilir, rüyalar, mucizeler ya da ona benzer işaretler tarafından maceraya çağırılır, çağrıya kulak verip evden çıkıp serüvene atılır, macera içerisinde pek çok –kitapta tek tek tanımlanan- aşamadan geçer ve nihayet evine döner ancak evine döndüğünde o artık başka biridir. Gitmiş, görmüş, egosunu yenmiş ve bilge bir ruhla eve dönmüştür. Campbell, tüm dünyadan seçtiği çok ve az bilinen yerel ya da evrensel hikayelerle, tüm dünya mitlerinin dayandığı bu ortak doğrultunun her bir aşamasına kanıtlar ve örnekler sunarak okuması çok keyifli bir kılavuz hazırlamış. Ancak ben bu yazıda -beğenimi kazanmış bu kitaba yer yer değinsem dahi- başka bir meseleye dikkat çekmek istiyorum: Kadının sonsuz yolculuğu nasıl ilerliyor?


Hadi gelin tüm bu adımları birlikte düşünerek ilerleyelim. Öncelikle kahramanın ayırt edici özellikleriyle kader ya da tanrı gibi doğaüstü bir güç tarafından seçilmiş olması gerektiğini biliyoruz. Hmm, bir bakalım… Şahsen benim öyle çok da ayırt edici ya da bana üstünlük kazandıran bir özelliğim yok hatta hangi durumda olursam olayım kendimi hep dezavantajlı konumda bulurum. Örneğin çalıştığım kurumda aynı işi yaptığım zibilyon kadar erkek dururken, arkadaşımızın doğum gününde tüm pasta servisini mutfakta çalışan kadın ile benim yapmam beklenmişti. Konu hizmet etmek ya da gündelik işleri yapmak olduğunda geniş aile buluşmalarının aranan ismi de ben olurum. Regl olduğum için çok sevdiğim beden derslerine katılmamam beklenmiş, tarihi bir gezi sırasında belki de hiç inanmadığım bir dinin mabedine yine aynı sebepten ötürü girmemem istenmiş; onca yol kat edip de geçmişin insanlarının izlerini yakından görememiş, kapı dışarı edilmiştim. Regl olma durumunun dezavantajları saymakla bitmezdi, turşuya dokunmak bile bozulmasına sebep olacağından tehlikeliydi. Tüm uğursuzluklar bende toplanmıştı, sanırım lanetlenmiş ya da kötücül güçler tarafından ele geçirilmiştim. Belki de… Seçilmiştim! Ayırt edici bir özelliğim vardı, bu da dezavantajlı, şeytani deneyimimden –reglden- geliyordu. Her ay kan döküyor, herkesi ürkütüyordum! Maceraya çıkmaya hazırdım ama önce kendime bir isim koysam iyi olurdu. Sahi, kimdim ben? “Turşubozan”? Bu pek havalı değildi. “Mabetslayer”?  Bu çok daha kötüydü. “Kahraman ismini kendisi koymaz”, diye düşündüm ama doğrusu bu işi topluma vermek de olmazdı. Sözlükte “kirli” diye geçtiğime bakacak olunursa hele… Aklımdan bile geçirmemeliydim. İsimsiz Kahraman olan ben, şimdi fark ediyorum da sanırım çoktan çıkmıştım tıpkı benim gibi diğer İsimsiz Kahramanlar’ın çıktığı o maceraya. İlk kez regl olmak, maceraya çağrıydı, isteseniz de istemeseniz de artık o yolculuktaydınız. Çağrıyı reddetmek mümkün değildi. Campbell, kılavuz olarak sunduğu kitabında maceranın ilk aşamalarında bir akıl hocası ile karşılaşıldığını söylüyor. Sanırım özne biz İsimsiz Kahramanlar olunca yanılıyor çünkü biz akıl hocası ile karşılaşana kadar –ki çoğu zaman karşılaşmıyoruz- bizi önce “Uğursuz Sesler” karşılıyor. Bize artık başka biri olduğumuzu, daha eksik, kötü, yetersiz hissetmemizi, hareketlerimizi sınırlandırmamızı, yerimizi bilmemizi uğuldayan Uğursuz Sesler… Bu bir mitoloji olsaydı, Uğursuz Sesler, bin başıyla durmadan fısıldayan bir canavar olurdu.

"Hareketlerine dikkat et… Havuza giremezsin! Evlenmeden tampon kullanamazsın! Sen kirlisin, dini yerlere giremezsin! Turşuya dokunma, bozulur! Yemek yapma, yenmez! Saçlarını boyatma, tutmaz! Bunu sır gibi tut, söylenmez! Pedini sakla, erkeklere gösterme. Kimseye söyleme. ‘Halam geldi’ de. ‘Regl oldum’ denmez! Sen artık koca kızsın, öyle çocuk gibi koşturma. Beden derslerine öyle çok katılma, arkan leke olursa rezil olursun! Birisi görecek olursa mahvolursun!


Maceranın daha ilk evresinde karşılaşılan bu güçlü düşman çoğu İsimsiz Kahraman’ı sindirir ve sindirdiklerini bünyesine katarak ilerler. Bu seslere yenilen İsimsiz Kahraman, bu seslerden birine dönüşür ancak tıpkı kitapta “eşiği geçme” diye belirtilen kısımda olduğu gibi İsimsiz Kahraman düşmanı yenerse eşikten geçmiş olur ve böylece serüvenin ilk sınavını kazanır. Tabii önünde daha çok sınav vardır… Uğursuz Sesler, bir kere gelip yenildiğinde tamamen yok olmazlar, onlar hemen her yerdedirler. Hep konuşur, asla susmazlar. Ancak İsimsiz Kahraman, Uğursuz Sesler’i yendikçe olgunlaşır, bu olgunlaşma kendini kabul edip sevmekle gelişir. Özüne karşın şefkatli olan bir kahramanın önünde kimse duramaz. Kitapta kahramanını maceranın sonunda bir ödül bekler, İsimsiz Kahramanlar’ın ödülü “öz şefkat ve kadınlığın doğasına duyulan minnet” olabilir. Öz şefkat. Bir insanın, ruhu ve bedeni sayesinde/yüzünden kendisini bulduğu tüm avantajlı ve dezavantajlı durumlarda ruhunu ve bedenini sevmeye devam etmesi; nimetlerin ve barışların en büyüğü. Macera burada bitmez, İsimsiz Kahraman, bu ödülü şimdi eve taşımalıdır. “Ev” diye belirtilen, kahramanın yeniden doğmadan –dönüşmeden- önce kendisi gibi olanlarla birlikte olduğu güvenli alanıdır ve kahraman buraya ödülünü taşırken aslında yolun başındaki diğer İsimsiz Kahramanlara yol gösterecek “Bilge Kişi” ya da “Akıl Hocası”na dönüşür.


İşte bizim bu yolculuğumuz yıllardan beri böyle süregelmekte. Her birimiz kendi varoluşumuzu, toplumsal dayatmaların, baskıların ve şeytanlaştırmaların tam da ortasında bir mücadeleyle yaşamaya çalışıyoruz. Bu yolda iki seçeneğimiz var; ya o savaştığımız Uğursuz Sesler’den birine dönüşecek ya da Bilge Kişi olup yolun başındakilere yol göstereceğiz. Bilge Kişilere dönüşüp birbirine yol gösteren, yollarımızda ışık olan tüm İsimsiz Kahramanlar’a kucak dolusu sevgiler!

Bülteni beğendiniz mi?

Arşive Ekle

Okuma listesine ekle

Paylaş

Oyunbozan Yayınını Takip Et

Toplumsal cinsiyet eşitliği. Keşke bunun için oyunbozan olmamız gerekmeseydi. Biz, oyun bozmak için konuşmayı tercih eden iki feminist doktora öğrencisiyiz. Regl yoksulluğu ve tabusu başta olmak üzere, konuşulmayan konuları konuşmaya karar verdik. Sen de Konuşmamız Gerek’tiğine inanıyorsan, artık buradayız.

0%

;