aposto-logoPazartesi, 5 Haziran 2023
aposto-logo
Pazartesi, Haziran 5, 2023
Aposto Üyelik
İÇİNDEKİLER
YENİDEN DÜŞÜNÜRKEN
Bugünkü Destekçimiz
NELER OLUYOR?

📌 ŞEHİR MİRAS KÜLTÜR #1 YENİDEN İNŞA

Konuk: Özyeğin Üniversitesi Mimarlık Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alper Ünlü. Konu: Afet bölgesinde kültürü korumayı ve yeniden inşa etmeyi neden şimdi konuşmalıyız?
Bir Kira Bir Yuva ile birlikte

Bir Kira Bir Yuva ile depremden etkilenenlere destek olabilirsiniz İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İhtiyaç Haritası iş birliğiyle Büyük Kahramanmaraş Depremi’nin ardından evini kaybetmiş olanlar ile kira desteği vermek ya da boş durumdaki evini kullanıma açmak isteyenleri buluşturmak için başlatılan bir dayanışma kampanyası olan Bir Kira Bir Yuva , 30 Ekim İzmir Depremi’nde edinilen tecrübe ve oluşturulan bilgisayar yazılımı üzerine inşa edildi. Bir Kira Bir Yuva nasıl çalışıyor? Kampanya için İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İhtiyaç Haritası tarafından hazırlanan www.birkirabiryuva.org adresinden ulaşılıyor. Kampanyanın sayfasında kullanıcılara yönelik “Eve İhtiyacım Var”, “Kira Desteği Vermek İstiyorum” ve “Evim Kullanılsın İstiyorum” başlıklı sekmeler yer alıyor. Kira desteği vermek isteyenler yapacağı destek miktarı ve kişisel bilgilerini buradaki formlara işliyor. Kullanıma uygun boş durumda evi olan ev sahipleri de evlerini depremdem etkilenenler ile paylaşma yönündeki beyanını ve istenen diğer bilgileri doldurarak kampanyadaki yerini alabiliyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkileri ise desteğin ihtiyaç sahiplerine doğrudan ulaştırabilmesi için katılımcılar arasındaki iletişimi sağlıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi kampanyanın tüm ihtiyaç sahiplerine eksiksiz bir şekilde duyurulabilmesi için deprem bölgesindeki diğer belediyelerle eşgüdüm içerisinde çalışıyor. Teknik altyapısı İhtiyaç Haritası tarafından oluşturulan kampanya çerçevesinde ihtiyaç talepleri İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından toplanıyor. Dikkat: Bir Kira Bir Yuva kapsamında yapılan kira desteği, hiçbir üçüncü kişi veya kurum tarafından aktarılmadan, direkt olarak kampanya tarafından eşleştirilen bağışçılar ve ihtiyaç sahipleri arasında gerçekleştiriliyor.

Daha fazlasını öğren

Tasarım: Kaan Walsh

Bir coğrafyanın mutlağı kültür ona mesken topraklarda mı şekillenir yoksa o topraklar üzerine kurulmuş ibadethaneler: camiler, mabetler, kiliseler ve havralar içine toplanan insanların bir aradalığında mı? Ananeler, örfler, âdetler midir kültürün temeli, sözlü mü aktarılır kuşaklar arasında yoksa yazıldığında, arşivlendiğinde mi hafızayı taşır geleceğe? Kültür ait olduğu ekonomik, beşerî ve siyasal şartları terk etmek zorunda bırakılınca yeni coğrafyalara adapte olabilir; hiçten var olabilir, metamorfoz geçirebilir mi? Yeryüzünden silinir mi yoksa? Somut olmayan kültürel miraslar nelerdir, nasıl korunabilir? Dünya Mirası Listesi’ne girmiş yapılar yıkıldığında nasıl onarılmalı, yarına taşınmalıdır? 

2023 yılında mimarlar, şehir plancıları, antropologlar, sosyologlar ve sivil toplum kuruluşları, kalan, göçen ve geri dönenlerle afet bölgesinde kültürü korumayı ve inşa etmeyi konuşacağız. 12 sayı boyunca. Hatırlamak, unutmamak, unutturmamak; bilimle, toplumun ve kentin ihtiyaçlarıyla uyumlu olarak yeniden inşanın ortağı olmak için.

#1: Afet bölgesinde kültürü korumayı ve şehirleri yeniden inşa etmeyi neden şimdi konuşmalıyız?

SOLİ Ekibi

İÇİNDEKİLER

YENİDEN DÜŞÜNÜRKEN: Bir kent yeniden inşa edilirken nelere dikkat edilmeli, neler araştırılmalı, şehrin yeniden inşası aşamasında yerel halkla iletişim nasıl olmalı? Araştırma alanları arasında; yöresel mimari ve kültürel çevre, kullanım sonrası değerlendirme, afet ve acil durum yönetimi olan Mimar Prof. Dr. Alper Ünlü’ye soruyoruz. 

NELER OLUYOR? Deprem bölgesinde faaliyet gösteren kurum ve kuruluşların ileriye dönük çalışmaları ve ihtiyaçları neler? Bölgeden: Kadim Antakya Dostları Platformu

YENİDEN DÜŞÜNÜRKEN

#1: Afet bölgesinde kültürü koruma ve şehirleri yeniden inşa etme

Alper Ünlü ile kentlerin ve kamusal alanların yeniden tasarlanma sürecinde kültürel öğelerin korunmasının önemi üzerine konuşmak için buluştuk.

Neden şimdi konuşmalıyız? Çünkü bugün konuşmazsak yarın çok geç olacak. Kimsenin içine manevi olarak sığamadığı dev beton yığmalar inşa etmeyi, kültürün üzerini yine o yığınlarla örtmeyi konuşanlara kalacak meydan. Ve kalırsa sarılamayacak onca yara. Üzerine dünden bugüne, bugünden yarına köklerin kesildiği, mirasın yağmalandığı ve hafızanın silindiği terk edilmiş şehirler kalacak. 

Hatay gibi özellikle yıkımın büyük olduğu, fay hatlarının üzerinde olan ve mühim kültürel mirasa sahip şehirleri yeniden inşa etmeye başlamadan önce konuşmamız gerek. Nerede inşa etmeli? Nasıl tasarlamalı? Toplumla ve kültürle nasıl bir ilişkide olmalı? Dünü yitirmeden, geleceği öngörerek ama nasıl? Şehir Miras Kültür serisinin ilk sayısında İTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık bölümünde lisans, yüksek lisans ve doktorasını tamamlayan, Özyeğin Üniversitesi Mimarlık Bölüm Başkanı ve Öğretim Görevlisi Mimar Prof. Dr. Alper Ünlü ile kentlerin ve kamusal alanların yeniden tasarlanma sürecinde kültürel öğelerin korunmasının önemi üzerine konuştuk.


Barınma, güvenlik gibi temel insan haklarının olmadığı, mülksüzleştirilmiş afet bölgesinde kültürü korumak üzerine neden şimdi konuşmalıyız?

Kadim şehirler bu depremde yerle bir oldu. Doğal olarak, hepsi yeniden yapılacak. Bugün yapacağımız müzakereler yeniden inşa sürecinde daha sağlam temeller atmamıza neden olabilir. 44 bin insan öldü. Evler, yaşamlar yıkıldı. Toplum olarak kaybedilen kentlerin de acısını içimizde taşıyoruz. Bu felakette, sadece fiziki kayıplar değil, ruhsal kayıplardan da bahsediyoruz. Binalarla birlikte atmosferi ve kültürü de kaybediyoruz. Depremzedelerle bugün yapılan konuşmalarda gayrimenkullere nazaran sosyal yaşamı yitirmenin yarattığı kederin ağır bastığını görüyoruz. İçinde yaşadığımız gerçeklikte kültürlerin karışımını, memleketin özünü kaybetmiş durumdayız.

Her ne kadar ismi “geçici” barınma alanları olsa da biliyoruz ki depremden etkilenen büyük bir nüfus uzun bir süre geçici barınma alanlarında yaşayacak. Yaşam tarzına ve kültüre uygun geçici barınma alanları geliştirmek neden önemli? Nasıl geliştirilebilir?

“Geçici” barınmanın çeşitli evreleri var. Bu alanlarda bir kültür inşa etmek çok kolay değil. Zaten bunun gibi bir toplum mühendisliğine de gerek yok. Geçici barınma alanlarında kültür inşa etmek ne konteyner yapısıyla ne de diğer sistemlerle pek mümkün değil. Ama özellikle insanların sosyalleştikleri, muhabbet ettikleri alanlar; çocuklar ve kadınlara tahsis edilmiş rehabilitasyon sahalarını bu yapı içinde düşünmek, kurgulamak elzem. Bugün Maslov’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nde alttan ikinci katman olarak, iaşe ve ibade aşamasındayız henüz. Afet bölgesindeki insanların acil barınma ihtiyaçlarını karşılamak, onlara sağlam bir zeminde yeni yerleşim imkânı oluşturmak, psikolojik rehabilitasyon desteği sunmak ve bu alanlarda aktiviteler tasarlamak şu anda zaruri ihtiyaçların başında geliyor. Kısa bir süre sonra insanlar kalıcı yerleri, bir arada yaşayacakları komşularını düşlemeye başlayacak, sonrasında kurulacak kalıcı yaşamın hayalleri, düşleri ön plana geçecektir. 

“Geçici” barınma alanları uzun bir süre, yoğun bir nüfus için “ev” görevi görecek, görebilecek mi, bu aidiyet duygusunun artırılması için neler yapılabilir?  

Bu çok kritik. Psikologların, terapistlerin ve pedagogların devreye girmesi gereken bir konu. Geçmişi canlandırmak ve tekrar sunmak başka anları, anıları depreştirebilir. Ancak bu travmayı görenler için yeni bir yaşam ortaya çıkacak, sadece yıkılmış bir şehirde hayat kurmak değil, göç etmek de bir tercih olacak. Ait oldukları topraklara geri dönüş kimisi için belki de mümkün olamayacak. Bölgeye Birleşmiş Milletler’den, Habitat’tan, UNICEF’ten çeşitli fonlar aktarılmaya başlanacak; bunların büyük bir bölümü fiziki yapılaşmayla ilgili fonlar olacak. 

Eski Hatay geride kaldı. Zaman içerisinde muhtelif konut yerleşkeleri ve biçimleri ortaya çıkacak. Bu deprem sürecinde müteahhitlerin zayıf zeminli topraklara sağlam, yüksek katlı binalar yapmak için yatırımda bulunmadığını da öğrendik. Belki bu yıkıcı öğrenimle ileride afet bölgesindeki kritik alanlarda yapılaşmaya izin verilmeyecek, tarihî ve kültürel açıdan önemli alanlar yeniden yapılacak. Bu bölgeler eskisi gibi yaşantısallığı taşıyacaklar mı? Hayır, turistik olacaklar bence. Dönüp geriye baktığımızda "Bir zamanlar Hatay." diyeceğiz.

Geçici yaşam alanlarında hayata devam edilirken diğer yandan şehirde hasar gören ve yıkılan yapıların yeniden inşasına başlanacak. Hatta büyük yıkım olan tarihî şehir Hatay’da yalnızca yapıların değil, neredeyse tüm şehrin yeniden tasarlanması ve inşa edilmesi söz konusu. Şehirdeki kültürel mirasların onarımında konutların, işyerlerinin ve kamusal alanların tasarımına başlamadan önce hangi adımlar izlenmeli? Tasarım ve inşa süreci arasında nasıl bir süreç kurgulanmalı? 

Mimarlar tasarım yaparken tek yönlü bir araştırma yapmaz. Tarihinin yanında bölgeyle ilgili yazılmış romanları da okur mesela. Bir Zamanlar Antakya, Çağlar İçinde Antakya, Antakya Süryani Kilisesi Tarihi, Antakya Esnaf Teşkilatı, Antakya Halk Sözleri, Hatay Nasıl Kurtuldu, Hatay’da Milli Mücadele, Hatay’da Sosyo-Kültürel Çevre gibi kitaplar ya da Hatay İz, Hatay Keşif, Hatay'ın Sesi, Hatay Life gibi dergiler saha öncesi araştırma için kaynak oluşturabilir. Tasarıma başlamadan önce bu tip okumalar şart. 

Hatay’ı Hatay yapan; burada yaşayan insanların âdetleri, edimleri, gelenekleri ve bunlara bağlı olarak bunları hangi alanlarda, mekânlarda gerçekleştirdikleri, birbirleriyle olan ilişkileri. Bahsedilenlerin hepsi aslında kültürel öz elemanların bir parçası. Kültür bir sürekliliktir. Bu kültürel özlerin kimisi zamanla toplumdan kayboluyor, onların yerine yenileri geliyor. Ancak bunları tespit ettikten ve çalıştıktan sonra tasarıma başlamak gerekiyor. Oradaki sokakların, eski konutların rölövelerinin, fotoğraflarının büyük bir kısmı arşivlerde vardır. Yeni Hatay’ı kurarken, o yaşam kültürünü şekillendirirken ve eskiyle ilişkisini kurgularken mimarların ve şehir planlamacıların başvuracağı kaynaklar da bunlar olacaktır. Yüzde yüz eski Hatay’ı elde etmemiz mümkün olmayacak. Biz kenti tekrar inşa edeceğiz ama içinde yaşayan insanlar aynı mı olacak, çok emin değilim. Bu afetten kurtulmuş Hataylıların, özellikle orta yaş ve üstünün ait oldukları topraklara geri döneceklerini sanıyorum, belli bir yaştan sonra toprak ve memleket özlemi ağır basıyor ama gençler göçe daha açık. Elbette yeni bir cemaat de yerleşebilir, Hatay’ın akıbeti Bodrum gibi olabilir mesela. Bodrum, eskiden Girit’ten göç edenlerin meskeniyken bugün herkesin yeri, meskeni. Hatay da bu formata dönebilir, iç göçle daha kozmopolit olabilir. Zaten geçmişte de böyleydi ama diasporalar çeşitlenebilir. Hatay Bölgesi Kültür Araştırmaları gibi bir enstitü kurulursa antropologların ve sosyologların da çalışmalarıyla kültür özüne sadık kalarak yeniden şekillenebilir. Sadece Hatay değil, Maraş ve Antep için de geçerli bu.

Bölgedeki yöresel mimari örneklerinin ve kültürel alışkanlıkların şehirdeki yapıların yeniden tasarlanması sürecinde nasıl bir rolü olmalı?

Tasarıma başlamadan mimarların yerel halkla istişare etmesi gerekiyor. Uzun bir zaman. Bu; kentsel düzenleme yaparken sadece binalar arasındaki vistalar yani görüşleri ayarlamak için değil; camdan cama olan iletişim gibi bölgeye özgü âdetleri de göz önünde bulundurarak yapıları yeniden şekillendirebilmek açısından çok önemli. Halkın tasarıma müdahil olması gerekiyor. Bunu yapmadan 3-5 konut projesiyle bölgeyi kurtaramaz, yapılandıramazsınız. Şu anda Toki’nin bazı konutları Çorum’da, Kars’ta, Gediz’de kullanılmıyor, mahalleli kendine yakın görmüyor çünkü. Halk isteğini, kültürel sürekliliği için ihtiyacı olanı bilir, tepeden inme size şu kadar metrekare bina yaptım diyeni ise, yaşam biçimine uygun değilse reddeder.

Afet bölgesinin çok dinli, dilli, halklı yapısını göz önünde bulundurduğumuzda yeniden inşa sürecinde “bir arada” yaşamak için neler yapılmalı? Bu bir aradalık somut, ortak alanlarda nasıl şekillenebilir? Yok olan veya hasar görmüş bazı kültürel mirasların ve kentin simge yapılarının yeniden inşası veya restorasyonu bu konuda nasıl bir rol oynuyor?

Hatay’da Aziz Paul Kilisesi yıkıldı, bildiğim kadarıyla camilerden bazıları da. Hatay gibi farklı din, dil ve âdetlerin bir arada yaşandığı örnek bir şehirde dinî binaların yeniden yapımı öncelikli ve şart. Bu, oradaki komünitelerin korunması açısından çok önemli. Eğer doğru adımlar atılırsa yeni heterojenleşmeler olacak. Bir arada dayanışma içinde yaşamak adına sosyal merkezler ve alanlar hâli hazırda mevcut olan dokuya eklenebilir. Çok dinli yerleşme içinde bir arada olunabilecek yerleri tasarlamak mimarların elinde. Konserler ve konferanslar da bu mevcut mozaiğe eklenerek yapı daha da derinleşebilir. 

Hatay’daki havra da depremle birlikte yıkıldı. Mensupları ölmedi belki ama göç ettiler, tekrar gelecekler. Sadece o değil, Hatay’da yaşayan Latin öğrencilerin de kiliseleri yıkıldı. Dolayısıyla biz havra-cami-kilise üçlüsünü ilk aşamada inşa etmek durumundayız. Bunlar nirengi noktaları. Ardından çevresinde hayat şekillenecek bu yapıların. Doğru organizasyonlar oluşturulsa yeniden yapımları için fon bulunabilir. 

Kamusal mekânların yerel kültürü ve yaşanan zamanı yansıttığını, yerel halkın sosyal ve ekonomik durumlarıyla ilgili ipucu verdiğini göz önüne alarak bölgede yok olan ya da hasar almış kamusal alanların, meydanların, çay evlerinin, kıraathane gibi buluşma yerlerinin yeniden hangi koşullara göre tasarlanması gerekiyor? Yerel halkın kültürel ihtiyaçları saptanması ve mülksüzleştirmenin önüne geçilmesi inşa edilecek yeni kamusal alanlar ve yerel halk için neden önemli? 

Biz sanki orada hiçbir şey yokmuş gibi davranamayız. Orada bir yaşam vardı ve o yıkıldı. Şehrin geride kalan insanlarla beraber inşa edilmesi gerekiyor ve bu talep oradan da zaten gelecek. Aynı coğrafyaya, koşullara sadık olarak bunlar yapılacak. Yeni talepler de gelebilir. “Şöyle bir bina olsun.” denebilir. Tasarıma halkın katılımcılığını da getirebilirsek bu sürecin olumlu olarak gelişeceğini düşünüyorum. Fakat bu proje sürecinin dikkatli yönetilmesi gerekiyor. Meydanlar, evler, oradaki dinî yapılar, lokanta, restoran ve mutfak hizmeti, nerede yemek yeneceği; çocukların oynadıkları, yaşlıların sıklıkla vakit geçirdikleri alanlar olmak üzere hepsi süzgeçten geçecek. Bunları tekrar birebir yapabilecek kapasiteye sahibiz. Ancak ileride şehirler turizmle birlikte tabii ki yeniden ticarileşecek. Çok ciddi bir insan sirkülasyonu olabilir, bunu kabullenmek durumunda kalabiliriz. 

Bugüne kadar büyük bir afetten sonra inşa edilmiş kentleri düşünecek olursanız başarılı bulduğunuz bir örnek var mı? Varsa neden? Bugün, neleri örnek alabiliriz? 

Kobe (Japonya) bir de Abruzzo (İtalya) depreminden sonraki durumu biliyorum. Gidip inceleme şansım da oldu. Japonlar ve bizim aramızda tarih anlayışı arasında farklar var. Japonya biraz daha pragmatik bakıyor, biz daha Avrupalıyız. Abruzzo tarihî açıdan bize daha yakın. Yıkılan yerlerin birçoğu Ortaçağ’dan, 11. ve 12. yüzyıldan kalma kentlerdi. Hemen restorasyona, rekonstrüksiyona girmediler, uzun bir süre beklediler. Mimarlar yeni (kullanıcılardan gelen) isteklerle eskisi arasında bir sentez yaparak mevcutta yıkılmış ortaçağ binalarının daha sağlıklı kullanılması için çalıştı.

Japonya yeniden yapılanma sürecinde katılımcı politikalar izledi. 3 seneden uzun sürdü. Belediye 3 günde 1 mülk sahipleriyle görüştü, yorumlara göre yeni konut tasarımları, planlamaları yaptı. 300’ün üzerinde oturumdan bahsediyoruz burada. Çok fazla problem çıktığını, halkın tasarıma katılımında çok fazla veri alındığını, sonsuz sayıda istekle karşılaştıklarını ve bunların temelinde çoğunun eski yaşamdan gelen kültürle ilgili olduğunu tespit ettiler. 

Çabuk karar vermek ve projeye başlamak zararlı sonuçlar doğuruyor. Araştırma yapmak, beklemek ve kullanıcının tasarıma katılarak fikrini paylaşmasını desteklemek bu bölgeyi, özellikle Hatay’ı bekleyen bir süreç. Kültürel açıdan en kritik bölge burası olduğu için Hatay’dan sıklıkla bahsediyorum. Yıkılan tarihî bölgenin yeniden yapılandırılması; fayın geçtiği bölgede 8-10 katlı binalar yerine 2-3 katlı, zeminin taşıyacağı konstrüksiyonlar yapılması geleceği inşa ederken önemli. Yaşamın toparlanması için en az 5 yıllık bir süreç öngördüğümüz.

Editörün notu: Bu röportaj 21 Şubat 2023’te yapılmıştır.

Hikâyeyi beğendiniz mi? Paylaşın.
Bugünkü Destekçimiz

Bir Kira Bir Yuva ile depremden etkilenenlere destek olabilirsiniz


İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İhtiyaç Haritası iş birliğiyle Büyük Kahramanmaraş Depremi’nin ardından evini kaybetmiş olanlar ile kira desteği vermek ya da boş durumdaki evini kullanıma açmak isteyenleri buluşturmak için başlatılan bir dayanışma kampanyası olan Bir Kira Bir Yuva, 30 Ekim İzmir Depremi’nde edinilen tecrübe ve oluşturulan bilgisayar yazılımı üzerine inşa edildi. 

Bir Kira Bir Yuva nasıl çalışıyor?

Kampanya için İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İhtiyaç Haritası tarafından hazırlanan www.birkirabiryuva.org adresinden ulaşılıyor. Kampanyanın sayfasında kullanıcılara yönelik “Eve İhtiyacım Var”, “Kira Desteği Vermek İstiyorum” ve “Evim Kullanılsın İstiyorum” başlıklı sekmeler yer alıyor. Kira desteği vermek isteyenler yapacağı destek miktarı ve kişisel bilgilerini buradaki formlara işliyor. Kullanıma uygun boş durumda evi olan ev sahipleri de evlerini depremdem etkilenenler ile paylaşma yönündeki beyanını ve istenen diğer bilgileri doldurarak kampanyadaki yerini alabiliyor. 

İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkileri ise desteğin ihtiyaç sahiplerine doğrudan ulaştırabilmesi için katılımcılar arasındaki iletişimi sağlıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi kampanyanın tüm ihtiyaç sahiplerine eksiksiz bir şekilde duyurulabilmesi için deprem bölgesindeki diğer belediyelerle eşgüdüm içerisinde çalışıyor. Teknik altyapısı İhtiyaç Haritası tarafından oluşturulan kampanya çerçevesinde ihtiyaç talepleri İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından toplanıyor.

Dikkat: Bir Kira Bir Yuva kapsamında yapılan kira desteği, hiçbir üçüncü kişi veya kurum tarafından aktarılmadan, direkt olarak kampanya tarafından eşleştirilen bağışçılar ve ihtiyaç sahipleri arasında gerçekleştiriliyor.

NELER OLUYOR?

Kadim Antakya Dostları Platformu

“Hatay ve çevresi bir müddet daha büyük deprem riski altındadır. Bu nedenle bölgedeki yapılaşmanın oldu bitti şeklinde yapılmaması, inşaat hukuku değişiklikleri dahil, inşaat işlerinin her bir prosedür ve aşamasının bir daha bu kayıplara yol açmayacak biçimde uygulanması için tedbirler alınması, ulaşım, yol vb altyapı, lojistik, yerel hizmetler, şehir ekonomisi, afet planlaması gibi diğer şehircilik gereksinimleri gibi konularda ciddi çalışmalar yapılması gerekir. Yeniden kuruluşa kadar geçecek sürede konteyner ve geçici konutlar, destek ve yardımlar ile günlük hayat akışı sağlanır.” - Kadim Antakya Dostları Platformu


Nedir? Antakya Gönüllüleri kentin hafızasına ve kültür mirasına sahip çıkmak için bir araya geldi. Çeşitli disiplin ve uzmanlıklardan bir grup gönüllü acil önlemlere dair farkındalık yaratmayı ve uzun vadeli çözüm önerileri geliştirmeyi amaçlıyor.

Neden ve nasıl kuruldu? Deprem sonrası Antakya’nın aldığı hasar sonucunda şehrin kültürel mirasını korumak ve yeniden kurulma aşamasında eskiye bağlı kalınmasını sağlamak amacıyla kuruldu. 

Ne yapıyor? Çözüm odaklı olan platform, Antakya’yı kültürel mirası koruyarak, toplumun ihtiyaçları ve bilimsel veriler ışığında yeniden inşa etmek için hazırlayacakları “eylem planını” UNESCO ve Avrupa Birliği dahil destek verebilecek ilgili kişilere, ulusal ve uluslararası kuruluşlara, fonlara ve etnik cemaatlere göndererek kamuoyunda farkındalık yaratmayı ve Antakya’nın doğru bir biçimden yeniden inşasına yardım ve destek sağlamayı amaçlıyor. 

“Antakya’nın yeniden kurulacağı yerin belirlenmesi ve fay hatları karşısındaki durumunun izlenmesi, buralarda bölgede mevcut olan yeni ve büyük deprem riskini de dikkate alarak orijinal demografik-kültürel-mimari yapıyı koruyan aslına uygun-bütüncül-güvenilir projelerin uygulanmasının sağlanması bu konuda da farkındalık yaratılması. Şehrin tarihi yerlerine inşaat yapılmaması, buraların açık müze olarak restore edilmesi, örneğin Antakya’nın ilk kuruluşundan bugüne hep kullanılmış ve her deprem sonrasında yeniden restore edilmiş olan, dünyanın en eski ve ilk ışıklandırılmış caddesi olarak tarihe geçen Kurtuluş Caddesi’nin altındaki arkeolojik alandaki tarihi eserler için UNESCO nezdinde girişimlerde bulunmamız gerekir.” 

Kadim Antakya Dostları’nın önerdiği eylem planı:

Kısa vadede: Yetkililerin, halkın Antakya’da kalabilmesini sağlaması aynı zamanda bölgeden ayrılmak isteyenlerin sevk edilmesinin kolaylaştırması ve tarihî eser kaçakçılığına karşı farkındalık yaratması gerekiyor.

Orta vadede: Bölgede yeni zemin etütleri yapılmalı ve hâlihazırda var olan etütler takip edilmeli.

Uzun vadede: Zemin yapısına uygun olarak seçilen yerleşimde mevcut şartlara uygun yeni bir kent tasarımı planlanmalı.

Ben nasıl katılabilirim? [email protected] adresine yardım edebileceğin alanları ileterek WhatsApp üzerinden yürütülen ekibe dahil olabilirsin.

Meslek gruplarına göre gönüllü katılımcı ve destekçiler: 

  • Devlet ve özel sektörde üst düzey yöneticilik yapan ve yurtdışı deneyimi olan tercihen mülkiyeli kişiler
  • İnşaat, makine, elektrik, jeoloji, IT ve metalurji mühendisleri
  • Mimarlar
  • Avukatlık büroları
  • Tıp doktorları ve öğretim üyeleri
  • Uluslararası finans uzmanları
  • Eski milletvekilleri
  • İletişim, ekoloji, tarih uzmanları, gazeteci ve yazarlar
  • Serbest meslek mensupları

Afet bölgesindeki problemlere sürdürülebilir, orta ve uzun vadeli çözümler arayan, geçici yaşam alanlarında, şehirlerin yeniden inşasında ve sonrasında yaşamı ve süreci iyileştiren STK’lar, platformlar, kolektifler, gönüllülük programları ve çalışmaları tüm topluluğumuza ulaştırmak ve birlikte yeni çözümler aramak istiyoruz. Bildiklerini ve güvendiklerini bizimle paylaşabilirsin: [email protected]

İlgili Başlıklar

Şehir

İTÜ Mimarlık Fakültesi

Özyeğin Üniversitesi

Kadim Antakya Dostları Platformu

Hatay

Kadim Antakya Dostları

Antakya

UNESCO

+2 more

Bülteni beğendiniz mi?

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Soli Yayınını Takip Et

Her hafta bir mahalle, bir mahalleli! Seyahat ve kültür yayını Soli, her hafta bir mahallenin esnaflarının, binalarının, sokaklarının, insanlarının hikâyesini anlatıyor.

0%

;