aposto-logoCuma, 3 Şubat 2023
aposto-logo
Cuma, Şubat 3, 2023
Premium'a Yüksel
Yol Haritası
Odak
Doğru Bilinen Yanlışlar
Nasıl Anlaşılır?
Uzman Gözüyle
Kapatırken

🎬 …ve Sonsuza Dek Mutlu Yaşadılar!

İlk görüşte aşık olan, bir elmanın iki yarısı ruh eşleri; birbirine delicesine aşık ve aşkları için her şeyden, kendilerinden bile vazgeçmeye hazır çiftler… Bir saniye, bu bir film senaryosu mu yoksa gerçek bir aşk hikayesi mi?

TV Time Illustrations - tubik.arts

Herkese merhaba,

Hiç gerçek dünyadaki hayal kırıklıklarından kaçıp filmlere, dizilere sığındınız mı? Bir ekran çiftinde yıllardır hayalini kurduğunuz ilişkiyi bulup sıkılmadan defalarca onların sahnelerini izlediniz mi? Sizin için her şeyi göze alan, sizi hep tutkuyla ve yüce bir aşkla sevecek “o kişi”nin varlığına, sonsuza dek kavgasız, gürültüsüz ve mutlu yaşanan o ilişkilerin yüceltilmiş huzuruna bu film ve diziler sayesinde inanmış olabilir misiniz? Bu haftaki bültenimizde izlediklerimizin zihnimizdeki aşk ve ilişki algılarını nasıl etkilediğine göz atıyor, gerçek bir ilişkiden neler beklemeliyiz sorusunu cevaplamaya çalışıyoruz.

Sevgiyle, emekle, karşılıklı bir şekilde büyütülen ilişkiler içerisinde olmanız dileğiyle,

Psikolog Dr. Gizem Sürenkök

Yol Haritası

Odak: İzlediğimiz aşk hikayeleri ilişkilere bakış açımızı nasıl etkiliyor? İlişkilerden beklentilerimizi nasıl şekillendiriyor?

Doğru Bilinen Yanlışlar: Romantik komedi filmlerinde hatta aksiyon filmlerinde bile gördüğümüz efsanevi aşklar gerçekten de o kadar çılgın, unutulmaz aşklar mı? 

Nasıl Anlaşılır?: İlişkinizin sağlıklı olup olmadığını nasıl anlayabilirsiniz? İşte kendinize sorabileceğiniz bazı sorular!

Uzman Gözüyle: Bizim de keyifle takip ettiğimiz vesaire. ekibinden sevgili Ece Balekoğlu, film ve dizilerin ilişkilere bakış açımızı nasıl etkilediği konusundaki fikirlerini Yakın İlişkiler okuyucuları için paylaştı.

Kapatırken: Sağlıklı ilişkilere dair öneri ve keşiflerimiz bültenin sonunda sizi bekliyor!

Odak

🍿 Ruh Eşleri ve Kurtarılmayı Bekleyen Prensesler: Kurmaca Dünyada Aşk

Birçoğumuz izlediğimiz aşk hikayelerine özenerek büyüdük. Bu anlatılar, aşkın nasıl olması ve yaşanması gerektiğine dair kafamızı bir hayli karıştırmış ve bizi yanlış beklentilere sürüklemiş olabilir mi?

Filmlerde veya dizilerde anlatılan aşk hikayeleri sizin de hayallerinizi süsledi mi? İlk görüşte aşk, yıllardır aranan ve bir köşe başında karşılaşılan ruh eşi, birbirinin aklından geçenleri okuyabilen, yüzde yüz uyumlu çiftler... Beraber olmak için türlü mücadeleler verilir, maceralar atlatılır, acılar çekilir ancak gün sonunda bu mücadele zaferle sonuçlanır, iyiler kazanır, aşıklar kavuşur. Mutlu çiftimiz gün batımına doğru yürürken ekranda bir yazı belirir: Sonsuza dek mutlu yaşadılar!

Sonsuza dek mutlu, hiç tartışmadan ve inişler çıkışlar olmadan sürdürülen ilişkiler ne kadar gerçekçi? Bitmez tükenmez bir romantizm yaşamak, birine ilk günkü gibi tutkuyla aşık olmak mümkün mü? Acaba ilişkiler hakkındaki beklentilerimiz, yıllardır filmlerde gördüğümüz aşk hikayelerinden etkileniyor olabilir mi?

Yapılan araştırmalar, romantik film ve dizilerin özellikle genç yaşlardaki bireylerin ilişki beklentilerini şekillendirebildiğini gösteriyor. “Romantiklik” ideali çoğunlukla izlediğimiz aşk hikayelerinden geliyor. Hatta bazı çalışmalar, ergenlik dönemindeki bireylerin romantik ilişkinin ve cinselliğin nasıl olması “gerektiğini” öğrenmek için popüler medyaya yöneldiklerini gösteriyor. Ailelerin çocuklarıyla ilişkiler ve seks hakkında pek az konuşması, gençleri tüm bunları diğer kaynaklardan öğrenmeye yönlendirebiliyor.

Üniversite öğrencileriyle yapılan bir çalışmada, öğrencilerin ruh eşlerini bulduklarına inandıkları, partnerleriyle birbirlerinin akıllarını okuyabildikleri, her problemin gün sonunda çözülebileceği türden bir romantik ilişkiyi daha çok tercih ettikleri görülüyor. Tüm bu idealler, iki insanın gerçek hayatta karşılaştıklarında birbirlerine olan davranışları ve ilişki dinamikleri hakkındaki fikirlerimizi yansıtıyor fakat ilişkilere dair çok gerçekçi olmayan beklentiler içerebiliyor.

Aslına baktığımızda birçoğumuz bu tarz aşk hikayeleriyle büyüdük. İzlediğimiz romantik komedilerde aşk her zaman bir peri masalı gibiydi. Asla sıradan olmamalıydı. Eğer hikayede kendimizi baş kahraman gibi hissetmiyorsak bir eksiklik olmalıydı. Birine onu ilk gördüğümüz anda vurulmalı, aşkı onu ilk gördüğümüz anda hissetmeliydik. Aşkın aşamayacağı hiçbir engel yoktu. Aşk her kusuru örtebilirdi. Aşk, sadece mükemmel uyuma sahip olduğumuz, tek bir kişiyi arardı ve bulduğunda o kişiyle bir ömür boyu sorunsuz yaşar giderdik. Disney’in neredeyse tüm prenses filmlerinde bu temalara rastlamak mümkün. Modern filmlerde bu bakış açısının etkisi giderek azalsa da birçok Disney filminde başlangıçta yalnız olan kadın karakterin, filmin sonunda bir erkeğe bağlanmış ve genellikle onunla evlenmiş olduğunu görüyoruz. Bu filmlerde kadın karakterler, genellikle aradıkları her zaman “aşk” veya “doğru insanı bulmakmış” gibi çiziliyor ve adeta hayatlarına giren erkekler sayesinde kendilerini “tamamlanmış” hissediyorlar. 

Hepimizin bildiği Denizkızı Ariel’in öyküsüne bir de birlikte bakalım mı? Ariel Prens Erik’e imkansız bir aşkla tutulmuştur. Ariel bir denizkızıdır ve suyun derinlikleri onun dünyasıdır. Prens Erik ise bir insandır ve onun dünyası suyun üzerindedir. Bu ikilinin birlikte olması imkansız gibi görünmektedir. Fakat günün sonunda, çetrefilli yollardan geçilmiş ve imkansız başarılmıştır. Ariel bir insana dönüşebilecek, Prens Erik’le mutlu bir aşk yaşayabilecektir ancak tek bir şartla! Ariel suyun üzerinde bir insan olarak yaşayacaksa buna karşılık olarak bir daha hiç konuşamayacak olmayı göze alması gerekir. Ariel aşkı için hem kim olduğundan hem de sesinden vazgeçebilir çünkü aşk tüm engelleri aşmak demek! Gerçekte aşk böyle bir şey mi? 

Gerçek hayatta romantik bir ilişki yaşamaya başladığımızda aşkın tam olarak bu şekilde ortaya çıkmadığını, kendisini böyle göstermediğini ya da her şeyin film ve dizilerdeki gibi sorunsuz akmadığını görmek bizi hüsrana uğratabiliyor. Kimi zaman da kendimizi iyi hissetmek amacıyla her şeyin mükemmel olduğu bir kurgu dünyasına sığınmak için film ve dizileri kullanabiliyoruz. Bu kurmaca dünyaya sığınırken orada verilen her mesajın, bize ve ilişkilerimize iyi gelmeyebileceğini unutmamakta fayda bulunuyor. Bunun yanı sıra bu filmleri hangi motivasyonla izlediğimiz de bizi nasıl etkiledikleri konusunda belirleyici rol oynayabiliyor. Örneğin, romantik komedileri aşkın nasıl olması gerektiği hakkında bilgi almak ve aşkın nasıl yaşanması gerektiğini oradan öğrenmek amacıyla izleyen kişilerin, “Aşk her şeyin üstesinden gelir.” gibi inançlara daha sıkı tutundukları görülüyor. Bu kişilerin partnerlerini idealize etme, ruh eşi ve ilk görüşte aşk kavramlarına inanma ihtimalleri daha fazla oluyor.

Sağlıklı ilişkilerde bir tarafın sürekli kendisinden vermesinden, kendini “feda” etmesinden ziyade iki insanın birbiri ve ilişkileri için gönüllü bir şekilde fedakarlık yaptığını görüyoruz. Değeri görülmeyen, takdir edilmeyen veya karşı tarafı belli bir davranışa yönlendirmek için yapılan fedakarlıklar ilişkideki insanlara zarar verebiliyor. Hepimiz önem verdiğimiz ilişkilerin sürmesi için belli şeylerden vazgeçmek zorunda kalabiliyoruz ancak bizi biz yapan değerlerden, tutkuyla bağlı olduğumuz şeylerden, uğruna ciddi çabalar harcadığımız hedeflerimizden vazgeçmek bizi en nihayetinde mutsuz insanlara dönüştürebiliyor. Kaldı ki her ne kadar bunları ilişkimiz için yaptığımızı düşünsek de bir noktada karşımızdaki kişiden benzer davranışları görmediğimizde ona öfke duyabiliyoruz ve kendimizi gerçekleştiremediğimiz ilişkiler bizi tatmin etmiyor. Aşk ve sevgi gibi kavramlara tek ve doğru bir tanım bulmak elbette güç ancak aşkın ve sevginin kendimizi feda ettiğimiz değil; kendimiz gibi olabildiğimiz, olduğumuz halimizle sevildiğimiz ve değer gördüğümüz, özgürleştiğimiz deneyimler olduğunu/olması gerektiğini söylemek mümkün.

Üniversite öğrencileriyle yapılan başka bir çalışmada, katılımcılara Çılgın Aptal AşkAşkın 500 GünüZamana Karşı gibi popüler romantik filmleri ve How I Met Your MotherThe Big Bang Theory gibi karakterlerin pek çok farklı ilişki deneyimledikleri dizileri ne sıklıkla izledikleri soruluyor. Bahsettiğimiz romantik filmleri sıkça izlemiş katılımcıların “Aşk bir şekilde yolunu bulur.” inancına daha çok sahip oldukları bulunuyor. Karakterlerin partnerlerinin çok sık değiştiği dizilerin izleyicilerinin ise “gerçek” aşkın “mükemmele yakın” olduğuna ve insanların bir ruh eşine sahip olduklarına dair daha güçlü bir inanç besledikleri görülüyor.

Romantik komedilerde veya masallarda gördüğümüzün aksine uzun ilişki sürdürmenin gerekliliklerinden birinin iki tarafın da gösterdiği çaba ve emek olduğunu biliyoruz. Belki de bu yüzden “Sevgi neydi? Sevgi emekti.” replikleri bize daha yakın ve gerçekçi geliyor ve tutkulu aşk yerine emeğin seçilmesi her ne kadar birçok insanı üzse de birçoğunda “Doğru olanı yaptı.” düşüncesi uyandırabiliyor. Kimi filmlerde bir ilişki kurabilmek için emek harcamak gerektiğini vurgulansa da bu defa başka sorunlar karşımıza çıkabiliyor. Neredeyse her zaman kadınlar, birilerinin onları kurtarmasını bekleyen bir vaziyette resmediliyor. Biri tarafından kurtarıldığımız değil; birbirimizi sevdiğimiz, birlikte geliştiğimiz ve özgürleştiğimiz ilişkilerin içinde olmayı hak ediyoruz.

Özetle, ilişkiler hakkında açıkça konuşabileceğimiz, gerçekçi ve sağlıklı ilişkilerin nasıl olması gerektiğine dair bir kaynağımız olmadıkça romantik ilişkileri kurgusal karakterlerin deneyimleriyle öğrenebiliyoruz. Karakterler bize sonsuz aşkın mümkün olduğunu gösterdiğinde biz de buna inanmak istiyoruz. Oysa günümüzde, uzun ilişkiler bundan elli yıl öncesine kıyasla çok daha değişken, boşanma oranları oldukça yüksek ve birlikte yaşayan çoğu partner ayrılma sürecine gidebiliyor. Yani filmlerde ve dizilerde çizilen romantik aşk portresi ile günümüzdeki romantik ilişkiler arasındaki uçurum giderek büyüyor. Her ne kadar gerçek dünyadan sıyrılıp kurgu dünyasında zaman geçirme ihtiyacımız anlaşılır olsa da romantik ilişkilerin nasıl olması gerektiğine dair sağlıklı beklentilere sahip olmak da oldukça önem taşıyor. 

İlişkilerimizi anlamlandırabilmek, daha sağlıklı hale getirebilmek, sağlıklı ilişkiler inşa etmek için bilimsel kaynaklardan bilgileri sizlerle paylaşan Yakın İlişkiler, aslında beklentilerinizi de doğru yönde oluşturabilmeniz için önemli bir kaynak olmaya devam ediyor!

Elif Sabuncuoğlu

Hikâyeyi beğendiniz mi? Paylaşın.
Doğru Bilinen Yanlışlar

Romantik Komedi Aşkları Neden Gerçekçi Değil?

Aşk hakkında romantik komedilerde gördüğünüz ve gerçek olduğuna inandığınız şeyler varsa onların hepsini hemen şimdi unutun. Çünkü muhtemelen gerçek değiller!

  1. Birinin senin “kaderin” olduğunu onu ilk gördüğün anda anlarsın.

Aşk temalı birçok dizi ve filmde gördüğümüz bu “kader” anlayışının söz konusu sağlıklı bir ilişki olduğunda pek de geçerli olmadığını söylesek? Öncelikle araştırmalara göre bir insanı ilk gördüğünüzde onunla kimyanız uyuşmamış olabilir çünkü aradaki kimyanın varlığı ancak ikinci buluşmada ortaya çıkıyor. Üstelik bu anlayışa göre arkadaşlık ilişkilerinden doğan romantik ilişkileri yok saymamız gerekiyor çünkü belli ki ilk görüşte karşımızdaki insanın “kaderimiz” olduğunu anlamamış ve onunla bir arkadaşlık ilişkisi kurmuşuz. Peki onu ilk gördüğümüz anda filmlerdeki gibi bir kıvılcımın çakmaması aramızdaki ilişkiyi daha mı değersiz kılar? Elbette hayır! Araştırmalara göre arkadaşlıktan doğan ilişkilerde kişiler birbirini tanımak için daha çok fırsat buluyor ve bu insanların kişilikleri birbirine daha çok benziyor. Bu da haliyle daha uyumlu bir ilişki ve daha az çatışma demek oluyor!

  1. Doğru insanı bulduğunda sorunsuz bir ilişki yaşarsın.

Aşk temasına değinen birçok dizi ve filmde gördüğümüz konseptlerden biri: doğru insan! Bu anlayışa göre yeryüzünde bizimle uyumlu, mutlu bir ilişki sürebileceğimiz yalnızca tek bir kişi var, kendisinden “ruh eşi” olarak da bahsedilir, biz de hayatımız boyunca o insanı arıyoruz. Sizce eğer gerçekten yeryüzünde tek bir insan bizim için “doğru” insan olsaydı, onu bulma ihtimalimiz ne kadar yüksek olurdu? Doğru kişiyi bulmak, tamamen şansa bağlı olurdu ve şansımız bir hayli düşük olurdu, değil mi? Bir “ruh eşimiz” olduğuna inanmak, her ne kadar daha romantik olsa da birçoğumuz partnerimizi seçerken benzer süreçlerden geçiyoruz. Bu süreç, bizim için kimlerin erişilebilir olduğundan başlıyor, kimin ilgili ve ulaşılabilir olduğu ile devam ediyor. Doğru insan konsepti gibi mutlu ilişkilerin sorunsuz bir şekilde ilerleyecekleri düşüncesi de gerçeği pek yansıtmıyor. Mutlu ilişkiler; kendiliğinden, iki insanın yalnızca birbirini bulmasıyla oluşmuyor. Karşıdaki kişinin mutluluğu için sorumluluk almak, birbirinin ihtiyaçlarını karşılıklı olarak önemsemek ve onları gidermek için elinden geleni bir karşılık beklemeden yapmak, o insanı anlamak, anlayamadığında anlayabilmek için uğraşmak, ona değer vermek ve saygı duymak ve bunu davranışlarla da göstermek, onun sevinciyle sevinmek ve onunla üzülebilmek, kendisi için koyduğu hedeflere ulaşabilmesi konusunda onu can-ı gönülden desteklemek gibi birçok faktör bir araya geldiğinde uzun süreli ve mutlu bir ilişkiyi getiriyor.

  1. Çok sevmek, kendini feda etmeyi gerektirir.

Birçoğumuzun “İyi bir ilişki için neler gerekir?” listesinde fedakarlık yapmak yer alıyor. Birbirinin ve ilişkinin iyiliğini gözeterek fedakarlık yapmak gerçekten de ilişkilere iyi geliyor. Fakat yaptığımız her fedakarlık bizi aynı boyutta etkilemiyor ve benzer motivasyonlarla ortaya çıkmıyor. Örneğin, partnerimiz sevmediği için fast-food yemekleri yapan bir restorana gitmek yerine ev yemekleri yapan bir restoranda yemek yemek küçük bir fedakarlıkken partnerimizin işi dolayısıyla onunla birlikte başka bir şehre taşınmak çok daha büyük bir fedakarlık. Nispeten küçük fedakarlıkların ardından kendimizi iyi hissetmeye devam etsek de bazı büyük fedakarlıklar, özellikle üzerine yeterince düşünmeden karar verdiysek ve sırf partnerimiz üzülmesin veya bir sorun çıkmasın diye öyle hareket ettiysek, bizi mutsuz kılabiliyor. Zaman geçtikçe partnerimize öfke duymaya başlayabiliyor, aldığımız karardan onu sorumlu tutabiliyoruz. Fedakarlıkların ilişkide her iki tarafın da kendini gerçekten rahat ve mutlu hissettiği ölçüde, tartışmadan kaçmak yerine olumlu bir sonuç doğurmak amacıyla ortaya çıktığında ve yapılan fedakarlıklar fark edilip takdir gördüğünde ilişkilere iyi geldiği biliniyor. Bu sebeple çok fazla fedakarlık yapmanın çok sevmek anlamına geldiği veya ilişkiye her zaman katkı sağlayacağı düşüncesi gerçeği yansıtmıyor.

Pelin Gömleksiz

Hikâyeyi beğendiniz mi? Paylaşın.
Nasıl Anlaşılır?

Bir İlişkinin Sağlıklı Olduğunu Nasıl Anlarım?

Sağlıklı ilişkiler madem dizi ve filmlerde, masallarda gördüğümüz gibi değil, öyleyse nasıl? Bir ilişkinin sağlıklı olup olmadığını nasıl anlarsınız?

İlişkinizin sağlıklı olup olmadığını, size iyi gelip gelmediğini anlamak için şu sorular üzerine düşünebilirsiniz:

  1. Birbirinize güveniyor musunuz? Zorlandığınız anlarda birbiriniz için orada olacağınıza inanıyor musunuz? Birbirinizin yanında güvende, huzurlu ve rahatlamış hissediyor musunuz?

  2. Birbirinize saygı duyuyor musunuz? Söz kesmemek, aşağılamamak, hakaret etmemek, duymazdan gelmemek gibi davranışlarla saygınızı birbirinize gösteriyor musunuz?

  3. Birbirinizin ilgi alanları ve uğraşlarını, hedeflerini, kariyer planlarını destekliyor musunuz? Hedeflerinize ulaşmak konusunda birbirinizin önünü açıyor musunuz?

  4. Birbirinize karşı açık ve dürüst müsünüz? İlişkinizde sırlar var mı? Birbirinizden bir şeyleri gizleme ya da birbirinize olanları çarpıtılmış veya eksik anlatma ihtiyacı duyuyor musunuz?

  5. İlişkinizde birey olarak da var olabiliyor musunuz? Kendinizi kısıtlanmış hissediyor musunuz? İstediğiniz ve ihtiyaç duyduğunuz anda kendinize zaman ayırabiliyor, tek başınıza kalabiliyor musunuz?

  6. Korkularınız, hisleriniz, hayalleriniz ve beklentileriniz hakkında konuşabiliyor musunuz? Birbirinizin anlattıkları ile gerçekten ilgileniyor ve onları dikkate alıyor musunuz? Birbirinizi yakından tanımak konusunda ne kadar isteklisiniz?

  7. Sevildiğinizi ve şefkat gördüğünüzü hissediyor ve bu duyguları gösteriyor musunuz? Kendinizi nasıl sevilmiş hissettiğinize dair düşüncelerinizi dikkate alıyor musunuz?

  8. İlişkinizde eşitlik ve karşılıklılık var mı? Bir taraf her zaman daha mı çok fedakarlık yapıyor? Birbirinize aynı oranda anlayış gösteriyor, tartışmaların ardından toparlanmak için ikiniz de uğraşıyor musunuz?

Partnerinizle neye ne oranda ihtiyaç duyduğunuz farklılık gösterebilir. Örneğin, siz ilişkide daha açık olmayı ve daha çok paylaşımda bulunmayı isterken partneriniz bu konuda daha temkinli yaklaşmayı tercih ediyor olabilir. Bu soruların cevabı her zaman, her iki taraf için de aynı olmak zorunda değil ancak bir ilişkinin sağlıklı ve mutlu bir şekilde devam edebilmesi için kişilerin ihtiyaçlarının ve beklentilerinin karşılanması, her iki tarafın da o ilişkiden beklediğini alabilmesi gerekiyor. Her ilişkinin dinamikleri birbirinden farklı olsa da ilişkileri sağlıklı kılan unsurlar değişiklik göstermiyor: güven, güvende hissetmek, açıklık ve dürüstlük, karşılıklı saygı, sevgi, iyi bir iletişim ve dengeli bir alma-verme ilişkisi.

Hikâyeyi beğendiniz mi? Paylaşın.
Uzman Gözüyle

Kültür gündemini okuyucularıyla paylaşırken aynı zamanda toplumsal konuları konuşmaktan da geri durmayan vesaire.’nin Yazı İşleri’nden Ece Balekoğlu, siz Yakın İlişkiler okuyucuları için bu konu hakkındaki görüşlerini yazdı:

“Sen de anla artık başka yolu yok bunun. Yazıkmış, kılmış, tüymüş hepsi hesap edildi bunların ya, her şeye hazırım diyorum sana…” (Zeki Demirkubuz, Kader)

Toksik ilişkilerin pek matah, tutkulu, duygulu bir şey olduğunu sandığım ergenlik dönemimde bir erkek arkadaşıma gönderdiğimi hatırlıyorum bu tiradı. Özellikle de etrafında pek de sağlıklı ilişkiler gözlemleme fırsatı olmadan büyümüş bir çocuksanız, aşka ve sevgiye dair inançlarınızın ekran anlatılarıyla ya da şarkılarla şekillendiğine gönülden inanıyorum ya da en azından kendi deneyimim böyle oldu. Aşkın birbirini kırıp döktükçe, büyük jestlerle taçlandırıldıkça, ağladıkça büyüdüğü ve yaşamaya değer bir hale geldiği fikrini buralardan öğreniyor olmalıyız ki “film gibi bir aşk” “peri masalı hikayesi” gibi benzetmeler dilimizden düşmüyor. Aksi ilişkileri görmek de zaten çoğunlukla mümkün olmuyor zira birbirlerinin sınırlarına saygı duyan, problemlerini açıkça konuşan, ortak kararlar alıp birbirlerine destek olan, en önemlisi ilişkide eşit iki kişinin anlatıyı süsleyecek bir tarafı yok, hatta belki de fazlasıyla sıkıcı. 

Öyleyse duymayı pek sevmesek de tekrarlamakta fayda var: hayat bir film değil. Bonnie ve Clyde’lardan, Bekir ve Uğur’lardan geçip kendi yolunu bulabilmiş tüm kadınlara kucak dolu sevgiler…

Kapatırken
  • Bir romantik ilişki içindeyseniz ve partnerinizle mitlerden arınmış, gerçekten mutlu olduğunuz sağlıklı bir ilişki kurmak istiyorsanız bu konuda Relate yanınızda! Relate uygulamasını indirebilir, psikologlar tarafından hazırlanmış “Sağlıklı İlişkiye İlk Adım: Partnerle Güvenli Bağlanma” yolculuğunu deneyebilirsiniz.

  • “Aşkımız bitti mi, alışkanlıktan mı birlikteyiz, ruh eşi diye bir şey var mıdır?" gibi birçok insan tarafından merak edilen soruları ele alan bu video ile birlikte ilişkilere dair yanlış bilinenlerin doğrularını öğrenebilirsiniz!

  • Yakın İlişkiler kanalının Uzman Sohbetleri serisinde bu defa konuk, sosyal psikolog Pelin Kesebir. İlişkiler ve mutluluk teması üzerine konuşulan bu bölümü dinleyebilir, bir yandan da bizi mutlu eden ilişkilerin ekranlarda gördüğümüzle ne kadar benzer ya da farklı olduğunu değerlendirebilirsiniz.

  • “Eşit bir yarına uyansın çocuklar!” sloganıyla yola çıkan Odeabank, hepimizin çok iyi bildiği, hala da birçok çocuğa anlatılan klasikleşmiş masalları kadın-erkek eşitliğine dikkat ederek eleştirel bir gözle yeniden ele almış. Masalların bu versiyonlarının nasıl olduğunu merak ederseniz Spotify üzerinden dinleyebilir veya Odeabank şubelerinden ücretsiz bir şekilde alıp çevrenizdeki çocuklara hediye edebilirsiniz!

İlgili Başlıklar

Ece Balekoğlu

Yakın İlişkiler

romantizm

Ece Balekoğlu

Zeki Demirkubuz

Kader

Pelin Kesebir

Odeabank

+1 more

Bülteni beğendiniz mi?

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Yakın İlişkiler Yayınını Takip Et

İlişkilere bilimsel bir bakış açısı!

0%

;