aposto-logo
TR
TREN

İki-birler: Bir elmanın iki yarısıyız

(iyi de ben armuttum?)

Yazı: Irmak Hacımusaoğlu

İlkokuldayken en sevdiğim dizilerden biri Çocuklar Duymasın’dı. Bir bölümde Haluk’la Meltem boşanmaya karar vermişlerdi  ve dominant teyze Selami’nin Haluk ile görüşmesini yasaklamıştı. O zamanlar bir türlü anlamlandıramamıştım: bekarlarla evliler arkadaş olamazmış. Neden ki? Şimdilerde ise etrafımda bir bir insanlar evlenmeye başladı (hoş geldin 28). Ben tırnak yememek için yeşil oje sürüp sonrasında yeşil dişlerle dolaşırken birileri ‘yuvalarını kuruyorlar’dı. İşte o an aklıma geldi küçükken anlam veremediğim Çocuklar Duymasın bölümü. Bir noktada herkes evlenmiş ya da herkes partnerli olacaktı. Konuştukları konular ona göre değişecekti belki ya da etkinlik anlayışları farklı olacaktı. Tabii ki genellemelere karşıyım ama bir yanım içten içte korkuyordu —derken en yakın arkadaşım Pınar bana ‘iki-birler’den bahsetti. 

“İki-birler kimlerdir? İkiyi oluşturan iki tane bir vardır. Bu birler bireyleri temsil eder. Sonrasında bu birler çeşitli sebeplerden bir ilişki kurmaya karar verirler. İki tane olan bu birler başta iki etmiş gibi gözükseler de daha sonra ‘bir’e dönüşür. Bu dönüşüm esnasında bazıları kendi bir olma hallerini yeni birliğine getiremez. Bu bazılarına iki-birler denir. İnsanlar iki-bir olunca ev sayısı da bir’e indirgenmeye başlar. Yeni oluşan bu bir’in kendine has bir zevki de oluşmaya başlar. Peki yeni oluşturulan bir’e taşınamayan insanın kendi bir’ine ne olur? O hala bir yerlerde midir? İki-birler insanı kendinden uzaklaştırıp ilişki bittiğinde de kendi ‘bir’ini aradığın bir halde mi bırakır?”

Yemek saatimiz geldi’ diyen anneler olur ya çocuğunu kast edip biz dili kullanan. Onun gibi bir şeydi galiba bu, iki kişi olup aslında bir olmuş olanlar. Birini davet ettiğinde iki-birlerin ikincisine de otomatikman kapı mı açılır mesela çünkü onlar aslında birler? Partnerim varsa ve yalnız gelirsem yadırgayıcı bakışlara maruz kalmamın sebebi de bu muydu yoksa ‘bu ‘bir’in ikincisi nerede’ der gibi. İlişkiye girdikten sonra benliğini kaybetme kısmını es geçmek olmaz. Tabii ki her ilişki böyle değil ve binbir türlü ilişkilenme şekli var. Ancak bu normatif ilişkilenme şeklinin baskısı da tamamen bitmiş değil kanımca, bu nedenle burada kendi aramızda isyan etmekte bir beis görmüyorum. Benliği değişenler ya da gerçek benliğini bastıranların etrafı algılayış şekilleri de buna göre değişecektir çünkü insan birbiriyle zıt iki hali içinde barındıramaz (meraklısına: cognitive dissonance). Ya içlerindeki asıl hali bastırmaları (hatta bazen o hali kötülemeleri gerekir) ya da varoluşundan şaşmayıp gerekirse bunun için kavga etmeleri. İkincisi cesaret gerektiriyor: ya ilişki tehlikeye girerse, ya artık sevilmezse? (Cesaret ve esaret arasında sadece bir harf fark olması ne kadar manidar.) Kendi yaptıkları şeyleri başkasında görüp eleştirmeleri de bu yüzden aslında. Kimse bir zamanlar o kişi olduğunu aniden unutmuyor ama zihni onu anımsarsa  statüko tehlikeye gireceği için o hali kötü görmek dışında çok da fazla seçenek kalmıyor. 

İlişkilendiğimiz kişiden etkilenmemiz ya da beraber evrilmemiz tabii ki çok olağan ve hatta büyütücü bir şey. Mesela, 23 sene dans etmeye utanmışken şimdi gözümü kapatıp kendimi ritme bırakmanın en büyük zevklerimden biri haline gelmesinin nedeni partnerimin beni cesaretlendirmesi.  Bunu yaparken özümüzü korumak ayrı bir mesele sadece. Şu soruyla bitirelim o zaman bugünün isyanını, özümüzü koruyabildiğimiz ilişkilerde iki-birlerden olmuyor muyuz? Ne dersiniz 20likler? 

Not: İnsanın kendi “bir”ini kaybetme hali ve tekrar bulmaya çalışma çabası da zorlu bir süreçtir, dedi Pınar. O halde iki-birlerin de bu noktadaki cesaretini de takdir etmeden geçmeyelim.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

Irmak Hacımusaoğlu

Çocuklar Duymasın

NEREDE YAYIMLANDI?

20'lik20'lik

BÜLTEN SAYISI

ÜYELERE ÖZEL

Nisan Bitmeden Mayıs'ı Selamladığımız Bülten

Yeşil erik, üretkenlik, 20'lerine basmamışların 20'lik hayalleri

28 Nis 2022

YAZARLAR

Irmak Hacımusaoğlu

Beyine bakar, tespit yapar, yazar, çizer ve günün sonunda “ben ne yapıyorum yaa” der 🫠

20'lik

20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.

İLGİLİ OKUMALAR

;