aposto-logo
TR
TREN

Mehmet Genç’in Ardından

Yazı: Murat Çizakça

Osmanlı iktisat tarihinin üç büyük kurucusundan sonuncusunu geçenlerde kaybettik. Ömer Lütfi Barkan, Halil İnalcık ve Mehmet Genç sayesinde Osmanlı iktisat tarihi artık kuruluş aşamasını geride bırakmış ve dünya iktisat tarihinin olmazsa olmaz bir unsuru haline gelmiştir.(1) Mehmet Genç, soyadı gibi, bu üçlünün en genci olması dolayısıyla onu en son kaybettik. Ancak Osmanlı iktisat tarihine katkısı Barkan’dan da İnalcık’tan da geri kalmaz. Hatta Osmanlı ekonomisini en güzel, en anlaşılır şekilde toparlayıp ifade eden kendisidir. Bunun teyidini tanınmış Hollandalı tarihçi Wantje Fritschy’den İtalya’daki bir konferans sırasında dinledim. Fritschy, benim Mehmet Genç’e yapmış olduğum atıflardan çok etkilendiğini ve Genç’i kendi dilinde okuyabilmek için Türkçe öğrenmeye başladığını belirtmişti. Fritschy, Avrupa devletlerinin mukayeseli finansman tarihi üzerinde çalışıyordu. Onun görüşüne göre, bu, Osmanlı finans tarihi olmadan olmaz, Osmanlı finans tarihi de Meh met Genç’siz olmazdı. Mehmet Genç’i de kendi dilinde okumak gerekirdi.

Benim Mehmet Genç ile tanışmamın ilginç bir hikâyesi vardır. 1974 yılında Pennsylvania Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde doktora öğrencisiydim. Tüm sınavları geçmiş, tez aşamasına gelmiştim. Fakat doktora komitesi tezimi önce onların tanıdıkları, yani dünya çapında diyebileceğimiz, bir Osmanlı iktisat tarihçisinin okumasını şart koşmuştu. Ancak o kabul ederse tezi okumaya başlayacaklardı. “Peki, kimi tanıyorsunuz?” diye sorduğumda Ömer Lütfi Barkan veya Halil İnalcık dediler.

Barkan, nur içinde yatsın, artık emekli olmasına rağmen tezimi yönetmeyi kabul etti ve bir yıl sonrasına bir rapor hazırlamam için bana ilk randevuyu verdi. Bir sene sonra raporumu tamamlayıp heyecanla randevuya gittim. Raporumu okudu, beğendi ve çaycıyı çağırıp “Mehmet gelsin” dedi. Az sonra 30-40 yaşlarında birisi gülümseyerek içeri girdi. İşte Mehmet Genç’le ilk defa o zaman tanıştım.

Hoca Mehmet Genç’e aynen şunları söyledi: “Akıllı adamlar bizim konulara kolay kolay girmezler. Öyle ya, gidip bol bol para kazanmak varken ne diye girsinler? Bu delikanlı akıllı birine benziyor. Buna sahip çıkalım. Sen buna yol göster!”. Sonra da bana döndü ve dedi ki: “Ben artık çok yaşlıyım. Bu tezin bitimini göremeyebilirim. Eğer öyle olursa, sen Mehmet Genç ne derse tıpkı ben demişim gibi onu dinleyeceksin. Ona yerden göğe kadar itimat ederim. Sadece bir konuda onun gibi davranma. Mehmet arşive bir girdi bir daha çıkamıyor. Kendisine adeta yalvardım. Ne yazarsan yaz, kabul edeceğim, yeter ki bitir şu tezini dedim. Ama öyle bir mükemmeliyet peşinde koşuyor ki tezini bitiremiyor. Hipotezin güzel, beğendim. Al hipotezini arşivde test et. Sonra da hemen çık ve yaz. Daha sonra nasıl olsa tekrar girersin arşive. Mükemmeliyet, eğer yakalanacaksa, kariyerinin sonlarında ancak yakalanır. ”

Bu konuşmanın ardından beş sene geçti ve Ömer Lütfi Barkan 1979 senesinde vefat etti. Bu arada Mehmet Genç, halâ mükemmeliyet peşinde koşuyor, doğrunun da doğrusunu arıyor, bir türlü tezini bitirmiyordu. Barkan’ı da kaybedince artık iyice tez yazmaktan vaz geçti. Haklıydı da, artık hiç kimse onun tezini değerlendiremezdi. Hiç kimsenin karşısında da sınava girecek hali yoktu. Böylelikle ne doktora, ne doçentlik ne de profesörlük, bunların hiç birine yüz vermeyecek, normal akademik kariyer basamaklarını tırmanmayacaktı. Düşük maaşla yaşamına, araştırmalarına devam etti. Ancak takdir etmek gerekir ki İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi 1996 yılında ona fahri doktora unvanını verdi. O istememişti, ona verildi!

Esas araştırma konusu 18 ve 19. yüzyıllarda Avrupa’da tüm insanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olan Sanayi Devrimi yaşanır ve dünya iktisat tarihi alt üst olurken, bu muazzam olayın Osmanlı ekonomisini nasıl etkilediği sorusuydu. Bu amaçla Osmanlı sanayiinin üretim trendlerini bulmaya çalışıyordu. Doğrudan sanayi üretim istatistikleri bulunmadığı için bu trendlere, sanayinin devlete ödemiş olduğu vergilerden ulaşmayı düşünüyor, bu amaçla devletin sanayi faaliyetlerinden almış olduğu vergileri arıyordu. Gayet makul bir hipotezi vardı: Sanayi devrimi sırasında Osmanlı sanayiinde küçülme bekliyor, bunun da devletin vergi gelirlerinde yansımış olacağını düşünüyordu.

Ancak hiç de beklemediği bir durumla karşılaştı. Kendi ifadesiyle: “Hayretle gördük ki, Osmanlı İmparatorluğu’nda hazineye intikal eden vergi iltizam bedelleri, XVIII. yüzyıl başlarından itibaren donmaya başlamış ve adeta değişmez sabiteler haline gelmiştir.”(2) Bir başka deyişle, orijinal arşiv verileri sanki Osmanlı sanayiinin etrafını kapsayan bir cam fanus varmış izlenimini veriyordu. Sanki Sanayi Devrimi komşu Avrupa’da değil, bir başka gezegende gerçekleşmiş, Osmanlı sanayii de bundan hiç etkilenmemişti. Yıllarını bu verileri toplamaya adayan bir araştırmacı için bu sonucun ne denli yıpratıcı olduğunu anlamak zor olmasa gerektir. Sıradan bir araştırmacıya arşivi de iktisat tarihini de terk ettirecek bu durum, Mehmet Genç’i, tam tersine, kamçılamış görünüyordu. Nitekim ağır bir depresyon geçirdikten sonra tekrar arşive dönüp malikâne sisteminin diğer unsurunu, muacceleyi keşfettiğini ve sonunda sadece sanayi üretim trendlerini değil, çok önemli bir kurum keşfini de gerçekleştirdiğini biliyoruz.

Mehmet Genç’in Osmanlı mali kurumlarını keşfi malikâne ile sınırlı değildir. Esham sisteminin keşfi de ona aittir. Bu diğer çok önemli sistemin mükemmel bir açıklaması “esham” maddesi olarak İslam Ansiklopedisi’nin (Diyanet) 11. cildinde yayınlandı. Kanımca malikâne ve esham sistemlerinin keşifleri birkaç açıdan önemlidir.

Birincisi, 1695 yılında malikâne, 1775 yılında ise eshamın uygulanmaya başlaması Osmanlı Devleti’nin kriz dönemlerinde ve gerektiğinde hızla reform yapabilme yeteneğini gösterir. Nitekim malikâne, II. Viyana Kuşatması hezimetinden az sonra, esham da Kaynarca hezimetinden sonra devreye girmişlerdir. Her iki reform sonrasında devletin gelirlerini hızla ve olağanüstü boyutlarda arttırdığını gene Mehmet Genç’ten öğreniyoruz.(3)

İkincisi, bu reformları böylelikle ustaca yapabilme yeteneği bir yandan Osmanlı bürokrasisinin maharetini ortaya koyarken diğer yandan Devlet-i Aliyye’nin uzun ömürlülüğünü de açıklar. Nitekim bu devletin gerileme devri olarak bilinen 1699-1923 yılları arası 200 yıldan fazla sürmüştür. Genç’e göre, Sovyetler Birliği’nin sadece 70 sene dayanabildiği göz önüne alındığında, Osmanlı’nın “gerileme devrini” dahi önemli bir başarı olarak görmek gerekir. Zira, Sovyetler Birliği kendi içerisinde adeta çürüyerek çökerken Osmanlı, deyim yerindeyse, yedi düvele karşı savaşa savaşa, reform yapa yapa, tekrar savaşa savaşa çökmüştür. Kısacası, Osmanlı gerilemesinin en az ilerlemesi kadar önemli ve ilginç olduğu görüşü Mehmet Genç’e aittir.(4)

Üçüncüsü, özellikle eshamın modern İslam ekonomisi ve finansı açısından taşımakta olduğu önemdir. Zira esham devletin (veya vakıflar aracılığıyla özel sektörün)(5) vatandaştan faizsiz borç alabilmesini sağlayan kurumdur. Müslümanlıklarını her fırsatta ilan eden günümüz İslam devletlerinin vatandaştan borç alabilmek için eshamın modern versiyonunu kullanmaları beklenmekle beraber, yıllardır bu konuda vermiş olduğum onlarca konferansa rağmen bu devletler bu konuda henüz bir adım atmayıp, faizle borçlanmaya devam etmektedirler. Bu gerçek de bu devletlerin “Müslümanlıklarının” sorgulanmasına yol açmaktadır.

Mali kurumların az önce belirttiğim keşiflerinden sonra Mehmet Genç devasa bir sentez ile karşımıza çıkmaktadır. Bu sentez, tüm Osmanlı ekonomik sisteminin ortaya konulmasıdır. İktisat tarihçileri arasında “Mehmet Genç’in Sacayağı Modeli” olarak bilinen ve provizyonizm, fiskalizm, gelenekçilik üçlüsünden oluşan bu modeli, Genç üçlü bir koordinat sistemine benzetirdi. Osmanlı’nın aldığı her önemli kararda bu üç unsurun her birinin değişen büyüklüklerde de olsa mevcut bulunduğunu saptamış olması onu bu üçlü koordinat sistemi düşüncesine yönlendirdi. Kendi aramızdaki sohbetlerde, aslında modelin üç ayaklı bir sacayağı değil dört ayaklı bir masa olması gerektiğini ve dördüncü ayağın da vakıflar olması gerektiğini belirtmiştim. Bu konuşmamızı takip eden yıllarda vakıflar konusunda mükemmel bir makale yazdı.(6) Bu makalenin başlığından da anlaşılacağı üzere, üçlü sacayağı modelinden dört unsurlu modele geçiş konusunda epey düşünmüş olduğu anlaşılıyor.

Makalenin çok önemli bulduğum bir diğer unsuru da Osmanlıların bir karar almadan, bu kararın muhtemel sonuçlarını üç kritere göre değerlendirmiş olduklarıdır. Bu kriterler:

  • Devlete faydalı olmalı.
  • Halka faydalı olmalı.
  • Kimseye zararlı olmamalı.

İktisatçıların Pareto Optimumu olarak bildikleri kavrama çok benzer bu kriterleri Osmanlıların Pareto’dan yüzyıllarca önce uygulamış olmaları başlı başına önemli ve ilginçtir.

Ve nihayet, Mehmet Genç’in Osmanlı ekonomisi modelinin Bizans iktisat tarihi açısından da son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Aynı coğrafyayı paylaşmış bu imparatorlukların önemli kurumları arasında ciddî bir devamlılık olması, kanımca, kaçınılmazdır. Bizans tarihçileri Genç modeli sayesinde artık çok daha iyi tanıdığımız Osmanlı kurumlarının modus operandilerini birer hipotez olarak ele alıp, Bizans kurumlarına bakarlarsa araştırmalarında büyük aşama sağlarlar kanaatindeyim.

Bu yazıma Devlet ve Ekonomi’yi bana hediye ettiğinde kendi el yazısıyla yazmış olduğu satırlarla son vermek istiyorum:

“Aziz Kardeşim Murat Çizakça’ya, 361 sayfalık biraz hacimli bir özel mektup gibi okuması dileği ile sunuyorum.

Mehmet Genç, 01.07.2000.”

Okudum sevgili hocam, ağabeyim, dostum! Her satırından bir şeyler öğrenerek okudum. Keşke bir mektup daha yazabilsen de onu da okuyabilsem. Doyamadım ki senin mektuplarına, senden öğrenmeye…

Yazının dipnotlarına buradan ulaşabilirsiniz.

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

Murat Çizakça

Ömer Lütfi Barkan

Halil İnalcık

Türkçe

Pennsylvania Üniversitesi

NEREDE YAYIMLANDI?

Toplumsal TarihToplumsal Tarih

BÜLTEN SAYISI

ÜYELERE ÖZEL

Bilim Tarihi Güncesi

Türkiye'de ve Anglo-Sakson geleneğinde bilim tarihi, Pelin Böke, Mehmet Genç

02 Ara 2022

YAZARLAR

Toplumsal Tarih

Tarih Vakfı'nın ülkemiz insanlarının tarihe bakışlarına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla, geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan dergisi Toplumsal Tarih'ten özel seçkiler her cuma 11.00'de Aposto'da.

İLGİLİ OKUMALAR

;