Babala TV: Kılıçdaroğlu bagajından kurtulabildi mi?

Sırtında büyük bir bagaj taşıyan Kılıçdaroğlu, bundan tümüyle kurtulamasa da önemli bir kısmını sahnede bırakıp gidebildi. Yükü hafifledi, karşı mahallenin duvarlarını tümden yıkamasa da surda büyük gedikler açabildi.
Babala TV: Kılıçdaroğlu bagajından kurtulabildi mi?

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Babala TV’de katıldığı yayın birkaç saat içerisinde milyonlarca görüntülenme alarak büyük kitlelere ulaştı. Ana akım medyanın muhalefet liderlerine kapalı olduğu, karşı mahallenin duvarlarını aşarak derdini anlatmanın yapısal bir soruna dönüştüğü Türkiye siyasetinde, Kılıçdaroğlu’nun programda göstereceği performansın seçim sonuçlarını değiştirebilecek bir etki yaratacağı bile düşünülüyor.

Programın seçim sonuçlarına olası etkisi bir yana, ‘korktuğu’ için programa katılmayacağı düşünülen Kılıçdaroğlu’nun kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevaplar ve 7 saatten fazla süren program boyunca gösterdiği sakin ve dinamik performans şimdiden büyük beğeni topladı.

CHP Genel Başkanlığına yükselişi ve partideki lider imajının pekişmesinde Mehmet Mir Dengir Fırat ve Melih Gökçek gibi AK Parti’nin önde gelen isimleriyle yaptığı birebir tartışmalardaki performansının büyük pay sahibi olduğu Kılıçdaroğlu, Babala TV’deki performansıyla bunu genç seçmene de kanıtlamış oldu. Programın ilk önemli kazanımının bu olduğunu düşünüyorum. 10 yıldan uzun bir süredir iktidar tarafından sistematik olarak hedef gösterilen, ‘liderlik vasfından yoksun olduğu’ toplumsal bir ön kabul haline getirilen ve adaylığı açıklandığı günden beri her türlü yalan ve kara propagandayla iktidar seçmeni nezdinde şeytanlaştırılan Kılıçdaroğlu kendisini filtresiz, sansürsüz ve doğru bir şekilde topluma anlatabilmek için önemli bir fırsat elde etti. Seçmenin oy tercihini değiştirip değiştirememek bir yana, en azından genç seçmenin gözündeki Kılıçdaroğlu imajının önemli ölçüde değişeceği kanaatindeyim.

Kılıçdaroğlu’nun kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevaplar da önemli ölçüde tatmin ediciydi. Yeri geldiğinde hatasını kabullenen yeri geldiğinde de yanlış bilinenlerin doğrusunu anlatan Kılıçdaroğlu, samimi üslubuyla izleyicileri tatmin etti. Hem CHP’nin muhafazakâr seçmenin gözündeki olumsuz imajı hem de iktidarın kara propagandası nedeniyle sırtında büyük bir bagaj taşıyan Kılıçdaroğlu, bundan tümüyle kurtulamasa da önemli bir kısmını sahnede bırakıp gidebildi. Yükü hafifledi, karşı mahallenin duvarlarını tümden yıkamasa da surda büyük gedikler açabildi.

Kendisine yöneltilen sorular beklendiği üzere PKK, HDP, başörtüsü yasağına karşı tutumu, TOGG, İHA-SİHA’lara neden karşı (!) olduğu ekseninde gelişti. Bunlara ek olarak, eğitim, ekonomi, SMA hastalarına yönelik vaatleri ve mevcut sorunları nasıl çözeceğine ilişkin sorular da soruldu ancak programın ana eksenini Kılıçdaroğlu’nun Türkiye vizyonundan ziyade AK Parti propagandası nedeniyle üzerine yapışan suçlamalar ve toplumsal önyargılar oluşturdu.

Kılıçdaroğlu, kendisine yöneltilen sorulara onların oylarına talip olan bir siyasetçiden bekleneceği üzere istenilen cevabı vermek yerine hem katılımcıları hem de izleyicileri demokrasi ve hukuk devleti ekseninde düşünmeye zorlayacak yanıtlar verdi. Selahattin Demirtaş’a ilişkin sorulan bir soruya verdiği cevap bunun en net örneğiydi:

“Selahattin Demirtaş’ı, Osman Kavala’yı serbest bırakacak olan ben değil yargıdır. Ben neden yargılandılar diye itiraz etmedim, benim itirazım mahkeme kararlarının neden uygulanmadığınadır. Emine Şenyaşar. Kürtçe biliyor, Türkçe bilmiyor. 2 çocuğu öldürüldü. Kocasının kafasına hastanede bir tüp vurularak öldürüldü. Bu kadın gitti bir kağıdın üzerine ‘Adalet İstiyorum’ yazdı. Bu aile PKK’lı denilerek kadın linç edildi. Her türlü suçlama yapıldı. Bu kadının bir günahı yoktu. 8 savcı iddianame düzenlemedi. Avukatı bana ulaştı. Burada bir adaletsizlik var. 2 çocuğu, kocası öldürülmüş bir kadın var burada ama savcılar korkudan iddianame yazamıyor. Gittim, Adalet Sarayının önünde kadını buldum ve avukat arkadaşlarıma ‘bu kadının hakkına sahip çıkın’ dedim. Bu kadın hayatı boyunca bize hiç oy vermemiştir, belki sandığa bile gitmemiştir. En sonunda bir savcı iddianame hazırlamak zorunda kaldı. Buna hepimizin isyan etmesi lazım. Anne annedir, her anne için evladı vazgeçilmezdir. Dolayısıyla bizim yeni bir sürece evrilmemiz lazım, kutuplaşmanın önüne geçmemiz lazım. Birisi yanlış düşünebilir, ben de hata yapabilirim. Hata insana özgüdür. Eleştirel bakmamız lazım. Yanlışımız olur, hatamız olur. Hatadan dönmek bir erdemdir. Adaleti getirmek için her birimizin tek tek uğraşması lazım. Bu ahlaki bir görevdir, bir erdemdir.”

Kılıçdaroğlu’nun Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması gerekliliğini hukuk ve adalet ekseninde açıklaması, adaletin kendimizden olan için değil toplumun her bir ferdi için savunulması gerektiğini vurgulaması ve hatayı kabullenmenin bir erdem olduğunu belirtmesi Türkiye siyasetini ve kamusal tartışmayı yeni bir hatta çekme isteğinin dışa vurumu oldu. Kılıçdaroğlu’nun verdiği cevaplar zihin dünyamızı başka bir düzleme çekmeye çalışsa da kendisine yöneltilen sorular zihin dünyamızın, özellikle de genç seçmenin hapsolduğu otoriter-milliyetçi-şovenist ekseni gözler önüne serdi. Siyaseti değerler ve vaatler üzerinden değil karşıtlıklar üzerinden okuyan ve buna göre pozisyon alan bir toplumda, karşı mahallenin duvarlarını yıkmanın ne kadar zor olduğunu bir kez daha gördük. Medya ambargosu ve muhalefete yönelik sistematik baskı nedeniyle Kılıçdaroğlu’nu dinlemenin ve anlamanın neredeyse imkânsız hâle geldiği bir ortamda, böyle bir fırsat bulunmuşken onu tanımaya çalışmak yerine iktidarın kara propagandasının yarattığı yanlış algıların hesabını sormaya çalışmak muhalif figürlerin toplum nezdinde ne kadar şeytanlaştırıldığını görmemizi sağladı.

Programda öne çıkan bir diğer olgu da iktidarın medya üzerindeki hegemonyası ve algı yönetimi ile ekonomik kriz ve artan yolsuzluk gibi konuların sorumluluğunu kendi üzerinden atarak toplumsal öfkeyi muhalefete yönlendirmedeki başarısıdır. “Ben neden TOGG alabilecek gelire sahip değilim, siz iktidara geldiğinizde alım gücünü nasıl artıracaksınız?” diye sormak yerine Kılıçdaroğlu’na “TOGG projesini neden desteklemiyorsunuz?” demek bunun çok net bir göstergesi oldu.

Türkiye’de yaşanan bütün siyasi, sosyal ve ekonomik sorunların kaynağını 21 yıldır tek başına iktidarda olan AK Parti-Erdoğan yönetiminde aramak yerine sorunların kaynağını muhalefette görmek vatandaşlar olarak demokrasi ve hesap verilebilirlik gibi kavramları yeterince özümseyemediğimizin bir göstergesi. Vatandaş olarak yaşanan her sorunda ve yapılan her hatada iktidardan hesap sorabilme hakkımız ve gücümüz olduğunu kabullendiğimiz zaman Türkiye’de demokratik bir rejimin hayalini de kurabileceğiz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

Kılıçdaroğlu’nun Babala performansı, Sığınmacı referandumu

Maç 0-0 değil, sonucu katılım oranı belirleyecek

27 May 2023

Kılıçdaroğlu’nun Babala performansı, Sığınmacı referandumu

YAZARLAR

Abdullah Esin

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Britanya siyasetinin yeni perdesi: Andy Burnham dönemi ne getirecek?

Westminster siyasetinin geleneksel işleyişine karşı halk arasında biriken öfke, kendini Londra merkezli sistemin dışından geliyormuş gibi konumlandıran eski Manchester Belediye Başkanı, yeni Başbakan Andy Burnham için ilk aşamada bir avantaj sağlıyor şüphesiz. Ancak şimdilik adeta “İngiliz siyasetini kurtaracak bir halk kahramanı olarak selamlanan ve yüceltilen” karizmatik lider Andy Burnham için en büyük sınav, göreve geldikten sonra rüzgar tersten estiğinde ülkesi için anlattığı hikayeye tutunup tutunamayacağı olacak.

Batur Ozan Togay

·

21 Tem 2026

Britanya siyasetinin yeni perdesi: Andy Burnham dönemi ne getirecek?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

KKTC Doğalgaz Boru Hattı: Başarıya giden yol mu?

Türkiye ile KKTC arasında imzalanan mutabakat zaptıyla iki ülkeyi denizin altından bağlayacak doğalgaz boru hattı için çalışmalar resmen başladı. Doğu Akdeniz gaz havzası sadece Kıbrıs (Rum ve Türk kesimi olması bağlamından bağımsız) için değil, Mısır ve İsrail’de dahil olmak üzere son dönemde öne çıkan, doğalgaz rezervleri açısından da oldukça önemli bir havza. Peki bu adımın getirileri ne olabilir?

Birol Oğuz

·

20 Tem 2026

KKTC Doğalgaz Boru Hattı: Başarıya giden yol mu?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Güven ve şeffaflık: Derneklere bağış yapmadan önce nelere dikkat edilmeli?

Ahbap Derneği soruşturması, Türkiye'de milyonlarca kişinin bağış yaptığı dernek ile vakıflara ilişkin güven ve şeffaflık tartışmalarını gündeme getirdi. Peki bir derneğe bağış yapmadan önce nelere dikkat edilmeli? Bir derneğin güvenilir olduğu nasıl anlaşılır?

Melisa Gülbaş

·

20 Tem 2026

Güven ve şeffaflık: Derneklere bağış yapmadan önce nelere dikkat edilmeli?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Sahne önü ve arkası: NATO Zirvesi hakkında akla takılan hayati noktalar

7-8 Temmuz 2026 tarihinde Ankara’da toplanan NATO liderler zirvesi, ittifakın kendisi hakkında çok daha derin soru ve sorunları gündeme getiriyordu. Avrupa merkezli NATO ile Donald Trump başkanlığındaki Amerikan yönetiminin zıt tutumları nedeniyle Atlantik ötesi ilişkiler giderek karmaşıklaşıyor, anlaşmazlıklar derinleşiyor ve kapsamı genişliyor. Peki Türkiye bu denklemde nerede duruyor?

Faik Bulut

·

20 Tem 2026

Sahne önü ve arkası: NATO Zirvesi hakkında akla takılan hayati noktalar
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?