Beslenme devrimi: Sömürgeleştirilmemiş bir mutfak

Şef ve gastronomi antropoloğu Claudia Serrato, daha adil bir dünya için yeme alışkanlıklarını bağımsızlaştırıp diyetini dönüştürüyor.
Beslenme devrimi: Sömürgeleştirilmemiş bir mutfak

31 Mayıs - Zorlu Holding - Exante
Zorlu Holding ile birlikte

Zorlu Holding için işin geleceği sürdürülebilirlik Zorlu Grubu tüm faaliyetlerini Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nı (SKA) rehber alan Akıllı Hayat 2030 sürdürülebilirlik stratejisi doğrultusunda eşit, kapsayıcı, adil ve akıllı bir gelecek için benimsediği “sorumlu yatırım holdingi” anlayışıyla yürütüyor. Bu kapsamda, insan odaklı ekosistemler yaklaşımıyla paydaş önceliklerini gözetiyor; çalışan memnuniyeti, işin geleceği, kapsayıcı değer zinciri ve toplumsal yatırım alanlarında ortak değer yaratıyor. Yenileyici iş modelleriyle toplumsal ihtiyaçları doğayla uyum içinde sürdürülebilir sistemler kurarak karşılamak için çalışıyor; iklim krizi ve döngüsel ekonomi alanlarında ekosistemi dönüştürmeyi hedefliyor. Çevresel, sosyal ve yönetişim (ÇSY) alanlarındaki performansını her geçen gün daha da iyileştirmek için çalışıyor. Zorlu Grubu daha yaşanabilir bir dünya için belirlediği Akıllı Hayat 2030 hedefleri kapsamında hayata geçirdiği sürdürülebilirlik odaklı projelerden örnekleri bir video serisi haline getirdi. Paylaştıkları hikayelerin, şirket paydaşları, toplum ve çevre için daha fazla değer yaratmanın yolunu açarak her canlı için daha iyi bir gelecek ve daha yaşanabilir bir dünya hayaline katkı sağlayacağına inanıyor. Zorlu Grubu ’nun sürdürülebilirlik yolculuğunda hayata geçirdiği iyi uygulamaları görmek için Akıllı Hayat Blog ’da yer alan Bizden Hikayeleri bu bağlantıdan ziyaret edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Her şey [Meksika’nın] sömürgeleştirilmesiyle başladı. İspanyol halkının çoğunluğu, Tanrı öyle tercih ettiği için, et temelli bir diyetin üstün olduğu düşüncesiyle geldi. Bu özel proteinler açısından yoğun olmayan gıdaların düşük kalite olduğu fikrine sahiptiler. Bu tür gıdaların hiçbir değeri yoktu —tıpkı kadınlar gibi. Bu yüzden bu gıdaların feminen olduğu kabul edildi.

— Claudia Serrato

Kültürlerin, bölgelerin ve toplumların, sömürgeci etkilerin ve kontrolün sınırlamalarından nasıl kurtulduğunu hiç merak ettiniz mi? Sömürgesizleştirme veya decolonization, tam olarak bu dönüşümü ifade ediyor. Tarihte çeşitli bağlamlarda karşımıza çıkan bu kavram, en edebî hâliyle bir ülkenin, sömürgeci bir gücün gölgesinden sıyrılarak özgür ve bağımsız bir devletin doğuşunu işaret ediyor. Bu  dönüşüm, toplumların ve kültürlerin öz kimliklerini yeniden kazanmaları ve egemenliklerini tamamen ellerine almaları anlamına geliyor. 

Sömürgesizleştirme veya bağımsızlaştırma, daha geniş bir perspektiften bakıldığında tipik bir senaryoyla ilerliyor—düşünün, diliniz, sanatınız, eğitim sistemleriniz ve hatta bilinciniz, tarihin belli bir döneminde sömürgeleştirme sürecinin uzantısı bir durum olarak size ait olmaktan çıkmış.

Prens Charles, Özbekistan’da yerel peynirlerden tadıyor, 1996
Fotoğraf: Tim Graham Photo Library, Getty Images


İşte tam olarak burada bağımsızlaştırma devreye giriyor; toplumları ve bireyleri bu süreçten çıkararak, özgün kültürel kimliklerini yeniden kazanmalarına yardımcı oluyor.

Editörün notu: Yazının bu noktasından sonra sömürgesizleştirme veya decolonization, anlamı daha dolaysız verdiği için, bağımsızlaştırma olarak geçiyor.

Bağımsızlaştırmanın önemi

Bağımsızlaştırma terimi, sadece toprakları ve kaynakları geri almak anlamında kullanılmıyor; aynı zamanda dilimizi, kültürel ifadelerimizi, bilincimizi ve hatta yeme alışkanlıklarımızı geri kazanmak anlamına da geliyor. Bu süreç, adaleti sağlama, yanlışları onarma ve tarihsel haksızlıkları tanıma ihtiyacını içeriyor. Dolayısıyla sömürgeciliğin derin etkilerini yenmek ve daha adil ve eşit bir dünya inşa etmek için, bağımsızlaştırmanın kritik bir adım olduğunu dile getirebiliriz.

Gastronomi antropoloğu Claudia Serrato, göçmen dedesinin yerli bir diyetten daha “modern” bir Amerikan diyetine geçtiğinde kalp sorunları ve diğer gıdalarla ilgili hastalıklardan muzdarip olduğunu görmüş. Böylece yeme alışkanlıklarındaki sömürgeci zihniyeti sorgulamaya ve onları bağımsızlaştırmanın yollarını aramaya başlamış. O hâlde acaba yeme alışkanlıklarımızı sömürgeciliğin mirasından nasıl uzaklaştırabiliriz?

San Cristóbal de las Casas, Chiapas, Meksika
Fotoğraf: Artur Widak/NurPhoto, Getty Images


Yeme alışkanlıklarımızı yeniden yerelleştirmek

Günlük öğünlerine sömürgeleştirilmemiş malzemeleri ve yerel ürünleri dâhil etmek için yoğun çaba harcamak, Serrato’nun yöntemlerinden biri. Bu hareket, yavaşlamak anlamına geliyor. Dolayısıyla bir tabak, yalnızca bir öğün olmanın da ötesine geçiyor; bu düşünce süreci, baskıcı, şiddete eğilimli ve sürdürülemez bir gıda sistemiyle mücadele etmenin de bir yolu. Şef, mutfakta yarattığı bu devrimle, hem geçmişini onurlandırıyor hem de beslenme ve yiyecek ekosistemindeki adaletsizliklere karşı direniyor.

Bir şefin mutfağını bağımsızlaştırma yolculuğu: Meksika-Amerikalı şef, ağırlıklı olarak bitkisel bazlı bir diyetle büyüdüğünü ve yemeklerinde bolca nopal (kaktüs) kullandığını anlatıyor. Nopal, büyükbabasının doğduğu Zacatecas, Meksika’da yaygın bir besin olduğu gibi, bu hikâyede büyükbabasının baskınlığı hakkında önemli bir ipucu da sağlıyor.

Meksika’dan ABD’ye: Büyükbabası, ABD’ye göçtükten sonra topluma daha ait hissedebilmek için diyetine daha fazla gıda eklemeye başlamış. Bu değişikliğin yaşının da ilerlemesiyle onda kalp sorunlarına neden olduğunu görünce Claudia da “Meksika yemekleri”ne ve Meksika kültürüne bakışını sorgulamaya başlamış.

İspanyol sömürgeciliğinin etkileri: Okulda öğrendiği birçok tarifin, İspanyol sömürgeciliği sonucu ortaya çıktığını belirten şef, kökeni Zacatecas, Michoacán ve San Luis Potosí’den gelen yerli gıdaların, İspanyol yemek kültürü tarafından etkilendiğini fark etmiş.

Christopher Columbus, 1900, “Yeni Kıta”ya varıyor , 1900
Kaynak: GraphicaArtis/Getty Images


Şef Claudia Serrato’nun yöntemleri

Yavaşlamaya ve kendi içinde bağımsızlaştırmaya geçmeden önceki araştırma süreci, tarihsel süreci irdelemekten de geçiyor. Bu yazıda yolculuğuna odaklandığımız Claudia Serrato da bunun sonucunda Meksika ve Kuzey Amerika’ya (Kaplumbağa Adası) özgü ne tür gıdalar olduğunu ve hangi gıdaların sonradan tanıtıldığını merak etmeye başlamış. Bu, yoğun bir araştırma sürecinden sonra diyetini “yerli vegan” (indigenous vegan) olarak değiştirmiş.

Cherríe Moraga’nın Queer Aztlán’daki bir yazısını okurken sömürgecilikle ilgili bir “aydınlanma anı” yaşadığını ifade ediyor:

Vücudumun hâlâ sömürgeleştirildiğini ve bu sömürgecilik sürecine, sömürgeci işi yapan gıdaları tüketerek katkıda bulunduğumu fark ettim. Kendi bedenimi geçilmemesi gereken bir sınır olarak kabul ettim ve sömürgeleştirilmeyi reddettim.

Nasıl?: Yerel ve sömürgeleşme döneminden gelmeyen gıdaları araştırmak, bir sürece dönüyor ve yeme alışkanlıkları, sömürge öncesi kültürel miras yemeklerine dönmeyi içeriyor. Mesela Claudia, tavuk, sığır eti, domuz etini; bu hayvanların süt ürünlerini ve buğday gibi sonradan tanıtılan gıdaları diyetinden çıkarması anlamına geliyor. Kendi kurtuluşunun bir parçası olması için iki adım mevcut:

  1. “Kendi kurtuluşumun bir parçası olarak mutfağı bir baskı alanlarından biri olarak görmeyi bıraktım ve orayı geri kazandım.”
  2. “Yerel, yöresel, organik, mevsimlik, sürdürülebilir ve ekolojik bir Mezoamerikan diyetini onurlandırmaya karar verdim.”

İleri okuma önerisi: Madeleine Gregory’nin Claudia Serrato’yla gerçekleştirdiği röportaj için burayı ziyaret edebilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

🍴 Sömürgeleştirilmemiş bir mutfak: Beslenme alışkanlıkları nasıl bağımsızlaşır?

Gastronomi antropoloğu Claudia Serrato, “Yeme alışkanlıklarımızı sömürgeciliğin mirasından nasıl uzaklaştırabiliriz?” sorusuna odaklanıyor.

02 Haz 2023

Zorlu Holding ile birlikte
Kaynak: Pictures From History/Universal Images Group, Getty Images

YAZARLAR

Alara Demirel

ANGST editörü

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Pelin Cengiz

·

12 Tem 2026

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?
AngstAngst

HİKAYE

İlk şakayı kim yapar?

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Sinem Dönmez

·

10 Tem 2026

İlk şakayı kim yapar?
AngstAngst

HİKAYE

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Metin V. Bayrak

·

05 Tem 2026

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?
AngstAngst

HİKAYE

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Cem Arıdağ

·

03 Tem 2026

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?
AngstAngst

HİKAYE

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?

Deniz Aytekin

·

03 Tem 2026

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?