Bir kitap kulübünden edebiyat festivali küratörlüğüne: Dua Lipa ve Service95
Bir pop yıldızı edebiyat dünyasında nasıl bir alan açabilir? 24 Ekim’de Londra’daki Royal Festival Hall’da Dua Lipa ve Mustafa’yı şiir, yas ve hafıza üzerine bir söyleşide buluşturan soru, Service95 ile başlayan bir yolculuğun bugün geldiği noktayı da anlatıyor.

24 Ekim Cumartesi akşamı, Londra’daki Royal Festival Hall’da Dua Lipa ve Mustafa’nın söyleşisini dinlemek üzere yerimi alıyorum. Gecenin merkezinde şiir, yas, hafıza ve insanın kayıpla kurduğu ilişki var. Bir pop yıldızının moderatörlüğünde düzenlenen bu buluşma, ilk bakışta alışılmadık görünebilir. Ancak Dua Lipa’nın son yıllarda edebiyatla kurduğu ilişkiyi takip edenler bunun daha geniş bir hikayenin parçası olduğunu da biliyorlardır.
2023’te hayata geçirilen Service95 Book Club’dan London Literature Festival’in küratörlüğüne uzanan bu yolculuk, Lipa’nın kültürel etkisini müziğin ötesine nasıl taşıdığını gösteriyor. Edebiyatı yalnızca kişisel bir ilgi alanı olarak değil, farklı seslerin biraraya gelebildiği ortak bir alan olarak ele alan Service95, bugün okuma deneyimini yeniden düşünmeye davet ediyor.

Pop yıldızlığından kültürel küratörlüğe
Dua Lipa’yı yalnızca müzik kariyeriyle tanımlamak artık yeterli değil. Lipa'nın üç Grammy ödülü, yedi Brit Award, dünya turneleri ve milyarlarca dinlenmenin yanı sıra son yıllarda öne çıkan başka bir yönü daha var: Edebiyatı çağdaş kültürün merkezinde konumlandırmaya çalışan bir kültürel küratör olması.
Lipa’nın kişisel okuma alışkanlıklarından doğan Service95 Book Club, kısa sürede aylık kitap önerilerinin ötesine geçti. Yazarlarla söyleşiler ve farklı coğrafyalardan edebi sesleri buluşturan içerikleriyle uluslararası bir platforma dönüştü. Margaret Atwood’dan Percival Everett’a uzanan konuk listesi de girişimin yalnızca bir ünlünün kitap tavsiyelerini paylaştığı bir mecra olmadığını ortaya koyuyor.
Bir müzisyenin kültürel etkisini başka bir alana taşıması elbette yeni değil. Lipa’nın yaklaşımını ilginç kılan ise edebiyatı kişisel markasının bir uzantısı olarak sunmak yerine, kendi başına bir keşif ve paylaşım alanı olarak ele alması. Service95, bir yandan yazarları yeni okurlarla buluştururken diğer yandan okumayı bireysel bir alışkanlıktan ortak bir kültürel deneyime dönüştürmeye çalışıyor.
Bu yıl girişim, dijital platformun sınırlarını aşarak Londra’nın önemli kültür kurumlarından Southbank Centre’ın programına taşındı.

Mustafa ile şiir, yas ve hafıza üzerine
Royal Festival Hall’daki söyleşinin merkezinde Mustafa’nın şiirsel dünyası ve 2025’te yayımladığı dijital şiir antolojisi Nour vardı. Sudan kökenli Kanadalı sanatçının eserleri; müzik, şiir ve sinema arasında dolaşırken kayıp, aidiyet, inanç ve hafıza gibi temalara geri dönüyor.
Mustafa’nın eserlerinde yas, geçmişte yaşanmış bir kaybın ardından gelen ve zamanla geride bırakılan bir duygu değil. Gündelik hayatın, hafızanın ve insan ilişkilerinin içinde varlığını sürdüren bir deneyim. Şiir ise bu deneyime kesin yanıtlar vermek yerine, onunla birlikte yaşamanın yollarını arıyor.
Söyleşiyi dinlerken şiirin gücü üzerine yeniden düşünmemek zor. Bazen uzun bir anlatının açıklamaya çalıştığını tek bir imge, bir sessizlik ya da tamamlanmamış bir düşünce aktarabiliyor. Şiir, her şeyi açıklığa kavuşturmak zorunda kalmadan da bir duygunun etrafında düşünmeye alan açıyor.
Safia Elhillo ve Victoria Chang: Kaybın farklı dilleri
Mustafa’nın şiirsel dünyası üzerine düşünürken Safia Elhillo ve Victoria Chang’in eserleri de kayıp, aidiyet ve hafıza temalarına farklı pencereler açıyor.
Sudan kökenli Amerikalı şair Safia Elhillo, dil, göç, kültürel hafıza ve aidiyet meselelerini kişisel bir anlatımla ele alıyor. Arapça ile İngilizce arasında kurduğu şiirsel ilişki, dilin yalnızca iletişim kurmanın değil, kimliği ve geçmişi taşımanın da bir yolu olduğunu gösteriyor. İnanç ve Tanrı’ya sesleniş etrafında şekillenen şiirlerinde maneviyat, kesin cevaplardan çok sorgulamanın ve yakınlık arayışının alanına dönüşüyor.
Victoria Chang ise Obit adlı kitabında annesinin ölümünün ardından yasın dilini yeniden kuruyor. Ölüm ilanı formundan hareketle yazdığı şiirler, kaybı yalnızca bir insanın yokluğuyla sınırlamıyor. Hafızanın, gündelik alışkanlıkların ve kişinin kendine dair bildiklerinin de zaman içinde değişebileceğini düşündürüyor.
Elhillo’nun aidiyet ve inanç etrafında gelişen şiirleriyle Chang’in kaybı parçalara ayırarak inceleyen yaklaşımı, Mustafa’nın eserlerinde karşılaştığımız soruları farklı yönlerden ele alıyor: Kaybettiklerimizle konuşmayı nasıl sürdürürüz? Dil, yokluğu ne ölçüde taşıyabilir? Şiir, açıklayamadığımız şeylerle ilişki kurmamıza yardımcı olabilir mi?
Bu üç şairin dünyaları arasındaki ortaklık, benzer deneyimler yaşamalarından çok, kişisel olanı daha geniş bir insanlık hâli üzerinden düşünmeye açmalarında yatıyor.
Bir pop yıldızının açtığı edebiyat alanı
Dua Lipa’nın Service95 aracılığıyla yaptığı, edebiyatı daha geniş kitlelere ulaştırmanın ötesine geçiyor. Asıl mesele, farklı kültürel alanlar arasında yeni karşılaşmalar yaratmak.
Bir müzisyenin okurlarını şiirle, bir edebiyat festivalinin izleyicilerini çağdaş müzikle, farklı kuşaklardan yazarları ise aynı sahnede birbirleriyle buluşturması, kültürel küratörlüğün bugün nasıl dönüşebildiğine dair bir örnek sunuyor.
Royal Festival Hall’daki akşam benim için bu yaklaşımın somut bir karşılığıydı. Şiirin kayıp, inanç ve hafıza gibi kişisel görünen meselelerden yola çıkarak ortak bir düşünme alanı açabildiğini bir kez daha hatırlatan bir buluşma.
Belki de Service95’in asıl önemi burada: Okumayı yalnızca bireysel bir alışkanlık olarak değil, üzerine konuşulabilen, farklı sanat biçimleriyle zenginleşen ve başkalarıyla paylaşıldıkça yeni anlamlar kazanan bir kültürel deneyim olarak ele almak.