aposto-logo
TR
TREN

“İnsancıllık” adına

Deme kalbura kallabur; lugât-ı fasîhten evlâdır galât-ı meşhûr.
“İnsancıllık” adına

24 Eylül - QNB Finansbank
QNB Finansbank ile birlikte

Bugünün bülteni QNB Finansbank ile birlikte ulaşıyor.

Daha fazlasını öğren

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

“Aslında hümanistim, ama…” diyerek başlayan cümleler Twitter’da gezerken terör, düzensiz göç, cinsel istismar gibi birçok farklı konudaki haberin altında karşılaşabileceğimiz en olağan tepkilerden, en standart kullanıcı yorumlarından biri. Ancak hümanizmin insan hayatına saygı duymakla, hayırsever ya da insancıl olmakla ne gibi bir ilgisi olabilir? 

Benim gözlemim maalesef bu kelimeyi doğru kullananların sayısının bir elin parmaklarını geçmediği yönünde. “Galat-ı meşhur, fasih-i mehcurdan evladır” —ya da latincesiyle “communis error facit jus”— yani kanıksanmış bir hatanın doğrusuna yeğlenmesi durumu, belki de hümanist kelimesinin filantropi (ya da insanseverlik) sözcüğünün yerini alması ile tüm yaygın bilinen yanlışlar arasında en fazla sayıda insan tarafından kanıksanmış olanıdır.

Sosyal medyada “göz var nizam var” ya da “mundar etmek” gibi yanlış kullanımlar kadar “göz var izan var” veya “murdar etmek” gibi doğru kullanımlara da rastlamak mümkünken, ‘hümanist’in doğru kullanımına rast gelmekse neredeyse imkansız.

<bilinç akışı>

Bir antrparantez; entelektüellere küçümseme amaçlı olarak entel denilen, “boş konuşma”nın müziğin teori anlamında en zengin janralarından caz yapmak ile ilişkilendirildiği bir toplumda, filantropist’in “boş yapmak” anlamında falan-filantropist gibi bir kullanıma henüz evrilmediğini görmek ise şaşırtıcı. (Umarım fikir vermemişimdir.)

  • Sırası gelmişken anlamındaki ‘antrparantez’in yerini alan ‘anti-parantez’in de dambıl-bandıl karışıklığı ile birlikte “orijinalini unutturan yanlışlar”da ilk 5’e oynadığı iddia edilebilir. 
  • İngilizce ve Fransızcada iki L kullanarak “intellectual/intellectuel” şeklinde yazılan kelimenin Türkçeye girdiğinde tek L ile ‘entelektüel’e dönüşmesi, ancak Venezuela’nın Türkçede Venezüella şeklinde yazılması da sadece bizim dilimizde rastlanabilecek türden bir tuhaflık olsa gerek.

</bilinç akışı>

İngilizcede doğru bilinen yaygın yanlışları ifade etmekte —ve doğrusunu bildiği-öğrendiği hâlde yanlışını kullanmakta ısrar eden kişileri tarif ederken— mumpsimus terimi kullanılıyor.

Yeri geldiğinde hepimiz birer mumpsimus’uz. Bazen “doğru”yu tanımlayan kurumun görüşüne katılmadığımız/otoritesini tanımadığımızdan bir sivil itaatsizlik eylemi olarak, bazen alışkanlığımızı terk etmek istemediğimizden, bazen de sadece işimize gelmediğinden ötürü “doğrusunu bildiğimiz” şeylerin “yanlışını” kullanmakta/söylemekte ısrarcı olabiliyoruz. 

Mesela ben de bu yazıda kendine TDK’nın belirlediği Türkçe dilbilgisi kuralları arasında yer bulamayan birçok noktalama işareti kullandım. Ancak dil dediğimiz 🤞kurallar bütünü🤞 de dinamik bir araç takımı. İletişim kurarken güncel ihtiyaçların değişmesiyle —hoşumuza gitse de gitmese de— dönüşüme uğramakla mükellef dişlilerden oluşuyor.

Bu özelliğiyle de dilbilimin dile preskriptif (kural koyucu) değil, deskriptif (tanımlayıcı) bir açıdan yaklaşması gerektiğine inanıyorum. Aynı minvalde dil kurumlarının rolü de kural koyuculuk değil arabuluculuk olmalı. Kural dayatmak yerine belgeselcilik, derleyicilik yapmalı.

Halkın büyük kısmının dili dönmüyor ve batarya dolumuna şarj yerine şarz diyorsa, bu kelimenin iki yazımı da kendisine bir kılavuzda yer bulabilmeli. Ya da ıstırap ve ızdırap, veyahut şoför ve şöför. Örnekler uzar gider…

Öte yandan dil kendimizi doğru ve hassas biçimde ifade etmemizi de sağlamakla yükümlü. Kavramlar düşün dünyamızı açıklıkla yansıtmaya yardımcı olacak ve karışıklığı önleyecek şekilde tanımlanmış, belgelenmiş ve tasnif edilmiş olmalı. Dili denetleyen ve dokümante eden kurum da karışıklık yaşanan durumlarda, bir hatayı galatımeşhurlaşmadan engelleyebilmeli ve ihtilafları çözebilmeli.

Yukarıda yaptığım tanıma göre keyfî ve tutarsız kurallarıyla Türk Dil Kurumu’nun bu işlevleri başarıyla yerine getirdiğini söylemek mümkün değil. Ancak alternatifi olan Dil Derneği gibi kurumların yazım kılavuzlarıyla TDK’ya alternatif olabilecek kalitede başucu kaynakları üretebildiğini söylemek de güç.

Örneğin her iki kurumun yayınlarında da hümanizm gibi Türkçe kaynaklı dahi olmayan, Türkçeye girdiği yabancı dillerde de sadece ve sadece “insanmerkezcilik” anlamında kullanılan felsefi bir terim kendisine “insancıl” olarak kafa karıştırıcı ve gayriciddi bir karşılık bulabiliyor. 

O hâlde nedir bu insanmerkezcilik?

Her ikisi de Türkçeye insanmerkezcilik olarak çevrilmiş olsa da (ki bu da başka bir sorun), insanı evrenin merkezine koyan teolojik yaklaşımın —antroposantrizm— aksine hümanizm, sekülarizmin temel taşlarından biri. 

Gerçekleştirdiği devrimlerle mazlum milletlerin ilham kaynağı olan Mustafa Kemal Atatürk’ün “Biz, ilhamlarımızı gökten ve gâipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.” sözleriyle ortaya koyduğu insanmerkezcilik ilkesi, tanrımerkezciliğin aksine hayatın anlamını belirlemede ve ahlak kavramının altını doldurmada hem bireysel hem de kolektif olarak insanı yetkilendirir. Bu özelliğiyle de tabiatüstü ve ilahi varlıklara duyulan ihtiyacı reddeder.

  • Sekülarizm mi laiklik mi? Temelde din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını ifade eden eş anlamlı sekülarizm ve laiklik kelimeleri bile bugün devletin din işlerine karışmadığı Amerikan modeli sekülarizm ile dinin devlet işlerine alet edilmesinin karşısındaki Fransız modeli laiklik ile kavramsal olarak birbirlerinden ayrışabiliyor.

Pozitivizm de doğası gereği hümanisttir. Bir başka seküler kavram olan pozitivizm de yine The Secret gibi kitaplarla hayatımıza giren “evrenden pozitif şeyler dilemek” üzerine kurulu çekim yasası vb. hurafelerin aksine, olguları gözleme dayalı ve tekrar edilebilir deneyler yoluyla doğrulanmalarının yahut yanlışlanmalarının mümkün olması koşuluyla ele alır — bu yönüyle nesnel değil öznel olan Eleştirel Teori’den de ayrılır.

Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit (kılavuz) ilimdir, fendir. İlim ve fenin dışında mürşit aramak gaflettir, dalalettir.” sözleri, kendisinin pozitivist bakış açısını ortaya koymaktadır.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Ben ekonomistim. Faiz sebeptir, enflasyon neticedir.” sözleriyle pozitivizmi, “Bir Müslüman olarak ‘nas’lar neyi gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğim. Hüküm bu.” sözleriyle de hümanizmi reddettiği söylenebilir.

“Şov yapmaktan hoşlanmak” anlamına gelmeyen şovenizm ve “konforuna düşkün olmak” anlamını taşımayan konformizm kavramlarına ise başka bir yazıda değinmek üzere, iyi hafta sonları diliyorum.


Not: Serbest Kürsü'de yer alan tüm görüşler yazarlara ait olup, Aposto'nun editoryal bakış açısını yansıtmamaktadır.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

cinsel istismar

Twitter

latince

filantropi

bilinç akışı

filantropist

İngilizce

Fransızca

Venezuela

Venezüella

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GündemAposto Gündem

BÜLTEN SAYISI

🏺 Galât-ı meşhûr, “şeytanın öyküsü”

Brad Pitt ve Nick Cave, Finlandiya'da sergi açtı. 29. Adana Altın Koza Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu. Gaziantep Gastronomi Festivali'ne 2,5 milyon kişi katıldı.

24 Eyl 2022

QNB Finansbank ile birlikte
Sky News

YAZARLAR

Atilla Büyükurvay

Haber Koordinatörü

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

;