aposto-logo
TR
TREN

Güneş ve Rüzgâr Türkiye'nin Enerji Bağımlılığını Yarılayabilir

Enerji güvenliği fosil yakıtlar ile mümkün değil
Güneş ve Rüzgâr Türkiye'nin Enerji Bağımlılığını Yarılayabilir

Tam pandemiden kurtulduk derken dünyanın politik ve ekonomik dengeleri Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası yeniden birbirine girdi. 9 aydır devam eden bu dayanaksız işgalin sosyo-ekonomik etkileri, eskiden Rusya’nın merkezinde olduğu bazı politikaların yeniden şekil almasına yol açıyor.

ABD’den sonra dünyanın en büyük doğalgaz üreticisi olan Rusya, bu pozisyonunu oldukça verimli bir şekilde kullanıyor. Özellikle hava kirliliği ve iklim krizine karşı kömüre alternatif olarak görülen ama aslında yine bir fosil yakıt olan doğalgazın bölgedeki kullanımı Rusya’ya büyük bir ekonomik getiri sağlıyor.

Avrupa Birliği doğal gazının yaklaşık yüzde 45’ini, petrolünün ise 4'te birinden fazlasını Rusya’dan temin ediyor. Yeni bir analiz, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden bu yana geçen altı ay içerisinde petrol, gaz ve kömür ihracatından elde ettiği kazancın, işgalin toplam maliyetini geride bıraktığını ortaya koyuyor.

Kaynak: Financial Times


Savaşın Kremlin’e 100 milyar Euro’ya mal olduğu tahmin edilirken, şubattan ağustosa kadar olan süreçte fosil yakıt ihracatı 158 milyar Euro’ya ulaştı. Fosil yakıt ihracat gelirleri, Rusya’nın federal bütçesine tahmini 43 milyar Euro katkıda bulunarak, Ukrayna’daki savaşın finanse edilmesine yardımcı oldu.

Rapora göre, en büyük fosil yakıt ithalatçıları listesinde ilk sırada 85,1 milyar Euro ile AB geliyor, Türkiye ise 10,7 milyar Euro ile üçüncü sırada.

Durum böyle olunca, şu an yenilenebilir enerji yatırımı yerine enerji güvenliği büyük bir önem taşıyor. Yani şu an karar vericiler için Rusya’ya olan bağımlılığı azaltmak, iklim krizine karşı mücadeleyi hızlandırmaktan daha öncelikli.

Almanya’nın daha önceden kapattığı kömürlü termik santralleri opsiyonda tutmak istemesi bunun en güçlü örneklerinden biri. Her ne kadar bu fosil yakıtlara geri dönüş için bir bahane olsa da, bunun tam tersini söyleyen veriler de var.

Almanya'da dev bir güneş tarlası - Parabel GmbH


Fosil yakıt yatırımları yerine, yenilenebilir enerji ve ekonomik ve politik olarak net sıfır teknolojilerinin daha mantıklı olduğunu gösteren veriler yenilenebilir enerji ve batarya teknolojisine odaklanan ve yerel, adil bir enerji dağıtım sistemine işaret ediyor.

Avrupa İklim Vakfı’nın yayımladığı son rapor da yenilenebilir enerji projelerinin agresif bir şekilde kurulması, enerji verimliliği ve elektriklendirme projelerine geçiş ve doğalgaz boru hatları yerine önümüzdeki 36 ay boyunca sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatının geçici olarak artırılmasını öneriyor.

Asıl hedefte ise doğalgaz kullanımını ilk olarak belirli bir seviyede tutmak ama en azından 2025’te hızlıca azaltmak ve yeni doğalgaz altyapısına yönelik yatırım yapılmasının önüne geçmek var.

Peki bu geçiş süreci Türkiye için ne anlama geliyor? Fosil yakıtlara bağımlılığı 1970’lerden beridir başına bela olan ülkemiz yerli ve milli olarak özellikle kömüre yatırım yapıyor.

1970'lerdeki fosil yakıt krizinden bir gazete kupürü


Özellikle Akbelen’de Yatağan Termik Santrali için kömür madeni genişletme çalışmaları yapılsa da, kömürlü termik santrallerin yakıt için %90’ların üzerinde ithal kömüre bağımlı olması bu yatırımı çok mantıklı kılmıyor.

BirGün için kaleme aldığı yazıda ise TMMOB Makina Mühendisleri Odası Enerji Çalışma Grubu Başkanı Oğuz Türkyılmaz (2020 yılı için), Türkiye’nin yıllık 40-45 milyar dolarlık enerji ithalat faturasının 25 milyar doları aşan bir kısmının petrole ödendiğini belirtiyor.

Enerjide ağırlık doğalgazda değil, tükettiğimiz petrol ve bu petrolün üçte ikisinin kullanıldığı ulaşımda. Türkyılmaz, özel oto sahipliğinin teşvik edildiği ve taşımalarda karayolları payının yüzde 90’larda olduğu ülkemizde, ulaşımda ve toplu taşımada raylı sistemler öne çıkmadıkça, petrol ağırlıklı enerji girdileri ithalatının süreceğini ve enerjiye yüksek tutarlar ödenmeye devam edileceğini öngörüyor.

Aynı durum doğalgaz için de geçerli. Kısa ve orta vadede ise enerji arzında konutlarda ısınma ve mutfak amaçlı, sanayide ise enerji kaynağı olarak kullanılıyor. Türkiye’de doğalgaz tüketimi 45-50 milyar m3 arasında ve ithal doğalgaza %99 oranında bağımlıyız. Bunun yıllık ithalat faturası 8-10 milyar dolar düzeyinde.


Bununla beraber, Türkyılmaz karada ve denizlerde, ülkenin ihtiyacının tamamını karşılayacak yeni sahalar bulunmadığı ve üretime geçirilmediği sürece Türkiye’nin doğalgaz ithalatını sürdüreceğini ve her yıl milyarlarca dolar ödemeye devam edeceğini belirtiyor.

Burada Avrupa İklim Vakfı’nın da önerisini dikkate alarak, elinde fosil yakıt kaynağı verimli bir şekilde bulunmayan Türkiye’nin daha da agresif bir şekilde yenilenebilir enerji projelerine odaklanması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle Enerji düşünce kuruluşu Ember tarafından yayımlanan son raporda, bu yönelimin Türkiye için daha verimli olduğunu da kanıtlamakta.

Çalışmada ilk başta Türkiye’nin geçtiğimiz yıl Paris Anlaşması’na taraf olarak 2053 yılına kadar net sıfır hedefi belirlediği ve bu hedefe uygun olarak yeni bir enerji planı açıklayacağına değiniliyor. Buna yönelik son günlerde de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Kurum, “Ulusal kalkınma hedeflerine, ülkemizin gelişmesine, büyümesine, istihdamına katkı sağlayacak şekliyle Ulusal Katkı Beyanı’nı güncelleyeceğiz” diyerek açıklama yapmıştı.

Güncellemenin kasımın ilk haftası Mısır’da düzenlenecek COP27 öncesi gelmesi muhtemel. Bununla beraber bakanlığın daha önceki açıklamalarını göz önünde bulundurursak, yenilenebilir enerji yatırımları yerine yerli ve milli fosil kaynakların ve nükleer enerjinin öne çıkacağı bir güncelleme daha olası gözüküyor.


Ember’ın yayınladığı analiz ise 2021 yılında Türkiye’deki elektrik üretiminin %50’sini sağlayan ithal fosil kaynakların payının, rüzgar ve güneş enerjisi sayesinde 2030 yılına kadar %25’in altına indirilebileceğini ortaya koyuyor. Bu plan ile rüzgâr ve güneş enerjisi hedeflerinin ülkenin yalnızca karbonsuzlaşmasını değil, aynı zamanda enerji bağımsızlığını da sağlayabileceğini gösteriyor.

Ember’ın yenilenebilir enerji analizinde, rüzgâr ve güneşin elektrik üretimindeki payının tüm kaynaklar arasında en az üçte bir oranına yükselmesi gerekiyor. Bunun için şu an 8,8 GW seviyesinde olan güneş enerjisi üretim kapasitesini, 2030 yılına dek her yıl ortalama 4 GW ekleyerek 40 GW’a çıkarmak öncelikli hedefler arasında.

Türkiye’de güneş enerjisi yükselişte ve şu anda Avrupa’nın en büyük solar panel üretim kapasitesine sahibiz. Son yıllarda her yıl yaklaşık 1 GW’lık güneş kapasitesi devreye alınmasına rağmen, Türkiye’nin yerli panel üretim kapasitesi bunun sekiz katından fazla.

Yatırımcıların güneşe ilgisi de çok daha yüksek seviyelerde, öyle ki her yıl düzenlenen güneş enerjisi ihalelerine, ihale kapasitesinin 10-15 katı talep geliyor. Bu yüzden güneş enerjisinin bu seviyelere çıkmasını beklemek oldukça mantıklı.

Ankara'da kurulan bir güneş teknolojileri fabrikası açılışı


Güneş enerjisine ek olarak, mevcut kapasitesi 11 GW seviyesinde olan rüzgâr enerjisinin de sekiz yıl içinde yaklaşık üç katına yani 30 GW sınırının üstüne çıkması gerekecek. Bunun gerçekleşebilmesi için her yıl 2,5 GW’lık rüzgâr santrali kurulumu yapılması gerekiyor. Ancak maalesef Türkiye’de her yıl yaklaşık 1 GW’lık rüzgâr kapasitesi devreye alınıyor.

Ember’ın çalışmasında özellikle güneş enerjisinin ucuzluğuna ve Türkiye’nin enerji tüketimine kolayca uyum sağladığına dikkat çekmiş. Zira güneş enerjisinden elektrik üretimi, artan klima kullanımı ihtiyacı nedeniyle yaz aylarında zirve yapan ülke çapındaki elektrik tüketimi profiline iyi uyum sağlar ve kurak mevsimlerde hidroelektriği telafi edebilir. Böylelikle barajlı hidroelektrik santralleri kış aylarında değerlendirilerek doğalgaz santrallerine olan ihtiyaç ve doğalgaz tüketimi azaltılabilir, kışın en soğuk dönemlerinde ortaya çıkan gaz talebi daha kolay karşılanabilir.


Ember raporunun verileri bize aslında fosil yakıtlara ciddi alternatif olabilecek bir sektörün, yatırım ve üretim imkânı olmasına rağmen muhafazakar bir şekilde büyümeye mahkum edildiğini gösteriyor. Güneş ve rüzgâr enerjisi enerji krizinin ortaya çıkmaya başladığı Temmuz 2021’den Nisan 2022’ye kadar Türkiye’ye 7 milyar dolar tasarruf ettirmiş durumda.

Uzmanlar ise en iyimser bakışla 2024’e kadar enerji fiyatlarının yüksekten devam edeceğini tahmin ediyor. Ekonomik olarak tasarrufu artıracak, uluslararası politikalarda Türkiye’nin itibarını artıracak, sosyal anlamda daha adil ve sağlıklı yenilenebilir enerjiye yatırım yapılmamasını artık politik bir duruş olarak nitelendirmek gerek.

Her sektörde olduğu gibi maalesef enerji sektöründe şu andaki politik seçimler de eskiyi, bağlantısı ve lobi gücü yüksek olanları koruyor. Önümüzdeki seçimler ve bundan sonrakiler için iklim krizine yönelik çözüm önerileri işte bu yüzden önemli.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

doğalgaz

petrol

kömür

Rusya

Ukrayna

Avrupa Birliği

Financial

Türkiye

Euro

Almanya

NEREDE YAYIMLANDI?

Çevreci GeekÇevreci Geek

BÜLTEN SAYISI

ÜYELERE ÖZEL

Türkiye'nin Enerji Bağımlılığı ve Enerji Güvenliği

Enerji güvenliği fosil yakıtlar ile mümkün değil ama güneş ve rüzgâr, Türkiye'nin enerji bağımlılığını yarılayabilir

11 Eki 2022

 Parabel GmbH

YAZARLAR

Görkem Gömeç

Boğaziçi Üniversitesi ve SUNY Binghamton'da Küresel ve Uluslararası İlişkiler lisansından sonra, İsveç'te Uppsala Üniversitesi'nde Sürdürülebilir Kalkınma üzerine yüksek lisans yaptı. 7 yıllık içerik üretme deneyimini Çevreci Geek ve Yeşil Öneriler ile sürdürüyor.

Çevreci Geek

İklim haberleri üzerine yorumlar.

İLGİLİ OKUMALAR

;