aposto-logo
TR
TREN

İstanbul'da Eski Ramazanlar

Direklerarası'na gelelim: Faaliyetin başlıcası orada.
İstanbul'da Eski Ramazanlar

Yazan: Sermed Muhtar Arus


On beş, yirmi gün kala, vakitli vakitsiz cami ve mescid şerefelerinde müezzinler görülmeye başlar, kandilleri yerine takar, sırası bozulmuşları düzeltirken gözü ilişenler, "Rabbime bin şükür mübarek ay da geldi!" diye sevinirlerdi.

Bir iki gün sonra, selâtin camilerin iki minaresi arasında mahya ipleri bağlanırken görenlerde yine memnuniyet ve tehniyet, "Elhamdülillâh, on bir ayın sultanına yine yetiştik çocuklar!".

Daha ardından Beyazıd meydanında, Serasker kapısından içeri galdır guldur beygirler ve iki mantelli top. Ezanda iftar vaktini gürletecekler...

Seyrine üşüşen üşüşene, yine hamdeden edene.

Artık adım başında çeşit çeşit Ramazan alâmetleri, her tarafta faaliyet belirirdi.

Cami kayyumları, kademeleri, başlarında dikişlisi takke, kavukları, cübbeleri atmışlar, kolları paçaları sıvamışlar. Köşe bucağın örümcekleri alınıyor; boydan boya halılar, saf saf pabuçluklar süpürülüyor; camlar siliniyor; kandiller sıcak suda yıkanıp patlatılıyor; mihrabın iki tarafındaki büyük pirinç şamdanlar, avluda abdest muslukları, şadırvanların tasları uğuluyor.

Evkaftan arabalarla yollanan tulum tulum, teneke tene kandillik zeytinyağları sırtlanıp indiriliyor. İmam efendilerin, müezzin efendilerin lüpcülerinde keyif kekâ (argo: keyifler yerinde). Gelsin elçabukluğu marifetle ham hum şorolop (argo: yutmak); okka okka evlerine aşıramento (argo: aşırmak). Artık sofralarında sıvırya (alabildiğine) fasulye pilâkisi, zeytinyağlı pırasa...

İstanbul'un ana caddelerindeki dükkânlar da çeki düzene koyulurdu: Şekerciler pırıl pırıl kalaylı reçel kaplarını yere, renk renk şurup şişelerini raflara dizerler; bakkallar mostıralarını (sergilenen örnekleri) çoğaltarak güllâçları, sucukları, pastırmaları sallandırırlar; fırınların tezgâh etrafları pembe, kırmızı uçurtma kâğıtlarının nakışlı nakışlı oyuruklarıyla süslenir, has ekmek, çörek otlu pide, kazanyağlı, susamlı, makarnalık simitleri çıkarmaya hazırlanırlardı.

Bulgar işkembecilere de gün doğardı. Sair (diğer) vakitler aksataları (argo: alışveriş) kıt. Civardaki evlerin birine bir misafir damlayacak da sini üstünü yufka olduğu için yumurtasızı ikiliğe, yumurtalısı üçlüğe çorba ısmarlanacak yahut kepenkler ineceği sırada bir Balıkpazarı veya Tavukpazarı avdetçişi (Balıkpazarı veya Tavukpazarı'ndan dönen kişi) düşecek de eve eli boş gitmemek için çeyreği sökülüp beyinli bir baş alacak.

Halbuki Ramazan geldi mi kâse dolusu çorbaya kuruşu, yarım okka ekmeğe yirmi parayı veren bütün fıkarayı (fakiri) sabrı hep hürya ederdi. 

On bir ayın sultanı kapı eşiğine yaklaşırken Beyazıd camisi avlusunda çat çut, çat çut keser sesleri, testere gıcırtıları...

Sergiciler inşaata girişirlerdi. Yapılan barakaların büyükçelerine Hereke, Karamürsel fabrikalarının, Feshane-i Âmire'nin, Mekteb-i Sanayii'nin, tütün ve tömbeli rejisinin, İzmir pazarının malûmatları istif edilir, öbürlerine de antikacı Bedestenli Ali Bey, sayılı ağızlıkçılar, Buharanlı tesbihçiler, akarab hacıyağcılar, "kokulu bahar, kokulu bahar" diye nağmeleriyle meşhur kınalı sakallı Acem yerleşir, birkaç gün sonra da ortalık iğne atsan yere düşmez hâle gelirdi.

Hele Vezneciler'den Direklerarası'na kadarki hazırlıkları sormayın. Mısırlı Zeynep Hanım Konağı'nın (şimdiki Fen Fakültesi) önünü dön, aşağı vur.

Sol kolda, medreseden sonraki arsaya salaş kahvenin damına muşambalar serilmekte. Peykelerine, Valide Han'ından kiralanmış halılar yayılmada.

(...)

Karşıda, Türkiye'nin ilk Türk eczacısı Sakallı Hamdi Bey'in eczanesi. Yanıbaşındaki yangından bakiye arsaya küçük küçük çadırlar, tahta havaleler kurulurdu.

(...)

Direklerarası'na gelelim: Faaliyetin başlıcası orada, çaycılarda: Varı yoğu dışarı çıkarıp duv arları, çerçeveleri boyayan boyayana, yerleri ovduran ovdurana; semaveri, tezgâhı pırıl pırıl edip fazla sandalyeler kiralayan kiralayana...

(...)

Ramazan'ın gelişine bir alâmat de askeri mekteplerin tatil oluşu ve mekteplilerin caddeleri, sokakları dolduruşu idi. Şaban ayının on beşi oldu mu cümlesi evci ve sılacı edilirdi.

(...)

Şeker bayramının dördüncü günü mekteplerine dönerler, sılaya gitmişler ise Kurban'a kadar kalırlardı. 


Kaynak: Akşam, 20.10.1939, sayfa 7.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

cami

mahya

pilâki

pırasa

Sermed Muhtar Arus

Ramazan

argo

İstanbul

NEREDE YAYIMLANDI?

KupürKupür

BÜLTEN SAYISI

Eski Ramazanlar, Osmanlı'da Diş Kirası

Ramazan geldi, hoş geldi; baklava tepsisi boş geldi!

07 Nis 2023

Eski ramazanlarda bir iftar sofrası

YAZARLAR

Kupür

Geçmiş gazete ve dergilerden yazılar, makaleler, röportajlar. İki haftada bir cuma neşrolunur.

İLGİLİ OKUMALAR

;