aposto-logoCuma, 3 Şubat 2023
aposto-logo
Cuma, Şubat 3, 2023
Premium'a Yüksel

Karar Vermek Zorunda Olduğumuz Ne Kadar da Çok konu Var.

Kararsızlık her ne kadar doğal bir durum olsa da bazen çok fazla zamanımızı alabiliyor ve bizi yıpratabiliyor.

Arkadaşlarınızla buluştuğunuzda nerede yemek yiyeceğinize karar veremeyip topu birbirinize attığınız oluyor mu? Ya da partnerinizle yapacağınız tatil için yer seçimini tamamen ona bıraktığınız? 

“Küçük ölçekli” planlarda kararı bir başkasına bırakmanın sizi karar verme yükünden kurtardığını ve hayatınızı kolaylaştırdığını daha önce deneyimlemiş olabilirsiniz. Peki ya daha “büyük” sonuçlara yol açacak kararlar vermeniz gerektiğinde?

Karar vermek bazen çok zor bir hale gelebiliyor. Hatta “Keşke benim yerime başka biri bu kararı alıyor olsaydı” gibi düşüncelerin ortaya çıkmasına sebep olabiliyor. Fakat ne yazık ki kendi kararlarımızı vermeden yaşayacağımız bir hayat mümkün gözükmüyor. Hayatın her noktasında, küçük ya da büyük seçimler yaparak yaşamımızı şekillendirmek durumunda oluyoruz. Bizi ilgilendiren bir konuda karar verirken kendimize güvenmeyip sorumluluğu bir başkasına atmak isteyebiliyoruz. Fakat günün sonunda kararımızın sonuçlarını deneyimleyip kabul etmek durumunda kalan biz oluyoruz. İşte bu yüzden, kendi adımıza kararlar verebilmek hayatımızın kontrolünü elimizde tutmak açısından oldukça önemli oluyor.

Neye Göre Karar Veriyoruz?

Bir konuyla ilgili bir karara varmak çoğu zaman zor oluyor çünkü beynimizin birçok bölgesinin aynı anda çalışmasına sebep oluyor. Araştırmalar, beynimizin hem mantıksal olarak hem de duygusal olarak kararlarımızı gözden geçirdiğini gösteriyor. Yani ne tamamen mantıkla ne de tamamen duygusallıkla hareket ediyoruz. 

Karar verme sürecinde beynimizin prefrontal korteks, hafıza, motor sistem, seçici dikkat ve nöral ağlar gibi birçok bölgesi büyük bir rol üstleniyor. Karar verirken önce seçeneklere odaklanmamız ve onları düşünmemiz gerekiyor. Seçici dikkat, karar vereceğimiz konuya odaklanmamız ve onun hakkında düşünmemiz için yardımcı bir görev üstleniyor. Geçmiş deneyimlerimizi önümüze çıkaran bellek, bir karar alacağımız zaman önümüze bu deneyimlerle ilgili şemaları getiriyor. Bu şemalar beynimize daha önceden kodlanmış oldukları için spesifik olarak o deneyimi düşünmemize gerek kalmadan bir davranışın sonucu hakkında fikir yürütebiliyoruz. Algı ise duyusal olarak bilgileri yorumlamamızı ve kendi arka plan bilgilerimize göre fikirleri analiz etmemizi sağlıyor. 

Yapılan bir araştırma, karar verme sürecimizde duygularımızdan da oldukça etkilendiğimizi gösteriyor. Duygularımız, rasyonel düşüncemizi değiştirerek konuya çok farklı bir motivasyon ile bakmamızı sağlıyor. Örneğin, riskli bir seçimin sonuçlarına dair kaygı yaşayan biri, sonucunda daha rahat ve güvenli hissedeceği kararı veriyor. Ya da uçağa binmekten korkan biri, uçak kazalarının oranının otobüs kazalarından az olduğunu bilse bile otobüse binmeyi tercih edebiliyor. Bu gibi durumlar, amigdalanın uyaranları duygusal olarak kodlaması ve tatmin olup olmama hislerini ayırt etmesiyle bağlantılı oluyor.

Kararsızlığa Yol Açan Sebepler

  • Seçeceğimiz şey hakkında çok az bilgiye sahip olmak, bizi gerçekliğe dayanmayan bir karar verdiğimiz şüphesine düşürebiliyor. Bu yüzden bir karar alırken gerekli bilgileri araştırmak bizim faydamıza oluyor. Öte yandan, seçenekler hakkında çok fazla bilgiye sahip olmamız da hangi bilginin daha önemli olduğunu ayırt edemememize sebep oluyor. Karar verirken amaçtan sapmadan seçeneklerde nelerin önemli olduğunu değerlendirebilmemiz önem taşıyor.

  • Çok fazla insana fikrini sorduğumuzda her birinin verdiği fikrin farklı sebeplere dayalı olduğunu görebiliriz. Her insanın kendi değerleri ve yargıları olduğundan tamamen dışsal fikirlere göre bir karar vermek iyi bir fikir olmayabiliyor.

  • İki seçeneğe karşı da özel bir ilgi duymamak karar vermemizi zorlaştırabiliyor. Böyle bir durumda daha basit adımlar kullanmak avantajlı olabiliyor.

  • Çok fazla seçeneğimiz olması da bizi karar felcine uğratarak karar vermemizi zora sokuyor.

  • Yoğun strese uzun süre maruz kaldığımızda prefrontal korteks bölgesinin etkinliği azaldığından çok sağlıklı kararlar veremiyor ya da kararsızlıkla boğuşabiliyoruz. Bu yüzden alacağımız karar hakkında uzun süre düşünüp strese girdiğimizde kararsızlık içerisine daha da itilebiliyoruz.

  • Bazı araştırmalar, kararsızlığın depresyon ve anksiyeteyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Depresyonda olan bireyin seçeneklere dair karamsar bir görüşe kapılması, harekete geçmesine engel olabiliyor. Öte yandan anksiyete yaşayan bir birey sürekli yanlış bir karar vereceğinden korktuğu için bunun kötü sonuçlarından kaçmak uğruna kararsızlığa düşebiliyor.

Gülce Gürel

Hikâyeyi beğendiniz mi? Paylaşın.

İlgili Başlıklar

prefrontal korteks

Hikâyeyi beğendiniz mi?

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Nerede Yayımlandı?

🤔 Bu Bülteni Okusam mı Okumasam mı?

Yayın & Yazar

Yakın İlişkiler

İlişkilere bilimsel bir bakış açısı!

;