Kariyerinin başında bir oyuncu: Oktay Çubuk

"Aşk da bir bağımlılık değil mi? Bence bağımlılıkların en büyüğü aşk."
Kariyerinin başında bir oyuncu: Oktay Çubuk

24 Ocak - Reflect Studio
Reflect Studio ile birlikte

Rahat, özgün, sürdürülebilir moda: Reflect Studio İyi giyinmenin iyi hissettirdiğine olan inançtan yola çıkan Reflect Studio , bu sezon yeni yüzü ve yeni koleksiyonuyla karşımıza çıkıyor. Nedir? Yüksek kaliteli ve sürdürülebilir kumaşlarla üretilen, rahat ve dayanıklı tasarımlarıyla dikkat çeken Reflect Studio hem marka hem mağaza hem de stüdyo olarak üç alanda faaliyet gösteriyor. #NextSustainability: Reflect Studio , Türkiye’nin üretimin her aşamasında duyarlı süreçleri benimseyen B Corp markaları arasında yer alan tek moda markası . Sürdürülebilirliği bütünsel olarak ele alan #NextSustainability anlayışını benimseyen Reflect Studio Next mağazaları , geri dönüşüm, ileri dönüşüm ve onarımın gücüne inanarak atık kumaşlara yeniden hayat veriyor. Reflect Studio nelerden ilhâm alıyor? İyimserlik: Pandemi sonrası faaliyetlerine başlayan Reflect Studio, bu zorlu dönemde gösterdiğimiz mücadelenin gücünü ve önümüzdeki ihtimallerin sonsuzluğunu kutluyor. Akışkanlık: Hayatın akıcılığından ilham alan Reflect Studio, akışı tasarladığı tüm kumaşlarda, alanlarda ve deneyimlerde yaşatıyor. DIY kültürü: Seri üretimin ve tek tipliğin gitgide yaygınlaştığı günümüzde özgünlüğü mümkün kılmayı amaçlayan Reflect Studio, mağazalarında orijinalliği ve yaratıcılığı koruyan DIY (kendin yap) kültürüne yöneliyor. Dahası: Visiting Artists serisiyle çeşitli tasarımcıların işlerine yer vererek iletişime ve çoksesliliğe alan açan Reflect Studio, farklı sanatçıların eserlerini ısı baskı yoluyla ürünlere uygulanabilir sticker ya da patch ’lere dönüştürüyor. Reflect Studio’yu buradan takip edebilir, koleksiyonu ise bu bağlantıyı veya Akasya ve Kanyon mağazalarını ziyaret ederek inceleyebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Oktay'ı keşfetmek. Üniversite için İstanbul'a gelene kadar İzmir'de yaşamış Oktay. İngilizce (hatta okuma-yazma) bilmediği yıllarda Karaca ve İzmir Sineması'nda annesiyle izlediği filmleri hatırladığında "Annem bana önemli şeyleri fısıldardı." diyor. Bazen de annesi onu sinemaya tek başına bırakır, hâlâ çok sevdiği animasyon filmleri izlemeye gidermiş. Atlantis: Kayıp İmparatorluk filmini sinemada dokuz kez izlemiş! Ergenliğinde ise başta Guy Ritchie filmleri ve kara mizah türündeki filmler olmak üzere sinemayla yakın ilişkisi devam etmiş. O salonda olma hissini, o büyük perdeyi büyülü bulduğunu söylüyor: "Bazen gerçek hayat yeterince ilgi çekici olmadığında orada yaratılan dünya ve izlediklerim beni iki saatliğine de olsa koparabiliyordu hayattan, o hoşuma gidiyordu." 

Kamera arkası, kamera önü. Üniversite sınavında Türkiye derecesi yapıp istediği yerde istediği bölümü okuma özgürlüğüne sahip olunca İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde sinema ve televizyon eğitimi almayı seçmiş. Oyunculuk aklında hep varmış. Seçtiği lisans eğitiminin ona oyunculuk öğretmeyeceğinin bilinciyle İstanbul'a geldiği anda bir yandan da bir oyunculuk atölyesine yazılmış. Sinema eğitimi almanın her şeyden önce entellektüel olarak yararını gördüğünü, sinema tarihi ve film grameri derslerinin senaryo okurken işine yaradığını, sinemanın tekniğinden anlamanın bir oyuncu olarak kadrajını, ışığını, nerede durması gerektiğini anlamasına yardımcı olduğunu söylüyor.

Oktay, mahallesi Arnavutköy'ü anlatıyor. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu

Aynı kalmamak. "İnsan olarak da asla aynı kalmayan, durmadan değişen yaratıklar, varlıklar olduğumuz için ister istemez oyunculuğuna da sirayet ediyor bu insanın." diyor Oktay, iki yıl önce oynadığı ilk dizilerden bugüne nasıl değiştiğini sorduğumda. Oynadığı ilk dizilerdeki rolleri o kadar ufakmış ki onlara oyunculuk diyemeyeceğini söylüyor: "Bir Nefes Daha o kadar ilk işim ki televizyonda oyunculuğu çok anlayamamıştım. Yirmi bölüm bir dizide oynamışlığım vardı ama her bölümde anca üç sahnem vardı."

Bir adım geriden. Kasım 2020, Chicago. Evlerimize kapandığımız, o çok uzakmış gibi gelen günler. Bir Nefes Daha'nın Tallinn Film Festivali'ndeki gösteriminin ardından filmi merak ediyor, çevrimiçi izleme fırsatı yakalıyorum. Yıllar önce Deniz Seviyesi'ni izlediğim Nisan Dağ'ın sineması bir kez daha çekiyor beni. Oktay'ı da ilk kez orada izliyorum. Eylül 2021, Ayvalık. Festivalin programında Bir Nefes Daha da var, filmin hemen öncesindeki festival davetinde Nisan ve Oktay'la tanışıyorum. Kasım 2021, Moda. Nisan, Keşif Sineması'nın beşinci konuğu oluyor. Tabii Oktay'ın da kulakları çınlıyor.

Her şey çok güzel olacak. Oktay heyecan verici bir oyuncu seçimi süreci sonrası yaklaşık altı ay hazırlanmış Bir Nefes Daha'daki rolüne. Bir projeye neredeyse başından sonuna dahil olmanın kendisi için çok değerli olduğunu söylüyor. Oktay'ın filmde canlandırdığı Fehmi, madde bağımlılığı ve potansiyel müzik kariyeri arasında kalan bir rapçi. Oktay da hazırlık süreci boyunca evde, ev arkadaşıyla kendi kendilerine rap yapıp kaydetmeye başlamış, hatta internete yükledikleri şarkılar bir albüme dönüşmüş. Sonrasında filmin Da Poet ve Hayki imzalı müzikleri ve şarkılarına da (tıpkı yönetmen Nisan Dağ gibi) katkısı olmuş onun da: "Biraz da o sürecin içinde olman lazım çünkü rap çok kişisel bir şey ve dinleyiciye geçmesi için senin onu kişiselleştirmen, dediğini kastetmen ve gerçekten yaşaman gerekiyor. O zaman iyi rapçi oluyorsun."

Tutkular. "Rap severim ama rapçilerin hayattaki tutkusu rap. Benim hayattaki tutkum rap değil, müzik konusundaki en büyük tutkum bile rap değil." diye açıklıyor Oktay filmden sonra rap müzik yapmayı bırakmasını. Fehmi rolünün aynı zamanda çok büyük bir psikolojik yük altında olduğunu, önemli bir ikilem yaşadığını hatırlatıyorum. Rol aldığı dizilerden bir boksörü canlandırdığı Duran'daki rolünün ise inanılmaz bir fiziksel çaba gerektirdiğini tahmin ediyorum ve yolun başındaki bir oyuncu olarak psikolojik ağırlığı olan rollerin mi, fiziksel gereksinimi olan rollerin mi onu zorladığını soruyorum. "İnan ki bana en zor gelen boş oturup beklemek!" diyor Oktay. Duran için altı ay boyunca haftada dört gün alması yeterli olacak dövüş eğitimine haftada altı gün gitmeyi tercih ettiğini söyleyince adanmışlığına hayran kalıyorum. Ekliyor: "Benim iki günümü daha vermem azıcık daha gerçekçi yapacaksa benim oynadığım karakteri, ben bunu istiyorum."

Oktay'la keşfetmek. Birlikte konuşmak için ikimizin de çok etkilendiği Sound of Metal'ı seçiyoruz. "[İzledikten] sonrasında birkaç gün hâlâ beynimde yankılandı." diyor Oktay film için. Ansızın işitme duyusunu yitiren ve hayatındaki bu kalıcı değişime adapte olmaya çalışan bir davulcunun yaşadıklarını konu alıyor film. Yönetmen ve senarist Darius Marder'in belgesel sinema ve kurgu kökenli olmasının etkilerinden başlayarak, filmin ses tasarımının ve kurgusunun duygu aktarımına, gerçekliğine etkisini konuşuyoruz. Başrol oyuncusu Riz Ahmed'in film için bateri çalmayı ve işaret dilini öğrendiği hazırlık sürecinden söz ediyoruz.  

"Aşk da bir bağımlılık değil mi?". Ben Sound of Metal'i izledikten sonra filmi bir bağımlılık hikâyesi olarak okuduğumu söylüyorum. Ruben'in geride kalmış madde bağımlılığı değil; engelsiz ve işitebilen bir insan olmaya, işitmeyi gerektiren işine olan bağımlılığı söz ettiğim. Oktay araya girip Ruben'in kız arkadaşından da uzaklaşmak zorunda kalışını hatırlatıyor: "Aşk da bir bağımlılık değil mi? Bence bağımlılıkların en büyüğü aşk." Sound of Metal ve Bir Nefes Daha'nın, Ruben ve Fehmi'nin ortaklıklarına da dokunuyor sohbetimiz. Böyle kasıtsız kesişimleri seviyorum. En sevdiği sahneyi sorduğumda anlatıyor Oktay ve bitiriyor: "Hissetmemek için taş olmak gerekiyor."

Emre ve Oktay, Arnavutköy sokaklarında. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu

Diyor ki...

"Nisan'ın setinde hayatımda ilk kez oyunculuk deneyimledim [diyebilirim.] Ben eğer bu film yerine gidip bir dizi daha yapsaydım oyunculuğu bırakırdım, bu benim hayal ettiğim değil derdim. Ama Nisan'la çalıştıktan sonra oyunculuğun ne olduğunu ve nasıl yapılması gerektiğini gördüm ve dedim ki evet, benim istediğim de hayal ettiğim de buydu."


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

🎬 Keşif Sineması #2.10: Oktay Çubuk

Oktay Çubuk'la sinema eğitimi, tutkular, bağımlılıklar ve rap müzik üzerine. | Keşif: Darius Marder

25 Oca 2023

Reflect Studio ile birlikte
Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Ayvalık Uluslararası Film Festivali: Ayvalık’ı farklı kılan nedir?

14–20 Eylül tarihleri arasında düzenlenen ve medya sponsorları arasında yer aldığımız Ayvalık Uluslararası Film Festivali’ne; değişen alışkanlıkları, süren samimiyeti ve bu yılın filmleri üzerinden baktık.

Emre Eminoğlu

·

25 Eyl 2026

Ayvalık Uluslararası Film Festivali: Ayvalık’ı farklı kılan nedir?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Büyük yaslara sessizce eşlik edecek kitaplar

Bazen insanın ihtiyacı, acısına bir cevap bulmak değil, o acının içinde bütünüyle yalnız olmadığını bilmektir. Belki kitapların yapabileceği şey de tam burada başlıyor. Acıyı dindirmek değil, çünkü bazı acılar dindirilemeyebilir. Bir kaybı anlamlandırmak ya da ona teselli olacak birkaç güzel cümle bulmak da değil; yalnızca insanın acısının yanında sessizce bulunmak.

Aslı Perker

·

25 Eyl 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Büyük yaslara sessizce eşlik edecek kitaplar
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Arkas Sanat ve Centre Pompidou’nun beş yıllık işbirliği: Lumina: Renk ve Işık Sanatı

Arkas Sanat ve Centre Pompidou işbirliğinin ilk sergisi “Lumina: Renk ve Işık Sanatı”, 26 Eylül’de Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde açılıyor. Beş yıllık işbirliği kapsamında düzenlenecek 10 serginin ilkini ve bu uzun soluklu buluşmayı Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas, Arkas Sanat Direktörü Müjde Unustası ve Centre Pompidou Başkanı Laurent Le Bon’dan dinledik.

Burcu Dimili

·

25 Eyl 2026

Arkas Sanat ve Centre Pompidou’nun beş yıllık işbirliği: Lumina: Renk ve Işık Sanatı
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yıldız Tozu | Sinemanın emekçisi, filozofu ve delisi: Werner Herzog

“Verilere dayalı gerçek, muhasebeciler içindir” diyen ve sadece nesnel gerçeği beyazperdeye yansıtmakla yetinen sinema anlayışını aşağılayan Werner Herzog'un çektiği tüm filmlerde, kurgu ve belgesel iç içe geçer. Her bir film projesi, lideri Herzog olan ekibin görevidir ve görev yerine getirilecektir. Görev süresince tüm ekip “dışarıdan gangsterler gibi görünüp, içlerinde papaz cübbesi giymiş azizler gibi” adanmış olacaktır.

Mehmet Sindel

·

24 Eyl 2026

Yıldız Tozu | Sinemanın emekçisi, filozofu ve delisi: Werner Herzog
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Camilla Barnes ile sohbet: Korkuyla başa çıkmanın zarif yoludur mizah

Filozof Jonathan Barnes'ın kızı ve İngiliz yazar Julian Barnes'ın yeğeni Camilla Barnes, ilk romanı "Her Zamanki O Öldürme Arzusu"nda İngiltere'den Fransa'ya göç etmiş bir ailenin üç kuşaklık öyküsünü anlatırken zarif ve alabildiğine mizahi bir dil kullanıyor. Barnes’la, bu güçlü edebiyat ve felsefe geleneğinin içinde kendi sesini bulmayı, İngiltere’den Fransa’ya göçü, aile içindeki iktidar ilişkilerini, kuşak çatışmalarını ve yaş almayı konuştuk.

Soner Can

·

24 Eyl 2026

Camilla Barnes ile sohbet: Korkuyla başa çıkmanın zarif yoludur mizah