“Kahraman” yapılar yerine terk edilmiş yapılara bakmak: Mimarlığın Çuval Teorisi

Hayalet Hikâyeleri: Mimarlığın Çuval Teorisi projesinin küratörleriyle Venedik Bienali 18. Uluslararası Mimarlık Sergisi’nin Türkiye Pavyonu hakkında bir söyleşi.
“Kahraman” yapılar yerine terk edilmiş yapılara bakmak: Mimarlığın Çuval Teorisi

9 Mayıs - Arter - İstanbul
Arter ile birlikte

Arter’de keşif günleri: Yeni ve En Yeni Müzik Festivali

Yeni ve En Yeni Müzik Festivali 10 - 13 Mayıs'ta Arter'de Nedir? Müzik festivali .

Daha fazlasını öğren →

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Venedik Bienali Uluslararası Mimarlık Sergisi 18. edisyonuyla 20 Mayıs’ta açılıyor. Koordinasyonunu İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) üstlendiği bienalin Türkiye Pavyonu’nda bu yıl Hayalet Hikâyeleri: Mimarlığın Çuval Teorisi projesi yer alıyor. İlhamını Ursula K. Le Guin’den alan projenin küratörlüğünü Sevince Bayrak ve Oral Göktaş üstleniyor.

Binalar hakkında düşünürken kanıksadığımız imge ve yaklaşımları sorgulamamızı, gösterişli ve başarılı binalar yerine atıl binaların hikâyelerini anlamaya çalışmamızı öneren proje; terk edilmiş binaları nasıl dönüştürebileceğimize bakarken geleceğe dair umut verici önerilere alan açıyor.

Bienalin Türkiye Pavyonu 26 Kasım’a kadar bienalin ana mekânlarından Arsenale’de sanatseverlerle buluşacak. SO? Mimarlık ve Fikriyat’tan Sevince Bayrak ve Oral Göktaş’la Mimarlığın Çuval Teorisi’nin ortaya çıkış ve ilerleme sürecini, manifestosunu ve hafızayla ilişkisini konuştuk.

Hayalet Hikâyeleri: Mimarlığın Çuval Teorisi sergi tasarımı | Kaynak: SO? Mimarlık ve Fikriyat

Hayalet Hikâyeleri: Mimarlığın Çuval Teorisi sergi tasarımı | Kaynak: SO? Mimarlık ve Fikriyat

Venedik Bienali 18. Uluslararası Mimarlık Sergisi’nin teması Geleceğin Laboratuvarı olarak açıklandığında ilk çağrışımlarınız neler oldu? Projenin ve serginin kurgu süreci nasıl ilerledi?

Bienalin küratörü Lesley Lokko’nun Geleceğin Laboratuvarı temasını anlattığı giriş metni çok açık ve net olarak bu seneki serginin küratöryel yaklaşımını ortaya koyuyordu. Küratöryel metinler her zaman kolay anlaşılır olmuyor, dolayısıyla bizim için iyi bir başlangıç oldu. Sonrasında zaten epeydir üzerine düşündüğümüz bir konu olan atıl binaların yeniden kullanılması, bu binaların kentler için geleceğin laboratuvarları olarak düşünülmesi fikri üzerine çalışmaya başladık. Lesley Lokko’nun teması Afrika üzerinden şekilleniyor ancak Türkiye kentleri de gerek genç nüfusları gerek bitmemişlikleri gerekse potansiyelleri ile geleceğin laboratuvarı olmaya uygunlar.

Çuval Teorisi kahramanlar yerine insanların hikâyelerine bakarken Mimarlığın Çuval Teorisi kahraman yapıların yerine terk edilmiş yapılara bakmayı seçiyor. Açık çağrınızın ardından topladığınız Hayalet Hikâyeleri göz önünde bulundurulduğunda mimarlığın çuvalında neler dikkatinizi çekiyor?

Çuval Teorileri, Le Guin ve Fisher’a ait olanlar, aslında sahnede önemli rolleri olmasına rağmen ihmal edilenlerin, sesi duyulmayanların üzerine odaklanıyor. Mimarlığa uyarladığımızda kentlerdeki atıl yapıların da ihmal edilmiş, kıyıda köşede kalmış olmalarına rağmen hikâyelerini dinleyip anladığımızda kentler için birer kaynağa dönüşebileceği fikrine dayanıyor. Söz konusu mimarlık olduğunda ihmal edilenler sadece atıl yapılar olmak zorunda değil. Biz bu sergi kapsamında çerçeveyi daraltıp onlara odaklandık. Ama Mimarlığın Çuval Teorisi; insan ya da insan olmayan, soyut ya da somut, sahnede her ne/kim varsa ve şimdiye kadar sesine kulak verilmemişse onları dinlemeyi ve onlarla diyaloğa girmeyi öneriyor.

Dünyanın en eski dokuma sepeti 2021'de Muraba'at Mağarası'nda bulundu. Kuru iklim sayesinde 10.500 yıldır korunuyor. | Yaniv Berman / İsrail Eski Eserler Kurumu

Dünyanın en eski dokuma sepeti 2021'de Muraba'at Mağarası'nda bulundu. Kuru iklim sayesinde 10.500 yıldır korunuyor. | Yaniv Berman / İsrail Eski Eserler Kurumu

Ursula K. Le Guin, Çuval Kuramı ve Kurgu denemesinde “Çuval/karın/kutu/ev/ilaç bohçası şeklinde tasavvur ettiğimiz anlatının içinde çatışmayı, rekabeti, stresi, mücadeleyi, vs., bir bütünün gerekli unsurları olarak görebiliriz. Ama bu bütün ne çatışma ne de uyum diye tanımlanabilir, çünkü bir karara ya da durgunluğa ulaşmayı değil, devamlı bir süreci amaçlar” diyor. Mimari yapıların hikâyelerinin dışında başka özelliklerinin de devinime, değişime ve dönüşüme açık olduğunu söyleyebiliriz. Sizce geçmişte ve günümüzde hangi unsurlar bu durumu yansıtıyor?

Le Guin’in teorisinin en sevdiğimiz kısımlarından biri; sahnedeki aracı bir savaş nesnesinden bir sepete/çuvala çevirdiğinizde hikâyeyi yok etmek üzerine kurulu bir anlatıdan bir yaşam hikâyesine çevirmenize rağmen çelişkiden, mücadeleden, rekabetten arındırmıyor olmanız. Bunlar hâlâ hikâyenin parçası. Binalar hem inşa edildikleri dönemin hem de ayakta kaldıkları dönemlerin izlerini taşırlar. Bu izler sadece fiziksel değil; toplumsal, kültürel, sosyal ve ekonomik izlerdir aynı zamanda. Ve Le Guin’in söylediği gibi; bu izleri birleştirdiğimizde ortaya çıkan anlatı elbette mücadeleyi, rekabeti ve çatışmayı içerir.

Terk edilmiş Ankapark | Kaynak: Ankara Büyükşehir Belediyesi

Terk edilmiş Ankapark | Kaynak: Ankara Büyükşehir Belediyesi

Manifestonuzda son kullanma tarihini uzlaşıya bağlıyorsunuz. Uzlaşma ortadan kalktığında raf ömrünün dolacağını düşünüyorsunuz. Burada uzlaşının yanı sıra komünal hafızanın da önemi yok mu? Ya da hayaletler başlığında terk edilmişlik kavramını hafızayla bağlamın kopmuş olmasıyla ilişkilendirebilir miyiz? Tüm manifestoyu kendi içinde gizli bir başlık bir arada tutuyor gibi. O da hafıza. Sizin bu konudaki düşünceleriniz neler?

Dünyanın en çirkin binası olarak ünlenen Kahramanmaraş’taki İl Özel İdaresi Binası yıkılırken bile neredeyse kentin yarısı yıkılmasını istemiyordu. Bir binanın yapılabilmesi için belli aktörlerin uzlaşması gerekiyor, yıkılması için ise masadan bir kişinin kalkması bile yetebilir. Toplumsal muhalefetin gücü ve kararlılığı örneğin Gezi Parkı gibi tarihsel örneklerde olduğu gibi yıkımın önüne geçebilir. Ancak söz konusu bir park değil de bir bina olduğunda kişisel beğeniler ve anılar daha etkili olabiliyor.

Köşedeki pastanenin kapanması, o pastanenin olduğu binanın yıkılmasından daha çok hüzün verebiliyor insanlara. Çünkü günün sonunda insan ne kadar ilişki kurabilirse o kadar hatırlar. Hafıza sırtımızı yaslayabileceğimiz güvenilir bir dayanak gibi görünse de kimin neyi ne kadar hatırladığı, ne zaman unuttuğu aslında çok muğlak bir çerçeve çiziyor. Bir de bu atıl yapıların çoğu aslında çirkin bulunan yapılar. Hafıza ise güzel olanı hatırlamaya meyilli. Evet, yıkılmamaları için hafızanın gücünü yadsıyamayız ancak biz manifestoda biraz da miras edindiğimiz güzellik ve işlevsellik algılarımızı sorguluyoruz.

Kahramanlaştırmaya, anıtsallaştırmaya ve metalaştırmaya çok açık bir toplumuz. Siz de manifestoda yıkmanın ve inşa etmenin başrolde olduğu bir kahramanlık hikâyesinde dönüştürmeye yer olmadığını söylüyorsunuz. Kahramanlığa bu denli gönderme yapmanızın sebebi nedir? Binaları onlara atfedilen görevlerden uzaklaştırıp kapsayıcılığı ve ortak değerleri önceliklendiren hâle nasıl dönüştürürüz?

Kahramanlığa değil de kahramana gönderme yapıyoruz, onun da sebebi ilham aldığımız Le Guin’in metni. Yapıların kahraman olması, onların günlük hayatımızda ne kadar yer aldığı ile ilgili değil, onlara yüklenen anlamlarla ilgili. Bir yapı kendi kendine kahraman olmaz, birileri (mal sahibi, tasarımcısı vs.) o yapıyı kahraman olarak hayal eder. Sorunuzun yanıtı; yani binaları onlara atfedilen görevlerden uzaklaştıran ve başka roller üstlenmesini sağlayanlar kullanıcılar, kentliler ve kentleri yönetenlerin vizyonları ve talepleridir.

Burj Al Babas, Bolu | Fotoğraf: Esin Deniz / Shutterstock

Burj Al Babas, Bolu | Fotoğraf: Esin Deniz / Shutterstock

Mimarlığın Çuval Teorisi’nde estetik beklentinin aksine fonksiyonu odağına alan ve koşulsuz faydayı gözeten bir yaklaşım var. Sergi yerleşiminizde de ortak beğeniden ziyade ziyaretçinin kendine en faydalı olanı seçmesi ve alandaki deneyimini kişiselleştirmesi için çok boyutlu yaklaşımlar sunuyorsunuz. Manifestoyu fiziksele taşırken ilk amacınız ne oldu?

Aslında estetik beklentiyi yok saymayı önermiyoruz; estetik beklentilerimizi nelerin, nasıl kalıplaştırdığının farkına varmayı öneriyoruz. Koşulsuz fayda yerine de kaynakları da gözeterek sadece estetik beklentilerin ya da sadece piyasa koşullarının biçimlendirdiği kentsel çevrelere alternatif, çok boyutlu yaklaşımlar önerebilir miyiz diye soruyoruz.

Manifestoyu tam dediğiniz gibi fiziksele taşıdık, 15 madde 15 masa olarak sergide yer alıyor. Bizim için önemli olan, mimar olan olmayan herkesin ilgisini çeken bu konuyu incelikli ve derinlikli olarak ele alabilmekti. Elbette sergi ortamında, hele ki bienal gibi onlarca sergiye aynı anda maruz kaldığınız bir ortamda kimin neyle ne kadar ilgilenebileceğini önceden kestirebilmek zor. Göreceğiz yakında…

Hayalet Hikâyeleri: Mimarlığın Çuval Teorisi sergi tasarımı | Kaynak: SO? Mimarlık ve Fikriyat

Hayalet Hikâyeleri: Mimarlığın Çuval Teorisi sergi tasarımı | Kaynak: SO? Mimarlık ve Fikriyat

Projenizi duyururken “Hayalet Hikâyeleri: Mimarlığın Çuval Teorisi ile her şeye rağmen griler arasından umut dolu bir sergi çıkarmak için” çabalayacağınızı söylemiştiniz. 11 ili doğrudan etkileyen 6 Şubat depremlerinin ardından kaybetmemek veya yeniden bulabilmek için çok uğraştığımız umut, sergideki yerini nasıl koruyor?

Bunun için çok uğraştık ama bir noktadan sonra biz o kadar işin içindeyiz ki umut dolu bir sergi oldu desek objektif bir değerlendirme olmaz. Bize öyle geliyor, umarım sergiyi görenlere de o hissi verebiliriz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul
∙

BÜLTEN SAYISI

🎬 Başrol Müzik gösterimi, Prizma Expanded: Algının Poetikası

Bu hafta şehrin ajandasında Zeki Demirkubuz’un ilk kişisel sergisi Hayat, Endüstrimantal sahnesinde Cava Grande, Beykoz Kundura'da Cennet Ada ve daha nicesi var.

09 May 2023

Arter ile birlikte
Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Dilara Kaya

Aposto - Dilara Kaya

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

‘İstanbul’un Gözü’ Ara Güler'den geriye kalan kent manzaraları

Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Vartan Estukyan

·

16 Eki 2026

‘İstanbul’un Gözü’ Ara Güler'den geriye kalan kent manzaraları
Bizi bu şehir sinirlendiriyor olabilir mi?

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Vartan Estukyan

·

04 Eki 2026

Bizi bu şehir sinirlendiriyor olabilir mi?
Eski Şark Eserleri Müzesi yeniden açıldı: İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin gözden kaçan hikayeleri

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

Deniz Kaynak

·

09 Ağu 2026

Eski Şark Eserleri Müzesi yeniden açıldı: İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin gözden kaçan hikayeleri
İstanbul’da neden bir Doğu Roma müzesi yok?

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Şerif Yenen

·

04 Ağu 2026

İstanbul’da neden bir Doğu Roma müzesi yok?
Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Zeynep Sipahi

·

22 Tem 2026

Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?