Muhalefet bir şey deniyor: Sığınmacılar ve konu sahipliği

İki tur arasındaki zaman diliminde muhalefet elinden geldiğince ikinci turu “Sığınmacılar gitsin mi kalsın mı?” referandumuna dönüştürmeye çalıştı.
Muhalefet bir şey deniyor: Sığınmacılar ve konu sahipliği

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Konu sahipliği, üzerinde diğerlerine göre çok durulmasa da önemli seçmen davranışı teorilerinden biri. Özet olarak, bir partinin spesifik bir konuyu sahiplenmesi ve kendi tabanı dışındaki seçmenlerde de o konu özelinde en başarılı parti olduğu fikrini yerleştirebilmesi halinde, partinin sahiplendiği konuyu çok önemseyen çok farklı tabanlardan oy alması olarak açıklanabilir. Bir konunun sahibi olan parti, desteğini artırmak için ülke gündemini daima o konuya çekmeye çalışır.

Literatürde iki temel oy verme davranışı parti aidiyeti ve sosyoloji olarak görülüyor. İnsanların ekonomik durumlarına, tarihsel sosyolojik kümelenmelerine, partiler ve liderler ile kurdukları bağlara göre oy vermeleri bekleniyor. Ancak kimi zaman, bir ülkede insanların sosyolojik konumlanmalarının ya da parti aidiyetlerinin değişemeyeceği kadar kısa bir süre içinde çok farklı seçim sonuçları gözlemlenebiliyor. Konu sahipliği de genelde bu noktada devreye giriyor. Seçmenlerin yaşamsal önemde bulduğu bir konu, bir parti tarafından sahipleniliyor ve tüm dengeler değişebiliyor.

Muhalefet de ilk turun ardından işte bu yola başvurmaya çalışıyor. 

Zafer Partisi’nin ortaya çıkışı ve muhalefetin söylem üstünlüğü

İYİ Parti’yi yeterince milliyetçi bulmayarak ayrılan Ümit Özdağ liderliğinde Ağustos 2021’de kurulan Zafer Partisi, kuruluşundan bu yana sığınmacılar sorununu sahiplendi. “Sığınmacıları mancınıkla gönderme”, “Zafer Turizm otobüslerine bilet kesme” gibi popülist söylemlerle konuyu gündemleştiren parti, sosyal medyayı çok aktif kullanarak söyleminin merkezine sığınmacı karşıtlığını yerleştirdi. Özdağ sığınmacıları demografiye, ulusal güvenliğe, ekonomiye, toplum sağlığına, ulusal bütünlüğe, eğitim sistemine, sağlık sistemine, kadın haklarına, milli kültüre ve başka pek çok şeye tehdit olarak tanımladı. Sığınmacıların “gerekirse zorla” ülkelerine geri dönmesini esas alan detaylı politika setleri hazırladı.

Toplum, 10 yıldan fazla süredir Türkiye’de yaşayan sığınmacıların varlığından, Türkiye’nin dünyanın geri kalan tüm ülkelerinden daha fazla yükü omuzlamasından ve Avrupa Birliği ile Orta Doğu arasında bir tampon bölgeye dönüşmesinden rahatsızdı zaten. Tüm kamuoyu araştırmalarında “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” sorusuna verilen yanıtlar arasında üst sıralarda daima sığınmacılar bulunuyordu. Üstelik bu yalnızca bir kesimin cevabı değildi. Neredeyse her partinin seçmenleri sığınmacıları bir sorun olarak görüyordu.

Özdağ’ın çıkışı ve toplumdan gördüğü ilgi, tüm partileri sığınmacı sorunu konusunda tavır almaya ve politika hazırlamaya mecbur bıraktı. Türkiye’nin sınır güvenliği sorgulanmaya başlandı. CHP ve İYİ Parti “Hudut namustur” kampanyasını yaptı. Millet İttifakı’nın Ortak Mutabakat Metni’nde sığınmacıların geri dönüşü yer aldı. Sığınmacıların Türkiye’ye gelmesine sebep olan politikaların mimarı olarak görülen Ahmet Davutoğlu liderliğindeki Gelecek Partisi dahi geri dönüşü gündemine aldı.

İktidar “göndermeyeceğiz” diyor

İktidar cenahı ise AB’ye karşı siyasi koza sahip olmak, sığınmacıların ucuz işgücü olmasıyla sermayeyi rahatlatmak, seküler yaşam tarzı üstündeki baskıyı kuvvetlendirmek, “Orta Doğu’nun hamisi” algısını sürdürmek gibi sebepler için olsa gerek, “ensar-muhacir” söylemini sürdürdü.

Muhalefetin konu özelindeki söylem üstünlüğünü ele geçirmesinin ardından “gönüllü geri dönüş” için hazırlıklar yapıldığı söylense de Cumhurbaşkanı Erdoğan 26 Mayıs’ta AK Partili kadınlara yaptığı konuşmada “Böyle ‘Sizi kovuyoruz, sizi barındırmayacağız’ şu lafa bak. Biz ensar olmaya talibiz, muhacir değil. Bunlar savaştan kaçarak geldiler. Aynı şey bizim de başımıza gelebilirdi. Biz Bay Bay Kemal’in ve diğerlerinin yaptığını yapamayız. Bu zihniyet terör zihniyetidir.” diyerek kendi ülkesinde sığınmacı istemeyen insanların zihniyetini “terör zihniyeti” olarak nitelendirdi.

Referandum niteliği

İkinci tur için kampanyanın başlamasından itibaren elleriyle kalp yapan Kılıçdaroğlu’nun yerini masaya vuran, sert çıkan bir Kılıçdaroğlu almıştı. İki tur arasındaki ilk mesajında dahi sığınmacıların gönderilmesi Kılıçdaroğlu’nun gündemindeydi. Ancak özellikle Özdağ ile Kılıçdaroğlu arasında bir protokol imzalanmasının ve Özdağ’ın Kılıçdaroğlu’na destek vermesinin ardından sığınmacıların gönderileceği konusu muhalefetin ana gündem maddesine dönüştü.

kemal

Seçimin demokrasi ile otokrasi, adalet ile keyfiyet, refah ile yoksulluk, liyakat ile kayırmacılık, kuvvetler ayrılığı ile kuvvetler birliği gibi ikilikler arasında bir referandum olduğu tezi oldukça uzun bir süredir işleniyordu. Ancak iki tur arasındaki zaman diliminde muhalefet elinden geldiğince ikinci turu “Sığınmacılar gitsin mi kalsın mı?” referandumuna dönüştürmeye çalıştı.

Kısıtlı zaman ve kısıtlı medya imkanlarıyla bu ne kadar mümkün oldu bilmiyorum. Muhalefet kendi yankı odasının dışına ne kadar çıkabildi, Erdoğan’a oy veren ancak AK Parti’ye oy vermeyen Cumhur İttifakı seçmenleri ya da Oğan’a oy veren ancak Zafer Partisi’ne oy vermeyen milliyetçi seçmenler verecekleri oyu ne kadar bu referandum konusu kapsamında düşündü emin olamıyorum.

Özdağ ve Kılıçdaroğlu kısıtlı zamanda bu referandum algısını toplumun zihnine yerleştirebildiyse Özdağ'ın desteğinin bir çarpan etkisi yaratabileceğini, MHP, BBP gibi partilerin seçmenlerinden de oy alabileceğini düşünüyorum. Neticede seçimin sonucunu büyük oranda bu soruların yanıtları ve hangi tarafın seçmenini sandığa taşıyabildiği belirleyecek.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

Kılıçdaroğlu’nun Babala performansı, Sığınmacı referandumu

Maç 0-0 değil, sonucu katılım oranı belirleyecek

27 May 2023

Kılıçdaroğlu’nun Babala performansı, Sığınmacı referandumu

YAZARLAR

Bartu Özden

Politics editor @ Aposto

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak