Osmanlı’dan İstanbul’a: Votka ve beef stroganoff tadında bir mutfak

Borsch çorbası tarhananın sarsılmaz tahtına yaklaşamasa da votkanın sular seller gibi akıp Rus pastanelerinde paskalya çöreklerinin yenildiği Bolşevik Devrimi sonrası, İstanbul’un dönüşen mutfağının hikâyesi.
Osmanlı’dan İstanbul’a: Votka ve beef stroganoff tadında bir mutfak

4 Ocak - Dardanel - apéro
Dardanel ile birlikte

Dardanel ’den sağlıklı ve lezzetli deniz ürünleri Dardanel dondurulmuş deniz ürünleri Bugünkü bültene sağlıklı lezzetlerden oluşan ürün yelpazesini geliştirmeye devam eden ve birbirinden nefis tariflerle sofralara renk ve çeşitlilik katan Dardanel ’in d ondurulmuş deniz ürünleri serisini konuk ediyoruz. Öncelikle, Türkiye’nin balık ve deniz ürünleri uzmanı Dardanel ’in sofralara ve tüm tariflere lezzet katan dondurulmuş deniz ürünleri serisinin yeni üyesiyle tanışalım: Norveç haşlanmış karides . Dardanel Norveç haşlanmış karides Kuzey Denizi’nin 700 metre derinliklerinden çıkarılarak kabuklarıyla haşlanıp ayıklandıktan sonra en lezzetli hâliyle sofralarımıza ulaşıyor. Çözüldükten sonra, pişirmeye gerek kalmadan keyifle tüketilebiliyor. Ambalajlarındaki yaratıcı tariflerle mutfağımıza lezzet katan alternatifler sunan j umbo karides , Kuzey Ege çim çim karides , s omon , m ezgit pane , fish fingers ve kalamar tava ise dondurulmuş deniz ürünleri grubunun diğer üyeleri arasında. Tüm Dardanel ürünlerini incelemek için dardanellezzeti.com adresini ziyaret edebilir, ünlü şef Somer Sivrioğlu ’nun Dardanel ürünleriyle hazırladığı tariflere göz atabilirsin.

Daha fazlasını öğren →

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Yazar: Ceren Bozkurt

İnsan, gittiği her yere yaşam pratiklerini götürür. Deneyimler, alışkanlıklar, rutinler aslında insanın hayat örgüsüdür. Gündelik hayat pratiklerinden en önemlisi mutfak ve yemek kültürü de bünyesinde insana ve topluma ait izleri barındırır.

Yemek kültürü durağan ve sıradanın aksine; silinmiş, değişmiş, evrilmiş, dönüşmüş ama adapte olmuş bir bütündür. Mutfak bir aynadır, önce insanların ardından toplumların karakterini yansıtır. Elbette yalnızca pişirebilen tek canlı olan insan mutfağı oluşturmaz. Coğrafya, etkileşim, temas, politika, inanç, ekonomi ve nicesi, mutfağın karakterini oluşturur. Mutfak her bir dokunuşla genişlemeye devam eder.

Nereden nereye?

Mutfak ve yemek kültürünün en önemli etkileşimleri göçlerle birlikte ortaya çıkar. Hayatta kalmanın yegâne kuralı olan yemek yeme savaş, kıtlık, hastalık, buhran gibi süreçlerin sonucu olan göç kavramıyla farklı coğrafyalara dağılır. Hiçbir mutfak kelimenin tam anlamıyla gökten inmemiş, tüm bu etkileşimlerin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. İşte tam bu noktada, göç etmekten daha derin manalara sahip diaspora kavramı ve bunun bir sonucu olan diaspora mutfağıyla karşı karşıyayız. Yaşadığı coğrafyayı ve anavatanını pek çok sebep yüzünden terk etmek zorunda kalmış ve yaşamlarını devam ettirmek için bambaşka ülkelere gitmiş insanlar gittikleri yerde bir diaspora oluştururlar. Diaspora mutfağı da bu insanların “yeni vatan”larında geleneksel yemeklerinden ve yemek kültürlerinden kopmadan o ülkenin mutfak kültürüyle olan etkileşimi olarak düşünülebilir.

Her ne kadar tam anlamı göç olmasa da yine de bir eylem olarak zorunlu göç etmenin sonucu “diaspora” kavramı, bu topraklarda yaşayanlar için her zaman dışarıyı çağrıştırır. Türkiye’de diaspora mutfağı denince akla gelmesi gereken bir kültürün izindeyiz: Ruslar.

Arada derede: İstanbul

Anadolu ve Avrupa kıtasını sadece fiziki olarak değil; aynı zamanda kültürel olarak da birbirine bağlayan İstanbul, söz konusu mutfak olunca neredeyse her kıtanın ve coğrafyanın ayak izini gövdesinde taşır. Tarihsel süreç içinde İstanbul mutfağı, hep çok katmanlı ve çok kültürlü olmuştur. Bu gücün ve çeşitliliğin en büyük sebeplerinden biri insan çeşitliliğidir. Aslında doğal olanın bir sonucu olarak; her yeni ayak izinde İstanbul mutfak kültürü kümülatif olarak büyümüştür. İstanbul mutfağının temeli esas olarak Bizans ve Roma kültürüyle yoğrulmuş, Selçuklu ve Osmanlı’yla harmanlanmış, Ermeni, Rum, Türk, İran, Arap, Balkan ve aklınıza gelebilecek pek çok milletin “çorbada bizim de tuzumuz olsun” düsturuyla pişirilmiş bir mutfaktır.

19. yüzyılın ikinci yarısıyla birlikte saray merkezli İstanbul mutfak kültürü, değişmeye ve dönüşmeye başlamıştır. Alafranga ve alaturka ikileminin hız kazandığı yüzyıl ise 20. yüzyıl başlarıdır. Batılı yemek kültürüne adapte olmaya çalışan İstanbul mutfağı, siniden masaya, kaşıktan çatal ve bıçağa, kebaptan filet de boueuf’lere, mangaldan hava gazlı pişirmeye geçiş yapmış; alafranga yemekler yemek kitaplarında boy göstermeye başlamıştır. Evde yemek yeme kültürü de kendini restoran müdavimliğine bırakmıştır. Bu geçişlerden en somutu, Rusların İstanbul sokaklarında görülmeye başladığı 1917 yılına kadar uzanır. Son dönem Osmanlı İstanbul’undaki alafrangalaşma kültürü, bu sefer sadece küberaların gördüğü değil, halkın da tanık olduğu bir etkileşimle tanışır.

Bolşevik’in ardından

Bolşevik Devriminin tarihi olan 1917'yle birlikte, İstanbul’a yaklaşık 200 bin Rus göç etti. Özellikle soylu aileler İstanbul’un Pera ve Galata gibi “Avrupai” semtlerine yerleştiler. Ardından Ruslar, Beyoğlu’nda Rus lokantalarının, kafelerinin, barlarının, birahanelerinin ve pastanelerinin açılmasına öncülük ettiler. Osmanlı topraklarında ilk defa görünür bir şekilde Rus kadınlar yeme içme sektöründe çalışmaya başladı. 1920’lerde Beyoğlu, eğlence denince akıllara gelen tek adresti. 1924’e kadar, İstanbul’da Rus restoranları en popüler yemek yeme yerleriydi. Grand Cercle Moscovite’nin mutfağının yönetici şefi, Çarın Kırım’daki sarayının da baş şefiydi. Rejans restoranında borsch, stroganoff, kievsky, schnitzel, piroschki, olivier her daim menüde bulunurdu. Karpiç Lokantası, bırakın İstanbul’u sınırlarını aşıp Ankara’da da bir efsane olmuştu. Koki ve Niko’nun Yeri’nde beş parasız ve yersiz yurtsuz Rusları görmek mümkündü. Petrograd pastanesinde Rus paskalya çörekleri afiyetle yenirdi. Votka ise artık su niyetine içilirdi.[1]

Petrograd - Ankara Pastanesi, 1920


Rusların zorunlu göçüyle birlikte İstanbul topraklarına ulaşan mutfakları, sanılanın aksine İstanbul mutfak kültürünü temelden değiştirmemiş ama etkilemiştir. Diaspora mutfakların asli özelliği olan bu durum sonucunda her evde artık tarhananın yerine borsch çorbası içilmese de İstanbul mutfağına yeni bir çorba kazandırılmıştır. Mayonezli, patatesli, bezelyeli, yumurtalı Olivier salatası ise Rus salatası olarak sofralara giriş yapmıştır. 1917’de göç etmeye başlayan ve yaklaşık olarak 150 bin nüfusuyla İstanbul’a gelen Ruslar, zaman geçtikçe her ne kadar Osmanlı/Türkiye topraklarında kalmayıp öncelikle Amerika ya da Fransa’ya göç etmişlerse de; bu topraklarda hâlâ Rus diaspora mutfağını görmek mümkün. İstanbul’da yaşamını sürdüren Rus diaspora mutfağını tatmak isterseniz 1924 İstanbul-Rejans’ta soluğu alabilirsiniz. Rus salatası ile soğuk başlangıç yapıp, dana piroshky'den bir ısırık alıp; tavuk kievsky ile sadede gelip medovik ile tatlıya bağlayabilirsiniz.


Kaynaklar

Artun Ünsal, İstanbul’un Lezzet Tarihi Geçmişten Günümüze Sofra Sohbetleri ve Evimizin Yemekleri, Everest Yayınları, İstanbul, 2021.

Aylin Doğan, Mütareke Dönemi İstanbul Mutfak Kültürü 1918-1922, Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2017.

İlhan Eksen, İstanbul’un Tadı Tuzu Saray Sofralarından Sokak Yemeklerine, Everest Yayınları, İstanbul, 2008.

[1] Aylin Doğan, 210-216

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro
∙

BÜLTEN SAYISI

∙

PREMIUM'A ÖZEL

🍽️ Aile sofralarından şehir mutfağına: İstanbul lezzetleri

Borsch çorbası tarhanayı tahtından edebilir mi? Aile soframızdan köklerimizin falına bakılabilir mi? Yanıtları bu hafta menüde. Afiyetler.

04 Oca 2023

Dardanel ile birlikte
Fotoğraf: Pınar Lauridsen

YAZARLAR

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro
∙

HİKAYE

Hasat, Mutfak ve Sofra: WMF ile Urla’da bir akşam

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.

05 Eki 2026

Hasat, Mutfak ve Sofra: WMF ile Urla’da bir akşam
apéroapéro
∙

HİKAYE

Şef Kanji Kobayashi’nin İstanbul notları

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.

Reyhan Ülker

·

03 Eki 2026

Şef Kanji Kobayashi’nin İstanbul notları
apéroapéro
∙

HİKAYE

Mutfakların dili: Etnik mutfaklar nasıl yüksek gastronomiye dönüşüyor?

Göçle taşınan, mahallelerde köklenen ve uzun süre “etnik” kategorisinde tutulan mutfaklar bugün fine dining’in parçası oluyor. Peki bir mutfak ne zaman prestij kazanıyor? Onu “yüksek gastronomi”ye taşıyan değer ölçütlerini kim belirliyor? Sosyoloji profesörü Zafer Yenal ve yemek editörü Reyhan Ülker, bu dönüşümün arkasındaki toplumsal ve gastronomik hiyerarşilere bakıyor.

Reyhan Ülker

·

26 Eyl 2026

Mutfakların dili: Etnik mutfaklar nasıl yüksek gastronomiye dönüşüyor?
apéroapéro
∙

HİKAYE

Nouveau’dan ibaret olmayan Beaujolais: Bağda bir gün

Dışarıdan bakıldığında şarap kültürü ve turizmiyle, hatta biraz romantize edilmiş bir Fransız şarap imgesiyle özdeşleşen Beaujolais’nin, içeriden bakıldığında nasıl bir emek, iklim ve aile ekonomisi üzerine kurulduğunu Ceren Aral Desnos, bir beyaz yakalı olarak deneyimlediği bir günlük bağbozumu üzerinden anlatıyor.

Ceren Aral Desnos

·

19 Eyl 2026

Nouveau’dan ibaret olmayan Beaujolais: Bağda bir gün
apéroapéro
∙

HİKAYE

Bedenin modası, beslenmenin trendi: Peki şimdi ne yiyeceğiz?

Beslenme trendleri ortaya çıkarken bilimsel bilgi; medya, beden idealleri, sosyal normlar ve gıda endüstrisi tarafından seçiliyor, sadeleştiriliyor ve ürünleştiriliyor. Böylece bilim, gündelik yaşamın ve tüketim alışkanlıklarının parçası hâline gelirken sağlıklı beden, “doğru” beslenme ve kendimize iyi bakmak da sürekli yeniden tanımlanıyor.

Reyhan Ülker

·

12 Eyl 2026

Bedenin modası, beslenmenin trendi: Peki şimdi ne yiyeceğiz?