aposto-logo
TR
TREN

Otoriterliğe karşı ‘mevzi savaşı’

AK Parti rejiminin hegemonya kurma mücadelesinin, Antonio Gramsci’nin “mevzi savaşı” kavramı üzerinden açıklaması
Otoriterliğe karşı ‘mevzi savaşı’

24 Ocak - Reflect Studio
Reflect Studio ile birlikte

Rahat, özgün, sürdürülebilir moda: Reflect Studio İyi giyinmenin iyi hissettirdiğine olan inançtan yola çıkan Reflect Studio , bu sezon yeni yüzü ve yeni koleksiyonuyla karşımıza çıkıyor. Nedir? Yüksek kaliteli ve sürdürülebilir kumaşlarla üretilen, rahat ve dayanıklı tasarımlarıyla dikkat çeken Reflect Studio hem marka hem mağaza hem de stüdyo olarak üç alanda faaliyet gösteriyor. #NextSustainability: Reflect Studio , Türkiye’nin üretimin her aşamasında duyarlı süreçleri benimseyen B Corp markaları arasında yer alan tek moda markası . Sürdürülebilirliği bütünsel olarak ele alan #NextSustainability anlayışını benimseyen Reflect Studio Next mağazaları , geri dönüşüm, ileri dönüşüm ve onarımın gücüne inanarak atık kumaşlara yeniden hayat veriyor. Reflect Studio nelerden ilhâm alıyor? İyimserlik: Pandemi sonrası faaliyetlerine başlayan Reflect Studio, bu zorlu dönemde gösterdiğimiz mücadelenin gücünü ve önümüzdeki ihtimallerin sonsuzluğunu kutluyor. Akışkanlık: Hayatın akıcılığından ilham alan Reflect Studio, akışı tasarladığı tüm kumaşlarda, alanlarda ve deneyimlerde yaşatıyor. DIY kültürü: Seri üretimin ve tek tipliğin gitgide yaygınlaştığı günümüzde özgünlüğü mümkün kılmayı amaçlayan Reflect Studio, mağazalarında orijinalliği ve yaratıcılığı koruyan DIY (kendin yap) kültürüne yöneliyor. Dahası: Visiting Artists serisiyle çeşitli tasarımcıların işlerine yer vererek iletişime ve çoksesliliğe alan açan Reflect Studio, farklı sanatçıların eserlerini ısı baskı yoluyla ürünlere uygulanabilir sticker ya da patch ’lere dönüştürüyor. Reflect Studio’yu buradan takip edebilir, koleksiyonu ise bu bağlantıyı veya Akasya ve Kanyon mağazalarını ziyaret ederek inceleyebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Toplumdaki farklı seslerin, inançların, ideolojilerin ve tercihlerin birbirleriyle etkileşime girdiği, çatıştığı veya uzlaşmaya vardığı ve devlet otoritesinin tahakkümüne girmeden varlığını sürdürebilen kamusal alan kavramı, demokrasi ve otoriterlik kavramlarıyla da sürekli bir etkileşim hâlinde. Güçlü bir kamusal alanın varlığı, demokratik bir toplum ve yönetim sistemi için vazgeçilmez bir olgu iken otoriter bir rejim açısından da tahakküm altına alınması ve sistematik olarak yok edilmesi gereken bir engel teşkil ediyor. Dolayısıyla, kamusal alan üzerinde hegemonya kurmak otoriter bir rejimin devamlılığı ve direnci için hayati öneme sahip bir gereklilik olarak görülüyor. Buradan hareketle, Odak sayımızın bu bölümünde otoriter rejimlerin kamusal alanda hegemonya kurma stratejilerini ele alacağım.

Hegemonya: baskı ve rıza

20. yüzyılın en büyük Marksist ideologlarından Antonio Gramsci, ‘hegemonya’ kavramını siyaset bilimi literatürüne kazandırmış ve sivil toplum üzerinde nasıl hegemonya kurulabileceğini analiz etmiştir. Gramsci’ye göre sivil toplum üzerinde hegemonya kurmak için rıza (consent) ve baskı (coercion) devletler tarafından temel stratejiler olarak kullanılır ve bu iki araç birbirinden bağımsız olarak düşünülemez. Devletler veya hükümetler toplum üzerinde bir kontrol mekanizması kurabilmek için sivil toplumun özerkliğini adım adım yok etmeli, tahakküm altına almalı ve en ufak boşluğu dahî ele geçirmelidir. Sivil toplumun devlet otoritesine karşı oluşturduğu bağımsız ve paralel yaşam alanı, demokratik bir toplumun ve yönetimin inşa edilmesi ve devamlılığı açısından destekleyici bir unsur olarak görülürken otoriter rejimlere karşı da büyük bir tehdit olarak algılanıyor. Kamusal alanın dar, dolayısıyla sivil toplumun güçsüz olduğu toplumlarda otoriter rejimlerin kurulması daha kolayken, kamusal alanın geniş ve sivil toplumun güçlü olduğu toplumlarda rejimin otoriterleşmesi de aynı oranda zordur. Bu denkleme rağmen, güçlü demokratik geleneğe sahip toplumlarda da otoriter rejimlerin kurulabildiğini görüyoruz. 

kamusal alan

Türkiye, bu anlamda somut bir örnek teşkil ediyor ve bu süreci yazının devamında detaylı şekilde ele alacağım. Antonio Gramsci, demokrasi kültürünün ve sivil toplumun güçlü olduğu toplumlar üzerinde nasıl hegemonya kurulabileceğini “mevzi savaşı” metaforuyla açıklıyor. Sivil toplumun güçlü olduğu ve demokratik süreçlerin etkin şekilde işlediği toplumlarda devletin/hükümetin hegemonya kurabilmesi direkt olarak bir kurumu ele geçirerek ya da sadece polis/ordu gibi baskı araçlarını kullanarak mümkün değildir Gramsci’ye göre. Bunun yerine baskı ve rızanın eş zamanlı olarak kullanılması gerekir. Sivil toplumu yavaş yavaş ele geçirmek, alternatif kurumlar veya süreçler oluşturmak ve kamusal alanı sistematik olarak küçülterek siyasetin sınırlarını daraltmak demokratik normların güçlü olduğu toplumlarda hegemonya kurmanın yegâne stratejisi olarak görülüyor. Gramsci bu süreci “mevzi savaşı” olarak tanımlıyor ve devletin, sivil toplumun ‘siperlerinde’ ve ‘surlarında’ savaşarak tüm kamusal alanı ele geçirmeye çalıştığı bir mücadele alanı olarak görüyor. Dolayısıyla, kamusal alanın ve sivil toplumun daralması hükümetin otoriterleşmesine ve hegemonya kurabilmesine olanak sağlıyor.

20 yıllık hegemonya mücadelesi

AK Parti’nin 20 yılda Türkiye’de kurduğu otoriter rejimi baskı ve rızanın eş zamanlı olarak kullanıldığı, kamusal alanın sistematik olarak daraltıldığı ve demokratik normların sürekli olarak erozyona uğratılarak sivil toplum üzerinde hegemonya kurma mücadelesinin verildiği bir süreç olarak görebiliriz. Sosyal yardımlar, kültürel imtiyazlar ve çeşitli rant mekanizmaları üzerinden seçmenlerinin rızasını kazanan ve devam ettiren iktidar, muhalif vatandaşlar ve kurumlar üzerine baskı uygulayarak tüm kamusal alan üzerinde bir hegemonya kurmanın mücadelesini veriyor. 1950 yılında yapılan genel seçimlerle çok partili demokratik hayata geçen Türkiye’de yaklaşık 70 yıllık demokrasi geleneği olduğunu ve Avrupa’daki birçok ülkeye göre sandığa gitme oranının çok yüksek olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda güçlü bir demokrasi geleneği olduğunu söyleyebiliriz. Öte yandan, Cumhuriyet rejiminin Türkiye’de yarattığı kamusal alan ve güçlü bir sivil toplumun varlığı da demokrasi kültürünü güçlendiren temel nedenler olarak görülebilir. Bu anlamda, AK Parti rejiminin hegemonya kurma mücadelesini Antonio Gramsci’nin “mevzi savaşı” kavramı üzerinden açıklamanın daha doğru olduğunu düşünüyorum. 20 yıllık iktidarı boyunca kamusal alan üzerinde hegemonya kurma mücadelesi veren AK Parti’nin siyasetin sınırlarını sürekli olarak daraltarak tartışma kültürünü yok etmesi, medya üzerinde kontrol sağlaması ve paralel bir sivil toplum yaratarak yeni rıza mekanizmaları oluşturması temel stratejiler olarak özetlenebilir.

Son dönemde kamuoyunda sıklıkla tartışılan TÜRGEV, TÜGVA, İHH, İlim Yayma Cemiyeti, MÜSİAD ve KADEM gibi sivil toplum kuruluşlarının bazıları AK Parti iktidarı döneminde bazıları da 2002 öncesi dönemde kuruldu ancak bu kurumların ekonomik ve siyasi olarak güçlenmeleri AK Parti iktidarıyla paralel olarak ilerledi. Bir yandan, çeşitli grupların sivil topluma entegre edilmesine olanak sağlayan bu kurumlar diğer yandan da ekonomik kaynaklarını partinin seçmen tabanına dağıtarak bir rıza üretim mekanizması olarak çalışıyorlar. Kamusal alan üzerinde hegemonya kurmaya çalışan iktidarın alternatif kurumlar yaratarak veya hâlihazırdaki kurumları kamu kaynaklarını kullanarak büyüterek alternatif bir "sivil toplum" yarattığını söyleyebiliriz.

Kamuoyunun oluşumunda ve yönlendirilmesinde televizyon ve gazete gibi geleneksel medya araçlarının çok önemli bir rolü var. Ekonomi ve siyasete ilişkin gelişmeleri gazete ve televizyondan takip eden kitlelerin, medya üzerinden yapılan siyasi ve ideolojik yönlendirmelere de açık olduğu aşikâr. Bu anlamda, kamusal alanı veya kamuoyunu kontrol altına almak isteyen bir iktidarın medya üzerinde kontrol sağlaması ve siyasi ajandasını medya üzerinden topluma empoze etmesi kaçınılmaz bir strateji. AK Parti iktidarının vergi cezaları ve siyasi baskılarla muhalif medya kuruluşlarını kendisine yakın iş insanlarına devrettirmesi (Doğan Medya Grubu’nun Demirören’e satılması gibi) veya iktidara yakın medya kuruluşlarının maddi ve siyasi açıdan desteklenerek güçlendirilmesi (Albayrak Holding’e ait Turkuvaz Medya Grubu) medya üzerinde yarattığı kontrolün temel stratejileriydi. Bugün gelinen noktada, muhalif hiçbir siyasetçinin veya kişinin ana akım medyada kendine yer bulamaması ve medya kanallarının büyük bir çoğunluğunun iktidarın propaganda aracına dönüşmüş olması Türkiye’de kamusal alanın zayıflamasının ve kamuoyunun etki gücünü kaybetmesinin en önemli nedenlerinden biridir.

AK Parti iktidarının kamusal alan üzerinde hegemonya oluşturma hedefine giden yolda kullandığı diğer strateji ise siyasetin sınırlarını sürekli olarak daraltarak tartışılabilecek konuların ve sorunların sayısını her geçen gün azaltması. Bu stratejinin temelinde siyasi arenayı dar bir alana hapsederek iktidarın siyasi ajandası dışındaki herhangi bir konunun veya fikrin kamuoyunun gündemine gelmesini engelleme amacı yatıyor. Siyasetin milli güvenlik ve beka söylemine hapsedildiği günümüz Türkiye’sinde kadın hakları, LGBTİ+ hakları, Kürt sorunu, ekonomik kriz, demokratikleşme, yolsuzluklar, dış politikada yapılan yanlışlar ve muhalefete yapılan sistematik baskılar gibi temel problemlerin dahi konuşulamadığı kısır bir siyasi atmosfere sahibiz. İktidar bu sorunların konuşulmasını istemediği gibi kamusal alanda bu sorunların konuşulamaması da etkin bir kamuoyu yaratamadığı için iktidar üzerinde bir baskı oluşturamıyor. Sınırları sürekli olarak daraltılan siyasi arenanın dışına çıkıldığında ise milli güvenlik ve beka söylemi ön plana çıkarılarak bir tehdit olarak hedef gösteriliyor, terörist ilan ediliyor ve iktidarın baskı araçlarına maruz kalıyorsunuz. Haklarını aramak için grev yapan işçiler, 8 Mart’ta yürüyüş yapan kadınlar veya Boğaziçi Üniversitesi’nde kayyım rektöre karşı direnen öğrenciler iktidarın hegemonyası altındaki kamusal alana bir ‘tehdit’ oluşturduğu için terörist ilan edilebiliyor, polis şiddetine maruz kalabiliyor ve hapse atılabiliyor. Zorun ve rızanın, baskının ve kayırılmanın, tahakküm ve hegemonyanın aynı anda var olduğu bir kamusal alanda kimin makbul vatandaş, kimin ‘terörist’ olduğuna da iktidar karar veriyor.

Muharebenin son mevzisi

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, 2018 yılında “Siyasi hegemonyanız bitti, kültürel hegemonyanız da bitecek” diye bir tweet atmıştı. 20 yıldır kesintisiz iktidarda olan AK Parti, seçmenine rıza muhalif olana da zor aracını kullanarak yarattığı siyasi hegemonyaya rağmen kamusal alanı tahakküm altına alamadığını kendi itiraf ediyordu aslında. Bugün geldiğimiz noktada, siyasi arenanın sınırlarını belirleyen her ne kadar iktidar olsa da kamusal alanın tamamen iktidarın tahakkümü altında olmadığını söyleyebiliriz. Bu önerme bir yandan otoriter rejime karşı demokrasiyi savunanların mevzi savaşının devam ettiğini belirtirken diğer yandan da Türkiye’deki demokrasi geleneğinin ve sivil toplumun ne kadar güçlü olduğunu gözler önüne seriyor. 

İletişim Başkanlığı üzerinden neyin doğru neyin yanlış olduğunu bile tahakküm altına almaya çalışan bir rejime karşı demokrasi mücadelesi sürdürenlerin en küçük boşluğu bile sonuna kadar savunması, mevzileri asla terk etmemesi gerekiyor. İfade özgürlüğümüzden, yaşam alanlarımızdan, haklarımızdan en ufak biçimde feragat ettiğimizde bunun sonucu kamusal alanın daha fazla işgal edilmesi, tahakkümün daha da güçlenmesi oluyor. Tartışılmayanı tartışarak, geçmişi değil bugünü konuşarak, yasaklı sorunları yüksek sesle eleştirerek ve siyasetin sınırlarını devamlı genişleterek demokrasinin yapıtaşı olan ve halihazırda otoriterliğin tahakkümü altındaki kamusal alanı yeniden kazanabilir ve daha da güçlendirebiliriz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

kamusal alan

demokrasi

otoriterlik

siyaset bilimi

Antonio Gramsci

hegemonya

Türkiye

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GündemAposto Gündem

BÜLTEN SAYISI

ÜYELERE ÖZEL

☂️ Odak: Kamusal Alan

Aposto Odak, bu sayısında her yönüyle kamusal alanları ele alıyor.

29 Oca 2023

Reflect Studio ile birlikte
Spot JWT Thompson | CGWorks

YAZARLAR

Abdullah Esin

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

;