aposto-logo
TR
TREN

Siyasal Kültür ve 1939 Erzincan Depremi

Politikacının felaket karşısındaki zamanlaması “yangını ihbar etmek” konusunda başarısız olsa da iktidarını tanzim etme konusunda başarılıdır.
Siyasal Kültür ve 1939 Erzincan Depremi

Zappa Zamanlar

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

Yazı: Murat Arpacı, Erzincan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü

Walter Benjamin, kısa denemelerinden oluşan Tek Yön isimli eserindeki “Yangın İhbar Noktası” başlıklı yazısında, “sadece zamanlamadır gerçek politikacının hesap ölçüsü” (s. 53) diyordu. Peki politikacının öngöremediği bir felaket karşısındaki konumunu belirleyen nedir? Depremlerden sonra iktidarların nasıl mevzi aldıklarına ve felakete hangi söylemin içinden yaklaştıklarına baktığımızda genelde iki eğilim ile karşılaşırız. İlkinde felaket hükümetler tarafından tarih-dışı bir söyleme yerleştirilerek sorunsallaştırılır. Felakete “biriciklik” ve “öngörülemezlik” atfedilerek kendini sorumluluktan muaf tutmaya yönelik bu çaba, tarihin ve belleğin gaz lambasının ışığı karşısında çok da dayanıklı değildir. İkincisi, hükümet destekçisi çevreler ve basın, siyasi liderleri felaketin yaralarını saracak olan “ulusun kurtarıcısı” ya da “şefkatli babası” olarak sunma hevesindedir. Bu yazının konusunu oluşturan 1939 tarihli “Büyük Erzincan Depremi”, siyasal kültürle felaket arasındaki bu ilişkiyi takip edebileceğimiz tarihi örneklerden biridir. Bu örnekte madalyonun iki yüzünü de görebiliriz: Bir yanda yüksek riskli bir kent olduğu bilinmesine rağmen bu risk yokmuşçasına planlamalar yapılan bir kent, diğer tarafta felaket sonrasında kendini yeniden üretme gayretindeki lider kültü.

Felaketin Öncesi: Riskli Ovada Nüfusu Artırmaya Çalışmak

1930-1932 yılları arasında Erzincan’da valilik yapmış olan Ali Kemali, kentle ilgili kapsamlı araştırmasını 1932’de Erzincan: Tarihi, Coğrafi, İçtimai, Etnografi, İdari, İhsai Tetkikat Tecrübesi başlıklı bir kitapta toplamış. Erzincan hakkındaki ilk kapsamlı çalışmalardan biri olan bu eserin yedinci bölümünün başlığı “Zelzeleler”. İstanbul Mektebi Mülkiye mezunu olan bu bürokrat Erzincan’ın depremlerle yüklü tarihinin gayet farkında. Cumhuriyet öncesinde 7 ile 9 şiddetleri arasında değişen çok sayıda depremin yaşandığı bir şehir Erzincan, Cumhuriyet döneminde de bu felaketleri yaşamaya devam edecek. Ali Kemali, eserinde deprem riskinin boyutunu “lâkin zaman zaman vukua gelen hareketler o kadar anî, o derece şedit ve azim olmuştur ki, Erzincan bir beşik gibi tabiatın baziçei ihtizazatı olmuş, mes’ut ve bahtiyar yuvaların üstünde birdenbire kanlı ve feci harabeler yükselmiştir” (s. 219) sözleriyle anlatır.

Ali Kemali’nin kitabının yayımlanmasından üç yıl sonra, 1935 tarihinde, devletin ilgili birimleri kent hakkında bir çalışma yapar ve “Erzincan Ovası: Islah ve Su Getirilmesi” başlıklı 60 sayfalık bir “umumi rapor” yazar. Otuzun üzerinde maddeden oluşan ve kentin “ıslah ve iskanının” hangi doğrultuda yapılabileceğini ele alan detaylı raporda ele alınmayan konu ise “zelzele” yani depremdir. Erzincan ovasının ıslahı, su getirmek, hastalıklarla mücadele, evlerin planı, köy planları, mekân, göç ve iskân politikaları ile nüfusu iyileştirmek ve çoğaltmak üzere planların yer aldığı bu kapsamlı metnin depremi ıskalaması ve de planların depremi hesaba katmadan yapılması dikkat çekici tabii. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı’ndan ulaşılabilecek raporda “[b]u verimli ovada” “nüfusun hiç olmazsa 30 bin miktarında tezyidi” yani arttırılmasına dair nüfusu artırmaya yönelik planlar yapılıyor. “Muhacirlerin getirilmesi” başlıklı bölümünde şunlar yazılmış:

“Erzincan ovası hiç olmazsa 30 bin nüfusa ihtiyacı vardır. Bilhassa bunlar, getirilmesi irade buyrulan Poshoflular gibi enerjik adamlar olduğu takdirde harbi, muhacereti, bakımsızlık suretiyle bir yorgunluğu kiriftar olmuş yerli halk üzerinde iyi bir tesir uyandıracağı ve aralarına karışacakları halkı da suya alıştıracakları tabii görülmüştür.” (CDAB / CA. 158- 110 – 1. 18.10.1935).


Deprem kenti değilmişçesine planların yapıldığı bu kent, söz konusu raporun yazılışından yaklaşık dört buçuk yıl sonra Türkiye tarihinin en şiddetli depremine uyanacaktır.

Felaketin Sonrası: Yıkılmış Bir Kent ve Lider Kültünün İnşası

Erzincan’da 27 Aralık 1939 Çarşamba gecesi saat iki dolaylarında 7,9 şiddetinde bir deprem gerçekleşir. Depremin sabahında Erzincan Valisi Başvekâlete çektiği telgrafta şunları yazar:

“Bu gece saat iki raddelerinde çok şiddetli bir yer sarsıntısı oldu ve bu sarsıntıda hükümet konağı, ordu müfettişliği, ordu evi, postahane ve şehrin en sağlam binaları dahil olmak üzere bütün evleri ve dükkanları yıkılmıştır. Şehir baştanbaşa enkaz yığını halindedir.” (CDAB / CA. 30.10.0.0. / 119.843.4. / 27.12.1939).

Deprem sabahı Erzincan’dan Başvekalete çekilen ilk telgraf.


Deprem çevre illerden öte Ankara’da dahi şiddetli bir biçimde hissedilmiştir (Ulus, 28 I. Kanun 1938). Gazeteler depremi, “Erzincan vilayeti ile Kemah bir enkaz yığını halini aldı” (Akşam, 28 Kanunuevvel 1938) manşetleriyle ülkeye duyururlar ve “Erzincan halkının mühim bir kısmı öldü” (Akşam, 28 Kanunuevvel 1938) ifadeleri ile felaketin büyüklüğünü en açık şekilde aktarırlar.

Depremden birkaç gün sonra Erzincan’a giden Son Posta yazarının şehre dair gözlemleri şu şekildedir:

“Perişan bir halde trenden iniyorum. Etraftaki bütün evler bir yığın taş, tahta, toprak halinde. Aralardan tek tük çadırlar gözüküyor: İşte diyorlar, bütün Erzincan şu gördüğünüz halk! Bakıyorum, beş dakikada, teker teker sayabilirim hepsini. Başımı çeviriyorum. Üstüste konmuş insan cesedleri. Kaç tane? Her halde birkaç bin! Artık hassasiyetim uyuşmuyor. Gayri iradi yürüyorum. İstasyonun şark kısmını kaplayan geniş meydandayım. Allahım bu ne feci bir manzara? Yüzlerce, binlerce cesed, üstüste, yan yana konmuş. Birçok kadınlar, çocuklar, erkekler bir albüm yaprağı çevirir gibi cesedleri kaldırıp kaldırıp kendilerine ait olanları arıyorlar. Zaman zaman aradığını bulanların canhıraş bağrışmaları kulak zarlarını yırtıyor.” (Son Posta, 4 İkincikanun 1940).


Depremden kısa bir süre sonra kenti ziyaret eden isimlerden biri de İsmet İnönü’dür. Cumhurbaşkanı oluşunun ve milli şef ilan edilişinin üzerinden yaklaşık bir yıl geçmiştir. İnönü’nün Erzincan’a gelişi ulusal basında büyük bir yankı uyandırmış ve sonrasında depremzedeler ile olan temasları bugün hâlâ varlığını koruyan bir hafıza anıtına dönüşmüştür. Bugün Erzincan Valiliği’nin önünde bulunan bu anıt heykele kaynaklık eden hikâyenin video görüntülerine de sahibiz.

Erzincan Valiliği’nin önündeki deprem anıtı.


Erzincanlı depremzede bir kadının ağlayarak İnönü’ye sarıldığını gösteren meşhur fotoğraf ulusal basında manşetlere taşınır. Anıta kaynaklık eden fotoğrafın hikâyesi, Ulus gazetesinde yer alan “Milli Şefin Etrafında Toplanan Birlik” başlıklı köşe yazısında şu sözlerle aktarılır:

“Felaketten sonra mustarip Erzincanlılar harabeler içinde dolaşırken her şeyini kaybetmiş ihtiyar bir kadın harabelerin enkazından yapılmış kulübesinden çıkarak Milli Şefe doğru yürüdü. Başını onun bağrına dayayarak ve ıstırap dolu gözlerini açtı ve yanık bir sesle “büyük babam, her şeyim mahvoldu, fakat sen yaşa” diye haykırıyordu. (…) Milli iradenin, Milli ruhun mümessili olan Milli Şefe karşı bu kadar candan ve hissi bir bağlılıkla en feci dakikalarda bile itimat gösteren bir milletin ruhi asaletine, yüksek enerjisine hayran olmamak mümkün değildir.” (Ulus, 7 İkincikanun 1940).

İnönü ile depremzede kadının bu karşılaşması bakanlar tarafından Meclise “evladını kaybeden ana kalbindeki onulmaz yaranın tesellisini Şefin aziz bağrında arıyor ve buluyordu. Memed de Şefin idi. Memedin anası da Şefin ve hepsi Milletin” sözleriyle taşınır. (TBMM Zabıt Ceridesi, Devre: 6, Cilt: 8, İçtima: 1, 10.01.1940, s.39.)

1939 Erzincan depremi, doğa felaketlerinin öncesi ve sonrasıyla siyasal olaylar olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Bu deprem hem Cumhuriyet döneminin ilk ve en büyük ölçekli depremi hem de deprem-siyasal kültür ilişkisinin hâlâ güncelliğini koruyan yönlerini taşıyor. Depreme önlem almayan kent planları, liderlerin felaket sahasındaki siyasal performanslarının içinde kaybolur. Politikacının felaket karşısındaki zamanlaması “yangını ihbar etmek” konusunda başarısız olsa da iktidarını tanzim etme konusunda başarılıdır.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Zappa Zamanlar

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

İLGİLİ BAŞLIKLAR

Arpacı

Erzincan Üniversitesi

Walter Benjamin

Deprem

Büyük

Erzincan Depremi

Erzincan

İstanbul Mektebi

Mülkiye

NEREDE YAYIMLANDI?

Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

BÜLTEN SAYISI

Erzincan ve Düzce Depremlerinden Neler Öğrenmedik?

Siyasal kültür, kiracı hakları ve deprem sosyolojisi

30 Nis 2023

Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

İLGİLİ OKUMALAR

;