Üç farklı 29 Ekim'den bize kalan

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Umur Talu
Gazeteci, yazar
Cumhuriyet’in 100'üncü yılı, aynı zamanda Cumhuriyet'in belki de yolunu açan iki felaketin de yıldönümü.
Onlar da hatırlanmadan Cumhuriyet’in kıymeti belki biraz daha az anlaşılır.
Birinin 109, diğerinin 105’inci yıldönümü 29 Ekim.
O zaman ilk sorumuz: Osmanlı son büyük savaşına girmeseydi ne olurdu? Yahut farklı taraf seçmiş olsaydı?
Tabii tarih öyle akmadı. İngiliz donanmasından kaçan Amiral Souchon (yeğeni denizci Hermann Souchon 1919 başında Almanya’da Rosa Luxemburg’u öldürecekti) komutasındaki iki zırhlı, Enver Paşa’nın “özel” izniyle Çanakkale’den geçtikten sonra Yavuz ve Midilli adını almıştı ya…
Zırhlıların Osmanlı donanması kılığında, evet fesli Alman askerlerle kılığında, Karadeniz’e açılıp Rus limanlarını, Odessa, Novorossiysk ve Sivastopol’ü bombalamasıydı Osmanlı’yı savaşa taşıyan. Tarih 29 Ekim 1914’tü.
Sultan Reşat 11 Kasım'da İngiltere, Fransa ve Rusya'ya resmen savaş ilan etti; 14'ünde de "dünyadaki milyonlarca Müslüman"a Fatih Camii’nden "cihat" çağrısı yaptırdı: Tabii Almanlar, Avusturyalılar, Bulgarlar hariç! Ve Halife'nin çağrısını yanlış anlayan Müslüman Araplar bildiğiniz gibi farklı bir saf seçti.
Sonrasında destansı direniş "Çanakkale geçilmez"di, binlerce can alan Ermeni tehciri vardı, bütün cephelerde binlerce vatan evladının şehitliği, gaziliği, esirliği vardı.
O zaman ikinci sorumuz:
Sultan Reşat muhtemelen İspanyol Gribinden öldüğünde (yani tabii ölmeden önce) sıradaki Veliaht Yusuf İzzettin Efendiydi. Çanakkale'de Enver Paşa'ya tokat attığı söylenen, Almanlara karşı İngiltere yanlısı olduğu bilinen Veliaht!
Bir darbeyle indirilmiş babası Sultan Abdülaziz gibi "intihar" etmeseydi ya da işte… O ölmemiş olsa ve Vahdettin’den önce tahta otursa, tarih nasıl akardı?
Derken bir 29 Ekim daha geldi: Padişah ve İstanbul hükümeti teslimiyet şartlarını görüşmek üzere Rauf Bey başkanlığında bir heyeti Limni Adası'nın Mondros limanına gönderdi.
29 Ekim 1918'de, sonradan Mustafa Kemal ile Millî Mücadele'ye katılacak, daha sonrasında muhalif kanada geçecek olan Rauf Bey'in "çok iyi bir şey, çok sınırlı işgal ve asla Yunanistan olmayacak" sandığı Mondros Mütarekesinde mecburi mutabakat oldu! İlanı için "hava şartlarından ötürü" ertesi gün beklendi!
Çanakkale’yi geçemeyen Agamemnon zırhlısı, koca imparatorluğu teslim alıp 13 kasımda 60 parçalık müttefik filosuyla, Çanakkale'yi tabya tabya, işgal ede ede İstanbul’a girecekti. Hem de Yunanistan’a ait gemiler de orada olacaktı.
İşte “Cihat” çağrısından tam 4 yıl sonra, 13 Kasım’da o işgal filosu İstanbul’a girerken, Suriye ve Adana cephelerinden payitaht İstanbul’a çağrılmış Mustafa Kemal de, Haydarpaşa’da trenden iner inmez, yaveri Cevat Abbas’ın tanıklığıyla tarihe yazılan “Geldikleri gibi giderler”i Boğaz sularına, İstanbul semalarına bırakacaktı. Sedası Karadeniz’e açılsın, nefesi Ege’den Anadolu’ya ulaşsın diye olmalı!
Muhtemelen o iki 29 Ekim olmasaydı, o iki felaket yani, tarih başka türlü akacak, şimdi 100 yaşında olan 29 Ekim belki olacak, belki de başka türlü tecelli edecekti.
100 yaşındaki 29 Ekim, diğer iki 29 Ekim’i elbet hiç unutmadan ama ezip silmek üzereydi adeta: Elin gemisiyle savaşa girmemek, kendi kendini aldatan “cihat” çağrılarıyla zaten yoksul olan halkı yokluklara ve ölümlere, yurtsuzluklara sürüklememek, boyun eğip teslim olmamak için…
100'üncü yılda daha iyi anlıyoruz ki, o günün mucizesi Cumhuriyet 100 yıl sonra ne kadar eksik! Kadınları, gençleri, farklılıklara saygısı, çoğulculuğu, hâlâ temel hak ve özgürlükleri eksik, 2023 yılında umudu çok eksik… Ama milyonlarca insana kuşak kuşak verdiği cesaret, özgüven, özgürlükler ve hakların yolunu açan büyük bir hamleydi ya, 100 yıl sonra asla umutsuz değil.
Zaten neden öyle olalım ki...
Bu dünya Sultan Süleyman’a bile kalmamış!
Bu da geçer, geldikleri gibi giderler!
109 yıl önce savaşa giren, 105 yıl önce teslim olan 29 Ekim, nasıl 100 yıl önce bambaşka bir ufuk hâline gelmişse, bir başka Ekim 29’u bu ülkenin gençleri yepyeni bir cumhuriyet ve demokrasi çağının zorunluluğu olarak idrak edebilir.
Tarihin tüm umutsuzlukları içlerinde bir umudu besleyerek akar gider; yoksa tarih epey tarihsiz, çok talihsiz olurdu!
O zaman son soru: İlk iki 29 Ekim olsaydı ya da olmasaydı… ama 100 yıl önceki olmasaydı, 100 yıl sonra ne olmuş, ne olmamış olurdu?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Değerli kalemler Umur Talu, Canan Güllü, Bahadırhan Dinçaslan, Ulaş Tol ve Evren Balta, cumhuriyetin 100. yılında, değerini, önemini ve geleceğini anlatan yazılar kaleme aldı.
29 Eki 2023

YAZARLAR

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR


