aposto-logo
TR
TREN

Yokluktan Varlık Çıkar mı?

Parmenides felsefesi
Yokluktan Varlık Çıkar mı?

Başlangıçtan günümüze felsefe tarihi serisinde bugünkü konuğumuz MÖ 460-MÖ 515 yılları arasında Elea’da yaşamış Parmenides.

Bütün ciddiyetimle söylüyorum ki bu sayı hem sizi hem de beni biraz yoracak. :) Hatta itiraf ediyorum bu sayıyı hiç yapmasam mı diye uzun bir süre düşündüm. Lisansta da Parmenides anlatma konusu bana düşmüştü ve hayli okuma yapmama rağmen anlamamıştım. Şimdi anlayabiliyorum ama uyuşmadığımız veya kendisine katılmadığım pek çok yer var

Size Parmenides’in öğretisini anlatacağım. Neden mantıksız bulduğumu veya benim mantığıma uymayan yerleri de anlatacağım. Sonrasında Parmenides’in neden önemli olduğunu ve neye evrilebileceğini birlikte konuşalım istiyorum. Parmenides her ne kadar çok fazla çelişkili veya katılması zor şeyler söylemiş olsa da çok kilit bir noktada duruyor. Heraklitos savunucuları ve Parmenides savunucuları arasındaki ayrım, felsefe tarihindeki ilk bilinçli ayrım. İkisi birbirine taban tabana zıt bazı görüşler ortaya koyacaklar.

Parmenides MÖ. 5. yüzyılda İtalya'nın Elea adı verilen kentinde yaşadı. Kendisinden günümüze 150 kadar fragman kaldı. Doğa Üzerine adlı bir şiiri var. Onun öğretisini bu şiir üzerinden çıkarsamaya çalışıyoruz.

Parmenides’i özel bir yere koyan şeylerden bir tanesi şu; diğer düşünürler doğa karşısındaki deneyimlerinden hareketle duyusal verilere dayanan birer öğreti koymuştu. Parmenides ise duyulur dünyayı bir kenara bırakarak varlığa deneyim aracılığıyla değil salt akılsal bir yöntemle ulaşmaya çalışıyor. Bu yüzden Aster onun tarihin ilk mantıkçısı olduğunu söyler.

Parmenides’e göre varlıkla ilgili yapılacak bir araştırmada 3 şey söylenebilir:

  1. Varlık, vardır. Tamam.
  2. Varlık, yoktur. Tamam.
  3. Varlık, hem vardır hem yoktur.

Üç seçeneğimiz var. Ya varlık var olacak ya varlık yok olacak ya da hem var hem yok olacak. Çok fazla seçeneğimiz yok.

Varlık, vardır. Bu zaten totolojik bir önerme. Varlığın, var olması gerekiyor. Bu hiç şüpheye meydan bırakmayacak derecede açık. Bunu bir kenarda tutalım. "Varlık, yoktur" ve "varlık, hem vardır hem yoktur" önermeleri çelişik önermelerdir. O yüzden madde 2 ve madde 3 çelişmezlik ilkesi sebebiyle hatalı olduğu için elendi.

Yokluk, yoktur.

Burada varlığın var olması kadar ilgi çekici diğer nokta da yokluğun yok olması. Eğer yokluk denen bir şey var olsaydı o zaten varlık olmuş olurdu. O yüzden yokluk yoktur. Yokluk imkân dâhilinde değildir. Yokluk denen bir şey olmadığı için de varlık yokluktan meydana gelemez.

Bunun kelimelerle oynanan bir oyun olduğunu düşünün. Orada bir var kelimesi var, bir de yok kelimesi var. Mantıksal olarak tutarlılığını inceliyoruz gibi düşünün.

Varlık, ezeli ve ebedidir.

Parmenides, varlık varsa ve varlık yokluk değilse bu varlığın en başından beri var olması gerekirdi, diyor. Çünkü yokluktan varlık meydana gelemiyor. Eğer bir varlık varsa o ezeli ve ebedi olarak hep var olmak durumunda. Yani bir bütünlük ve süreklilik arz etmek durumunda. Bu durumda varlık zamansal değil Parmenides için. O hâlde varlık ezeli ve ebedi ise, zamansal değilse ona bir başlangıç aramak da mantıksız. Bu düşünceden ne çıkacağını fark ediyorsunuzdur diye düşünüyorum. Çünkü tek tanrılı dinlerdeki Tanrı kavrayışının ezeli ve ebedi olmasıyla oldukça ilişkili.

Varlık, değişemez.

Varlık zamansal değil. Ezeli ve ebediyse burada değişim ve dönüşümden yine bahsedemeyiz. Bir şeyin değişmesi demek A'nın A olmayana dönüşmesi demek. A, A olmayana dönüşüyorsa A'nın hem A olması hem de A olmayan nitelikleri bir arada bulundurması gerekirdi. Yani bir noktada hem kendisini koruması hem de kendisini yitirerek başka bir şey olması gerekirdi. Bu da mantıksal açıdan çelişkili gözüküyor Parmenides için. Bunun mantıksal açıdan neden yanlış olduğunu ve buna neden katılmadığımı anlatmak için size Aristoteles mantığından bahsetmem gerekecek. Aristoteles zaten Parmenides'in bu mantıksal yürütmesinin oldukça hatalı olduğunu ve Parmenides'in özdeşlik-çelişmezlik ilkesini yanlış anladığını söyleyecek.

Varlık, Bir’dir.

Hiçlik yoktur. Söyleyince o kadar da büyük bir şey söylemiyormuşum gibi geliyor. "E yani tabii ki de hiçlik yoktur" diyebilirsiniz. Parmenides'in hiçlik kavrayışı; boşluk. Boşluk dediği şeyle hiçlik dediği şeyin aynı olduğunu düşünürsek; hiçlik yoksa boşluk da yoktur. Varlıkta boşluk yoksa nasıl olacak?

Bütün var olanların bir arada yan yana bir bütün olması gerekir. Çünkü boşluk yok. O yüzden Parmenides'e göre varlık, her şeyin bir bütün olduğu ayrılmaz bir küre. Küre tanımlaması çok mantıklı ve anlaşılabilir. Bir kürenin yüzeyindeki herhangi bir noktanın merkeze olan uzaklığı eşittir. Bu yüzden her şeyin bir bütün olduğu bir varlıktan bahsediyorsak bunun küre olması oldukça akla uygun. Bunu anlayabiliyorum. Ama burada garip başka bir şey var. Parmenides’in düşüncesinin ezeli ve ebedi olduğunu söylediğimde sizdeki çağrışımının “Tek tanrılı dinlerin tanrı kavrayışı işte bu”  şeklinde olduğunu düşünüyorum. Zaten İbn-i Sina ve Farabi gibi İslam düşünürleri de Parmenides'in bu düşüncesini alıyorlar. Ama Parmenides'in tek tanrılı dinlerdeki Tanrı kavrayışından ayrıldığı bir nokta var. Parmenides, varlığın sonlu olduğunu söylüyor.

Varlık, sonludur.

Bunu ilk okuduğumda şaşırmıştım, sizin de şaşırdığınızı düşünüyorum. Ezeli ve ebedi bir mükemmelliğin sonsuz olduğunu düşünürüz. Parmenides için sonsuzluk bir noksanlık. Çünkü sonsuzluk bir eksikliğe işaret ediyor. Sonsuzluğun eksiği, bir sonu olmaması. Bu yüzden sonsuzun sonu olmaması açısından bir tamamlanmamışlık hâline geldiğini düşünüyor. Hatta Aristoteles, Parmenides’le aynı fikirde. Oysa varlık mükemmel olan olduğu için mükemmel olan da tamamlanmış olması gerektiği için tamamlanmış olanın bir sonunun olması gerek. Parmenides'in varlık kavrayışı tek tanrılı dinlerin Tanrı kavrayışından bu açıdan ayrılıyor. Zaten bunun dışında çok önemli bir ayrım var. 

Antik Yunan felsefesinde Platon’a kadar tinsel bir kavrayış yok. Parmenides bir maddi bütünlükten söz ediyor. Aslında Parmenides’in maddi mi yoksa madde dışı bir şeyden mi bahsettiğine ilişkin tartışmalar da var. Söylediği şeylere dikkat edersek; sonluluk, bölünemezlik, yüzeysellik ve bütün yüzeylerin merkeze eşit uzaklıkta olması. Bunlar hep maddi kavrayışlar. Eğer madde dışı tinsel bir varlıktan bahsetseydi onun bölünemez olduğundan ve yüzeylerinin merkezi eşit uzaklıkta olduğunda söz etmezdi. O yüzden bence bu çok da tartışmaya açık bir konu değil. Onun varlığı maddi bir varlık.

Parmenides’in çok karmaşık olduğunun farkındayım. Biraz üzerine düşününce ve bunun sadece salt akılsal bir süreç olduğunu fark ettiğinizde Parmenides’i anlayacaksınız. Varlık, varlık olduğu için her zaman var olmak zorunda. Çünkü varlık kelimesi ve kavramı bunu gerektiriyor. Bu yüzden o yokluktan meydana gelmediği gibi tekrar da yok olamaz. Her zaman var ve her zaman var olduğu için de orada bir değişim yok. Tam olarak burada Heraklitos’tan büyük ölçüde ayrılmış olduğunu görüyoruz. Heraklitos ve Parmenides düşünme tarihindeki iki önemli farklı momenti temsil edecek.

Bu süreci takip ederseniz şöyle bir tabloyla karşılaşırsınız:

Thales’le başlayan Anaksimandros’la devam eden, Pythagoras ile biraz daha geometrik bir hâl kazanan, Heraklitos ile değişim, dönüşüm ve oluşu öne çıkartan, en nihayetinde de Parmenides'e ulaştığımızda varlığın ezeli, ebedi ve değişmez karakteri vurgulandığında ortada garip bir tablo oluşmuş oluyor.

Bu noktadan sonra artık felsefe tarihinde varlığa öyle bir açıklama yapmalı ki hem varlığı kabul etmeli hem de çokluğu ve değişimi açıklamalı. Bizim böylesine hem birliği açıklayan hem de çokluğa imkân tanıyan yeni bir felsefe öğretisine ihtiyacımız var. Peki, bu ihtiyaca yönelik öğretiyi tam olarak kim ortaya atacak? Platon mu? O kısma biraz daha var…

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

felsefe

Parmenides

Heraklitos

İtalya

Elea

Varlık

NEREDE YAYIMLANDI?

DilozofDilozof

BÜLTEN SAYISI

Parmenides: Yokluktan Varlık Çıkar mı?

Parmenides felsefesinde varlık

10 Mar 2023

https://blogs.nottingham.ac.uk/

YAZARLAR

Dilozof

Düşünürlerle düşünüyorum...

İLGİLİ OKUMALAR

;