aposto-logo
TR
TREN
Bu hafta nelerimiz var?
tabukamu
🌛Dün Gece🌜
İlişkiler ve tanımlar
20'lerde 20'lik
Bir Duyuru
🍉Daha karpuz kesecektik🍉

Aşk Meşk Fişek no.2

Rıza, sınırlar ve ilişkiler

Selam 20’likler ve 20’lik kalanlar,

Nabersiniz? Ben iyiyim, makaleler ve bazı yeni projeler (hoho sürpriz) ile boğuşuyorum. Boğuşuyorum ama Kırkpınar’dayız, zeytinyağı içinde kaya kaya üste çıkmaya çalışıyorum. O sırada kıspetimin belinden tutulmuş, yere yığılıyorum. O el nerelerde geziyor… Arkada davul, zurna, gaza geliyorum — ayaklanıyorum, belki kazanırım? 

Yani bizde durumlar böyle. Neyse… devam edelim. 

Bu haftanın detayları aşağıda, çalma listemiz de burada.

Aşkla kalın,

(ama rızalı, sınırları belirlenmiş, sağlıklı ve güvenli bir şekilde)

Yasmin

Not. Geçtiğimiz hafta, Notes App sayımızda, Caner’in çizimlerinden bir hikâye ortaya çıktı. Bu görsellerden yola çıkarak bir hikâye yarışması başlattım. En yaratıcı kısa hikâyeye küçük bir ödül yollayacağım! Son tarih 31 Aralık! Cevaplarınızı [email protected] 'a bekliyorum.

Bu hafta nelerimiz var?

Aralığın son demlerindeyken Aşk Meşk Fişek sayımızın ikincisi ile sizlerleyiz. İlk Aşk Meşk Fişek sayımızda evlilik, ‘vintage’ flört kültürü ve aşık olma konularına odaklanmıştık. Tabii ilişkiler sadece evlilik ve aşık olmaktan ibaret değil — zaten özünde insan olan çoğu şey basitçe açıklanamıyor. Açıklanmamalı da zaten, herkesin deneyimi, yaşamı, fikirleri çok farklı. Bu kadar rengi de görmezden gelip, aynı kefeye koymaya çalışmak olmaz. Biz insanlık olarak smoothie değil, aşureyiz. Unutmamak lazım. Orada önemli farklılıkları göremeyecek kıvama gelene kadar kesmek, yok etmek değil, tüm o farklılıkları bilerek, ‘bu nohut tatlının içinde n’apıyor’ demeden bu tatlıyı sevebilmek, sevmesek de anneannemiz yaptığı için yiyebilmek — yani farklılıkları kabul edebilmek demek oluyor. 

Şu aşure analojisini de sanırım lisede EYP münazara kulübünün açılış konuşmalarından birini yazarken kullanmaya başlamıştım. Duramıyorum. İlla ki aşureden bahsedeceğim. Yok, olmaz duramam. Şimdi… neden aşureden bahsediyordum… Hah. Tamam. 

İlişkiler sadece aşktan ibaret değil. Aşk kadar önemli — hatta daha da önemli —iki şey de rıza ve sınırlar. Bu iki kavramı ben ilkokul-ortaokul-lisedeyken çok konuşmadık. Anne-babam sayesinde küçük bir yaştan itibaren, tabii ki biliyordum. Ama okul? Okulun da bu eğitimi vermede bir sorumluluğu yok muydu?  Hani belli bir yaşa gelince, dönem kızlar ve erkekler olarak ikiye ayrılır (bu ayrıştırma olayına şu an girmiyorum bile) ve genel bir ‘bilgilendirme’ konuşması yapılırdı ya: regl’den girilir, güvenli ilişkilere değinilirdi. Güvenli ilişki burada sadece fiziksel bir konuşmaydı; ‘korunmasız seks yapmayın!’ temasında ilerlenmişti. Peki? Tamam? Unutulmaması gereken önemli bir detay, evet.

Ama güvenli ilişki sadece bu değil, dimi? 

Güvenli bir ilişki güvende hissetmek, o güveni pekiştirdikten sonra en özel ve kırılgan tarafını göstermeyi seçmek demek. Evet burada ‘seçmek’ anahtar kelime. Güvenli ve sağlıklı bir ilişkide zorlanmış, baskı yapılmış hissedilmemeli. Güvenli ilişki demek, partneriniz ile iletişim kurmanın kolay olması, duygularınızın sadece duyulduğunun değil, dinlendiğinin ve anlaşıldığının da bilinmesi demek. İlişkileri sadece sekse indirgemek ve seksin de en mekanik kısmı olan ‘korunma kullanmak’ kısmına odaklanmak, insan ilişkilerinde çok büyük bir boşluğu bize gösteriyor. Buraya nasıl geldik? İhtiyaçlar, istekler, arzular, sınırlar konuşuldu mu? Herkes şu an bu durumda mutlu mu? Heyecanlı mı? Rahat mı? Güvende hissediyor mu? Emin miyiz? 

Eminiz?

Tamam o zaman hadi bakalım. İyi eğlenceler.  

Bu hafta 20’likte aynen bu konulardan bahsediyoruz. Harika ve öğretici bir sayı ile sizlerleyiz. O zaman bakalım bu hafta nelerimiz var: 

  • tabukamu ekibinden Tuğba Gökduman ve Rayka Kumru sınırlardan ve sınırların büründüğü farklı formlardan bahsediyor.
  • Dün Gece’nin ikinci bölümü burada! Zeynep sizden gelen hikâyelerin bazılarını derledi. 
  • Ceren, güvenli ilişkiler ve onay vermek üzerine bir yazı yazdı. Kısa bir rehber de paylaştı! 
  • Ayşe ise ‘çağımızın vebası’ olarak adlandırdığı ghosting üzerine düşüncelerini yazdı. 

⚠️ Not: Bu hafta dolu dolu bir bültenimiz var. Bu cümleleri e-posta üzerinden okuyorsanız, sağ üst köşede tarayıcıdan oku linkine tıklamanızı şiddetle öneriyorum.


💫 Bilgiye ulaşma biçimimizde daha fazlasının mümkün olduğunu görebilmeniz için sizi, kısıtlı sayıda yayın takip etmenin ötesini sunan abonelik modelimiz Aposto Premium’a davet ediyoruz. 150'den fazla yayın ve podcasti, Aposto editörlerinin kaleminden özel dosyaları, sektör yayınları, köklü dergileri, gazetecilerin köşe yazıları ve uluslarası yayınlarla genişleyen derinlikli içerik kataloğunu bilgi alma tecrübesini yeniden inşa eden özelliklerle keşfedebilirsiniz.

Aposto Premium'a Yüksel


tabukamu

Sınırlar çekilmek için mi aşılmak için mi vardır?

"Sınırlar esneyebilir, sıkılaşabilir, çoğalabilir, renk değiştirip yok olabilir."

Yazı: Tuğba Gökduman ve Rayka Kumru

Aşktan meşkten söz ederken sık sık “aşk sınır tanımaz” denir; “gerçekten aşıksan onun için her şeyi yaparsın” denir. Bu “her şey” potasına güzel şeyler kadar çekindiğimiz, korktuğumuz, istemediğimiz şeyler de atılır çoğunlukla. Flört ilişkileri ve sınır yan yana düşünmesi imkânsız şeyler gibi sunulur ideal aşk ilişkilerinde. Sınırlar bir engel ya da aşkın, ilişkinin “doğasına” aykırı bir şey gibi gösterilir. Peki sınırlar kötü olmak zorunda mıdır? Aşkın sınırı var mıdır?

Reklamın kötüsü olurmuş

Önce şuradan başlayalım: Özellikle de flört ilişkilerindeki sınırlar eşitsizlikten dolayı güvensiz şekillerde, çarpık çurpuk çizilegelinip yasaklarla bir düşünüldü. “Bu kıyafeti giyemezsin”, “bu saatte çıkamazsın”, “bu insanla görüşemezsin” dedi biri birilerine. Bunlar birer sınır ihlali olarak tanımlanmadı bile bazı durumlarda. Bedene, cinselliğe, varoluşa müdahale etmek, aşk adı altında normalleştirildi. Hatalı şekilde, güzel, güçlü ya da “harbici” sevginin olduğu ilişkilerin kıstası olarak pazarlandı. 

Sınır neydi?

Sınır derken kişisel sınırlardan, ilişkilerimizde kendimizi daha güvende ve rahat hissetmek için belirlediğimiz sınırlardan bahsediyoruz. Yani sanılanın aksine, sınırlar insanların isteklerini, ihtiyaçlarını, varoluş ve ifade biçimlerini zedeleyen şeyler olmak zorunda değil. Bu sınırlar, insanın kendisini, partnerini, özgürlük alanını ya da hissettiği duyguları baskılamak, kısıtlamak için yok. Sınırlar daha güvenli, keyifli, haz dolu ve saygılı ilişkiler için var. Bizi bir şeyin dışında bırakan, ötesine iten değil, istediğimiz ve kendimiz gibi var olmamızı sağlayan çizgiler.

Sınırlarımız bizim miydi?

Hepimiz dünyaya bize özgün bedenlerle geliriz; içinde büyüdüğümüz çevrelerin değerleri, bizi şekillendiren kültürler, dinler, normlar, edindiğimiz bilgi ve deneyimler de bir o kadar bize özeldir. Sonuçta hepimiz çeşitli isteklere, ihtiyaçlara ve sınırlara sahip insanlar oluruz. Sınırlar bazılarında A noktasına, bazılarında B noktasına çizilir, bazılarının sınırları mor renklidir, bazılarınınki yeşil. Sınırlar, yapabileceklerimiz ve yapamayacaklarımız, istediklerimiz ve istemediklerimiz ile alakalıdır ve herkeste çok çeşitlidir. Sınırlar esneyebilir, sıkılaşabilir, çoğalabilir, renk değiştirip yok olabilir.

Sınır, o sen misin?

Peki senin bazen ilişkilerinde ne istediğini, neyi yapmaya hazır ve meraklı olduğunu bilmediğin zamanlar oluyor mu?

Bu çok normal. Bazen, bazı yerlerde ya da bazı insanlarla birlikteyken sınırlarının neler olduğunu anlamak ya da sınır belirlemek zor olabilir. Bazen hoşlandığın biri, hoşlanmadığın bir şey yaptığında buna “hayır” demek korkutucu gelebilir; “anın büyüsünü bozan”, “tat kaçıran”, “oyun bozan” partner olmak istemezsin. İçten içe hissedersin o davranıştan, sözden, durumdan haz almadığını ama ses etmezsin bazen, görmezden gelirsin. Belki bir tanıdığının görmesinden çekindiğinden dışarıda el ele tutuşmak istemiyorsundur, ama üzülür diye düşünür çekmezsin elini. İlk cinsel ilişkini henüz yaşamaya hazır hissetmiyorsundur, ama söylemekten çekinir, “nasılsa bir gün hazır hissetmeyecek miyim” diye ikna edersin kendini. Aşkını, sevgini ya da ilgini kanıtlamak için “her şeyi” kabul etmen, risk alman ve konfor alanından çıkman gerektiği düşüncesi zorlar seni, içinde bir şeylerin doğru olmadığını hissedersin. 

Kendine değil, ona hayır demek

Bazen “hayır" birine, bazen de bir davranışadır. Bazen de kendimizi belli bir ortamdan ayrıştırma, değerlerimizi kendimize hatırlatma biçimimizdir. 

Bazen de “hayır”, bir davranışa “hayır” demektir, bir insana değil. Sınırlarımızı ifade etmek, karşılıklı beklentilerimizin neler olduğunu anlamaya yardımcı olur. Beklentilerimizin çeşitli olması, bizi biz yapan her şeyde olduğu gibi olağandır! Sınırlara saygı duymak ise güvenli ilişkilerin olmazsa olmazıdır. 

Bununla birlikte sınırlar asla değişmeyecek, bir kere çizildiğinde ömür boyu kalacak katı duvarlar değildirler. Büyüdükçe, yeni şeyler öğrendikçe, yeni insanlar tanıdıkça hayata bakışımız, isteklerimiz ve değerlerimiz de değişebilir. Bunun neticesinde bugün A noktasına çizdiğimiz sınırlar bir gün B noktasına yaklaşabilir. Önemli olan bu değişimin başka insanların ihtiyaç ve isteklerine göre değil, kendininkilere göre olmasıdır. Kendin için en iyi olanı yine en iyi sen bilirsin. Nasıl daha rahat ve güvende hissedeceksen sınırlarını da o şekilde güncelleyebilirsin. Mesela bugün tek eşli bir ilişkide olmaya ihtiyacın vardır, bir gün çok eşli bir ilişkide olmayı denemek isteyebilirsin. Denediğinde sevebilir ya da sevmeyebilir ve sınırlarını tekrar eski haline getirmek isteyebilirsin. Sınırlar sen istediğin sürece esnek, değişken, ve bazen de köklü ve sonsuza kadardır.

Kişisel sınırlara ve kişisel sınırlara saygı duymaya ihtiyacımız var; çünkü sınırsızlık, sınırları zorlamak, sınırlarını sorgulamak veya ihlal etmek özgürlükle, cesaretle ve aşkla ilgili değil. İlişkilerimizde birine bir şeyleri kanıtlamaya değil, güvende ve rahat hissetmeye ihtiyacımız var. Sınır ihlali flört etmenin bir yöntemi değil, bir flört şiddeti olabilir.

Sağlıklı ilişkiler, kişisel sınırlar, flört şiddeti ve ilişkilerle ilgili birçok konuda bilgi almak ve mevcut bilgini test etmek için tabukamu.com’u ziyaret edebilirsin.

Hikâyeyi paylaşmak için:
🌛Dün Gece🌜

Dün Gece no. 2

Dün Gece neler olmuş?

Dün Gece'nin ikinci sayısına hoş geldiniz. 

Arzu ve korkularımızın paylaşılarak sindirilebileceğine olan inancımızın, amansızca aradığımız birliktelik hissinin hazine avı başlıyor.

Uyarı: Seri boyunca şiddet ve taciz unsurları içeren hikâyeler yer alabilir. Hassasiyet taşıyan okurların dikkatli olması önerilir. 

Sevgiler, 

Z.


1

Yer: Güzel mi güzel, tam da bir date için ‘buyurun gelin’ diye seni kendine çeken bir kafe

Yaş: 26

Dershaneden arkadaşım olan C Bey ile yıllar yıllar sonra Instagram üzerinden ortak paydada buluşup konuşmaya başlıyoruz. Sohbetimiz aşırı güzel ve komik devam ediyor ve artık buluşmaya karar veriyoruz. Beni almasını istememiş olmama rağmen (buluşmaya kendim gelirim diye çok direndim), o yarı lüks arabasıyla geliyor ve mekâna geçiyoruz. Sohbete başlar başlamaz daha önce ne böyle bir arkadaşım olmuş diyorum, ne de flört ettiğim diğer kişilere benzeyen bir yanı var diyorum. Yaşadıkları ve maddi gücünden dolayı benden bir iki kumaş üstte diye düşünüyorum sürekli, çok da konuşmuyorum zaten. Onu dinlemek, gözlemlemek istiyorum. Aslında karşılıklı bir beğenme de oluyor ama ben direkt ‘olmaz abi’, ‘çok bir ortak noktamız yok’ demeye ve kafamda kurmaya başlıyorum. Arkadaşım anlattıkça anlatıyor, ben sürekli onun anılarını dinlemek durumunda kalıyorum, artık daral geliyor, bir anda ‘hadi kalkalım’ diyorum ve kalkıyoruz.

Eve gidince gerçekten kendimi aşırı yeteriz hissediyorum ve moralim bozuluyor. Neden benim hayatımda böyle güzellikler olmadı diye canım sıkılıyor. Arkadaşıma da bu his geçmiş olacak ki, ‘sen beni beğenmedin herhâlde, beni bir daha görmek istemiyorsun sanırım’ diyor. Uzun lafın kısası, date’i kafamda deli saçması şeyler kurarak, kendimi öyle görerek, konuşmalarda bu şekilde hissederek geçirmeseydim belki sonu böyle olmayacaktı. Düşündüğümden güzel bir flört dönemimiz olabilirdi. Yani hemen ileriyi çok düşünüp kasmamak lazımmış. Sırf insanların yaşam tarzı seninkine benzemiyor, farklısınız diye ayrışacağınız anlamına da gelmiyor bence demeye başladım. Bu dersi alarak yola devam ediyorum.


2

Yer: Prag, 2019 yılbaşı

Yaş: 24

Erasmus ile tanışan ve daha sonra yolları ayrılan 3 kadın arkadaştık biz. İspanya'da Erasmus yaparken Noel döneminde Kuzey Avrupa'yı gezmek istedik. Yolculuğun duraklarından biri de Prag'dı. Şehir bizi etkiledi, içine çekti resmen. Orada iki gün kalmayı planlamıştık fakat ekonomik sebepler sağ olsun, kurdu, burs yetmemesiydi derken sadece bir gece kalacak yer ayarladık. 2019'a Prag'da gireceğimiz için mutluyduk. Charles Köprüsü'nde müthiş bir görsel şölenle karşıladık yeni seneyi. O gece de mekânlar sabaha kadar açık olacağı için bir yerlere girer, sabahlarız dedik.

Gecenin ilerleyen saatlerinde bir caddeden geçerken bir kadın, arkadaşlarımdan birine şaplak attı. Şok olduk. Hâliyle korktuk da. Böyle durumlarda nedense aşırı sakin olurum. Pek önemsemedim, bir süre sonra güldük geçtik ama gecenin tek olayı bu olmadı ne yazık ki. Birbirimize tutunarak, bir yandan soğuktan bir yandan da tacizden korumak için yürüyorduk. 3 kişilik bir erkek grubu laf atmaya başladı. Hem sinir olduk hem de korktuk. Neyse ki geceyi atlatıp sabaha çıkabildik. Bir de Amsterdam garında otobüsü kaçırdığımız için gecelemek zorunda kalmıştık. Orada yediğim soğuğu unutmam mümkün değil. Şu an Ankara'dayım ama meşhur Ankara soğuğunu bile geçer orası.


3

Yer: Pilav Station

Yaş: O zaman neredeyse 20 idim

2021 yazı. Bir arkadaşımla eyleme gidiyoruz. Sonrasında onun başka arkadaşlarıyla birlikte Kadıköy’de nereye otursak diye düşünürken bir şekilde Pilav Station’da yemek yemeye başlıyoruz (nohut pilav veya tavuk pilav, hatırlamıyorum). Ben meraklı biriyim. Belki de flörtöz biriyimdir, bilmiyorum. Ama gözüm etrafa bakmayı, insanları gözlemlemeyi çok seviyor. Her bakışın da bi anlamı olmayabilir ayrıca. Pilavımı yerken (körili de olabilir?), karşımda yeni tanıştığım kadınla klasik ‘ne okuyorsun, ha ha ho ho’ konuşmalarını icra ederken, çapraz masamızda yanında annesi gibi görünen biriyle yemek yiyen bir çocuğa bakıyorum arada. Onu beğendim mi bilmiyorum bile. Sonra kalkıp yandaki kafeye oturuyoruz. Birkaç saat geçiyor, oralet içiyoruz, saçma sapan başka şeyler yiyoruz ve bazılarımız baca gibi sigara içiyor. Az önce gördüğüm çocuk gelip ‘Merhaba, biz Pilav Station’da tanışmıştık, Instagram'ın var mı?’ diyor. Kızarıyorum ve aklıma ilk gelen defansif cevap ‘Instagram kullanmıyorum’ oluyor.

Üzücü. Mü? Bilmiyorum, birini beğenip beğenmediğime böylesine bir hızda nasıl karar verebilirim zaten? Pişman değilim. Fakat bende fırsatları çöpe atıyor olduğum korkusu var. Aynı zamanda da herhangi bir romantik şeyin gerçek hayatta olması beni hem korkutuyor, hem heyecanlandırıyor. Galiba durumlara ve insanlara duyduğum güven ve açıklık biraz da içinde bulunduğum şehirle şekilleniyor.

Mesela geçtiğimiz hafta İskoçya’da bir kütüphanenin dışında gelip benimle konuşan adama karşı bu kadar defansif değildim, hatta kahve içmeye bile gittik. Ertesi sabah beni 9’da arayınca (ve bir önceki akşam evime gelme konusunu üsteleyince) korkup ‘noluyor ya’ diye kendisiyle konuşmak istemediğimi söyledim mesajla. Beni iyi hissettirmeyen hiçbir şeyi yapmak zorunda değilim ama bazı durumlarda sebep sadece karşımdaki değil, kendi içimdeki bi' şeyler de olabiliyor.


20’liğin anonim flört ve aşk anıları köşesi Dün Gece’de gündüz görünmezliği ve gece anonimliğinin alan açtığı, çeşitli dil, renk ve şekillerde tezahür eden küçüklü, büyüklü aşk ve drama anekdotlarınızı toparlamak için kolları sıvadık. Hikâyelerinizi bekliyoruz! Buradan paylaşabilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:
İlişkiler ve tanımlar

Onay, Güven, İlişkiler ve Sinsi Kavramlar

Onay vermek ya da vermemek, güvenli hissetmek ya da hissetmemek, işte bütün mesele bu.

İstediğin her şeyi karşındakiyle konuşabileceğini ve uzlaşamasan bile anlaşılabileceğini bilmek nasıl bir duygu?

Tanıdık bir his mi?

Yoksa hayalini kurduğun ama henüz tatmadığın bir şey mi?

Peki bu duyguyu partnerin için de hissediyor musun? 

Kafanda ufacık bir soru işareti bile oluştuysa, seni şöyle alayım.. 

Çevremdekilerle ilişkiler üzerine konuşurken ortada bir sorun varsa hep “Peki bunu onunla konuşmayı denedin mi?” sorusunu sorarım. Genelde aldığım cevaplar ise şöyle: Konuşmadım, konuşamam, konuşursam ilişkimiz biter, konuşsam da anlamaz, konuştum ama hiçbir şey değişmedi vs… 

Yaşanılan olaylar her ne kadar farklı olsa da cevapların bu denli ortaklaşıyor olmasının altında önemli sebepler yatıyor. 

Halen birçok insan şiddetin sadece fiziksel olabileceğini düşünüyor. Bu yüzden “Şiddetsiz bir ilişkide misin?” sorusuna evet cevabını veriyor. Ancak şiddetin onlarca çeşidi var ve büyük bir çoğunluğu fiziksel değil. Daha da önemlisi, şiddet çok sinsi bir olgu. Çok basit hamlelerle, sözlerle başlıyor ve katlanarak büyüyor. Eğer ki fark edilmez ve şiddet döngüsünden çıkılmazsa güvenli olmayan ilişkiler sürmeye devam ediyor. Bu o kadar sinsi bir durum ki, güvenli olmayan ilişkiler devam ettiği gibi, kişiler de bu sorunlara çeşitli kılıflar uyduruyor: Seviyor ki kıskanıyor, aslında pamuk gibidir ama damarına basmayacaksın, beni üzmemek için yalan söyledi...

Yaşadığınız ilişkinin güvenli olup olmadığını anlamak aslında kolay. Birlikte karar verilebilen, eşit konumda duran, birbirine saygı duyan, sınırları olan ve bu sınırlara saygı duyulan, istenildiği zaman ilişkiyi sonlandırabilme özgürlüğünü hisseden ilişkiler güvenli ilişkiler olarak tanımlanabilir. Siz de bu tanıma bakarak ilişkinizin güvenli olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Ama bu noktada da yine sinsi bir kavramla daha karşılaşıyoruz: Rıza inşası ve manipülasyonlar

Rıza, özgür iradeyle kişinin herhangi bir söz, eylem ya da davranışı onaylaması olarak tanımlanabilir. Rızanın en önemli özellikleri ise “tek sefere mahsus” olması ve “açık/net” olmasıdır. Bu yüzden sizin daha önce bir şeye onay vermeniz bunu sürekli kabul ettiğiniz anlamına gelmez ve söyledikleriniz/davranışlarınız açık ve net bir şekilde onay değilse bu da rıza gösterdiğiniz anlamına gelmez. Rıza inşası ise aslında kişinin rızası olmayan cinsel eylemlerde; manipülasyon, ısrar, yalan söyleme gibi yöntemlerle “hayır”ın “evet”e çevrilmesi. Bu eylemler fiziksel zorlama içermediği takdirde rıza inşası içerisinde tanımlanıyor. Rızanın tek seferlik, açık, net bir onay olması gerekirken, “hayır”ın “evet”e zorla çevrilmesi rızanın yokluğuna en büyük işaret.

Aslında konu bu kadar basitken neden dallanıp budaklanıyor diye sorabilirsiniz. Sebepleri çok fazla ama bu sebeplerden önemli bir tanesi: Mağdur suçlayıcılık. Sürekli olarak gündelik yaşama dair duyumlar hatta ön yargılar ediniyoruz. Bu durum da gösteriyor ki şiddeti uygulayanın yaptığından ziyade şiddete maruz kalanın “sözde rızası” sebebiyle yaşadıklarını hak etmiş olduğuna dair bir bakış açısı hakim. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği kalıp yargıları sebebiyle bu o kadar içimize işlemiş bir durum ki, sorunu hep kendimizde arıyoruz. “Bana istemediğim cinsel içerikli mesajları gönderdi ama neticede ben de 2 haftadır sürekli mesajlaşıyorum, bu cesareti ben vermiş olabilirim.”, “Şimdi sevişmek istemiyorum ama ilk başta onu ben öpmüştüm şimdi nasıl istemediğimi söyleyebilirim ki?”, “Beni çok seviyor ve kıskanıyor, anlatsam da anlamayacak çünkü aşktan gözü kör olmuş, bu yüzden kendimi anlatmaya çalışmaktansa dediklerine riayet edeyim” gibi cümlelerin kaynağı aslında hep aynı. 

Tüm bu kavramlardan söz ettikten sonra kendinizi “İlişkim güvenli mi?” diye sorgulamış olabilirsiniz. Amasız bir şekilde “EVET!” cevabını verebiliyorsanız, harika. Ama ufacık bir soru işaretiniz bile varsa, şüphe duyduğunuz, rahatsız olduğunuz, iyi hissetmediğiniz konularda partnerinizle konuşmak çok iyi bir başlangıç. Konuşamamayı düşünüyorsanız, ilişkiniz hakkında düşünmek de iyi bir başlangıç. Şöyle bir düşündünüz ve kararsız kaldıysanız, dönüp dönüp bakmanız için bir kısa rehberle bitirelim:

  • Partnerinizle ilişkiniz içerisinde eşit haklara ve konuma sahip olduğunuzu düşünüyor musunuz?
  • İyi hissetmediğiniz ya da partnerinizin iyi hissetmeyebileceği konularda iletişim kurmak sizin için ne kadar kolay?
  • İlişkinizde aslında istemediğiniz, hoşlanmadığınız, zarar gördüğünüz vb. herhangi bir işi, eylemi, durumu sürdürüyor musunuz?
  • Cinselliğe dair kararlarınızı açıkça söyleseniz bile partneriniz tarafından çeşitli söz ve eylemlerle kararınız değişiyor mu?
  • İlişkinizi istediğiniz zaman sonlandırabileceğinizi düşünüyor musunuz? 

Cevaplarınız hayırsa, güvenli bir ilişkiye sahip değilsiniz.

Rızanızın her zaman tek seferlik olduğunu, inşa edilmiş rızanın rıza olmadığını, şiddetin ve toplumsal cinsiyet kalıp algılarının çok sinsi bir şekilde hayatımıza girebildiğini ve en önemlisi ilişkiniz güvenli değilse ilişkinizi gözden geçirme vaktinin geldiğini hatırlamak gerek. 

Alkolün, giyimin, daha önceden verilmiş ama şimdi verilmemiş bir onayın, onay verilse de sonradan onayın var olmamasını hâlâ netleştiremediyseniz sizi tüm soru işaretlerinden kurtaracak videoyu da aşağıya bırakıyorum:

Hikâyeyi paylaşmak için:
20'lerde 20'lik

Çağımızın Vebası Ghosting: Gerçekten Veba mı? Yoksa Çaresi Var mı?

“Ne yaptım da bu sessizliği hak ettim?”

Bir süredir ne zaman kalabalık bir arkadaş grubuyla otursak, masaya yeni bir gönül ilişkisi ihtimalini yatırdığımız arkadaşımızın ağzından şu sözlerden biri çıkıyor: 'şerefsiz, ghostladı beni' veya 'ay, ben o çocuğu ghostlayacağım galiba kızlar.'

Birkaç yıl öncesine kadar hayatımızda olmayan ghosting kavramı, bir türlü Türkçeleştirilemese de varlığıyla hayatlarımızda büyük bir boşluğu doldurdu. 'Aramıyor, mesaj atmıyor' ifadelerinden daha derin bir anlamı var ghosting’in. Çevrimiçi kanallardan güzel güzel iletişim kurarken bir tarafın iletişimi bir anda bıçak gibi kesmesi demek. Tam olarak çevirecek olursak: Hayaletleme. Yani, bence ne güzel sohbet ediyorduk, hayal oldun, gidiyorsun.

Bunları söylemem bile gereksiz çünkü bu yazıyı okuyan herkes ghosting’in ne olduğunu gayet iyi biliyor. Hepimiz hayatımızın bir döneminde kâh ghost’layan, kâh ghost’lanan tarafta olduk. Bu yazıyı yazma sebebim ise sanırım biraz şeytanın avukatlığını yapmak. Bahsi geçtiğinde arkadaşlarıma sorduğum ve grubu her zaman ikiye bölen bir soruyu size de sormak istiyorum: Ghosting her zaman gerçekten bahsedildiği kadar kötü mü?

“Ne yaptım da bu sessizliği hak ettim?”

Okuduğum bir araştırmaya göre, günümüzde flörtlerin yarısı bir tarafın ghosting’e uğramasıyla sonlanıyormuş. Psikolog Dr. Jennice Vilhauer, “Why Ghosting Hurts So Much isimli makalesinde yaşadığımız duygusal bir acı ile fiziksel acının aynı nöral yol üzerinde olduğuna, yani ghosting sebebi ile uğrayacağımız acının tıpkı bir diş ağrısı gibi son derece gerçek olduğuna dikkat çekiyor. Ghosting’e uğrayan kişi karşı tarafın sessizliğini hak edecek bir şey yaptığını düşünmeye başlıyor ve kendi değerini sorguluyor. Sonrasında da suçu kendinde arıyor: 'Yeterince güzel değil miyim?' 'Yeterince esprili değil miyim?' 'Muhabbetim mi baydı?' 'Onu ilgimle çok mu boğdum?' 'Çok mu ilgisiz durdum?'

Bu noktada yıllar önce yaşadığım en yakıcı ghost’lanma deneyimim aklıma geliyor. Klasik hikâye: Çevrimiçi bir mecrada tanıştığım bir erkekle her şey çok yolunda gidiyordu. Bana olan ilgisinden emindim! Ama bir anda mesajlarıma geç cevap vermeye, sonra hiç cevap vermemeye, sonra da telefonlarıma çıkmamaya başladı. Günlerce ondan bir mesaj gelmesini sabırsızlıkla bekledim. Gelmedi. Ama benim bir cevaba, mümkünse bir kapanışa ihtiyacım vardı ve dayanamayıp hesap sormak için telefona sarıldım. Açmadı. Sonra bir kez daha. Yine açmadı! Bir kez daha. En sonunda telefonu açtı ve gülerek şöyle dedi: “Sen beni arayıp duracak mısın böyle?”

O an nasıl da karnıma yumruk yemiş gibi hissettiğimi hatırlıyorum. Yaşadığım gerçekten de fiziksel olanlar kadar yoğun bir acıydı. Hüngür hüngür ağlayarak en yakın arkadaşımı arayıp flört ettiğim kişinin ne kadar rezil, ne kadar iğrenç biri olduğunu, beni nasıl kandırdığını anlatmıştım. 

Bu bahsettiğim olayın üzerinden sanırım yedi yıl geçti. Geriye dönüp baktığımda bu olayla ilgili kendime ilk sorduğum soru şu: “Ayşe, gerçekten ondan o cevabı duymaya ihtiyacın var mıydı? Yoksa seninle iletişim kurmamayı tercih etmesi de aslında bir cevap mıydı?

Karşımızdaki kişi bize cevap vermiyorsa neden illa sözlü veya yazılı bir yanıt duymak istiyoruz? 

Yanıtsız bırakmak da bir cevap değil mi? Bu davranış, seninle ilgilenmiyorum, seninle konuşmak istemiyorum anlamına gelmiyor mu?  Geçen hafta, ghost’landığı için çok üzülen ve mutlaka flörtünden bir açıklama bekleyen arkadaşıma bunları söylediğimde, “Artık benimle ilgilenmiyorsa bile bunu yüzüme söylesin istiyorum” diye cevap vermişti. Peki, hoşlandığımız birinin yüzümüze karşı artık seninle ilgilenmiyorum demesini hazmetmek bize cevap vermemesini hazmetmekten daha mı kolay? 

Böyle akıl verir gibi konuştuğuma bakmayın. Yukarda bahsettiğim olayda ben de çok üzülmüş, kendimi feci yetersiz hissetmiştim. Mutlaka yanlış bir şey yapmış olmalıydım, belki de yeterince güzel değildim. Özgüvenim paramparça olmuş gibiydi. Ama yıllar sonra bugün kendime ikinci bir soruyu sorabiliyorum: “Özgüvenim alt tarafı birkaç haftadır tanıdığım birinin bir eylemiyle dağılacak kadar kırılgansa, burada asıl mesele benimle mi ilgili yoksa beni cevapsız bırakan o kişi ile mi?”  

Söylemek istediğim şu; evet, hoşlandığımız ve bizden hoşlandığını sandığımız birinin ortada hiçbir şey yokken mesajlarımıza dönmemesi korkunç. Bazen gerçekten canımızı çok fena yakıyor. Ama biri artık bizimle konuşmamayı seçti diye canımızın bu kadar yanması normal mi? Acaba tüm öfkemizi bizi ghost’layan tarafa kanalize etmek yerine bu enerjimizi kendimize yöneltmemiz mümkün mü? Yaralı yerlerimizi sarsak, kırıklarımızı aldırsak, kendimizi iyileştirsek ve bir başkasının ilgisine, sevgisine bu kadar muhtaç olmayacak hâle gelsek? Alt tarafı birkaç haftadır tanıdığımız biri mesajımıza cevap vermediğinde karalar bağlamak, suçu kendimizde aramak yerine aynanın karşısına geçip “Amaaaaaan, elimi sallasam ellisi” deyip kendimize öpücük atabilecek seviyeye gelsek, kendimizi O KADAR SEVEBİLSEK? Nasıl olurdu? 

Dijital flört şiddeti diye bir şey var ve gerçek. Lovebombing, ghosting, gaslighting… Bunları küçümsediğim sanılmasın. Sadece, ilişkilerin iki taraflı olduğunun altını çizmek istiyorum. Elbette ghostlayan kişinin bize niyetine dair bir açıklama yapması daha şık olurdu ancak ışık hızıyla akan günümüz dünyasında seri olarak yazıştığımız, yüzünü bile belki 1-2 kere gördüğümüz, gerçek bir ilişki içinde olmadığımız birine duygu ve düşüncelerimize dair uzun uzun açıklamalar yapmak istenmemesini de rahatlıkla anlayabiliyor ve empati kurabiliyorum. Biri bizimle artık konuşmamayı seçtiğinde bu kararı çoğunlukla bizimle ilgili değil, kendi hayatı ve kendi beklentileriyle ilgili oluyor. Birinin bizimle konuşmamayı seçmesi bizi daha az akıllı, daha az enteresan, daha az yeterli yapmıyor. O kişinin tercihleri bizim değerimizi belirlemiyor. Belirlemesine izin vermemeliyiz. 

Öz Sevgi ve Saygı

Yavaş yavaş 20’lerinin sonuna yaklaşan bir 20’lik olarak altını çizmek istediğim şey bu. Karşımızdakinin davranışlarını kontrol edemeyiz ama bu davranışlardan nasıl etkileneceğimizi kontrol edebilir; bu davranışlara maruz kalmaya devam edip etmeyeceğimizi seçebiliriz. Kararlarımızın sorumluluğunu alabiliriz. Anahtar sözcükler: öz sevgi ve öz saygı. Hiç kimseye ihtiyacımız yok ama bunlara çok ihtiyacımız var. Hayallerimizi süsleyen o harika, rüya gibi insan, her şey on numara giderken mesajlarımıza dönmemeye başladı diye üzülmek kolay. Gelin artık zor olanı yapalım. Bundan çok da etkilenmeyecek kadar güçlü birer birey olmanın yollarını arayalım. Bizi ghost’layan kişi için “pisliğin teki çıktı Rıza Baba,” deyip saçımızı savuralım ve önümüzdeki maçlara bakalım.  

Hikâyeyi paylaşmak için:
Bir Duyuru

Kadınlar konuşuyor, yazıyor, çiziyor, video çekiyor…

Meram tek: Eşit, Özgür, Şiddetsiz Bir Yaşamı İnşa Etmek. Verileni değil, daha fazlasını hemen, şimdi istiyoruz!

Uçan Süpürge bundan 21 yıl önce pek çok gerçeğin ortaya çıkmasını, görünür olmasını sağlayan, üstelik henüz “yurttaş gazeteciliği” yaşamımıza girmemişken “Yerel Kadın Muhabirler Ağı”nı kurmuştu. Şimdi yeniden, kadın hareketinin kazandığı ivmeye karşı saldırı altındaki haklarımızı düşünerek kadınlara sesleniyoruz: Haberciliğe toplumsal cinsiyet eşitliği merceğinden bakan, kadınların sesinin daha güçlü duyulabildiği ve kadın haberlerinin görünür olabildiği alternatif bir yeni medya için bir araya gelelim!

Amacımız, koordinasyonundan editörüne tasarımcısından sosyal medya yönetimine kadınların bir araya geldiği, güç birliği yaptığı, ilk adımları ufak tefek telifle, ortak bir e-gazeteyle ilerleyen, belki de ilk kadın haber kooperatifinin yaşama geçtiği bir örgütlü yapıya dönüşen, bağımsız, toplumsal cinsiyet eşitliği penceresinden habercilik yapan yeni medyayı yaşama geçirebilmek.

Yerel Kadın Muhabirler Ağı Katılımcılarımızdan Neler Bekliyoruz?

  • Kadın+ olmak.
  • Yerelden toplumsal cinsiyet temelli habercilik yapma konusunda ilgili olmak.
  • Ayda en az 1 haber göndermeyi kabul etmek.
  • Haftada 1 gün, toplamda 6 hafta sürecek eğitimlere katılmak.
  • Eğitimlerin yanı sıra proje toplantılarına katılmak.
  • Haftalık çevrimiçi toplantılara katılabilmek için gerekli imkâna ve bilgiye sahip olmak.
  • Eğitim materyalleri gönderimi ve haber akışı için drive ve mail konularında teknik bilgiye sahip olmak.

Başvurmak için buradaki başvuru formunu doldurabilirsiniz. 

Son Başvuru: 2 Ocak 2023, 23:59

Bilgi için: [email protected]

🍉Daha karpuz kesecektik🍉

❤️ Bu hafta aşk dedik, meşk dedik, fişek dedik. Ama en önemlisi rıza ve sınırlar dedik. Ghosting’den bahsettik. Soframıza tabukamu ekibi katıldı. Onları da burada görmek bizi çok mutlu etti.

🌶️ Bir daha burada da söyleyeyim: Geçtiğimiz hafta, Notes App sayımızda, Caner’in çizimlerinden bir hikâye ortaya çıktı. Bu görsellerden yola çıkarak bir hikâye yarışması başlattım. En yaratıcı kısa hikâyeye küçük bir ödül yollayacağım! Son tarih 31 Aralık! Cevaplarınızı [email protected] 'a bekliyorum.

🔴 Haftaya Aralık ayının son sayısı ile sizlerleyiz. Zaman nasıl geçiyor, değil mi? Seneyi harika bir şekilde kapıyoruz, hepinizi bu partiye bekliyorum!  

🟥 Çevrimiçi rakı soframız olan 20'liğin Instagram hesabını buradan takip edebilirsiniz. (Twitter, Linkedin). 

✨ O zaman haftaya aynı saatte diyelim mi? ✨

Şerefe!

💕 Yasmin 💕

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

YAZARLAR

20'lik

20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

smoothie

aşure

Tuğba Gökduman

Dün Gece

özgür irade

ghosting

gho

Ghosting

+8 more

İLGİLİ OKUMALAR

0%

;