aposto-logo
TR
TREN
Bağdan Al Haberi
Son Yudum

🍷Biyodinamik mi Organik mi?

Yeşil mi yeşil bağcılık çeşitleri

Merhaba! 

Organik bir aradan sonra organik bir sayı ile yine yeniden buradayım. 1 haftayı es geçtik, ufak bir mola verdik. Yeni ayda, ay da yeni tutulduğu sırada, kozmik güçleri yanıma ve de yazıma alarak başlıyorum! Bu sayıda kozmik bir takvim, kimyasallar, hiç de kimyasal olmayanlar var. Farklı bağcılık uygulamalarını didikliyoruz, detaylarda kaybolmadan sağdan sağdan ilerliyoruz. Üzümün ve şarabın yolculuğuna baktığımızda, yolculuk Mezopotamya’dan başlıyor. İnsanların yerleşik hayata geçip tarıma başlaması bağcılığın ilk sinyallerini veriyor. İlk tarım ürünleri buğday ve arpa gibi tahıllar iken; sonrasında sahneye üzüm çıkıyor, bağcılık uygulamaları başlıyor. Bu sayıda da farklı bağcılık uygulamalarını konuşacağız: konvansiyonel, sürdürülebilir, organik ve biyodinamik bağcılık. Yazı biraz uzun, lütfen benimle kal. Çünkü uzaktan pek gizemli görülen, çok da karıştırılan, üzerine de çokça konuşulan bu kavram ve uygulamaları tek tek anlayacağız. Bu sayıdan sonra okur sayısında organik bir büyüme bekliyorum, aman dikkat. Hazırsan başlayalım.

Dikkat! Bu yayın alkollü içeceklerden fermente üzüm suyu olan şaraptan bahsediyor. 18 yaşından küçük okurlara fermente olmayan üzüm suyu daha uygun olabilir.

Şerefe,

Selin

Bağdan Al Haberi

Bağcılık Çeşitleri

Biyodinamik mi organik mi?

Bağcılık Çeşitleri

Konvansiyonel Bağcılık

“Konvansiyonel bağcılık ekosistemleri öldürüyor!” diye bir başlık atmayacağım tabii ki. Ama şimdi burada üzerine düşüneceğim, düşünmemizi isteyeceğim. 

Bu yaklaşım dünyada pek geniş bir hacimde uygulanıyor. Zaten en büyük etkilerinden biri de üretim hacmi. İşçilik azalıyor, hacim artıyor. Nasıl oluyor? dersen ilk cevabım mekanizasyon olur. Sonra biraz kimyasallar, biraz sulama ve seleksiyon. 

Kimyasal kelimesinin duyunca şöyle bir ürküyoruz, aman! diyoruz sanki. Fakat bu kadar da korkmamalıyız, evet bir kimya mühendisi olarak konuşuyorum.👩🏻‍🔬 Bağcılıkta bağ zararlılarını ve hastalıkları kontrol etmek için zirai kimyasallar kullanılıyor. Aşağıda gördüğün yarı-tatlı illüstrasyon da bu püskürtmeyi anlatıyor. Buradan bir başlayalım, "kimyasal" kelimesinin işlevini anlayalım.

Konvansiyonel bağcılıkta “monokültür” kelimesi de karşımıza çıkıyor. Monokültür belirli bir alanda yalnızca bir tür mahsulün yetişmesi durumunu anlatıyor. Bağcılıkta da bağlar sıra araları sürülerek ve herbisitlerin püskürtülmesi ile yabancı otlardan ve bitkilerden ayrılıyor; ve asmalar monokültür hâlinde var olmaya devam ediyor.

Monokültür üzerine çokça düşünülen, artıları ve eksileri havada uçuşan bir uygulama. Üretim hacmi tarafından baktığında mekanizasyondan ötürü avantajlı. Aynı zamanda tek bir türe odaklı tarım uygulamaları yapıldığında o türün verimini artıran sonuçlar verebiliyor. Düşün ki tek bir türe odaklısın, sadece onu yetiştirmek üzerine sulamanı, ilaçlamanı kontrol ediyor; bağda olan biteni tek bir tür etrafında şekillendiriyorsun. Bu da hâliyle daha düşük maliyet ve daha yüksek hacim demek oluyor. 

FAKAT bağlacını büyük yazarak “fakat”ları sıralıyorum:

  • Herbisitlerin püskürtülmesi ile asma yabancı otlardan ve bitkilerden ayrılıyor. Ayrıca bağ zararlılarını ve hastalıkları kontrol etmek için zirai kimyasallar kullanılıyor. Burada toprağa, sonra yeraltı suyuna karışan kimyasallar çevreyi hâliyle kirletiyor.
  • Tek bir tür demek, o alanda eksik bir ekosistem demek; eksik bir ekosistem demek de daha az çeşitli besin kaynağı demek. Besin yoksa asma aç; asma açsa gübre ihtiyaç. Yani daha fazla gübre demek. 
  • Tek bir tür demek, olası bir hastalıkta bütün alanın hastalanması demek. 

Kafalar karışıyor. Yukarıda dedim ya hani: “Konvansiyonel bağcılık ekosistemleri öldürüyor!” diye bir başlık atmayacağım, tabii ki. Ama şimdi burada üzerine düşünüyorum, düşünelim istiyorum.

Sürdürülebilir Bağcılık 

Pek popüler bir kelime, hep dillerde. Kelimenin telaffuzunu daha da zorlaştırarak başlıyorum yazıya: “Sürdürülebilirleştirebildiklerimizden misiniz?”

Nedir bu sürdürülebilirlik? Birleşmiş Milletler tarafından 1987 yılında paylaşılan sürdürülebilirlik tanımı der ki “Bugünün ihtiyaçlarını, gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama kabiliyetinden ödün vermeden karşılamak.” Sürdürülebilirlik kavramını sadece çevresel etkilerden değil, ekonomik ve sosyal boyutlardan da düşünmemiz gerekiyor. Aslında bir bütün olarak yaşamı daimî kılıyor. Sürdürülebilir bağcılığın çevresel etkilerine biraz yaklaşırsak bitkisel çeşitlilik, doğal ekosistemler, atık yönetimi, kimyasal uygulamalar ve yaşam döngüleri gibi kavram ve kelimeler ile karşılaşıyoruz. Sürdürülebilir tarım uygulamaları ile aslında insanlar doğayı biraz dinliyor, onun döngülerini ve zamanlamalarını anlıyor ve işbirliği yapıyor. Yani konu burada doğanın zamanlaması ve insanın bu zamanlamayı anlaması.

Bir örnek ile kısaca anlatacak olursak; bağda potansiyel bir hastalık düşünelim. İnsan bu bağdaki asmaların ve bağ zararlılarının yaşam döngüleri hakkında, iklim koşulları ve hava durumu hakkında bilgi sahibi olduğunda bu potansiyel hastalığı öngörebilir. Ve bu hastalık gerçekleşmeden önlemini alabilir. Yani doğanın sesini dinleyerek doğru zamanda önlem veya aksiyon alabilir. Bu şekilde daha az uygulama yapar.

Sürdürülebilir bağcılıkta gerektiğinde kimyasal müdahaleler yapılır; yani kimyasallar hiç kullanılmıyor değil. Fakat doğayı dinleyerek ve takip ederek öngörüler yapılabilir ve konvansiyel bağcılığa göre daha az uygulamaya ihtiyaç duyulur. Bu da kullanılan kimyasalları azaltmak demek olur. Bu uygulamalar kimyasallar ile sınırlı değil tabii; fakat gözümüzde canlandırabilmek için bu örneği düşünebiliriz.

Organik Bağcılık

Biraz, yok yok baya geriye gidelim. 

Zirai kimyasallar kullanılmadan önce tarımda her şey organikti. Bu kadar basit aslında. Eskiden, çok eskiden dünyada sadece organik tarım vardı diyebiliriz. Sonra insanlar zirai kimyasalları kullanmaya başladı. Şimdi de geri dönmeye yönelik adımlar atılıyor; büyüklü küçüklü. 

Organik tarımda endüstriyel maddelerin kullanımı yasak. Bunları kimyasal gübre, herbisit ve pestisit örnekleri üzerinden düşünebiliriz. Endüstriyel maddelerin kullanımının toprağı besin açısından zayıflattığına ve erozyona sebep olduğuna dair olgular ve yorumlar var. Organik tarıma yönelimin ana sebepleri de bunlar zaten. 

Fakat burada şunu belirtmeliyim ki bu kimyasallar “aman!” dedirtmeyebilir. Bağdan üzüm almamıza, asmaları hastalıklardan korumamıza ve beslememize yardımcı oluyorlar sonuçta. Bitkiye ihtiyacı olanı veriyor. O yüzden onları kullanılmaması gereken, kaçınılması gereken bir araç gibi görmek pek de doğru olmayabilir. Zira konvansiyonel tarım yukarıda belirttiğim pek çok sebepten ötürü yaygın bir şekilde uygulanıyor. 

Fakat konvansiyonel tarımın organik tarımdan farkı –ve doğaya vermediği– içinde bulunduğu alanı korumaya, iyileştirmeye yönelik bir etkisi olmaması. Bütün bir ekosisteme baktığın zaman organik tarım daha duyarlı diyebiliriz. Nasıl? dersen, 

☘ Kompost kullanılıyor. Kompost bitki artıklarından yapılan gübre. Pek doğal, pek doğadan. Kompost uygulamasında besinler toprak ile daha yavaş iletişime geçiyor. Çünkü kompostta bu karışım bozunarak dönüşüyor. Bu da toprağın biyokütlesini artırıyor.

🌿Etrafta asma dışında başka bitkiler de yetişiyor, bu da biyoçeşitliliği getiriyor. Etrafta başka bitkiler de olduğunu düşün. Bağların arasında. Aslında sen burada bu bitkiler aracılığı ile toprağı bağlıyorsun gibi düşün; simbiyotik bir ilişki oluyor. Hâliyle toprakta erozyonu önlemeye yardımcı oluyor.

🐛 Toprakta yaşayan canlıları -misal solucanları- koruyarak bu alandaki toprak sağlığını iyileştiriyor. 

Başka uygulamalar ile de birlikte aslında toprak doğal yollar ile yaşamaya ve gelişmeye devam ediyor. 

Organik bağcılığın avantajlarını ve uygulamaların sonuçlarını uzun vadede değerlendirmek ve diğer uygulamalar ile kıyaslamak çok kolay değil. En iyi tarım organik tarım! diye bir yorum yapmak da doğru değil. Fakat sürecin doğal olduğu aşikâr.

Şimdi biraz zamanda yolculuk yapıyoruz. 1920’lerde de Rudolf Steiner kimyasalların girmediği, endüstriyelleşmeden hiç bahsetmediğimiz dünyaya dönüş için pek çok adım atmış. Yazının şimdiki kısmında -bence en enteresan kısmı- bunları didikliyoruz.

Biyodinamik Bağcılık

Biyodinamik tarımı organik tarımın daha felsefi, daha da çevreci, biraz da astronomik bir türü olarak düşünebiliriz. İşin içine tüm evren giriyor, aman dikkat. Toprak bütün evrenin bir parçası olarak görülüyor ve uygulamalar kozmik takvime göre yapılıyor. 

Biyodinamik tarımı hayatımıza Rudolf Steiner sokmuş. Rudolf der ki; tarım alanı bütün bir organizmadır. Burada fikir kendi kendine yetebilen bir varlık; kendi döngüsüne  doğal olmayan bir içerik ile müdahale edilmeyen bir ekosistem. Bu ekosistemi oluşturmak ve sürdürmek için de Rudolf tarafından hazırlanmış takvime ve reçetelere göre tarımsal uygulamalar yapılıyor. 

Birazdan okuyacakların biraz karmaşık gelebilir, ama lütfen benimle kal; sonunda kafanda bir resim oluşacak, Véraison sözü. 

Reçeteler 

Rudolf toprağı beslemek, hastalıklara karşı korumak ya da iyileştirmek, ve toprağı güçlendirmek için 9 adet reçete geliştirmiş. Bu reçeteler bitkisel ve hayvansal kaynaklı preparatlar. Çok da kafa karıştırmadan bunları doğal karışımlar olarak anabiliriz. 

Bu karışımlarda inek boynuzu, silika, civanperçemi, papatya, ısırgan otu, meşe kabuğu, karahindiba, kedi otu, bağırsak, geyik mesanesi gibi materyaller kullanılıyor. Ve bu materyaller ile hazırlanan reçeteler toprağa kompost şeklinde uygulanıyor.

Reçetelerin hazırlanması, içindeki materyalleri besin yönünden zenginleştirilmiş bir hâle getiriyor. Tabiri caizse dinamikleştiriyor. Ve bu materyallerin dinamikleştirilmiş hâlleri toprak için besin yönünden zengin bir etki yaratıyor. Bu durumu aslında “biyodinamik” kelimesi de anlatıyor. “Biyo”nun anlamı “hayat”. “Dinamik” kelimesinin anlamı “etkin”. "Dinamikleştirmek" de "dinamik duruma getirmek, etkin duruma getirmek" demek. Yani aslında bu reçeteler kullanılan materyallerin ve uygulamaların yardımı ile topraktaki hayatı daha etkin duruma getiriyor. 

Örneğin boynuz gübresi bu reçetelerin en bilinenlerinden. Diğer adıyla Preparat 500. Kısaca anlatmak istersek, ineğin gübresi boynuzlara dolduruluyor ve bağdaki toprağa gömülüyor. Ve 6 ay-1 sene arası toprakta kalıyor. Daha sonra toprak kazılıyor ve boynuzdan çıkartılan gübre suda saat yönünde, ve daha sonra ters yönde karıştırılıyor. Oluşan karışım daha sonra toprağa kompost olarak püskürtülüyor. Hayır, şaka yapmıyorum.

Diğer preparatlardan civanperçemi, papatya, ısırgan otu, meşe kabuğu, karahindiba, kedi otu genelde çeşitli hayvanların organlarına -mesela masene, bağırsak- doldurularak yine bağa gömülüyor. 6 ay-1 sene arası toprakta kalıyor. Evet, yine şaka yapmıyorum.

Her birinin toprağa farklı bir etkisi var. Uygulamalar yapılırken kozmik takvim takip ediliyor; ayın hareketleri esas alınıyor. Her bir işlemin hem akış, hem içerik hem de zamanlama açısından pek fazla detayı var; ama ben daha rahat anlayabilmemiz için olabildiğince sade şekilde anlatmaya çalışıyorum. Sonra bu detayı yazmamışsın, hani nerede zamanlar, vorteks etkileri falan demeyelim; aman dikkat.

Takvim 

Ay döngüleri 

Biyodinamik bağcılıkta başrolde ay var; ayın hareketleri pek çok uygulamanın takvimine dönüşüyor. Bitkilerin yaşam döngüsünde ayın döngülerine göre daha etkili günler, haftalar ve aylar var. Aslında burada ana fikir bitkilerin budama, gübreleme veya hasat gibi belirli dönemlerinin, ayın belirli fazlarında daha etkili olması ve daha iyi tepki vermesi gibi düşünebiliriz. Sanki bitkinin yaşam döngüsünü ayın döngüleri ile senkronize ediyormuşuz gibi düşünebiliriz. 

🌗 Örneğin ayın yükseldiği zaman yaz etkisi ortaya çıkıyor. Topraktaki özsu yükseliyor. Bu dönem aşılama için uygun bir dönem ama budama için uygun bir dönem değil. 

🌗 Ya da ayın alçaldığı zaman kış etkisi ortaya çıkıyor. Besinler köklerde; bu dönem de dikim yapmak veya budamak için uygun bir dönem oluyor. 

Astronomik Zodyak (Burçlar Kuşağı) 

Ay takvimi günleri 4 gruba ayırıyor: çiçek, meyve, yaprak ve kök. Bu 4 grubu da hava, ateş, su ve toprak olarak 4 element gibi düşünelim. 

Biyodinamik bağcılık uygulamaları bu grup ve elementlerin özelliklerine göre planlanıyor. 

🌺 Çiçek günleri ayın hava elementinde olduğu günler: İkizler, Terazi, Kova. 

🍇 Meyve günleri ayın ateş elementinde olduğu günler: Koç, Aslan, Yay. 

🌿 Yaprak günleri ayın su elementinde olduğu günler: Akrep, Yengeç, Balık. 

🥔 Kök günleri ayın toprak elementinde olduğu günler: Boğa, Başak, Oğlak.

Örneğin meyveleri hasat etmek için en uygun zaman meyve günleri, yani ayın ateş elementinde olduğu günler. Ya da yeni fide ekmek için en uygun günler kök günleri gibi planlanıyor. 

Anlayacağın biyodinamik tarım uygulamaları biraz felsefi, çokça çevreci, biraz da astronomik bir tür. Ama bir konudan uyarmak istiyorum; bu uygulamalar bize hiçbir zaman iyi bir şarap üretme ve içme garantisi vermiyor, aman dikkat. Her bir bağcılık türünün kendine özgü avantaj ve dezavantajları var. Fakat bu o şarabın daha kaliteli, lezzetli ya da hatasız olduğuna dair bir bilgi vermiyor. Biyodinamik şarap üretmek en iyi şarabı üretmek değil, aman dikkat. 

Organik ve biyodinamik tarım uygulamaları aslında doğal bir organizmanın çalışması için yapılan uygulamalar. Dışardan müdahale olmadan, kendi içinde, kendi akışında, kendi döngüsünde. Sağda solda çiçekler böcekler, yukarıda aşağıda keçiler inekler.

🐐

Hikâyeyi paylaşmak için:
Son Yudum

Yeşil mi yeşil bağlarda dolandık, yeni kavramlar ile tanıştık. Artık biyodinamik dendiğinde gözünde bir boynuz bir de ay canlanacak sanırım. 

Bu sayıdaki tüm görseller Ester'in paletinden çıktı, sana kocaman bir şerefe!

Dolu bir kadeh, keyifli bir hafta diliyorum.

Şerefe 🍷

Selin

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

YAZARLAR

Veraison

Kadehindeki şarabı keşfederken, sonraki yudumu hayal eden bir şarap yayını. Şarabın sadece beyaz örtülü masalarda içilmediğine inanıyor, her sofrada yer arıyor. Her hafta duyusal deneyim rotaları çizmek için e-posta kutunda!

İLGİLİ BAŞLIKLAR

asma

monokültür

Bağ

Monokültür

biyodinamik

İLGİLİ OKUMALAR

0%

;