23 Nisan'ı dünyaya tanıtan gazeteci: İffet Aslan

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Anneniz gazeteci İffet Aslan’ın kısa hayat hikayesiyle başlayalım mı?
Öncelikle anneannemden başlamak isterim çünkü annem Varna doğumlu, Türkiye'ye 8 yaşında geliyor. Bulgaristan’daki Türklerin göçü sırasında dul bir hanım olan anneannem, iki küçük çocuğuyla Türkiye’ye gelerek İstanbul’a yerleşiyor. Çocuklarını tek başına büyütüyor ve okutuyor. Çocuklardan biri, annem, gazeteci; dayımsa avukat oluyor. Bir kadının 1930'lu yıllarda bütün bunları tek başına yapabilmesi bence büyük bir başarı. Amerikan Kız Koleji’nde okuyan annem 1943 yılında mezun olduktan sonra, British Council aracılığıyla Cambridge Üniversitesi’ne gitmeye teşebbüs ediyor ama 2. Dünya Savaşı sürmekte olduğundan İngiltere’ye gitmeyi beklerken önce İstanbul Hukuk Fakültesi'nde bir yıl okuyor.
İngiltere’ye varıp üniversiteye kaydını yaptırmak için başvurduğunda Latince kursu almış olması ön şartı koşuluyor. O tarihlerde London School of Economics (LSE) savaş nedeniyle, Londra'dan Cambridge’e, Cambridge Üniversitesi’nin kampüsüne taşınmış. Annem bunu duyunca, Latince derslerine devam ederken, London School of Economics’de dünyaca ünlü ekonomi profesörü Harold Laski’nin derslerine de dinleyici olarak katılıyor. Bu sırada LSE’nin Latince önkoşulu olmadığını öğrenen annem, Prof. Laski’nin ders anlatma üslubundan ve bilgisinden çok etkilenerek okul kaydının LSE’ye alınması için başvuruda bulunuyor. Böylelikle LSE’de okumaya başlayan annemin okul arkadaşları arasında Türkiye’nin büyük kıymetleri olan Bülent Ecevit ve Feza Gürsoy gibi isimler de var. 1946-1950 arasında LSE’ye devam eden annem, ekonomi ve politika alanlarından onur derecesiyle mezun oluyor ve mezuniyetinin ardından Türkiye’ye dönüyor.

Türkiye’ye döndüğünde hangi kurumlarda çalışmış? Hangi görevlerde bulunmuş?
Türkiye'ye döndüğünde ilk olarak Devlet Denetleme Kurulu’nda çalışmaya başlamış, daha sonra Devlet İstatistik Enstitüsü'nde de çalışmış. Bu kurumların kuruluş aşamasında çalışıyor, bu çok önemli. Devlet Denetleme Kurulu o sırada yeni kuruluyor. Annem orada organizatör olarak başlıyor ve millî gelirle ilgili bir konferans veriyor. Bu konferansı çok beğenildiği için millî gelir ve tediye hesaplarını kuracak komisyona üye olarak atanıyor ve ardından bu şubenin müdürlüğüne getiriliyor. Aynı zamanda da radyoda İktisat Köşesi diye bir yayın yapmaya başlıyor. Başbakanlık bunu çok beğenip programın devamını talep ediyor. Daha sonra Devlet Planlama Teşkilatı'nda çalışan annem, orada da kurumun ilk projesini hazırlamakla görevlendirilerek başbakanlık binasında görevini sürdürürken, gazeteciliğe ilgi duymaya başlıyor.
Kendi alanlarında iyi eğitim almış ve kendilerini geliştirmiş kişilerin bu kurum ve kuruluşlarda görev almış olması o zamanlar Türkiye'de liyakata ne kadar önem verildiğini de bize gösteriyor. İffet Aslan önce devlet kurumlarında görev alıp, yine zamanında kadınların oldukça az sayıda kabul gördüğü bir iş koluna, gazeteciliğe başlamış.
Gazetecilik kariyerindeki önemli çalışmaları nelerdi?
1 Ocak 1956’da Türk basınında tam görevli olarak Ulus Gazetesi'nde başlayan ve çoğunlukla köşe yazarı olarak devam eden gazetecilik hayatı, en sonunda Barış Gazetesi'nde noktalanıyor. Bu çalışmaları arasında en uzun süre Gerçek Peşinde bir ara da Arayışlar sütun başlıkları ile yayımlanmış yazılarını sayabiliriz. Haberci olarak ise yine 1956’da Time ve Life dergilerinin Türkiye muhabir yardımcılığı görevlerinde bulunuyor. Ayrıca İngiltere’nin News Chronicle gazetesinin Türkiye temsilciliğini üstlenmiş. 1957 yılından itibaren de 1966’da istifa ederek ayrılıncaya kadar Associated Press’in Ankara muhabirliğini yürütmüş.
Kanımca en büyük eseri 1967’de başlattığı Gerçek Arşiv Yayınları. Babamın da katkıda bulunduğu ve bugün dahi eşi benzeri olmayan bir yayın bu. Türkiye ve dünya ile ilgili her konuda, basına ya da yazım hayatına yansıyan gelişmeleri ve olayları toplu hâlde arşivleyen bir yayın bu. 12 bölümden oluşan bu arşiv yayınının Yurt Haberleri Arşivi, Dış Haberler Arşivi, Birleşmiş Milletler Görüşmeleri Kılavuzu, Resmi Gazete Yayınları Kılavuzu, Fikir Hareketleri Arşivi, Sanat Olayları gibi 12 bölümü bulunuyor. Bugün Ermeni sorununu bile göz önüne aldığımızda arşivlerin önemini yadsımak mümkün değildir. Ben şimdi bu kıymetli eseri dijital ortama aktarmak için çaba sarf etmekteyim.
Gazeteciliğin yanı sıra Türkçe, Türk kültürü ve Türk kimliği ile ilgili de çalışmalar yapmış. Yazılarında da gördüğüm kadarıyla Öz Türkçe kullanmaya da çok özen gösteriyor. Örneğin teknoloji yerine "yapım bilim" kelimesini tercih ediyor. Bu alanlardaki önemli çalışmalarına birkaç örnek verebilir misiniz?
Örneğin, “Türklüğün ruhsatı Türkçedir” diye bir yazısı var, bu benim çok beğendiğim bir saptama ve bence annemin atasözü olabilecek bir sözü. Bir başka örnek olarak, “Dilinizi kaybederseniz kimliğinizi kaybedersiniz” derdi annem. Türkiye Türkçesi ile Türkî cumhuriyetlerdeki Türkçeyi karşılaştıran Tarih Boyu Türkçe Sözlüğü diye bir sözlük oluşturmaya çabalıyordu. Türk Dil Kurumu'na bu hayalleri gerçekleştirmek umuduyla mektuplar yazıyorduysa da bu çabası ne yazık ki sonuç vermedi. Bahsettiğiniz gibi yazılarında yabancı kaynaklı terimlerin Türkçe karşılıklarına yer verirdi ve bu karşılıkları da zaman zaman kendisi türetirdi.
İffet Aslan’ın Türkiye’nin dünyaya tanıtılmasında da önemli bir çalışması olmuş. 1979'da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu "Dünya Çocuk Yılı" ilan edilmiş etmiş. İffet Hanım da ülkemizde 23 Nisan 1920'den beri kutlanan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın uluslararası arenada bilinirliğinin artması için bazı çalışmalarda bulunmuş. Bunlar nelerdi?
Birleşmiş Milletler, bir Dünya Çocuk Günü olmadığını keşfedince 1979 yılında bu günü planlamak için bir komisyon kurmuş. Annem de enformasyon müdürü ve basın sözcüsü olarak görevlendirilmiş.
Bu çalışması sırasında annem 23 Nisan'ın dünyada “resmen kutlanan ve günümüze kadar resmen kutlanmayı sürdüren ilk ve tek çocuk bayramı olduğunu” saptıyor. Atatürk 23 Nisan'ı bir bayram günü olarak çocuklara armağan etmiş, o günden bugüne değin çocuklara böyle bir günü armağan etmeyi düşünen Atatürk'ten başka kimse olmamış. Bu nedenle, eğer dünyada bir çocuk günü olacaksa bunu hak eden en güzel gün 23 Nisan’dır. Annemin büyük çabası, 23 Nisan'ın Dünya Çocuk Günü olarak kabul ettirilmesi idi ve bu çabamız hâlâ sürmekte.
Annem ilk olarak 23 Nisan'ın Çocuk Günü kutlamaları sırasında yapılacakları planlıyor. Örneğin, Atatürk'ün “Bugünün çocuğu yarının büyüğüdür” deyiminin simgeleşmiş hâli olarak, çeşitli kurumlarda, çeşitli makamlara 23 Nisan günü makam koltuklarının çocuklara bırakılması şeklinde kutlamalar planlanıyor. 1979 ve takip eden yedi sene boyunca Birleşmiş Milletler bünyesinde de uygulanan bu çalışmalarda Birleşmis Milletler koltuklarına da çocuklar oturtuluyor.
O yıllarda TRT bünyesinde şenlikler düzenlendi ve dünyanın pek çok ülkesinden çocuklar Türkiye’ye davet edildi. Şimdi kocaman yetişkinler olan o çocuklar, Türkiye’de geçirdikleri o muhteşem haftayı hâlâ anılarında mutlulukla sakladıklarını söylüyor.

Annem konuyu yaymak amacıyla 23 Nisan Çocuk Bayramına Çağrı adlı bir de kitap yazdı. Kitabın bir yüzü, çocuklar için hikaye kitabı formatında yazıldı; diğer yüzünde ise 23 Nisan’ı Dünya Çocuk Günü olarak kabul ettirme yönünde verilen mücadeleyi adım adım anlatıyor. İlk çıktığında, sadece bir yüzü olan hikaye kitabı, New York'taki Türk Ata Okulu’na ulaştırılıyor. Oradaki öğretmen bu kitabı çok beğeniyor ve kitabı kullanarak bir kompozisyon yarışması açıyor. Bu yarışma için öğrencilerinden çocuk bayramına çağrı mektubu yazmalarını istiyor. Funda Karagöz ve Engin Üstündağ'ın birlikte yazdıkları bir mektup o kadar beğeniliyor ki davet mektubu olarak tüm dünya komitelerine gönderiliyor.
1980’de cunta ile iş başına gecen Kenan Evren ile hükümeti ise yabancı ülkelerin baskısıyla, 23 Nisan Çocuk Günü isminin başına Millî Egemenlik ifadesini ekletiyor. Birleşmiş Milletler’in buradaki amacı “o sizin milli bayramınız, neden tüm dünya kutlasın” savunmasına zemin oluşturmak. Beceriyorlar da... 23 Nisan hâlâ Dünya Çocuk Günü olarak resmen kutlanmıyor. Konu hakkında daha geniş bilgi için İffet Aslan’ın 23 Nisan Çocuk Bayramı'na Çağrı kitabına başvurulabilir.
Annemin 23 Nisan'ı dünyaya tanıtmak konusunda çok büyük katkısı olmuştur. Bu kutlamalar bizim büyük servetimiz. Bir gün tüm dünyada 23 Nisan'ın Dünya Çocuk Günü olarak ilan edildiğini görebilmek dileğiyle.
Dr. Aslıhan Turhan kimdir?
Dr. Aslıhan Turan 1958 yılında Ankara’da doğdu. Lise eğitimini TED Ankara Koleji’nde tamamladıktan sonra Hacettepe Üniversitesi’nde Biyoloji okudu. Gazi Üniversitesi’nde immunoloji ve Hacettepe Üniversitesi’nde moleküler biyoloji doktoralarını tamamladı. Bu iki kurumda da araştırma asistanı olarak çalıştı. Doktora çalışmalarını tamamladıktan sonra kariyerine Amerika'da devam etti ve Harvard Üniversitesi'nde 16 yıl çalıştıktan sonra özel sektöre geçti. İlaç geliştirme danışmanı olarak çalışmaktadır. Prof. Dr. Belkıs Menemencioğlu’nun kardeşi olan Aslıhan Turhan, gazeteci İffet Aslan ve Seyfettin Turhan’ın kızıdır.
Daha fazla bilgi için:
- 24 Kasım'da başlattığımız "Cumhuriyetin Aydınlanma Öncüleri" dizisinin ilk röportajında Prof. Dr. Selçuk Şirin cumhuriyetin eğitim vizyonunu, yurt dışına gönderilen öğrencileri ve dönüşlerinde Türkiye'nin her alanda büyük bir atılımlara imza atmasına nasıl yardımcı olduklarını anlatmıştı.
- Prof. Dr. Dursun Koçer'in hocası Nüzhet Gökdoğan'ın Türkiye'de astronomiye katkısını anlattığı röportaja buradan,
- Dr. Orhan Veli Özbayrak'ın "Türk Beşleri"ni anlattığı söyleşiye buradan,
- Dünyanın ilk doktoralı bilim tarihçisi Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı'nın hikayesine buradan,
- Bülent Eczacıbaşı'nın babası Nejat Eczacıbaşı'nı anlattığı röportaja buradan,
- Prof. Dr. Nilüfer Öndin'in Türkiye'nin ilk kadın heykeltıraşı Sabiha Bengütaş üzerine anlattıklarına buradan,
- Celal Şengör'ün Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın yapısını ortaya koyan jeoloji profesörü İhsan Ketin'i anlattığı söyleşiye buradan,
- Türkiye’de arkeoloji denildiğinde akla gelen ilk isimlerden Ekrem Akurgal'ın oğlu Ali Akurgal'dan dinlediğimiz hikayesine ise buradan ulaşabilirsiniz.
- Türkiye Cumhuriyeti'nin 17. başbakanı ve tıp profesörü Sadi Irmak'ın tıptan siyasete uzanan hayatını, kızı Prof. Dr. Yakut Irmak Özden ile konuştuğumuz söyleşiye buradan,
- 1933 yılında Alexander von Humboldt’un ilk bursiyerlerinden biri olarak eğitim almaya Almanya'ya giden ve savaş şartlarında doktora tezini tamamlayan Türkiye'nin ilk kadın arkeoloğu Jale İnan'ı öğrencisi Nezih Başgelen'den dinlediğimiz söyleşiye buradan,
- Erken Cumhuriyet resim sanatının başarılı temsilcisi Hale Asaf'ın hayatını ve Türk sanat tarihindeki yerini Prof. Dr. Nilüfer Öndin ile konuştuğumuz söyleşiye buradan ulaşabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
YAZARLAR

Ekin Altan (Cumhuriyetin Aydınlanma Öncüleri)
Cumhuriyetin Aydınlanma Öncüleri projesinden Ekin Altan.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.





