Dr. Goodwin ve Alageyikler Üzerinden Liderlik Hakkında Bir Çift Söz

Liderlik üzerinde o kadar yazılmış ve konuşulmuş bir konu ki klişeye düşmeden değinmek mayınlı bir tarlada gezmeye benziyor. Ama son günlerde okuyup izlediklerimiz bizi bu tarlanın tam ortasına getirdi, kaçış yok, klişeye düşmeden iki kelam etmeye çalışacağız.

Görsel: Hbo.com

Gündem bazen bazı şeyleri o kadar gözünüze sokuyor ki, sonunda kaçamıyor kucağına düşüyorsunuz. New Amsterdam dizisinde de öyle oldu. Kaçamayacağımızı anladığımızda bir bölüm izleyelim deyip, kendimizi ikinci sezonda bulduk. Dizinin yöneticilik ve kurum kültürü hakkında söylediklerini daha önce yazanlar oldu. Biz hastanenin tıbbi direktörü Dr. Max Goodwin’in liderlik tarzı üzerine bir şeyler söylemek isteriz. Dr. Goodwin’in alamet-i farikası çalışanlarına ve hastalarına her zaman ve sadece “sizin için ne yapabilirim?” diyerek yaklaşması ve yardımcı olmak için mümkün olan her şeyi yapması. Dr. Goodwin sorumluluğu altındaki herkese yardım etmeye çalışırken bizim zihnimizde yankılanan “servant leadership-hizmetkar liderlik” teorisi oldu: mesleki deformasyon.

Hizmetkar lider kavramını 1970’de Robert Greenleaf “Servant as a leader” adlı çalışmasında ortaya atmış ve şöyle anlatmış:

“Hizmetkar lider önce bir hizmetkardır… Her şey kişinin hizmet etmek istemesiyle başlar, önce hizmet etmek isteğiyle. Ardından bilinçli seçim kişiyi liderlik etme isteğine getirir.”

Gerçekten de en iyi ve en çok hizmet edeceğimiz yer liderlik değil midir?

Hayatımızdaki gerçek lider profillerine baktığımızda pek örneğini göremesek de Dr. Goodwin üzerinde konuşabiliriz. O, çalışanlarının mutlu ve sağlıklı olmadığı senaryoda işlerin de etkin ve verimli olamayacağının farkında. Çalışanlarına “ne istersiniz?” diye soruyor, “sorununuz var mı?” diye soruyor ve tahmin edin, duyacağı cevaplardan korkmuyor. Çalışanların iş-aile dengesine, fiziki ve psikolojik iyilik hallerine gerçekten değer veriyor ve daha da iyileştirmek için çaba gösteriyor. Üstelik aynı şeyleri kurumun en önemli paydaşı, yani hastalar için de yapıyor. Kurumu bir kar merkezi değil bir hizmet merkezi olarak tanımlıyor: öncelik hastalar için değer yaratmak, ve bu değer yaratılırken önüne çıkan kural ise kuralı, sistem ise sistemi değiştiriyor. Çünkü sistem, kural, kültür, çalışan, hepsi aslında o değeri yaratmak için var. Tüm bunları yaparken romantik bir körlükten de muzdarip değil: işin bir de finansal yanı var. Hastane para kazanamazsa kimseye hizmet edilemez. Olmadık durumlarda yarattığı çözümlere bakıyoruz: hem hastayı ve çalışanı yani kurumun en değerli paydaşlarını koruyor hem de bütçeyi. Ütopya mı? Bizce değil.

Ekranda bile olsa çalışanlarına baktığında insanı ve emeği gören gerçek bir hizmetkar lider ve her anlamda kapsayıcı bir kurum (çalışanlar arasında muhafazakar Müslüman da var, engelli de, eşcinsel de, bağımlı da) görmek insana ne kadar iyi geliyor. Herkesi tüm sıfatlar ve etiketlerden arınmış, sadece insan olarak görmeyi başarmak aslında çok da zor değil dedirtiyor insana. Güzel senaryo, iyi oyunculuk. Biz bu diziyi işletme öğrencilerimize izleteceğiz, iyi örneği gerçek yaşamda bulamasak da Netflix’de var.

Şimdi buradan alageyiklere bağlayacağız desek şaşırır mısınız? İnanın bağlayacağız.

Görsel: National Geographic Türkiye

Alageyikler kış aylarında, yazın yedikleri ile elde ettikleri vücut yağlarını kullanıp hayatta kalabilmek için vücut ısılarını düşürür ve metabolizmalarını yavaşlatırlar. Sürünün sıradan üyeleri fazla enerji harcamadan, az uyuyup çok az yiyerek metabolizmalarını yüzde altmış oranında daha az çalıştırır ve yağ rezervlerini tasarruflu kullanırlar. Ama sürü lideri için durum bambaşkadır. O, sürü dinlenirken ya da uyurken tehlikeleri takip etmek için sürekli tetikte olmalıdır. Bu tetikte olma hali kalp atışlarını hızlandırır ve metabolizması yavaşlayamaz; kışın bulunan az miktardaki besini tüketmekte lidere öncelik verilse de, yemek onun durumunu daha da kötüleştirir. Çünkü yediği yemeği sindirmesi için çok enerji harcaması gereklidir. Bu sebeplerle kış aylarında alageyik sürülerinde liderin hayatta kalma şansı çok azalır. Çoğu zaman yağ rezervleri yetmez ve açlıktan ölürler. Lider olmanın sorumlulukları ve getirdiği stres yaşam süresini kısaltır.

Biz de sanki uzun süren bir kış yaşıyoruz değil mi? Ekonomik kriz, pandemi ve diğer tüm zorluklar. Peki biz iş yerimizde diğer herkesin iyiliği için liderimizin hayatta kalma şansını azaltıyor muyuz? Yoksa gerekli tüm destek sistemlerine sahip miyiz? Lideri kaybetmeden de sürüyü kurtarabilir miyiz? Üzerinde düşünmeye değer.

NEREDE YAYIMLANDI?

JurnalJurnal

BÜLTEN SAYISI

İLGİLİ OKUMALAR