Üretim Kaydı
Aposto!’da bültenler, bilgi kategorizasyonunu ve hiyerarşisini daha sağlıklı kurabilmek için kanallara ayrılıyor ve her kanal, ele aldığı konunun “çatısı” işlevini görüyor. Aposto! yayıncılarından Esra Ece Kuleci, bülteninde ise çok daha renkli ve farklı bir kanal yapısı ve bülten kurgusuna gitmiş.
Sanatsal alanda pek çok farklı disiplinin üretim süreçlerine odaklanan ve buradaki hikâyelerden beslenen Üretim Kaydı, kanallarını üretim ve üreten kişiyle etkileşimin farklı periyotlarına bölüyor ve her bir anı ayrı ayrı işliyor. Kanallar, birbirinin üzerine inşa oluyor.
Örneğin, "Kayıt demeden önce” kanalında Ece, konuk ettiği sanatçının ilk eseriyle tanışma hikâyesinden bahsederken ilerleyen kanallarda sanatçı ve eserlerine dair detayları işliyor. Bültenin sonlarına doğru ise bu üretim sürecinden edindiği ve öğrendiği önemli noktaları derliyor. Böylece Üretim Kaydı, birbirinden ayrı kanallar yerine baştan aşağı bir yolculuğa dönüşüyor ve okuyucusuyla bir diyalog kuruyor.
Dilerseniz, kısaca Ece’yi tanıyalım.
Şu an profesyonel olarak bir şirkette çalışıyorsun. Tam zamanlı bir mesleğe sahip olarak bir yayın çıkarmak hakkında ne düşünüyorsun? Bu iki farklı alan hayatında nasıl konumlanıyor?
Klişe olacak ama biri benim için maddi, biri ise manevi kaynak diyebilirim. Üretim Kaydı’na ilk başladığımda çalışmıyordum. Başladıktan bir ay sonra ise çalışmaya başladım ve kendime “yapabilirim, beklememe gerek yok” dedim. Anlatmak istediğim de tam olarak buydu. Bunu doğrudan deneyimliyor olmak belki de üretenlere soracağım soruları da geliştirecektir dedim ve öyle de oldu.
İş hayatımın yanında bir yayın yapabiliyor olmak bana nefes aldırıyor. Üretim Kaydı benim için bir hobi ya da yan alan değil, kendim olabildiğim yer. Fiziksel olarak yorulduğumu görebiliyorum ama beynimin içindeki çenebaz insana bir alan açtığım için biraz daha rahat uyuyorum.
Daha önce sanatsal üretimle iç içe olan farklı yerlerde çalıştın ve şu an “üretmek” eylemi ve üretim süreci üzerine içerik oluşturuyorsun. Bu sürece olan ilgin ve bunun üzerine ortaya bir şeyler koyma tutkun nasıl gelişti?
Üretimin sürecine ilgim hep vardı; bu, başta romantik denilebilecek hayranlıkla karışık bir bakış açısıydı. Bir derginin okuduğum ilk kısmı künyesidir mesela. Rock'n Coke’u televizyondan izlerken bu sahneyi kim kuruyor, bu kadar insanı nasıl organize ediyorlar diye düşünürdüm. Üniversite okumak için İstanbul'a geldiğimde festivallerde çalışabileceğimi gördüm ve deneyimlemek istedim. Konser öncesi soundcheck dinlerken mutluluktan kendimden geçiyordum. Tişörtle prova alan sanatçının saatler sonra sahnede o muazzam performansına şahit olmak benim için büyük bir olaydı, bununla motive oluyordum.
Bu tutkum farklı sanatsal alanlarda üretim denemeleri yapmamı sağladı bu süreçlerde de üretimin zorlayıcı taraflarını doğrudan deneyimledim. Üretimin bu kadar meşakkatli olduğunu bilmek, üretim yaparken adım atmamı engelledi. Tüm bu zorlayıcı süreçleri üretime dönüştürecek enerjimi keşfetmem ise pandeminin ilk zamanlarında oldu. Üretemeyen insanlara bunun geçici bir süreç olduğunu hatırlatırken bir yandan da üretenlere üretim süreçlerine dair düşünmeye itecek o soruları sorabileceğim bir alan açabilmeliydim. Çektiğim eski fotoğraflarda gezinirken Üretim Kaydı’nın şu anki logosu haline gelen neon tabelayı çektiğim günü ve o zamanki üretime bakış açımı hatırladım. Bu kayıtların analog bant kayıtlarının bellek görevi gören yanını hatırlatacak bir tınısı olmalıydı, “Üretim Kaydı” ismi de böylelikle doğmuş oldu.
Üretim Kaydı ilk olarak bir podcast projesi olarak başlamıştı. Sesli bir içerik üretiminden yazılı bir formata geçiş süreci senin için nasıl oldu? Yazılarının ve bültenlerin kurgusunda ve karakterinde, sesli içeriğe göre neler değişti?
Evet, Üretim Kaydı önce sesli içerikle başladı çünkü evde olmanın üzerinden çok zaman geçmişti ve ben de çoğu insan gibi hem yazarken hem de okurken zorlanıyordum, o yüzden bu yolculuğa sesle bağ ve iletişim kurarak çıkma fikrini sevdim. Bunu bir bültene dönüşme fikri ise şuradan doğdu; Kayıtların bendeki demlenme süresini, bana kattıklarını dinleyenlerle paylaşma imkanım olmuyordu. Dinleyenlerin de sohbete katılasının geldiği noktalar oluyordu. Bir şekilde dinleyenlerle de iletişimde olabileceğim bir model arayışındaydım.
Başlangıçta bültenin dikey kanallarını neye göre oluşturacağımın fikri yoktu. Sesli içerikte konu nasıl kendi kendine akıyorsa ve soru soruyu doğuruyorsa, yazılı içerikte de o his olmalıydı.
İçeriklerimi bültenleştirerek yazılı olarak sunmak bana çok iyi geldi. Yazmanın tüm üretim pratikleriyle iç içe olduğunu düşünüyordum ve bu bülteni oluşturmak da yazının zihin haritası gören işlevini bana tekrar anımsattı.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Aposto! topluluğundan gelişmeler, öne çıkan hikâyeler, medya sektörüne ve entelektüel üretime dair perspektifleri bir araya getiren Community bülteninin ilk sayısına hoş geldiniz!
14 Nis 2021

İLGİLİ OKUMALAR


